Küresel krizde firmalardan kredileri geri çağıran ya da verdikleri kredinin faizini yükselten bankaların yine mektup hazırlığı içinde oldukları belirtiliyor.
ASO Başkanı Özdebir, “Bu sefer bankalardan itidalli olmalarını bekliyoruz” dedi.
Merkez Bankası’nın faizleri yükseltmesi, bankalardan kredi kullanan şirketlerin durumunu zora soktu.
‘Olağanüstü durum’
Bankaların reel sektöre imzalattıkları kredi sözleşmelerinde, ‘Piyasa şartlarında oluşabilecek olağanüstü değişikliklerin faize yansıtılmasını aynen kabul ediyorum’ şeklinde ifadelerin yer aldığı, Merkez Bankası’nın olağanüstü faiz artışıyla bu şartın uygulanabilir hale geldiği belirtiliyor. Bilgi veren kaynaklar, bazı bankaların düşük faizle kredi verdikleri firmalara, ‘yeni şartlar nedeniyle kredinizin faizi 1 puan-2 puan yükseldi’ mesajları taşıyan mektuplar göndermeye başladığını söylediler.
Erken kapatma riski
Faizin düşük olduğu dönemlerde bankalardan kredi kullanan çok sayıda şirketin yeni gelişmeler nedeniyle faiz artış riskiyle karşı karşıya kalacağı belirtiliyor. Borçlu firmaların yüksek faizi kabul etmemeleri halinde kredilerini vadesinden önce kapatmaları istenebileceği ifade edilirken, özellikle küresel kriz döneminde bunun yaşandığına dikkat çekiliyor.
Gelişmeleri değerlendiren banka yetkilileri, belirsizlikler nedeniyle yeni faiz maliyetlerinin henüz hesaplanamadığını, maliyet hesabının çıkarılmasıyla birlikte mektupların reel sektöre daha yaygın gönderilebileceğini söylediler.
Maliyet hesaplanıyor
Bankacılar, yaşanan gelişmelerin olumsuz sonucu olarak kredi kullanan bazı firmalarda ödeme riskinin arttığını, bu durumun ayrıca değerlendirildiğini belirttiler.
2008 ve 2009’da bunları yaşadık
Konuyu değerlendiren Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir, bankalardan değişken faizli kredi alan tüm firmalar için risk oluştuğunu belirterek, “Çünkü faiz ve kur artışları nedeniyle paranın maliyeti değişti. Bankalar sabit faizle kredi alan firmalara bile çeşitli zorluklar çıkarabilirler. Biz bunu 2008-2009 yıllarında yaşadık. Bankalar şimdi daha itidalli davranmalı, müşteri olmadan bankacılık olmayacağını unutmamalılar” dedi.
Şirketlerin sicili bozulasın
Özdebir, döviz artışı nedeniyle firmaların bankalara verdiği teminatların değerinin düştüğünü, bu nedenle firmalardan ek teminat talebinde bulunabileceklerine dikkat çekti. Özdebir, borçlu firmaların sicili bozulmadan ekonomi yönetiminin hem bankaları hem reel sektörü rahatlatacak ek önlemler alması gerektiğini söyledi.
Alıntı:
http://finans.mynet.com/haber/detay/ekonomi/bankalari-korku-sardi/91866
31 Ocak 2014 Cuma
Economist'ten Sabancı ve Koç analizi
Derginin yeni sayısında ayrı bir yazıda Koç ve Sabancı gruplarının Türkiye ekonomisi içindeki yerine değiniliyor ve "iki büyük aile şirketi ülkedeki krizi savuşturmalı" yorumu yapılıyor.
Yazıda Koç ve Sabancı gruplarının geçmişleri, mevcut yapıları ve Türkiye ekonomisi içindeki konumları ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor.
Yazının başında Türkiye'nin en eski ve en büyük iş hanedanlarının yıllar boyunca çeşitli ekonomik ve siyasi fırtınaların üstesinden gelerek yaşamayı sürdürdüğü, ilgi alanlarının bankacılıktan ve perakendecilikten elektrik, araba ve buzdolabı üretimine kadar farklı alanlara uzandığına, yan kuruluşlarının birçoğunun küresel firmalarla ortak girişim türünde oldukları, kredi derecelendirme kuruluşu Standart & Poors'un Koç grubuna Türkiye'ye verdiğinden daha yüksek not verdiği aktarılıyor.
Economist, Türkiye'deki son faiz artırımıyla ortaya çıkan tablonun bu iki gruba dayanıklılıklarını göstermek için yeni bir fırsat sunduğunu yazıyor.
Dergiye göre Türk Lirası'nın değerindeki yeni düşüşler, yüksek borçlanma maliyetleri ve enflasyon artışları bu grupların Türkiye içindeki satışlarını vurabilir ama grupların döviz pozisyonları idare edilebilir durumda.
Yazıda iki grubun temsilcilerinden Mustafa Koç ve Güler Sabancı'nın genel olarak politikanın dışında durdukları ancak Koç holdinge ait bir otelin (Divan Otel) Gezi Parkı gösterileri sırasında kapılarını göstericilere açmasının bakanların tepkisine neden olduğu aktarılıyor.
