Merkez Bankası, önceki gün piyasaya 2 milyar dolarla müdahale etti. Kur 2-3 kuruş düşüp, tekrar yükseldi. Dolar dün yine rekor kırdı. İddialara göre; satılan dolarları İngiliz fonlar toplayıp etkisizleştirdi.
Merkez Bankası'nın faizleri artırmaması, yerli yabancı faiz lobilerini çileden çıkartırken intikamlarını, dolara spekülatif ataklar yaparak almaya çalışıyorlar. Bu şekilde kurun yüksekte kalmasını sağlayan faizciler, Merkez Bankası'nı köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Günlerdir süren 'faiz artır' baskısına, Merkez Bankası'nın boyun eğmemesinden sonra, dolara dönük operasyonlar devam etti. Merkez Bankası, önceki gün dolar kurunun 2,30'lara kadar yükselmesi üzerine 2 yıl aradan sonra piyasaya doğrudan müdahale etti. 15 gün sonra açıklanacak olmasına rağmen satılan döviz miktarının 2 milyar doları bulduğu belirtiliyor. Dövize bu müdahale ilk anda etkili oldu ve kur 2,30'lardan 2,26'lara kadar geriledi fakat bu gerileme kısa sürdü. Kur tekrar yukarı doğru ivme kazanarak Perşembe gününü 2,28 lira seviyelerinden kapattı.
2006'DAKİ GİBİ İTHALAT PATLAR
Merkez Bankası'nın daha önceki döviz ihalelerinde de yüksek fiyatlar vererek etkisini azaltmak isteyen faiz lobilerinin, bu hamlelerine benzer bir atak da perşembe günü yaşandı. İddialara göre; Merkez Bankası'nın piyasaya sürdüğü doların büyük kısmını İngiliz merkezli fonlar aldı. Fiyatın düşmesini önlemeye çalışan bu fonların spekülatif ataklarının, hâlâ sürdüğü de belirtildi. Uzmanlar, 2006 yılında faizde yapılan 4 puanlık artışla kurun geçici olarak düştüğünü ama bu durumun da Türkiye'nin ithalatının patlaması olarak karşımıza çıktığını belirtti. Üretimin yavaşlaması ile ekonomi küçülürken, bu durum işsizlik olarak vatandaşın karşısına çıkıyor.
KUR YİNE HAREKETLİ
Dövizde dün de hareketli saatler yaşandı. Önceki gün 2,3050 liralık rekor seviyeye ulaşan dolar, dün güne 2,2940 liradan başladıktan sonra 2,33 lirayı görerek, yeni en yüksek seviyesine ulaştı. Euro da rekor kırdı. Gün sonu kapanışta dolar 2,3270 lira olurken, euro günü 3,1840 liradan tamamladı.
VATANDAŞ İLGİSİZ
Özellikle İngiliz gazetelerinde çıkan haberlerde, 'Türk vatandaşlarının dövize yöneldiği ve bu yüzden faiz artırmanın şart olduğu' tezi savunuluyordu. Oysa dövizi artıranın, spekülatif ataklar olduğu ortaya çıktı. Vatandaş dövizden uzak dururken, sadece borcu olanların alım yaptığı anlaşıldı. İstanbul Kapalıçarşı esnafı da dolara talep olmadığını belirtiyor. Doları, vatandaş değil spekülasyoncular topluyor.
ESNAF DURUMU ANLATTI
Halaç Döviz'den Haluk Mutlu, halktan çok ciddi bir seviyede dolar alım talebi olmadığını, daha çok borcu olanların, altından dolara dönenlerin rağbet gösterdiğini belirtti. Palalı Döviz'den Bahadır Er de halk tarafından, dolara şu anda önemli bir talep olmadığını söyledi. Ağaoğlu Döviz'den Mithat Ülgensoy, şu sıralar halkın az da olsa dövize talebi olduğunu, dolardaki yükselişten bu yana döviz bozduranların sayısının bir miktar arttığını, alımlarda ise sınırlı da olsa bir hareketlilik yaşandığını kaydetti. Üçel Döviz görevlisi Mehmet Akçaalan, döviz bozduranların sayısının daha fazla olduğunu anlatırken; Menekşe Döviz'den Erdem Erol, sadece ihtiyacı olanın döviz aldığını ifade etti.
Alıntı:
http://www.ajanshaber.com/haberler/ekonomi-haberleri/dolarda-ingiliz-oyunu/45337
25 Ocak 2014 Cumartesi
Para piyasalarında döviz rüzgârı sert esiyor
Global finansal krizle birlikte para piyasalarının en önemli aktörleri, ülkelerin ekonomi yönetimlerinden ziyade merkez bankaları oldu. Finans çevrelerinde kimse merkez bankası başkanı görevinde veya yönetiminde olmak istemiyor.
Merkez Bankası’nın, 14 Ocak Salı günkü Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında, piyasa beklentilerine ters yönde bir karar alarak Politika Faizi denilen haftalık faiz oranlarını değiştirmedi. Ek parasal sıkılaştırma kararı alındı. Söz konusu günlerde yoğun döviz satışı yapılacağı ve o günlerde günlük ortalama faiz oranının yüzde 9’lara yükselebileceği belirtildi.
Merkez Bankası, bankalar arası piyasada birkaç çeşit faiz oranı uyguluyor. Bankalar, Merkez Bankası’na para yatırmak isterse uygulanan yıllık bazda gecelik faiz oranı yüzde 3,50, bankalar Merkez Bankası’ndan para kullanmak isterlerse uygulanan gecelik faiz yüzde 7,75’ten hesaplanıyor. Bankalar birbirinden para kullanacak olursa gecelik faiz yüzde 6,75 olarak uygulanıyor. Bu faizlerin ortalaması yüzde 7,00 civarında oluşuyor. Bu durumda faiz hesaplamaları oldukça karışık bir görünüm sergiliyor. Bankalar ve finans sektörü bu kadar karışık faiz yapısı yerine daha sade bir faiz oranı yapısı istiyor. Merkez Bankası’nın yüzde 4,50 olarak uyguladığı politika faizinin çok öneminin kalmadığı söyleniyor. Yıllık enflasyonun yüzde 8’ler düzeyinde olması ve politika faizi ile enflasyon oranı arasında negatif bir getiri olduğundan, bankalar, politika faizinin ilk etapta 200 baz puan artırılmasını istiyor. Merkez Bankası da faiz artırımının ekonomiye daha fazla yük getireceğini savunarak, faiz artırmak yerine düşük büyüme riskini de alarak parasal sıklaştırma yöntemini tercih ediyor. Merkez Bankası’nın faiz artırımı, bankaların mevduat faizine, reel sektörün kullandığı kredi faizine, vatandaşın kullandığı konut, ihtiyaç ve kredi kartı faizlerine ve zincirleme olarak diğer faizlere yükseliş olarak yansıyacak. Sanayicinin kullandığı yüklü kredilerin faizi de yükseleceğinden, sanayi ürünlerinin üretim maliyetleri de artacak. Dolaylı olarak enflasyona da olumsuz yansıyacak.
Merkez Bankası, uzun süreden beri enflasyonu düşürücü ve dövizde fiyat istikrarını sağlayıcı para politikası uyguluyor. Bundan da taviz vermemek için, enflasyonda zaman zaman oluşan yükselişi ve dövizde fiyat istikrarsızlığının önüne geçmek için faiz artırmak yerine değişik enstrümanlar kullanarak parasal sıkılaştırmaya gidiyor. Merkez Bankası’nın PPK toplantısının ertesinde döviz fiyatları bir miktar geriledikten sonra perşembe sabahı bankalar arası piyasada hızla yükseldiği görüldü. Merkez Bankası, 2006, 2011 ve 2012 başında doğrudan döviz satışı yaparak döviz fiyatlarındaki oynaklığı önlemişti. Yine aynı yolu izleyerek aynı gün yaklaşık 3 milyar dolarlık doğrudan satışla dövize müdahale etti. Ayrıca ihale yöntemiyle de 400-200 ve 100 milyon dolar olmak üzere üç gün döviz sattı. Kaldıraçlı ve vadeli işlemlerde ay sonu döviz açık pozisyonlarının kapatılması eğilimi, siyasî ortamın oluşturduğu endişelerle de küçük ölçekli firmaların ay sonu döviz açık pozisyonlarını kapatma sürecini öne çekmiş olmaları dövize olan talebi artırıyor.
Diğer taraftan halkın döviz alım-satımında piyasalardan uzak durması ve turizm mevsiminin henüz başlamamış olması dövizde arz cephesini de sınırlıyor. Bu arada Merkez Bankası hafta içinde 27 ve 28 Ocak tarihinde ek sıkılaştırmaya gideceği ve yüklü döviz satacağını da açıkladı. Dün bankalararası piyasada dolar 2,3350 TL ve Euro 3,2030 TL ile yeni zirvelerine ulaştı. Dövizin ateşi müdahaleye rağmen düşmüş değil. Bankalar arası piyasa ile Merkez Bankası arasındaki restleşmenin nerede ve nasıl sonuçlanacağı belli değil. İş dünyası, karamsar değil ama tedirgin. Dövizde baş döndürücü fiyat değişimlerini gün boyu iletişim araçlarından izlemeye çalışıyor. Dövizde sert rüzgârlar da esmeye devam ediyor.