Yazının en sonunda şu yoruma yer veriliyor:
"Bazı daha genç Türk köklü ailelerinden farklı olarak Koç ve Sabacı klanları gazete veya diğer haber yayın organlarına sahip olma gösterişine karşı direndiler. Ayrıca kamunun sahip olduğu tesisleri inşa etmek veya işletmeye de yaklaşmadılar. Bu, çıkar çatışmaları ve rüşvet yiyen yetkililerle dolu bir alan. Geçmişteki akıllı hükümetler bu iki hanedanın kendileri için tehdit olmadığını anladılar ve onları, işlerini yapmaya devam etmelerine müsaade ettiler. Bu uzun süre devam etsin."
Alıntı:
http://finans.mynet.com/haber/detay/dunya/economist-gelisen-ulkelerle-ilgili-panige-gerek-yok/91869
Yazıda Koç ve Sabancı gruplarının geçmişleri, mevcut yapıları ve Türkiye ekonomisi içindeki konumları ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor.
Yazının başında Türkiye'nin en eski ve en büyük iş hanedanlarının yıllar boyunca çeşitli ekonomik ve siyasi fırtınaların üstesinden gelerek yaşamayı sürdürdüğü, ilgi alanlarının bankacılıktan ve perakendecilikten elektrik, araba ve buzdolabı üretimine kadar farklı alanlara uzandığına, yan kuruluşlarının birçoğunun küresel firmalarla ortak girişim türünde oldukları, kredi derecelendirme kuruluşu Standart & Poors'un Koç grubuna Türkiye'ye verdiğinden daha yüksek not verdiği aktarılıyor.
Economist, Türkiye'deki son faiz artırımıyla ortaya çıkan tablonun bu iki gruba dayanıklılıklarını göstermek için yeni bir fırsat sunduğunu yazıyor.
Dergiye göre Türk Lirası'nın değerindeki yeni düşüşler, yüksek borçlanma maliyetleri ve enflasyon artışları bu grupların Türkiye içindeki satışlarını vurabilir ama grupların döviz pozisyonları idare edilebilir durumda.
Yazıda iki grubun temsilcilerinden Mustafa Koç ve Güler Sabancı'nın genel olarak politikanın dışında durdukları ancak Koç holdinge ait bir otelin (Divan Otel) Gezi Parkı gösterileri sırasında kapılarını göstericilere açmasının bakanların tepkisine neden olduğu aktarılıyor.
Yazının en sonunda şu yoruma yer veriliyor:
"Bazı daha genç Türk köklü ailelerinden farklı olarak Koç ve Sabacı klanları gazete veya diğer haber yayın organlarına sahip olma gösterişine karşı direndiler. Ayrıca kamunun sahip olduğu tesisleri inşa etmek veya işletmeye de yaklaşmadılar. Bu, çıkar çatışmaları ve rüşvet yiyen yetkililerle dolu bir alan. Geçmişteki akıllı hükümetler bu iki hanedanın kendileri için tehdit olmadığını anladılar ve onları, işlerini yapmaya devam etmelerine müsaade ettiler. Bu uzun süre devam etsin."
Alıntı:
http://finans.mynet.com/haber/detay/dunya/economist-gelisen-ulkelerle-ilgili-panige-gerek-yok/91869
29 Ocak 2014 Çarşamba
Kaderleri ABD Merkez Bankası gibi güçlü bir kurumun ellerinde
...
BBC’nin iş dünyası editörü Robert Peston da bugün yayımlanan analizinde, “Bu piyasaları asıl ilgilendiren durum şu: kaderleri bir noktaya kadar, üzerinde hiçbir etkileri olmadığı ve onların ihtiyaçlarına göre adım atma gibi bir sorumluluğu da bulunmayan ABD Merkez Bankası gibi güçlü bir kurumun ellerinde” diyor.
Peston, ‘sermayenin ülkeyi terk etmesiyle Türk Lirası’nın düşüş yaşadığını’ ve bu durumun Güney Afrika, Arjantin ve Hindistan gibi gelişen pazarlarda da yaşandığını söylüyor.
Peston’un Türkiye’ye ilişkin yorumu şöyle:
“Çok hızlı büyüdükleri için, [İngiltere gibi] çoğu gelişmiş ülkeler resesyona batmışken ve faiz oranlarını rekor seviyelere indirmişken, yatırımcı paralarını çektiler.”
“Şimdi, ABD ve İngiltere gibi ekonomiler düzelirken ve faiz oranlarının da tekrar artması beklenirken bu para da Türkiye ve Hindistan gibi ülkeleri terk ediyor, bu da borsalarının ve para birimlerinin değerlerinin büyük oranlarda düşmesine neden oluyor. Dolayısıyla, para biriminin değersizleşmesi nedeniyle de enflasyon getiriyor ve ekonomilerindeki istikrarı da tehlikeye atıyor.”
Türkiye ile aynı grupta değerlendirilen ve dünya piyasalarındaki sıcak para akışına duyarlı “kırılgan beşli” arasında yer alan Hindistan da dün beklenmedik şekilde faiz oranlarını yüzde 7,75’ten yüzde 8’e çıkarmıştı.
...
Alıntı:
http://finans.mynet.com/haber/detay/dunya/ekonomistler-faiz-artirimi-olumlu-ic-ve-dis-riskler-devam-ediyor/91818
BBC’nin iş dünyası editörü Robert Peston da bugün yayımlanan analizinde, “Bu piyasaları asıl ilgilendiren durum şu: kaderleri bir noktaya kadar, üzerinde hiçbir etkileri olmadığı ve onların ihtiyaçlarına göre adım atma gibi bir sorumluluğu da bulunmayan ABD Merkez Bankası gibi güçlü bir kurumun ellerinde” diyor.
Peston, ‘sermayenin ülkeyi terk etmesiyle Türk Lirası’nın düşüş yaşadığını’ ve bu durumun Güney Afrika, Arjantin ve Hindistan gibi gelişen pazarlarda da yaşandığını söylüyor.
Peston’un Türkiye’ye ilişkin yorumu şöyle:
“Çok hızlı büyüdükleri için, [İngiltere gibi] çoğu gelişmiş ülkeler resesyona batmışken ve faiz oranlarını rekor seviyelere indirmişken, yatırımcı paralarını çektiler.”
“Şimdi, ABD ve İngiltere gibi ekonomiler düzelirken ve faiz oranlarının da tekrar artması beklenirken bu para da Türkiye ve Hindistan gibi ülkeleri terk ediyor, bu da borsalarının ve para birimlerinin değerlerinin büyük oranlarda düşmesine neden oluyor. Dolayısıyla, para biriminin değersizleşmesi nedeniyle de enflasyon getiriyor ve ekonomilerindeki istikrarı da tehlikeye atıyor.”
Türkiye ile aynı grupta değerlendirilen ve dünya piyasalarındaki sıcak para akışına duyarlı “kırılgan beşli” arasında yer alan Hindistan da dün beklenmedik şekilde faiz oranlarını yüzde 7,75’ten yüzde 8’e çıkarmıştı.
...
Alıntı:
http://finans.mynet.com/haber/detay/dunya/ekonomistler-faiz-artirimi-olumlu-ic-ve-dis-riskler-devam-ediyor/91818
25 Ocak 2014 Cumartesi
Dolarda İngiliz oyunu
Merkez Bankası, önceki gün piyasaya 2 milyar dolarla müdahale etti. Kur 2-3 kuruş düşüp, tekrar yükseldi. Dolar dün yine rekor kırdı. İddialara göre; satılan dolarları İngiliz fonlar toplayıp etkisizleştirdi.
Merkez Bankası'nın faizleri artırmaması, yerli yabancı faiz lobilerini çileden çıkartırken intikamlarını, dolara spekülatif ataklar yaparak almaya çalışıyorlar. Bu şekilde kurun yüksekte kalmasını sağlayan faizciler, Merkez Bankası'nı köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Günlerdir süren 'faiz artır' baskısına, Merkez Bankası'nın boyun eğmemesinden sonra, dolara dönük operasyonlar devam etti. Merkez Bankası, önceki gün dolar kurunun 2,30'lara kadar yükselmesi üzerine 2 yıl aradan sonra piyasaya doğrudan müdahale etti. 15 gün sonra açıklanacak olmasına rağmen satılan döviz miktarının 2 milyar doları bulduğu belirtiliyor. Dövize bu müdahale ilk anda etkili oldu ve kur 2,30'lardan 2,26'lara kadar geriledi fakat bu gerileme kısa sürdü. Kur tekrar yukarı doğru ivme kazanarak Perşembe gününü 2,28 lira seviyelerinden kapattı.
2006'DAKİ GİBİ İTHALAT PATLAR
Merkez Bankası'nın daha önceki döviz ihalelerinde de yüksek fiyatlar vererek etkisini azaltmak isteyen faiz lobilerinin, bu hamlelerine benzer bir atak da perşembe günü yaşandı. İddialara göre; Merkez Bankası'nın piyasaya sürdüğü doların büyük kısmını İngiliz merkezli fonlar aldı. Fiyatın düşmesini önlemeye çalışan bu fonların spekülatif ataklarının, hâlâ sürdüğü de belirtildi. Uzmanlar, 2006 yılında faizde yapılan 4 puanlık artışla kurun geçici olarak düştüğünü ama bu durumun da Türkiye'nin ithalatının patlaması olarak karşımıza çıktığını belirtti. Üretimin yavaşlaması ile ekonomi küçülürken, bu durum işsizlik olarak vatandaşın karşısına çıkıyor.
KUR YİNE HAREKETLİ
Dövizde dün de hareketli saatler yaşandı. Önceki gün 2,3050 liralık rekor seviyeye ulaşan dolar, dün güne 2,2940 liradan başladıktan sonra 2,33 lirayı görerek, yeni en yüksek seviyesine ulaştı. Euro da rekor kırdı. Gün sonu kapanışta dolar 2,3270 lira olurken, euro günü 3,1840 liradan tamamladı.