M. Ali Yıldırımtürk
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/ali-yildirimturk/para-piyasalarinda-doviz-ruzgari-sert-esiyor_2195498.html
Merkez Bankası’nın, 14 Ocak Salı günkü Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında, piyasa beklentilerine ters yönde bir karar alarak Politika Faizi denilen haftalık faiz oranlarını değiştirmedi. Ek parasal sıkılaştırma kararı alındı. Söz konusu günlerde yoğun döviz satışı yapılacağı ve o günlerde günlük ortalama faiz oranının yüzde 9’lara yükselebileceği belirtildi.
Merkez Bankası, bankalar arası piyasada birkaç çeşit faiz oranı uyguluyor. Bankalar, Merkez Bankası’na para yatırmak isterse uygulanan yıllık bazda gecelik faiz oranı yüzde 3,50, bankalar Merkez Bankası’ndan para kullanmak isterlerse uygulanan gecelik faiz yüzde 7,75’ten hesaplanıyor. Bankalar birbirinden para kullanacak olursa gecelik faiz yüzde 6,75 olarak uygulanıyor. Bu faizlerin ortalaması yüzde 7,00 civarında oluşuyor. Bu durumda faiz hesaplamaları oldukça karışık bir görünüm sergiliyor. Bankalar ve finans sektörü bu kadar karışık faiz yapısı yerine daha sade bir faiz oranı yapısı istiyor. Merkez Bankası’nın yüzde 4,50 olarak uyguladığı politika faizinin çok öneminin kalmadığı söyleniyor. Yıllık enflasyonun yüzde 8’ler düzeyinde olması ve politika faizi ile enflasyon oranı arasında negatif bir getiri olduğundan, bankalar, politika faizinin ilk etapta 200 baz puan artırılmasını istiyor. Merkez Bankası da faiz artırımının ekonomiye daha fazla yük getireceğini savunarak, faiz artırmak yerine düşük büyüme riskini de alarak parasal sıklaştırma yöntemini tercih ediyor. Merkez Bankası’nın faiz artırımı, bankaların mevduat faizine, reel sektörün kullandığı kredi faizine, vatandaşın kullandığı konut, ihtiyaç ve kredi kartı faizlerine ve zincirleme olarak diğer faizlere yükseliş olarak yansıyacak. Sanayicinin kullandığı yüklü kredilerin faizi de yükseleceğinden, sanayi ürünlerinin üretim maliyetleri de artacak. Dolaylı olarak enflasyona da olumsuz yansıyacak.
Merkez Bankası, uzun süreden beri enflasyonu düşürücü ve dövizde fiyat istikrarını sağlayıcı para politikası uyguluyor. Bundan da taviz vermemek için, enflasyonda zaman zaman oluşan yükselişi ve dövizde fiyat istikrarsızlığının önüne geçmek için faiz artırmak yerine değişik enstrümanlar kullanarak parasal sıkılaştırmaya gidiyor. Merkez Bankası’nın PPK toplantısının ertesinde döviz fiyatları bir miktar geriledikten sonra perşembe sabahı bankalar arası piyasada hızla yükseldiği görüldü. Merkez Bankası, 2006, 2011 ve 2012 başında doğrudan döviz satışı yaparak döviz fiyatlarındaki oynaklığı önlemişti. Yine aynı yolu izleyerek aynı gün yaklaşık 3 milyar dolarlık doğrudan satışla dövize müdahale etti. Ayrıca ihale yöntemiyle de 400-200 ve 100 milyon dolar olmak üzere üç gün döviz sattı. Kaldıraçlı ve vadeli işlemlerde ay sonu döviz açık pozisyonlarının kapatılması eğilimi, siyasî ortamın oluşturduğu endişelerle de küçük ölçekli firmaların ay sonu döviz açık pozisyonlarını kapatma sürecini öne çekmiş olmaları dövize olan talebi artırıyor.
Diğer taraftan halkın döviz alım-satımında piyasalardan uzak durması ve turizm mevsiminin henüz başlamamış olması dövizde arz cephesini de sınırlıyor. Bu arada Merkez Bankası hafta içinde 27 ve 28 Ocak tarihinde ek sıkılaştırmaya gideceği ve yüklü döviz satacağını da açıkladı. Dün bankalararası piyasada dolar 2,3350 TL ve Euro 3,2030 TL ile yeni zirvelerine ulaştı. Dövizin ateşi müdahaleye rağmen düşmüş değil. Bankalar arası piyasa ile Merkez Bankası arasındaki restleşmenin nerede ve nasıl sonuçlanacağı belli değil. İş dünyası, karamsar değil ama tedirgin. Dövizde baş döndürücü fiyat değişimlerini gün boyu iletişim araçlarından izlemeye çalışıyor. Dövizde sert rüzgârlar da esmeye devam ediyor.
M. Ali Yıldırımtürk
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/ali-yildirimturk/para-piyasalarinda-doviz-ruzgari-sert-esiyor_2195498.html
29 Aralık 2013 Pazar
Türkiye karıştırılıyor mu?
Türkiye, FED’in son tapering kararından zarar görmedi. Buna karşılık, son olaylar Türk ekonomisine önemli maliyet getiriyor.
Türk ekonomisinin son on yıldaki kazanımları ve kazandığı direnç, zararın büyümesini engelliyor. Ancak yine de dikkatli olunması gerekiyor.
2001’de Türkiye
Türk ekonomisi 2001 yılında resmen olmasa da fiilen iflas durumundaydı. TC Hazine’si, her 100 TL’lik vergi gelirine karşılık 94 TL borç faizi ödemek zorundaydı. Zira, her 100 TL’lik vergi gelirine karşılık 430 TL’lik brüt borcu vardı ülkemizin.
Bu durumda olan bir şirketi düşünün; her 100 TL’lik satış gelirinin 94 lirasını eski dönemden kalan borçlarının faizlerine harcıyor. O satışı yapabilmek için gerekli girdilerin satın alınması, makine, bina yatırımları, çalışanlarının ücretleri için sadece 10 TL’si kalıyor elinde. Dolayısıyla, varını yoğunu ipotek edip borçlanarak hayatiyetini devam ettirmeye çalışan, tefeci eline düşmüş bir şirket.
Türkiye Cumhuriyeti, 2001 yılında, vergi gelirlerinin yaklaşık üçte biri seviyesindeki vergi dışı gelirleriyle de memur maaşlarını ödeyebiliyordu. Dolayısıyla, ülkemiz, devlet bütçelerinin kalan tüm harcamalarını (okul, havaalanı, yol inşaatı ya da tamiri, Türk ordusunun ihtiyaçları, üniversite ve kamu Ar-Ge ihtiyaçları, afetlerle ilgili harcamaları, vb.) yeni borç alarak karşılamak durumundaydı. Dahası, gelirinin dört katı seviyesindeki borcunun ana parasının vadesi gelen kısımlarını da yine ancak borç alarak çevirebiliyordu.
Türk ekonomisi 2001 yılında, demiryolu, karayolu, havaalanı yapmayı düşünecek durumda değildi. En büyük mesele, bu ay içindeki harcamalarının gerektirdiği nakiti bir şekilde temin edebilmekti. Bunun için, yıl boyunca ortalama yüzde 75 seviyesindeki faizlerden borçlanmıştı. Hazine’nin bu borçlanmasının vadesi 49 gün; yani, bir buçuk aydı. Özel sektörün durumu, tabii çok daha kötüydü; teoride “risksiz” faiz saydığımız kamu borçlanması faizlerinin çok daha üzerinde ve daha da kısa vadelerde borçlanabiliyordu. Buna iflas demezseniz, bitkisel hayat (vegetation) da diyebilirsiniz.
Rahmetli Özal, Türkiye’yi ihracatla tanıştırmıştı; ancak 2000’li yılların başında 30 milyar dolarlık ihracata sahip Türkiye neredeyse sadece yanıbaşındaki Avrupa’ya ihracat yapmaya çalışıyordu.
Bugün
Türkiye, 2012 yılında, topladığı vergi gelirlerinin yüzde 15’i civarında faiz ödüyor. Topladığı vergi gelirleriyle, 2001 yılında beş senede borcunun ana parasını ödeyebilirken bugün iki yılda ödüyor. Bu rakam, Avrupa’nın en iyileri arasında. Ortalama Hazine borcu maliyetleri 2001’de yüzde 75’lerden 2012’de yüzde 8,8’e indi. Vadeler ise 49 günden bin 400 günün üzerine çıktı. Yani, bir buçuk aydan dört seneye çıktı. İhracat 2001’deki 30 milyar dolar seviyesinden 2012’de 150 milyar dolar seviyelerine yükseldi.