VATANDAŞ İLGİSİZ
Özellikle İngiliz gazetelerinde çıkan haberlerde, 'Türk vatandaşlarının dövize yöneldiği ve bu yüzden faiz artırmanın şart olduğu' tezi savunuluyordu. Oysa dövizi artıranın, spekülatif ataklar olduğu ortaya çıktı. Vatandaş dövizden uzak dururken, sadece borcu olanların alım yaptığı anlaşıldı. İstanbul Kapalıçarşı esnafı da dolara talep olmadığını belirtiyor. Doları, vatandaş değil spekülasyoncular topluyor.
ESNAF DURUMU ANLATTI
Halaç Döviz'den Haluk Mutlu, halktan çok ciddi bir seviyede dolar alım talebi olmadığını, daha çok borcu olanların, altından dolara dönenlerin rağbet gösterdiğini belirtti. Palalı Döviz'den Bahadır Er de halk tarafından, dolara şu anda önemli bir talep olmadığını söyledi. Ağaoğlu Döviz'den Mithat Ülgensoy, şu sıralar halkın az da olsa dövize talebi olduğunu, dolardaki yükselişten bu yana döviz bozduranların sayısının bir miktar arttığını, alımlarda ise sınırlı da olsa bir hareketlilik yaşandığını kaydetti. Üçel Döviz görevlisi Mehmet Akçaalan, döviz bozduranların sayısının daha fazla olduğunu anlatırken; Menekşe Döviz'den Erdem Erol, sadece ihtiyacı olanın döviz aldığını ifade etti.
Alıntı:
http://www.ajanshaber.com/haberler/ekonomi-haberleri/dolarda-ingiliz-oyunu/45337
Merkez Bankası'nın faizleri artırmaması, yerli yabancı faiz lobilerini çileden çıkartırken intikamlarını, dolara spekülatif ataklar yaparak almaya çalışıyorlar. Bu şekilde kurun yüksekte kalmasını sağlayan faizciler, Merkez Bankası'nı köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Günlerdir süren 'faiz artır' baskısına, Merkez Bankası'nın boyun eğmemesinden sonra, dolara dönük operasyonlar devam etti. Merkez Bankası, önceki gün dolar kurunun 2,30'lara kadar yükselmesi üzerine 2 yıl aradan sonra piyasaya doğrudan müdahale etti. 15 gün sonra açıklanacak olmasına rağmen satılan döviz miktarının 2 milyar doları bulduğu belirtiliyor. Dövize bu müdahale ilk anda etkili oldu ve kur 2,30'lardan 2,26'lara kadar geriledi fakat bu gerileme kısa sürdü. Kur tekrar yukarı doğru ivme kazanarak Perşembe gününü 2,28 lira seviyelerinden kapattı.
2006'DAKİ GİBİ İTHALAT PATLAR
Merkez Bankası'nın daha önceki döviz ihalelerinde de yüksek fiyatlar vererek etkisini azaltmak isteyen faiz lobilerinin, bu hamlelerine benzer bir atak da perşembe günü yaşandı. İddialara göre; Merkez Bankası'nın piyasaya sürdüğü doların büyük kısmını İngiliz merkezli fonlar aldı. Fiyatın düşmesini önlemeye çalışan bu fonların spekülatif ataklarının, hâlâ sürdüğü de belirtildi. Uzmanlar, 2006 yılında faizde yapılan 4 puanlık artışla kurun geçici olarak düştüğünü ama bu durumun da Türkiye'nin ithalatının patlaması olarak karşımıza çıktığını belirtti. Üretimin yavaşlaması ile ekonomi küçülürken, bu durum işsizlik olarak vatandaşın karşısına çıkıyor.
KUR YİNE HAREKETLİ
Dövizde dün de hareketli saatler yaşandı. Önceki gün 2,3050 liralık rekor seviyeye ulaşan dolar, dün güne 2,2940 liradan başladıktan sonra 2,33 lirayı görerek, yeni en yüksek seviyesine ulaştı. Euro da rekor kırdı. Gün sonu kapanışta dolar 2,3270 lira olurken, euro günü 3,1840 liradan tamamladı.
VATANDAŞ İLGİSİZ
Özellikle İngiliz gazetelerinde çıkan haberlerde, 'Türk vatandaşlarının dövize yöneldiği ve bu yüzden faiz artırmanın şart olduğu' tezi savunuluyordu. Oysa dövizi artıranın, spekülatif ataklar olduğu ortaya çıktı. Vatandaş dövizden uzak dururken, sadece borcu olanların alım yaptığı anlaşıldı. İstanbul Kapalıçarşı esnafı da dolara talep olmadığını belirtiyor. Doları, vatandaş değil spekülasyoncular topluyor.
ESNAF DURUMU ANLATTI
Halaç Döviz'den Haluk Mutlu, halktan çok ciddi bir seviyede dolar alım talebi olmadığını, daha çok borcu olanların, altından dolara dönenlerin rağbet gösterdiğini belirtti. Palalı Döviz'den Bahadır Er de halk tarafından, dolara şu anda önemli bir talep olmadığını söyledi. Ağaoğlu Döviz'den Mithat Ülgensoy, şu sıralar halkın az da olsa dövize talebi olduğunu, dolardaki yükselişten bu yana döviz bozduranların sayısının bir miktar arttığını, alımlarda ise sınırlı da olsa bir hareketlilik yaşandığını kaydetti. Üçel Döviz görevlisi Mehmet Akçaalan, döviz bozduranların sayısının daha fazla olduğunu anlatırken; Menekşe Döviz'den Erdem Erol, sadece ihtiyacı olanın döviz aldığını ifade etti.