Türkiye bu dönemde dünyanın en önemli turizm merkezlerinden, en önemli hava ulaşım merkezlerinden birisi oldu. Demiryolu, havayolu, karayolu altyapısı katlandı. Sağlık altyapısı da öyle. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesi hem mutlak değer olarak hem de bütçeden aldığı pay olarak devrimsel bir ilerleme yaşadı.
Yani Türkiye, bu son on senede bir taraftan bütçesini iflas durumundan kurtardı. Diğer taraftan ise altyapısını katladı. Diğer taraftan, bütçeden milyarlarca TL’lik yoksulluk ve kırsal kesim destekleri yapıldığını biliyoruz.
Türk ekonomisinin daha alacağı mesafesi olduğunu bu köşede söyleye geldik. Sanayi katma değerinin, teknoloji ve katma değer seviyesinin yükseltilmesi ve bu sayede dış ticaret açığının makul seviyelere düşülmesi ve hatta artıya geçmesi en önemli dönüşüm hedefi Türkiye’nin.
Siyasete müdahaleler
Türkiye’de 2013 yılında çeşitli vesilelerle siyasete yapılan müdahaleler, ulaşılan resmi bozuyor; kazanımları kaybettiriyor. Türkiye’nin daha yüksek faizlerle borçlanması, borsasının düşmesi (ben kurun yükselmesini olumlu gördüğüm için kura pek değinmiyorum) Türkiye’de kamu menfaatine yararlı olmaz; aksine büyük zarar verir.
Yolsuzluk iddiaları üzerine bakanların görevden alınması ve eşzamanlı Bakanlar Kurulu değişikliği, hukuka devredilmiş süreçlerin devam etmesini sağlayacak zaten. Birçok işadamının adeta teşhir edilmesi de Türkiye’nin faydasına değildir. Yolsuzluk iddialarının üzerine gidilmesi gerekir; ancak bu yapılırken geniş kamu menfaatine zarar verilmemesi, Türkiye’nin güvenilmez bir ekonomik ortama getirilmemesi gerekir.
Murat Yülek
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/ekonomi/turkiye-karistiriliyor-mu_2190132.html
Türk ekonomisinin son on yıldaki kazanımları ve kazandığı direnç, zararın büyümesini engelliyor. Ancak yine de dikkatli olunması gerekiyor.
2001’de Türkiye
Türk ekonomisi 2001 yılında resmen olmasa da fiilen iflas durumundaydı. TC Hazine’si, her 100 TL’lik vergi gelirine karşılık 94 TL borç faizi ödemek zorundaydı. Zira, her 100 TL’lik vergi gelirine karşılık 430 TL’lik brüt borcu vardı ülkemizin.
Bu durumda olan bir şirketi düşünün; her 100 TL’lik satış gelirinin 94 lirasını eski dönemden kalan borçlarının faizlerine harcıyor. O satışı yapabilmek için gerekli girdilerin satın alınması, makine, bina yatırımları, çalışanlarının ücretleri için sadece 10 TL’si kalıyor elinde. Dolayısıyla, varını yoğunu ipotek edip borçlanarak hayatiyetini devam ettirmeye çalışan, tefeci eline düşmüş bir şirket.
Türkiye Cumhuriyeti, 2001 yılında, vergi gelirlerinin yaklaşık üçte biri seviyesindeki vergi dışı gelirleriyle de memur maaşlarını ödeyebiliyordu. Dolayısıyla, ülkemiz, devlet bütçelerinin kalan tüm harcamalarını (okul, havaalanı, yol inşaatı ya da tamiri, Türk ordusunun ihtiyaçları, üniversite ve kamu Ar-Ge ihtiyaçları, afetlerle ilgili harcamaları, vb.) yeni borç alarak karşılamak durumundaydı. Dahası, gelirinin dört katı seviyesindeki borcunun ana parasının vadesi gelen kısımlarını da yine ancak borç alarak çevirebiliyordu.
Türk ekonomisi 2001 yılında, demiryolu, karayolu, havaalanı yapmayı düşünecek durumda değildi. En büyük mesele, bu ay içindeki harcamalarının gerektirdiği nakiti bir şekilde temin edebilmekti. Bunun için, yıl boyunca ortalama yüzde 75 seviyesindeki faizlerden borçlanmıştı. Hazine’nin bu borçlanmasının vadesi 49 gün; yani, bir buçuk aydı. Özel sektörün durumu, tabii çok daha kötüydü; teoride “risksiz” faiz saydığımız kamu borçlanması faizlerinin çok daha üzerinde ve daha da kısa vadelerde borçlanabiliyordu. Buna iflas demezseniz, bitkisel hayat (vegetation) da diyebilirsiniz.
Rahmetli Özal, Türkiye’yi ihracatla tanıştırmıştı; ancak 2000’li yılların başında 30 milyar dolarlık ihracata sahip Türkiye neredeyse sadece yanıbaşındaki Avrupa’ya ihracat yapmaya çalışıyordu.
Bugün
Türkiye, 2012 yılında, topladığı vergi gelirlerinin yüzde 15’i civarında faiz ödüyor. Topladığı vergi gelirleriyle, 2001 yılında beş senede borcunun ana parasını ödeyebilirken bugün iki yılda ödüyor. Bu rakam, Avrupa’nın en iyileri arasında. Ortalama Hazine borcu maliyetleri 2001’de yüzde 75’lerden 2012’de yüzde 8,8’e indi. Vadeler ise 49 günden bin 400 günün üzerine çıktı. Yani, bir buçuk aydan dört seneye çıktı. İhracat 2001’deki 30 milyar dolar seviyesinden 2012’de 150 milyar dolar seviyelerine yükseldi.
Türkiye bu dönemde dünyanın en önemli turizm merkezlerinden, en önemli hava ulaşım merkezlerinden birisi oldu. Demiryolu, havayolu, karayolu altyapısı katlandı. Sağlık altyapısı da öyle. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesi hem mutlak değer olarak hem de bütçeden aldığı pay olarak devrimsel bir ilerleme yaşadı.
Yani Türkiye, bu son on senede bir taraftan bütçesini iflas durumundan kurtardı. Diğer taraftan ise altyapısını katladı. Diğer taraftan, bütçeden milyarlarca TL’lik yoksulluk ve kırsal kesim destekleri yapıldığını biliyoruz.
Türk ekonomisinin daha alacağı mesafesi olduğunu bu köşede söyleye geldik. Sanayi katma değerinin, teknoloji ve katma değer seviyesinin yükseltilmesi ve bu sayede dış ticaret açığının makul seviyelere düşülmesi ve hatta artıya geçmesi en önemli dönüşüm hedefi Türkiye’nin.
Siyasete müdahaleler
Türkiye’de 2013 yılında çeşitli vesilelerle siyasete yapılan müdahaleler, ulaşılan resmi bozuyor; kazanımları kaybettiriyor. Türkiye’nin daha yüksek faizlerle borçlanması, borsasının düşmesi (ben kurun yükselmesini olumlu gördüğüm için kura pek değinmiyorum) Türkiye’de kamu menfaatine yararlı olmaz; aksine büyük zarar verir.
Yolsuzluk iddiaları üzerine bakanların görevden alınması ve eşzamanlı Bakanlar Kurulu değişikliği, hukuka devredilmiş süreçlerin devam etmesini sağlayacak zaten. Birçok işadamının adeta teşhir edilmesi de Türkiye’nin faydasına değildir. Yolsuzluk iddialarının üzerine gidilmesi gerekir; ancak bu yapılırken geniş kamu menfaatine zarar verilmemesi, Türkiye’nin güvenilmez bir ekonomik ortama getirilmemesi gerekir.
Murat Yülek
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/ekonomi/turkiye-karistiriliyor-mu_2190132.html
3 Kasım 2013 Pazar
Finansbank'ta eFinans dönemi başlıyor!
Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bazı sektörler için zorunlu hale getirdiği e-Fatura uygulaması, Türkiye’de tahsilat ve ödeme döngüsünde yeni bir dönem başlatıyor. Tamamen elektronik uygulamalar üzerinden yürüyecek yeni ticaret hayatında e-Fatura mali sistemin temel taşı olacak. e-Fatura, e-Defter, Mali Mühür ve yakın gelecekte oluşacak e-Arşiv, e-Çek, e-İrsaliye ve benzeri elektronik uygulamalar ile bankacılık da baştan başa elektronik ortama taşınacak. Bu yeni mali dünyada müşterilerimize hizmeti kolaylaştırmak için Finansbank ve Cybersoft bir araya gelerek ve eFinans’ı ve sektörün geleceğiyle ilgili basın toplantısı düzenledi.Toplantıya Finansbank Nakit Yönetimi Yatırım Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Saruhan Doğan, Finansbank Nakit Yönetimi Bölüm Müdürü Okay Yıldırım, eFinans Yönetim Kurulu Üyeleri Fikret Kaya ve Yenal Göğebakan yanısıra efinans Genel Müdürü Sadi Abalı ve eFinans Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Okan Murat Dönmez katıldı. Finansbank’ın yüzde 51, Cybersoft’un yüzde 49 ortaklığı ile kurulan şirket, bankacılık sistemine entegre olan ürünleri ile müşterilerin fatura ile başlayıp ödeme/tahsilat ile sonuçlanan döngüsünün tamamını kapsayan bir hizmet modeli sunmaya hazırlanıyor.
eFİNANS kimdir?
eFİNANS, başta e-Fatura ve e-Defter olmak üzere tüm elektronik ticari uygulamalar için servis sağlayıcılığı, bankacılık ve finans çözümleri sunarak müşterilerine yeni dünya ticaretinde danışmanlık yapmayı hedefleyen bir hizmet şirkettir
E-Fatura entegrasyonu, e-Fatura özel servis sağlayıcılığı, e-Fatura arşivlemesi, e-Defter uygulaması ve e-Ticaret portali üzerinden bankacılık hizmetleri için online uygulama çözümleri konularında hizmet sunmayı amaçlayan eFİNANS, kısa zaman içinde Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) getireceği yeni uygulamalar kapsamında, e-Arşiv, e-İrsaliye ve benzeri hizmetleri de portföyüne katmayı hedefliyor.
eFİNANS neler getirecek?
eFİNANS müşterilerine, bir yanda Finansbank'ın finansal gücü ve güvenini, diğer yanda ise Cybersoft'un teknolojik gücü ve 17 yıllık tecrübesini sunuyor. Yeni dünya ticaretinin tamamen elektronik uygulamalar üzerinden yürüyeceğini öngören eFİNANS, e-Fatura’yı bu yeni dünyanın temel taşı olarak görüyor. Türkiye’de de elektronik uygulamaların başlangıç noktası sayılabilecek; GİB’in bazı sektörler için zorunlu hale getirdiği uygulama ile e-Fatura’nın, tahsilat ve ödeme döngüsü içindeki yerinin giderek artacağına ve mali mührün de etkisiyle bankacılık sisteminde e-Fatura’nın kredi süreçleri içinde de daha fazla yer alacağına inanan eFİNANS, e-Fatura, e-Defter ve yakın gelecekte oluşacak e-Arşiv, e-Çek, e-İrsaliye ve benzeri elektronik uygulamalar ile bankacılığın da uçtan uca elektronik ortama taşınacağı vizyonu ile hareket ediyor. Bu doğrultuda eFİNANS’ın hedefi, müşterileri için elektronik ticaretteki tüm uygulamaların entegre bir biçimde sorunsuz ve verimli kullanımını sağlamak.
eFİNANS bu hedef doğrultusunda daha kuruluş aşamasında ortaklarının bilgi birikimi ile yeni dünya ticaretine adapte olmak isteyen müşterileri için mevcut süreçlerde değişiklik yapmaya gerek kalmadan e-Fatura’ya geçişi kolay ve zahmetsiz seviyeye getirdi ve eFİNANS yazılımları, farklı sistemler kullanan çok sayıda şirkete aynı sunucu üzerinden hizmet verebilecek şekilde tasarlandı.
eFİNANS’ta e-Fatura
eFİNANS, Elektronik Fatura Aktarım ve Yönetim Sistemi’ni (EFYS), müşterilerinin e-Fatura uygulamasını GİB ile entegre olarak kullanabilmeleri için geliştirdi. EFYS’de kullanıcılara yönelik kolay bir ara yüzle erişim sağlandığı için fatura alım ve gönderim işlemleri hızlı bir şekilde yapılıyor. Sistemde uygulama, platform bağımsız yani tüm muhasebe ve ERP programları ile kolaylıkla entegre olabilir bir yapıda ilerliyor. eFİNANS’ın EFYS uygulaması;
- Müşterilerin kendi sistemlerinde (ERP, Muhasebe Programları, vb.) oluşturdukları faturaları e-Fatura formatına çeviriyor,
- e-Fatura’ları mali mühür ile elektronik olarak imzalıyor,
- Mühürlü e-Fatura’ları paketleyip GİB’e gönderiyor,
- Firmaya kesilen e-Fatura varsa bunları GİB’den alıyor,
- Gelen e-Fatura’ları kuruluşun kendi sistemine uygun formata çeviriyor,
- Mali mühür ve diğer gerekli tüm kontrolleri yapıyor,
- Etkin bir arşivleme, indeksleme ve loglama ile sorgulama yapılabilmesini sağlıyor,
- e-Fatura’arın görüntülenmesini ve istendiğinde çıktı alınabilmesini sağlıyor.
eFİNANS’ın hizmetleri ne kazandıracak?
e-Fatura kullanımının artmasıyla Türkiye’de kısa vadede ticaret bilgilerinin standardizasyonu ve doğruluğunun devlet ve sistem tarafından tasdiki hedefleniyor ve bu sayede finans dünyasındaki evrak doğrulama ve evrakın doğruluğu risk unsurunun azalacağı düşünülüyor. eFİNANS azalan bu riskin daha uygun fiyatlama ve ürün çeşitliliği sayesinde yeni çoklu yapılar sağlayacağına inanıyor. Teminatın ve borçlunun eFİNANS evreninde olduğu alışverişlerde ticari akış taraflar arası güveni arttıracağı gibi dijital ortam aracılığı ile yapılacak işlemler hızlanacaktır. Bu, eFİNANS müşterileri ve eFİNANS evreninin tümü için kazan-kazan stratejisini sağlayacak.
eFİNANS’ta e-Defter
eFİNANS e-Defter uygulaması, muhasebe programlarıyla standart yöntemler yoluyla (veri tabanı, web servis, vb.) entegre çalışıyor. Yevmiye Defteri ve Defter-i Kebir belgelerini, GİB’in belirlediği standartlarda hazırlayıp, elektronik olarak kolayca gönderebiliyor. eFİNANS, e-Defter çözümünü iki ayrı alternatifle müşterilerine sunuyor.
Satın Alma: Ürünün satılması ve müşteri lokasyonunda kurularak çalıştırılmasını içeriyor. Lisanslama üzerinden ücretlendirme yapılıyor. Yazılım kiralama (leasing) sistemine uygun bir yazılımdır.
Kiralama: Ürünün, eFİNANS tarafından kurulu bir Bulut Sistem üzerinden kullanılması yöntemini içeriyor. Aylık ya da yıllık hizmet bedeli şeklinde bir ücretlendirme yapılıyor.
E-Fatura ve e-Fatura Uygulaması nedir?
Satıcı ve alıcı arasındaki iletişimin merkezi bir platform (Gelir İdaresi Başkalığı) üzerinden gerçekleştirildiği elektronik bir belge olan e-Fatura, kağıt fatura ile aynı hukuki niteliklere sahiptir. Türkiye’de 5 Mart 2010 tarihinden itibaren uygulamada olan e-Fatura, veri format ve standardı GİB tarafından belirlenen, Vergi Usul Kanunu (VUK) gereği bir faturada bulunması gereken bilgileri içerir.
E-Fatura Uygulaması, tanımlanan standartlara uygun e-Faturaların taraflar arasında güvenli ve sağlıklı bir biçimde dolaşımını sağlamak amacı ile GİB tarafından oluşturulan uygulamaların genel adıdır. Anonim, limited ve gerçek/şahıs şirketi statüsündeki mükellefler uygulamadan yararlanabilmektedir.
E-Fatura ticari hayata ne gibi katkılar getiriyor?
Ayda ortalama bin fatura kesen bir firma e-Fatura ile yılda; bin 200 ton karbon salınımını, 4 bin 800 ağacın kesilmesini, 15 bin litre atık su oluşumu ve 156 bin kg sıvı atık oluşumunu engellemiş olur. E-Fatura düzenlemek kağıt faturaya göre satıcı için yüzde 57; alıcı için yüzde 62 daha fazla tasarruf sağlar. Türkiye’de ortalama basılı faturada maliyet yaklaşık 6 TL iken, buna görünmeyen yönetsel ve işgücü maliyetleri eklendiğinde, e-Fatura’nın işletmeler için avantajları daha da artmaktadır.
E-Fatura ticaret hayatındaki hız ihtiyacını basım, gönderim, kurye, karşılama, kontrol, kayıt, arşiv süreçlerini ortadan kaldırarak sağlamaktadır. Geleneksel faturanın oluşturulmasından ulaşmasına kadar ortalama 5 gün geçerken, e-Fatura sisteminde bu süre yaklaşık 22 saniyeye inmektedir.
Arşiv maliyetlerini ve ibraz sürelerini de kısaltan e-Fatura, şirketlerin tahsilat ve ödeme süreçlerindeki kısalma ile nakit akışında hız ve öngörülebilirliğe büyük katkılar sağlamaktadır. E-Fatura finans kurumları için güvenilirlik göstergesi, teminat ve hatta temlik edilmesi kolay bir veriye dönüşebilecek bir uygulamadır. Bugün Türkiye’de birçok kurumsal firma muhasebe sistemlerini hâlâ tam bütünleşmiş hale getirememiştir. Bu şekilde nakit akışını yönetilememekte; sadece verimlilik arttırılmaya çalışmaktadır. Bunu da genelde bir tarafta bankalarla ölçeklerini kullanarak pazarlık; diğer tarafta ise tedarikçilerine ertelemeli ödeme yaparak gerçekleştirmektedirler. Oysa e-Fatura sistemine geçişle birlikte ne kadar büyük olursa olsun finans birimleri, kurumlarına gelen ve giden tüm faturaları tek bir ekranda görebilmekte ve tüm nakit akışlarını günlük ve isterlerse saatlik olarak yönetebilmektedirler.
E-Fatura ile denetim için harcanan masraf ve süre de azalmaktadır. Uygulama sayesinde basit hatalardan kaynaklanan vergi cezalarının önüne geçebilecektir. 2014 yılının başından itibaren bir e-Fatura mükellefine kağıt fatura düzenlendiğinde kağıt fatura yok hükmünde sayılacak; bununla birlikte hem e-Fatura gönderilir hem de kağıt fatura düzenlenirse kağıt fatura naylon fatura olarak kabul edilecektir.
Yakın gelecekte beklenen gelişmelerle uygulamanın, yurtdışı e-Fatura’laşmayı da desteklemesi söz konusudur. Bu konuda pilot çalışmalar GİB ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından başlatılmıştır.
E-İrsaliye ile ilgili düzenlemenin de GİB tarafından yakın bir dönemde yayınlanması beklenmektedir. E-Fatura uygulaması bankacılık sistemleri entegrasyonu ile e-Ödeme imkanı da sunacaktır.
E-Defter nedir?
E-Defter, şekil hükümlerinden bağımsız olarak VUK ve/veya Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) göre tutulması zorunlu olan defterlerde yer alması gereken bilgileri kapsayan elektronik kayıtlar bütünü olarak tanımlanabilir. E-Defter sayesinde kağıt ortamdaki basım, tasdik ve saklama maliyetlerini ortadan kaldırmak; vergi uygulamalarını iyileştirerek gönüllü katılımı teşvik etmek; elektronik denetim için uygun altyapıyı oluşturmak ve yerleştirmek; uzaktan denetim yapılabilmesinin önünü açmak; uluslararası ortak bir dil ve denetim altyapısı oluşturmak mümkün olacaktır. E-Fatura’nın zorunlu kılındığı mükellefler 2014 yılından itibaren e-Defter tutmak zorundadır.
Kaynak:
http://www.finansgundem.com/haber/finansbank_ta-efinans-donemi-basliyor/514655
eFİNANS kimdir?
eFİNANS, başta e-Fatura ve e-Defter olmak üzere tüm elektronik ticari uygulamalar için servis sağlayıcılığı, bankacılık ve finans çözümleri sunarak müşterilerine yeni dünya ticaretinde danışmanlık yapmayı hedefleyen bir hizmet şirkettir
E-Fatura entegrasyonu, e-Fatura özel servis sağlayıcılığı, e-Fatura arşivlemesi, e-Defter uygulaması ve e-Ticaret portali üzerinden bankacılık hizmetleri için online uygulama çözümleri konularında hizmet sunmayı amaçlayan eFİNANS, kısa zaman içinde Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) getireceği yeni uygulamalar kapsamında, e-Arşiv, e-İrsaliye ve benzeri hizmetleri de portföyüne katmayı hedefliyor.
eFİNANS neler getirecek?
eFİNANS müşterilerine, bir yanda Finansbank'ın finansal gücü ve güvenini, diğer yanda ise Cybersoft'un teknolojik gücü ve 17 yıllık tecrübesini sunuyor. Yeni dünya ticaretinin tamamen elektronik uygulamalar üzerinden yürüyeceğini öngören eFİNANS, e-Fatura’yı bu yeni dünyanın temel taşı olarak görüyor. Türkiye’de de elektronik uygulamaların başlangıç noktası sayılabilecek; GİB’in bazı sektörler için zorunlu hale getirdiği uygulama ile e-Fatura’nın, tahsilat ve ödeme döngüsü içindeki yerinin giderek artacağına ve mali mührün de etkisiyle bankacılık sisteminde e-Fatura’nın kredi süreçleri içinde de daha fazla yer alacağına inanan eFİNANS, e-Fatura, e-Defter ve yakın gelecekte oluşacak e-Arşiv, e-Çek, e-İrsaliye ve benzeri elektronik uygulamalar ile bankacılığın da uçtan uca elektronik ortama taşınacağı vizyonu ile hareket ediyor. Bu doğrultuda eFİNANS’ın hedefi, müşterileri için elektronik ticaretteki tüm uygulamaların entegre bir biçimde sorunsuz ve verimli kullanımını sağlamak.
eFİNANS bu hedef doğrultusunda daha kuruluş aşamasında ortaklarının bilgi birikimi ile yeni dünya ticaretine adapte olmak isteyen müşterileri için mevcut süreçlerde değişiklik yapmaya gerek kalmadan e-Fatura’ya geçişi kolay ve zahmetsiz seviyeye getirdi ve eFİNANS yazılımları, farklı sistemler kullanan çok sayıda şirkete aynı sunucu üzerinden hizmet verebilecek şekilde tasarlandı.
eFİNANS’ta e-Fatura
eFİNANS, Elektronik Fatura Aktarım ve Yönetim Sistemi’ni (EFYS), müşterilerinin e-Fatura uygulamasını GİB ile entegre olarak kullanabilmeleri için geliştirdi. EFYS’de kullanıcılara yönelik kolay bir ara yüzle erişim sağlandığı için fatura alım ve gönderim işlemleri hızlı bir şekilde yapılıyor. Sistemde uygulama, platform bağımsız yani tüm muhasebe ve ERP programları ile kolaylıkla entegre olabilir bir yapıda ilerliyor. eFİNANS’ın EFYS uygulaması;
- Müşterilerin kendi sistemlerinde (ERP, Muhasebe Programları, vb.) oluşturdukları faturaları e-Fatura formatına çeviriyor,
- e-Fatura’ları mali mühür ile elektronik olarak imzalıyor,
- Mühürlü e-Fatura’ları paketleyip GİB’e gönderiyor,
- Firmaya kesilen e-Fatura varsa bunları GİB’den alıyor,
- Gelen e-Fatura’ları kuruluşun kendi sistemine uygun formata çeviriyor,
- Mali mühür ve diğer gerekli tüm kontrolleri yapıyor,
- Etkin bir arşivleme, indeksleme ve loglama ile sorgulama yapılabilmesini sağlıyor,
- e-Fatura’arın görüntülenmesini ve istendiğinde çıktı alınabilmesini sağlıyor.
eFİNANS’ın hizmetleri ne kazandıracak?
e-Fatura kullanımının artmasıyla Türkiye’de kısa vadede ticaret bilgilerinin standardizasyonu ve doğruluğunun devlet ve sistem tarafından tasdiki hedefleniyor ve bu sayede finans dünyasındaki evrak doğrulama ve evrakın doğruluğu risk unsurunun azalacağı düşünülüyor. eFİNANS azalan bu riskin daha uygun fiyatlama ve ürün çeşitliliği sayesinde yeni çoklu yapılar sağlayacağına inanıyor. Teminatın ve borçlunun eFİNANS evreninde olduğu alışverişlerde ticari akış taraflar arası güveni arttıracağı gibi dijital ortam aracılığı ile yapılacak işlemler hızlanacaktır. Bu, eFİNANS müşterileri ve eFİNANS evreninin tümü için kazan-kazan stratejisini sağlayacak.
eFİNANS’ta e-Defter
eFİNANS e-Defter uygulaması, muhasebe programlarıyla standart yöntemler yoluyla (veri tabanı, web servis, vb.) entegre çalışıyor. Yevmiye Defteri ve Defter-i Kebir belgelerini, GİB’in belirlediği standartlarda hazırlayıp, elektronik olarak kolayca gönderebiliyor. eFİNANS, e-Defter çözümünü iki ayrı alternatifle müşterilerine sunuyor.
Satın Alma: Ürünün satılması ve müşteri lokasyonunda kurularak çalıştırılmasını içeriyor. Lisanslama üzerinden ücretlendirme yapılıyor. Yazılım kiralama (leasing) sistemine uygun bir yazılımdır.
Kiralama: Ürünün, eFİNANS tarafından kurulu bir Bulut Sistem üzerinden kullanılması yöntemini içeriyor. Aylık ya da yıllık hizmet bedeli şeklinde bir ücretlendirme yapılıyor.
E-Fatura ve e-Fatura Uygulaması nedir?
Satıcı ve alıcı arasındaki iletişimin merkezi bir platform (Gelir İdaresi Başkalığı) üzerinden gerçekleştirildiği elektronik bir belge olan e-Fatura, kağıt fatura ile aynı hukuki niteliklere sahiptir. Türkiye’de 5 Mart 2010 tarihinden itibaren uygulamada olan e-Fatura, veri format ve standardı GİB tarafından belirlenen, Vergi Usul Kanunu (VUK) gereği bir faturada bulunması gereken bilgileri içerir.