Alıntı:
http://www.ajanshaber.com/haberler/ekonomi-haberleri/dolarda-ingiliz-oyunu/45337
Para piyasalarında döviz rüzgârı sert esiyor
Global finansal krizle birlikte para piyasalarının en önemli aktörleri, ülkelerin ekonomi yönetimlerinden ziyade merkez bankaları oldu. Finans çevrelerinde kimse merkez bankası başkanı görevinde veya yönetiminde olmak istemiyor.
Merkez Bankası’nın, 14 Ocak Salı günkü Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında, piyasa beklentilerine ters yönde bir karar alarak Politika Faizi denilen haftalık faiz oranlarını değiştirmedi. Ek parasal sıkılaştırma kararı alındı. Söz konusu günlerde yoğun döviz satışı yapılacağı ve o günlerde günlük ortalama faiz oranının yüzde 9’lara yükselebileceği belirtildi.
Merkez Bankası, bankalar arası piyasada birkaç çeşit faiz oranı uyguluyor. Bankalar, Merkez Bankası’na para yatırmak isterse uygulanan yıllık bazda gecelik faiz oranı yüzde 3,50, bankalar Merkez Bankası’ndan para kullanmak isterlerse uygulanan gecelik faiz yüzde 7,75’ten hesaplanıyor. Bankalar birbirinden para kullanacak olursa gecelik faiz yüzde 6,75 olarak uygulanıyor. Bu faizlerin ortalaması yüzde 7,00 civarında oluşuyor. Bu durumda faiz hesaplamaları oldukça karışık bir görünüm sergiliyor. Bankalar ve finans sektörü bu kadar karışık faiz yapısı yerine daha sade bir faiz oranı yapısı istiyor. Merkez Bankası’nın yüzde 4,50 olarak uyguladığı politika faizinin çok öneminin kalmadığı söyleniyor. Yıllık enflasyonun yüzde 8’ler düzeyinde olması ve politika faizi ile enflasyon oranı arasında negatif bir getiri olduğundan, bankalar, politika faizinin ilk etapta 200 baz puan artırılmasını istiyor. Merkez Bankası da faiz artırımının ekonomiye daha fazla yük getireceğini savunarak, faiz artırmak yerine düşük büyüme riskini de alarak parasal sıklaştırma yöntemini tercih ediyor. Merkez Bankası’nın faiz artırımı, bankaların mevduat faizine, reel sektörün kullandığı kredi faizine, vatandaşın kullandığı konut, ihtiyaç ve kredi kartı faizlerine ve zincirleme olarak diğer faizlere yükseliş olarak yansıyacak. Sanayicinin kullandığı yüklü kredilerin faizi de yükseleceğinden, sanayi ürünlerinin üretim maliyetleri de artacak. Dolaylı olarak enflasyona da olumsuz yansıyacak.
Merkez Bankası, uzun süreden beri enflasyonu düşürücü ve dövizde fiyat istikrarını sağlayıcı para politikası uyguluyor. Bundan da taviz vermemek için, enflasyonda zaman zaman oluşan yükselişi ve dövizde fiyat istikrarsızlığının önüne geçmek için faiz artırmak yerine değişik enstrümanlar kullanarak parasal sıkılaştırmaya gidiyor. Merkez Bankası’nın PPK toplantısının ertesinde döviz fiyatları bir miktar geriledikten sonra perşembe sabahı bankalar arası piyasada hızla yükseldiği görüldü. Merkez Bankası, 2006, 2011 ve 2012 başında doğrudan döviz satışı yaparak döviz fiyatlarındaki oynaklığı önlemişti. Yine aynı yolu izleyerek aynı gün yaklaşık 3 milyar dolarlık doğrudan satışla dövize müdahale etti. Ayrıca ihale yöntemiyle de 400-200 ve 100 milyon dolar olmak üzere üç gün döviz sattı. Kaldıraçlı ve vadeli işlemlerde ay sonu döviz açık pozisyonlarının kapatılması eğilimi, siyasî ortamın oluşturduğu endişelerle de küçük ölçekli firmaların ay sonu döviz açık pozisyonlarını kapatma sürecini öne çekmiş olmaları dövize olan talebi artırıyor.
Diğer taraftan halkın döviz alım-satımında piyasalardan uzak durması ve turizm mevsiminin henüz başlamamış olması dövizde arz cephesini de sınırlıyor. Bu arada Merkez Bankası hafta içinde 27 ve 28 Ocak tarihinde ek sıkılaştırmaya gideceği ve yüklü döviz satacağını da açıkladı. Dün bankalararası piyasada dolar 2,3350 TL ve Euro 3,2030 TL ile yeni zirvelerine ulaştı. Dövizin ateşi müdahaleye rağmen düşmüş değil. Bankalar arası piyasa ile Merkez Bankası arasındaki restleşmenin nerede ve nasıl sonuçlanacağı belli değil. İş dünyası, karamsar değil ama tedirgin. Dövizde baş döndürücü fiyat değişimlerini gün boyu iletişim araçlarından izlemeye çalışıyor. Dövizde sert rüzgârlar da esmeye devam ediyor.