E-Fatura Uygulaması, tanımlanan standartlara uygun e-Faturaların taraflar arasında güvenli ve sağlıklı bir biçimde dolaşımını sağlamak amacı ile GİB tarafından oluşturulan uygulamaların genel adıdır. Anonim, limited ve gerçek/şahıs şirketi statüsündeki mükellefler uygulamadan yararlanabilmektedir.
E-Fatura ticari hayata ne gibi katkılar getiriyor?
Ayda ortalama bin fatura kesen bir firma e-Fatura ile yılda; bin 200 ton karbon salınımını, 4 bin 800 ağacın kesilmesini, 15 bin litre atık su oluşumu ve 156 bin kg sıvı atık oluşumunu engellemiş olur. E-Fatura düzenlemek kağıt faturaya göre satıcı için yüzde 57; alıcı için yüzde 62 daha fazla tasarruf sağlar. Türkiye’de ortalama basılı faturada maliyet yaklaşık 6 TL iken, buna görünmeyen yönetsel ve işgücü maliyetleri eklendiğinde, e-Fatura’nın işletmeler için avantajları daha da artmaktadır.
E-Fatura ticaret hayatındaki hız ihtiyacını basım, gönderim, kurye, karşılama, kontrol, kayıt, arşiv süreçlerini ortadan kaldırarak sağlamaktadır. Geleneksel faturanın oluşturulmasından ulaşmasına kadar ortalama 5 gün geçerken, e-Fatura sisteminde bu süre yaklaşık 22 saniyeye inmektedir.
Arşiv maliyetlerini ve ibraz sürelerini de kısaltan e-Fatura, şirketlerin tahsilat ve ödeme süreçlerindeki kısalma ile nakit akışında hız ve öngörülebilirliğe büyük katkılar sağlamaktadır. E-Fatura finans kurumları için güvenilirlik göstergesi, teminat ve hatta temlik edilmesi kolay bir veriye dönüşebilecek bir uygulamadır. Bugün Türkiye’de birçok kurumsal firma muhasebe sistemlerini hâlâ tam bütünleşmiş hale getirememiştir. Bu şekilde nakit akışını yönetilememekte; sadece verimlilik arttırılmaya çalışmaktadır. Bunu da genelde bir tarafta bankalarla ölçeklerini kullanarak pazarlık; diğer tarafta ise tedarikçilerine ertelemeli ödeme yaparak gerçekleştirmektedirler. Oysa e-Fatura sistemine geçişle birlikte ne kadar büyük olursa olsun finans birimleri, kurumlarına gelen ve giden tüm faturaları tek bir ekranda görebilmekte ve tüm nakit akışlarını günlük ve isterlerse saatlik olarak yönetebilmektedirler.
E-Fatura ile denetim için harcanan masraf ve süre de azalmaktadır. Uygulama sayesinde basit hatalardan kaynaklanan vergi cezalarının önüne geçebilecektir. 2014 yılının başından itibaren bir e-Fatura mükellefine kağıt fatura düzenlendiğinde kağıt fatura yok hükmünde sayılacak; bununla birlikte hem e-Fatura gönderilir hem de kağıt fatura düzenlenirse kağıt fatura naylon fatura olarak kabul edilecektir.
Yakın gelecekte beklenen gelişmelerle uygulamanın, yurtdışı e-Fatura’laşmayı da desteklemesi söz konusudur. Bu konuda pilot çalışmalar GİB ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından başlatılmıştır.
E-İrsaliye ile ilgili düzenlemenin de GİB tarafından yakın bir dönemde yayınlanması beklenmektedir. E-Fatura uygulaması bankacılık sistemleri entegrasyonu ile e-Ödeme imkanı da sunacaktır.
E-Defter nedir?
E-Defter, şekil hükümlerinden bağımsız olarak VUK ve/veya Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) göre tutulması zorunlu olan defterlerde yer alması gereken bilgileri kapsayan elektronik kayıtlar bütünü olarak tanımlanabilir. E-Defter sayesinde kağıt ortamdaki basım, tasdik ve saklama maliyetlerini ortadan kaldırmak; vergi uygulamalarını iyileştirerek gönüllü katılımı teşvik etmek; elektronik denetim için uygun altyapıyı oluşturmak ve yerleştirmek; uzaktan denetim yapılabilmesinin önünü açmak; uluslararası ortak bir dil ve denetim altyapısı oluşturmak mümkün olacaktır. E-Fatura’nın zorunlu kılındığı mükellefler 2014 yılından itibaren e-Defter tutmak zorundadır.
Kaynak:
http://www.finansgundem.com/haber/finansbank_ta-efinans-donemi-basliyor/514655
11 Ekim 2013 Cuma
Gözaltı Pazarı
Borsada özvarlıkları düşük olan firmalar bulunduğu gibi özsermayesini tamamen eritmiş firmalar da var. Bu niteliğe sahip olan firmalar, yatırımcılar açısından ciddi bir risk oluşturuyor.
Neticede mali bünyesi bozulan bu firmaların kendilerini toparlayamaması halinde iflasla karşı karşıya kalmaları söz konusu. Bu durumda şirket kadar hissedarlar da zarar görecek. Bu tür hisseler yatırımcılar tarafından fark edilmesi için Gözaltı Pazarı’nda bulunuyor.
http://finans.mynet.com/haber/detay/haber-analiz/yatirimcinin-uzak-durmasi-gereken-hisseler/89686/9#haber-baslik
Neticede mali bünyesi bozulan bu firmaların kendilerini toparlayamaması halinde iflasla karşı karşıya kalmaları söz konusu. Bu durumda şirket kadar hissedarlar da zarar görecek. Bu tür hisseler yatırımcılar tarafından fark edilmesi için Gözaltı Pazarı’nda bulunuyor.
http://finans.mynet.com/haber/detay/haber-analiz/yatirimcinin-uzak-durmasi-gereken-hisseler/89686/9#haber-baslik
5 Ekim 2013 Cumartesi
Borsada bunları yapan yandı!
Sermaye Piyasası Kurulu yeni Sermaye Piyasası Kanunu'nun tebliğlerinin yayımlamaya başladı.
PK düzenlemesi ile Mark Mobius'un THY hisse senetlerinde yaptığı gibi 'durum kötü satın' deyip hisse alan yorumcu ve tavsiyede bulunan uzmanlar eğer 1 ay içinde tam tersi bir eylem yaparsa bu 'piyasa bozucu eylem' olacak. Bunun cezası ise 2-5 yıl hapis cezası alacak.
Sermaye Piyasası Kurulu yeni Sermaye Piyasası Kanunu'nun tebliğlerinin yayımlamaya başladı. Uygulamaya dönük tebliğlerin en önemlisi eskiden manipülasyon olarak adlandırılan ve SPK'nın Piyasa Bozucu Eylem olarak adlandırdığı düzenlemenin tebliği.
Çünkü kanunda 2 ile 5 yıl hapis cezası öngörülen Piyasa Bozucu Eylem olarak sayılan hareketler arasına; bir zamanlar ünlü spekülatör Mark Mobius'un 'Türkiye'de rejim tehlikesi var' dediği gün Türk Hava Yolları hisselerinin yüzde 10'unu alması gibi söylediği veya tavsiye ettiği durumun tam tersine hareket edenler de sokuluyor.
Tebliğde sermaye piyasası araçlarının fiyatları, değerleri veya yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek nitelikte veya bunlara etki edebilecek piyasa göstergelerine ilişkin olarak yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi vermek, söylenti çıkarmak, haber vermek, özel durum açıklaması yapmak, yorum yapmak veya rapor hazırlamak piyasa bozucu eylem olarak değerlendiriliyor.
1 AYLIK SÜRE VAR
Düzenleme tabliğinde hususların yalan, yanlış veya yanıltıcı olduğunu bilen yahut bilmesi gerekenler tarafından yayılması da piyasa bozucu eylem olarak sayıldı.
Ama en önemlisi borsa ve diğer sermaye piyasası araçları hakkında gazete, televizyon, internet veya benzer nitelikte kitle iletişim araçları kullanarak yorum ve tavsiyede bulunduktan sonra, tavsiyesini değiştirinceye kadar veya her halükarda 1 ay içerisinde, alım tavsiyesi verdiği halde satmak ya da satım tavsiyesi verdiği halde almak piyasa bozucu eylem olarak değerlendirdi.
Bu durumda bir hisse veya borsanın geneli hakkında alım tavsiyesi veren bir kişi eğer hisse satışı yaparsa 2 ile 5 yıl hapisle yargılanacak.
GAZETECİYE ÖZGÜRLÜK
SPK, son yıllarda tartışma konusu olan gazetecilerin yaptıkları haber veya yazdıkları köşe yazısının herhangi bir harekete neden olduğunda bu durumun 'piyasa bozucu eylem'e sokulmayacağına karar verdi.
Tebliğde gazetecilerin basın meslek ilkeleri ve etiğine uygun olarak yürüttükleri mesleki faaliyetlerin, gazetecilerin yaptıkları habere konu yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgilerin yayınlanmış olması piyasa bozucu eylem sayılmadı.
Tek şart ise gazetecinin yazdığı yazı nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak haksız kazanç temin etmemesi. Eğer gazeteci yazdığı yazıdan önce veya sonra bir konuyla ilgili alım satım yapmışsa o zaman suçlu sayılacak.
Örneğin yazdığı şirketin hisse senedini alıp satan ve çıkar elde eden suçlu sayılacak. Haber yanlış bile olsa bu kapsama alınmayacak.
BORSA DIŞINDAKİ ŞİRKETLER KARIN YÜZDE 20'SİNİ DAĞITACAK
SPK ayrıca payları borsada işlem görmeyen ortaklıkların, net dağıtılabilir dönem karının yüzde yirmisinden az olamayacak şekilde kar payını nakden dağıtmalarına ilişkin tebliğ yayımladı. Kar Payı Tebliği Taslağı"nda ortaklıklarda kâr payının, dağıtım tarihi itibarıyla mevcut payların tümüne payları oranında eşit olarak dağıtılacağına yönelik düzenleme yapıldı.
Bu düzenlemenin yürürlüğe girmesi ile birlikte eski-yeni pay ayırımına son verildi. Payları borsada işlem görmeyen ortaklıkların, net dağıtılabilir dönem kârının yüzde yirmisinden az olamayacak şekilde kâr payını nakden dağıtmalarının zorunlu olduğu düzenlemede, kar dağıtımının teşviki amacıyla ortaklıkların geçmiş yıl zararlarının, tamamı mahsup edilinceye kadar, net dönem karı ve iç kaynaklardan herhangi biri veya birkaçından bir sıraya bağlı olmaksızın mahsup edilmesine imkan sağlanıyor.
Böylece bilanço zararlarının kısa sürede öz kaynak kalemleri ile mahsubu ve şirketin kar dağıtabilir hale gelmesinin önü açılıyor. Ortaklıktan Çıkarma ve Satma Hakları Tebliği Taslağı"nda ise temel olarak; Ortaklıktan çıkarma ve satma haklarının kullanılmasına ilişkin aranan oy hakkı oranı %98 olarak belirlenerek, oy haklarında aranan %98 eşiğinin aşılmasında pay sahiplerinin doğrudan ve dolaylı payları ile oy hakkında imtiyazların dikkate alınacağı hükmü getirildi ayrıca, ortaklıktan çıkarma ve satma haklarının kullanım prosedürü ve satım bedelinin belirlenmesine ilişkin esaslar düzenlendi.
Ortaklıklar tarafından en az yüzde yirmi beş oranında nakit kar payı dağıtımına karar verilmesi durumunda, dağıtıma ilişkin genel kurul kararının alınmasından itibaren bir yıl içinde gerçekleştirilecek pay ihraçlarında, Kurul ücretinin ilgili düzenlemede öngörülen oran üzerinden yüzde yirmi beş indirimli olarak hesaplanacağı belirtildi
BUNLARI YAPANA BÜYÜK CEZA GELİYOR
- Piyasalarda adil ve dürüst işlem yapılmasına neden olacak alım veya satım yapılması, hesap hareketi gerçekleştirilmesi, emir verilmesi, emir iptali veya emir değiştirilmesi yapılması,
- Farklı fiyat kademelerine emir iletilmesi,
- Bir dakikadan daha az zaman dilimlerinde piyasadaki en iyi alım fiyatına eşit veya piyasadaki en iyi alım fiyatından daha düşük fiyatlı satım emri ya da piyasadaki en iyi satım fiyatına eşit veya piyasadaki en iyi satım fiyatından daha yüksek fiyatlı alım emri iletmek şeklinde yön değiştiren emirler verilmesi,
- Kendinden kendine veya karşılıklı işlemler gerçekleştirilmesi,
- Açılış veya kapanış fiyatlarını etkilemeye yönelik işlemler yapılması,
- Gün sonu veya vade sonu uzlaşma fiyatlarını etkilemeye yönelik işlemler gerçekleştirilmesi,
- Fiyat yükseltici, fiyat düşürücü veya fiyatı sabit tutmaya yönelik işlem yapılması,
- Vadeli işlem ve opsiyon piyasasında bir hesap için belirlenen açık pozisyon limitinin geçilmesi,
- Vadeli işlem ve opsiyon piyasasında, ilgili dayanak varlık piyasasında gerçekleştirilen işlemlerle aynı yönlü işlemler gerçekleştirilmesi...
http://finans.mynet.com/haber/detay/borsa/borsada-bunlari-yapan-yandi/89635
PK düzenlemesi ile Mark Mobius'un THY hisse senetlerinde yaptığı gibi 'durum kötü satın' deyip hisse alan yorumcu ve tavsiyede bulunan uzmanlar eğer 1 ay içinde tam tersi bir eylem yaparsa bu 'piyasa bozucu eylem' olacak. Bunun cezası ise 2-5 yıl hapis cezası alacak.
Sermaye Piyasası Kurulu yeni Sermaye Piyasası Kanunu'nun tebliğlerinin yayımlamaya başladı. Uygulamaya dönük tebliğlerin en önemlisi eskiden manipülasyon olarak adlandırılan ve SPK'nın Piyasa Bozucu Eylem olarak adlandırdığı düzenlemenin tebliği.
Çünkü kanunda 2 ile 5 yıl hapis cezası öngörülen Piyasa Bozucu Eylem olarak sayılan hareketler arasına; bir zamanlar ünlü spekülatör Mark Mobius'un 'Türkiye'de rejim tehlikesi var' dediği gün Türk Hava Yolları hisselerinin yüzde 10'unu alması gibi söylediği veya tavsiye ettiği durumun tam tersine hareket edenler de sokuluyor.
Tebliğde sermaye piyasası araçlarının fiyatları, değerleri veya yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek nitelikte veya bunlara etki edebilecek piyasa göstergelerine ilişkin olarak yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi vermek, söylenti çıkarmak, haber vermek, özel durum açıklaması yapmak, yorum yapmak veya rapor hazırlamak piyasa bozucu eylem olarak değerlendiriliyor.
1 AYLIK SÜRE VAR
Düzenleme tabliğinde hususların yalan, yanlış veya yanıltıcı olduğunu bilen yahut bilmesi gerekenler tarafından yayılması da piyasa bozucu eylem olarak sayıldı.
Ama en önemlisi borsa ve diğer sermaye piyasası araçları hakkında gazete, televizyon, internet veya benzer nitelikte kitle iletişim araçları kullanarak yorum ve tavsiyede bulunduktan sonra, tavsiyesini değiştirinceye kadar veya her halükarda 1 ay içerisinde, alım tavsiyesi verdiği halde satmak ya da satım tavsiyesi verdiği halde almak piyasa bozucu eylem olarak değerlendirdi.
Bu durumda bir hisse veya borsanın geneli hakkında alım tavsiyesi veren bir kişi eğer hisse satışı yaparsa 2 ile 5 yıl hapisle yargılanacak.
GAZETECİYE ÖZGÜRLÜK
SPK, son yıllarda tartışma konusu olan gazetecilerin yaptıkları haber veya yazdıkları köşe yazısının herhangi bir harekete neden olduğunda bu durumun 'piyasa bozucu eylem'e sokulmayacağına karar verdi.
Tebliğde gazetecilerin basın meslek ilkeleri ve etiğine uygun olarak yürüttükleri mesleki faaliyetlerin, gazetecilerin yaptıkları habere konu yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgilerin yayınlanmış olması piyasa bozucu eylem sayılmadı.
Tek şart ise gazetecinin yazdığı yazı nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak haksız kazanç temin etmemesi. Eğer gazeteci yazdığı yazıdan önce veya sonra bir konuyla ilgili alım satım yapmışsa o zaman suçlu sayılacak.
Örneğin yazdığı şirketin hisse senedini alıp satan ve çıkar elde eden suçlu sayılacak. Haber yanlış bile olsa bu kapsama alınmayacak.
BORSA DIŞINDAKİ ŞİRKETLER KARIN YÜZDE 20'SİNİ DAĞITACAK
SPK ayrıca payları borsada işlem görmeyen ortaklıkların, net dağıtılabilir dönem karının yüzde yirmisinden az olamayacak şekilde kar payını nakden dağıtmalarına ilişkin tebliğ yayımladı. Kar Payı Tebliği Taslağı"nda ortaklıklarda kâr payının, dağıtım tarihi itibarıyla mevcut payların tümüne payları oranında eşit olarak dağıtılacağına yönelik düzenleme yapıldı.
Bu düzenlemenin yürürlüğe girmesi ile birlikte eski-yeni pay ayırımına son verildi. Payları borsada işlem görmeyen ortaklıkların, net dağıtılabilir dönem kârının yüzde yirmisinden az olamayacak şekilde kâr payını nakden dağıtmalarının zorunlu olduğu düzenlemede, kar dağıtımının teşviki amacıyla ortaklıkların geçmiş yıl zararlarının, tamamı mahsup edilinceye kadar, net dönem karı ve iç kaynaklardan herhangi biri veya birkaçından bir sıraya bağlı olmaksızın mahsup edilmesine imkan sağlanıyor.