M. Ali Yıldırımtürk
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/ali-yildirimturk/para-piyasalarinda-doviz-ruzgari-sert-esiyor_2195498.html
Merkez Bankası’nın, 14 Ocak Salı günkü Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında, piyasa beklentilerine ters yönde bir karar alarak Politika Faizi denilen haftalık faiz oranlarını değiştirmedi. Ek parasal sıkılaştırma kararı alındı. Söz konusu günlerde yoğun döviz satışı yapılacağı ve o günlerde günlük ortalama faiz oranının yüzde 9’lara yükselebileceği belirtildi.
Merkez Bankası, bankalar arası piyasada birkaç çeşit faiz oranı uyguluyor. Bankalar, Merkez Bankası’na para yatırmak isterse uygulanan yıllık bazda gecelik faiz oranı yüzde 3,50, bankalar Merkez Bankası’ndan para kullanmak isterlerse uygulanan gecelik faiz yüzde 7,75’ten hesaplanıyor. Bankalar birbirinden para kullanacak olursa gecelik faiz yüzde 6,75 olarak uygulanıyor. Bu faizlerin ortalaması yüzde 7,00 civarında oluşuyor. Bu durumda faiz hesaplamaları oldukça karışık bir görünüm sergiliyor. Bankalar ve finans sektörü bu kadar karışık faiz yapısı yerine daha sade bir faiz oranı yapısı istiyor. Merkez Bankası’nın yüzde 4,50 olarak uyguladığı politika faizinin çok öneminin kalmadığı söyleniyor. Yıllık enflasyonun yüzde 8’ler düzeyinde olması ve politika faizi ile enflasyon oranı arasında negatif bir getiri olduğundan, bankalar, politika faizinin ilk etapta 200 baz puan artırılmasını istiyor. Merkez Bankası da faiz artırımının ekonomiye daha fazla yük getireceğini savunarak, faiz artırmak yerine düşük büyüme riskini de alarak parasal sıklaştırma yöntemini tercih ediyor. Merkez Bankası’nın faiz artırımı, bankaların mevduat faizine, reel sektörün kullandığı kredi faizine, vatandaşın kullandığı konut, ihtiyaç ve kredi kartı faizlerine ve zincirleme olarak diğer faizlere yükseliş olarak yansıyacak. Sanayicinin kullandığı yüklü kredilerin faizi de yükseleceğinden, sanayi ürünlerinin üretim maliyetleri de artacak. Dolaylı olarak enflasyona da olumsuz yansıyacak.
Merkez Bankası, uzun süreden beri enflasyonu düşürücü ve dövizde fiyat istikrarını sağlayıcı para politikası uyguluyor. Bundan da taviz vermemek için, enflasyonda zaman zaman oluşan yükselişi ve dövizde fiyat istikrarsızlığının önüne geçmek için faiz artırmak yerine değişik enstrümanlar kullanarak parasal sıkılaştırmaya gidiyor. Merkez Bankası’nın PPK toplantısının ertesinde döviz fiyatları bir miktar geriledikten sonra perşembe sabahı bankalar arası piyasada hızla yükseldiği görüldü. Merkez Bankası, 2006, 2011 ve 2012 başında doğrudan döviz satışı yaparak döviz fiyatlarındaki oynaklığı önlemişti. Yine aynı yolu izleyerek aynı gün yaklaşık 3 milyar dolarlık doğrudan satışla dövize müdahale etti. Ayrıca ihale yöntemiyle de 400-200 ve 100 milyon dolar olmak üzere üç gün döviz sattı. Kaldıraçlı ve vadeli işlemlerde ay sonu döviz açık pozisyonlarının kapatılması eğilimi, siyasî ortamın oluşturduğu endişelerle de küçük ölçekli firmaların ay sonu döviz açık pozisyonlarını kapatma sürecini öne çekmiş olmaları dövize olan talebi artırıyor.
Diğer taraftan halkın döviz alım-satımında piyasalardan uzak durması ve turizm mevsiminin henüz başlamamış olması dövizde arz cephesini de sınırlıyor. Bu arada Merkez Bankası hafta içinde 27 ve 28 Ocak tarihinde ek sıkılaştırmaya gideceği ve yüklü döviz satacağını da açıkladı. Dün bankalararası piyasada dolar 2,3350 TL ve Euro 3,2030 TL ile yeni zirvelerine ulaştı. Dövizin ateşi müdahaleye rağmen düşmüş değil. Bankalar arası piyasa ile Merkez Bankası arasındaki restleşmenin nerede ve nasıl sonuçlanacağı belli değil. İş dünyası, karamsar değil ama tedirgin. Dövizde baş döndürücü fiyat değişimlerini gün boyu iletişim araçlarından izlemeye çalışıyor. Dövizde sert rüzgârlar da esmeye devam ediyor.
M. Ali Yıldırımtürk
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/ali-yildirimturk/para-piyasalarinda-doviz-ruzgari-sert-esiyor_2195498.html
29 Aralık 2013 Pazar
Türkiye karıştırılıyor mu?
Türkiye, FED’in son tapering kararından zarar görmedi. Buna karşılık, son olaylar Türk ekonomisine önemli maliyet getiriyor.
Türk ekonomisinin son on yıldaki kazanımları ve kazandığı direnç, zararın büyümesini engelliyor. Ancak yine de dikkatli olunması gerekiyor.
2001’de Türkiye
Türk ekonomisi 2001 yılında resmen olmasa da fiilen iflas durumundaydı. TC Hazine’si, her 100 TL’lik vergi gelirine karşılık 94 TL borç faizi ödemek zorundaydı. Zira, her 100 TL’lik vergi gelirine karşılık 430 TL’lik brüt borcu vardı ülkemizin.
Bu durumda olan bir şirketi düşünün; her 100 TL’lik satış gelirinin 94 lirasını eski dönemden kalan borçlarının faizlerine harcıyor. O satışı yapabilmek için gerekli girdilerin satın alınması, makine, bina yatırımları, çalışanlarının ücretleri için sadece 10 TL’si kalıyor elinde. Dolayısıyla, varını yoğunu ipotek edip borçlanarak hayatiyetini devam ettirmeye çalışan, tefeci eline düşmüş bir şirket.
Türkiye Cumhuriyeti, 2001 yılında, vergi gelirlerinin yaklaşık üçte biri seviyesindeki vergi dışı gelirleriyle de memur maaşlarını ödeyebiliyordu. Dolayısıyla, ülkemiz, devlet bütçelerinin kalan tüm harcamalarını (okul, havaalanı, yol inşaatı ya da tamiri, Türk ordusunun ihtiyaçları, üniversite ve kamu Ar-Ge ihtiyaçları, afetlerle ilgili harcamaları, vb.) yeni borç alarak karşılamak durumundaydı. Dahası, gelirinin dört katı seviyesindeki borcunun ana parasının vadesi gelen kısımlarını da yine ancak borç alarak çevirebiliyordu.
Türk ekonomisi 2001 yılında, demiryolu, karayolu, havaalanı yapmayı düşünecek durumda değildi. En büyük mesele, bu ay içindeki harcamalarının gerektirdiği nakiti bir şekilde temin edebilmekti. Bunun için, yıl boyunca ortalama yüzde 75 seviyesindeki faizlerden borçlanmıştı. Hazine’nin bu borçlanmasının vadesi 49 gün; yani, bir buçuk aydı. Özel sektörün durumu, tabii çok daha kötüydü; teoride “risksiz” faiz saydığımız kamu borçlanması faizlerinin çok daha üzerinde ve daha da kısa vadelerde borçlanabiliyordu. Buna iflas demezseniz, bitkisel hayat (vegetation) da diyebilirsiniz.
Rahmetli Özal, Türkiye’yi ihracatla tanıştırmıştı; ancak 2000’li yılların başında 30 milyar dolarlık ihracata sahip Türkiye neredeyse sadece yanıbaşındaki Avrupa’ya ihracat yapmaya çalışıyordu.
Bugün
Türkiye, 2012 yılında, topladığı vergi gelirlerinin yüzde 15’i civarında faiz ödüyor. Topladığı vergi gelirleriyle, 2001 yılında beş senede borcunun ana parasını ödeyebilirken bugün iki yılda ödüyor. Bu rakam, Avrupa’nın en iyileri arasında. Ortalama Hazine borcu maliyetleri 2001’de yüzde 75’lerden 2012’de yüzde 8,8’e indi. Vadeler ise 49 günden bin 400 günün üzerine çıktı. Yani, bir buçuk aydan dört seneye çıktı. İhracat 2001’deki 30 milyar dolar seviyesinden 2012’de 150 milyar dolar seviyelerine yükseldi.
Türkiye bu dönemde dünyanın en önemli turizm merkezlerinden, en önemli hava ulaşım merkezlerinden birisi oldu. Demiryolu, havayolu, karayolu altyapısı katlandı. Sağlık altyapısı da öyle. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesi hem mutlak değer olarak hem de bütçeden aldığı pay olarak devrimsel bir ilerleme yaşadı.
Yani Türkiye, bu son on senede bir taraftan bütçesini iflas durumundan kurtardı. Diğer taraftan ise altyapısını katladı. Diğer taraftan, bütçeden milyarlarca TL’lik yoksulluk ve kırsal kesim destekleri yapıldığını biliyoruz.
Türk ekonomisinin daha alacağı mesafesi olduğunu bu köşede söyleye geldik. Sanayi katma değerinin, teknoloji ve katma değer seviyesinin yükseltilmesi ve bu sayede dış ticaret açığının makul seviyelere düşülmesi ve hatta artıya geçmesi en önemli dönüşüm hedefi Türkiye’nin.