Böylece bilanço zararlarının kısa sürede öz kaynak kalemleri ile mahsubu ve şirketin kar dağıtabilir hale gelmesinin önü açılıyor. Ortaklıktan Çıkarma ve Satma Hakları Tebliği Taslağı"nda ise temel olarak; Ortaklıktan çıkarma ve satma haklarının kullanılmasına ilişkin aranan oy hakkı oranı %98 olarak belirlenerek, oy haklarında aranan %98 eşiğinin aşılmasında pay sahiplerinin doğrudan ve dolaylı payları ile oy hakkında imtiyazların dikkate alınacağı hükmü getirildi ayrıca, ortaklıktan çıkarma ve satma haklarının kullanım prosedürü ve satım bedelinin belirlenmesine ilişkin esaslar düzenlendi.
Ortaklıklar tarafından en az yüzde yirmi beş oranında nakit kar payı dağıtımına karar verilmesi durumunda, dağıtıma ilişkin genel kurul kararının alınmasından itibaren bir yıl içinde gerçekleştirilecek pay ihraçlarında, Kurul ücretinin ilgili düzenlemede öngörülen oran üzerinden yüzde yirmi beş indirimli olarak hesaplanacağı belirtildi
BUNLARI YAPANA BÜYÜK CEZA GELİYOR
- Piyasalarda adil ve dürüst işlem yapılmasına neden olacak alım veya satım yapılması, hesap hareketi gerçekleştirilmesi, emir verilmesi, emir iptali veya emir değiştirilmesi yapılması,
- Farklı fiyat kademelerine emir iletilmesi,
- Bir dakikadan daha az zaman dilimlerinde piyasadaki en iyi alım fiyatına eşit veya piyasadaki en iyi alım fiyatından daha düşük fiyatlı satım emri ya da piyasadaki en iyi satım fiyatına eşit veya piyasadaki en iyi satım fiyatından daha yüksek fiyatlı alım emri iletmek şeklinde yön değiştiren emirler verilmesi,
- Kendinden kendine veya karşılıklı işlemler gerçekleştirilmesi,
- Açılış veya kapanış fiyatlarını etkilemeye yönelik işlemler yapılması,
- Gün sonu veya vade sonu uzlaşma fiyatlarını etkilemeye yönelik işlemler gerçekleştirilmesi,
- Fiyat yükseltici, fiyat düşürücü veya fiyatı sabit tutmaya yönelik işlem yapılması,
- Vadeli işlem ve opsiyon piyasasında bir hesap için belirlenen açık pozisyon limitinin geçilmesi,
- Vadeli işlem ve opsiyon piyasasında, ilgili dayanak varlık piyasasında gerçekleştirilen işlemlerle aynı yönlü işlemler gerçekleştirilmesi...
http://finans.mynet.com/haber/detay/borsa/borsada-bunlari-yapan-yandi/89635
28 Eylül 2013 Cumartesi
'Olağanüstü zamanlarda piyasanın patronu, piyasanın kendisidir'
Dolar, faiz, Merkez Bankası üçgeninde vatandaşın aklı karışırken uzmanlar, olağanüstü zamanlarda asıl patronun piyasanın kendisi olduğuna dikkat çekiyor. Para piyasalarındaki son gelişmeleri değerlendiren İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Yetkiner, Merkez Bankası’nın beklentileri karşılaması gerektiğini belirterek, “Piyasadaki tüm rasyonel oyuncular, faiz artmadıkça Türkiye piyasalarından döviz çıkışı yaşanacağını ve döviz kurunun artacağını bilmektedir. Merkez Bankası'nın, artık akıntıya kürek çekmeyi bırakıp faizleri, ABD’ye paralel yukarı yönlü hareket ettirmesi gerekmektedir.” dedi.
Doların yıl sonunda 1,92 TL seviyesine inebileceğine yönelik Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın, “Yeniden sermaye akımı başlarsa dolar, önümüzde sene yeniden 1,80 TL’yi görebilir. Bu olmazsa orta noktalara gelir, o da 1,92 TL seviyesidir. Kurdaki değer kaybını normal karşılıyoruz ancak gelişmeler, özel sektörün tedirgin olmasını gerektirecek düzeyde değil. Piyasa şartları, bunu kendi içinde düzeltir.” yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Prof. Dr. Yetkiner, olağanüstü zamanlarda piyasanın patronunun, piyasanın kendisi olduğunu söyledi. Bugünlerde bu durumun bir örneğinin yaşandığına işaret ederek, “Normal zamanlarda para ve finans piyasasının patronu Merkez Bankası’dır. Merkez, faizi ve döviz kurunu elindeki araçları kullanarak rahatlıkla belirleyebilir ancak olağanüstü zamanlarda piyasanın patronu piyasanın kendisidir ve Merkez Bankası, ne yaparsa yapsın piyasayla başedemez. Bugünlerde tam da bunun örneğini yaşıyoruz.” diye konuştu.
‘ABD’DE BOL LİKİTİDE GÜNLERİNİN SONUNA GELİNDİ’
ABD Merkez Bankası’nın, ülke ekonomisinin yaşadığı finans krizini aşmak için 2008 yılından bu yana ABD ve dünya piyasasını likiditeye boğduğunu dile getiren Prof. Dr. Yetkiner, uluslararası şirketlerin kasalarının dijital parayla dolduğunu vurguladı. Artan para arzının bir süre sonra enflasyona yol açtığını, ABD’de de bol likidite günlerinin sonuna gelindiğinin anlaşıldığını kaydeden Hakan Yetkiner, şu değerlendirmede bulundu: “Likidite azalması sonucu ABD’de faizler artacak, dolayısıyla dünyada dolaşan dolarların bir kısmı ABD’ye geri dönecektir. ABD Doları, başka ülkeleri terkedip kendi ülkesine dönerken diğer paralar karşısında değer kazanmaktadır. Yani bu kez 2008’den beri yaşanan durumun tam aksi yaşanmaktadır. Bu durumda diğer ülke Merkez bankalarının yapabileceği tek bir şey vardır. Yerel faizleri, yani paranın yerel ekonomideki fırsat maliyetini ABD’ye paralel olarak arttırmak. Bu yapılmadığı sürece bu ülkeler, ABD Doları çıkışı yaşamaya devam edecek ve paraları değer kaybedecektir.”
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/ekonomi_olaganustu-zamanlarda-piyasanin-patronu-piyasanin-kendisidir_2143655.html
Doların yıl sonunda 1,92 TL seviyesine inebileceğine yönelik Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın, “Yeniden sermaye akımı başlarsa dolar, önümüzde sene yeniden 1,80 TL’yi görebilir. Bu olmazsa orta noktalara gelir, o da 1,92 TL seviyesidir. Kurdaki değer kaybını normal karşılıyoruz ancak gelişmeler, özel sektörün tedirgin olmasını gerektirecek düzeyde değil. Piyasa şartları, bunu kendi içinde düzeltir.” yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Prof. Dr. Yetkiner, olağanüstü zamanlarda piyasanın patronunun, piyasanın kendisi olduğunu söyledi. Bugünlerde bu durumun bir örneğinin yaşandığına işaret ederek, “Normal zamanlarda para ve finans piyasasının patronu Merkez Bankası’dır. Merkez, faizi ve döviz kurunu elindeki araçları kullanarak rahatlıkla belirleyebilir ancak olağanüstü zamanlarda piyasanın patronu piyasanın kendisidir ve Merkez Bankası, ne yaparsa yapsın piyasayla başedemez. Bugünlerde tam da bunun örneğini yaşıyoruz.” diye konuştu.
‘ABD’DE BOL LİKİTİDE GÜNLERİNİN SONUNA GELİNDİ’
ABD Merkez Bankası’nın, ülke ekonomisinin yaşadığı finans krizini aşmak için 2008 yılından bu yana ABD ve dünya piyasasını likiditeye boğduğunu dile getiren Prof. Dr. Yetkiner, uluslararası şirketlerin kasalarının dijital parayla dolduğunu vurguladı. Artan para arzının bir süre sonra enflasyona yol açtığını, ABD’de de bol likidite günlerinin sonuna gelindiğinin anlaşıldığını kaydeden Hakan Yetkiner, şu değerlendirmede bulundu: “Likidite azalması sonucu ABD’de faizler artacak, dolayısıyla dünyada dolaşan dolarların bir kısmı ABD’ye geri dönecektir. ABD Doları, başka ülkeleri terkedip kendi ülkesine dönerken diğer paralar karşısında değer kazanmaktadır. Yani bu kez 2008’den beri yaşanan durumun tam aksi yaşanmaktadır. Bu durumda diğer ülke Merkez bankalarının yapabileceği tek bir şey vardır. Yerel faizleri, yani paranın yerel ekonomideki fırsat maliyetini ABD’ye paralel olarak arttırmak. Bu yapılmadığı sürece bu ülkeler, ABD Doları çıkışı yaşamaya devam edecek ve paraları değer kaybedecektir.”
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/ekonomi_olaganustu-zamanlarda-piyasanin-patronu-piyasanin-kendisidir_2143655.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)