Siyasete müdahaleler
Türkiye’de 2013 yılında çeşitli vesilelerle siyasete yapılan müdahaleler, ulaşılan resmi bozuyor; kazanımları kaybettiriyor. Türkiye’nin daha yüksek faizlerle borçlanması, borsasının düşmesi (ben kurun yükselmesini olumlu gördüğüm için kura pek değinmiyorum) Türkiye’de kamu menfaatine yararlı olmaz; aksine büyük zarar verir.
Yolsuzluk iddiaları üzerine bakanların görevden alınması ve eşzamanlı Bakanlar Kurulu değişikliği, hukuka devredilmiş süreçlerin devam etmesini sağlayacak zaten. Birçok işadamının adeta teşhir edilmesi de Türkiye’nin faydasına değildir. Yolsuzluk iddialarının üzerine gidilmesi gerekir; ancak bu yapılırken geniş kamu menfaatine zarar verilmemesi, Türkiye’nin güvenilmez bir ekonomik ortama getirilmemesi gerekir.
Murat Yülek
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/ekonomi/turkiye-karistiriliyor-mu_2190132.html
Türk ekonomisinin son on yıldaki kazanımları ve kazandığı direnç, zararın büyümesini engelliyor. Ancak yine de dikkatli olunması gerekiyor.
2001’de Türkiye
Türk ekonomisi 2001 yılında resmen olmasa da fiilen iflas durumundaydı. TC Hazine’si, her 100 TL’lik vergi gelirine karşılık 94 TL borç faizi ödemek zorundaydı. Zira, her 100 TL’lik vergi gelirine karşılık 430 TL’lik brüt borcu vardı ülkemizin.
Bu durumda olan bir şirketi düşünün; her 100 TL’lik satış gelirinin 94 lirasını eski dönemden kalan borçlarının faizlerine harcıyor. O satışı yapabilmek için gerekli girdilerin satın alınması, makine, bina yatırımları, çalışanlarının ücretleri için sadece 10 TL’si kalıyor elinde. Dolayısıyla, varını yoğunu ipotek edip borçlanarak hayatiyetini devam ettirmeye çalışan, tefeci eline düşmüş bir şirket.
Türkiye Cumhuriyeti, 2001 yılında, vergi gelirlerinin yaklaşık üçte biri seviyesindeki vergi dışı gelirleriyle de memur maaşlarını ödeyebiliyordu. Dolayısıyla, ülkemiz, devlet bütçelerinin kalan tüm harcamalarını (okul, havaalanı, yol inşaatı ya da tamiri, Türk ordusunun ihtiyaçları, üniversite ve kamu Ar-Ge ihtiyaçları, afetlerle ilgili harcamaları, vb.) yeni borç alarak karşılamak durumundaydı. Dahası, gelirinin dört katı seviyesindeki borcunun ana parasının vadesi gelen kısımlarını da yine ancak borç alarak çevirebiliyordu.
Türk ekonomisi 2001 yılında, demiryolu, karayolu, havaalanı yapmayı düşünecek durumda değildi. En büyük mesele, bu ay içindeki harcamalarının gerektirdiği nakiti bir şekilde temin edebilmekti. Bunun için, yıl boyunca ortalama yüzde 75 seviyesindeki faizlerden borçlanmıştı. Hazine’nin bu borçlanmasının vadesi 49 gün; yani, bir buçuk aydı. Özel sektörün durumu, tabii çok daha kötüydü; teoride “risksiz” faiz saydığımız kamu borçlanması faizlerinin çok daha üzerinde ve daha da kısa vadelerde borçlanabiliyordu. Buna iflas demezseniz, bitkisel hayat (vegetation) da diyebilirsiniz.
Rahmetli Özal, Türkiye’yi ihracatla tanıştırmıştı; ancak 2000’li yılların başında 30 milyar dolarlık ihracata sahip Türkiye neredeyse sadece yanıbaşındaki Avrupa’ya ihracat yapmaya çalışıyordu.
Bugün
Türkiye, 2012 yılında, topladığı vergi gelirlerinin yüzde 15’i civarında faiz ödüyor. Topladığı vergi gelirleriyle, 2001 yılında beş senede borcunun ana parasını ödeyebilirken bugün iki yılda ödüyor. Bu rakam, Avrupa’nın en iyileri arasında. Ortalama Hazine borcu maliyetleri 2001’de yüzde 75’lerden 2012’de yüzde 8,8’e indi. Vadeler ise 49 günden bin 400 günün üzerine çıktı. Yani, bir buçuk aydan dört seneye çıktı. İhracat 2001’deki 30 milyar dolar seviyesinden 2012’de 150 milyar dolar seviyelerine yükseldi.
Türkiye bu dönemde dünyanın en önemli turizm merkezlerinden, en önemli hava ulaşım merkezlerinden birisi oldu. Demiryolu, havayolu, karayolu altyapısı katlandı. Sağlık altyapısı da öyle. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesi hem mutlak değer olarak hem de bütçeden aldığı pay olarak devrimsel bir ilerleme yaşadı.
Yani Türkiye, bu son on senede bir taraftan bütçesini iflas durumundan kurtardı. Diğer taraftan ise altyapısını katladı. Diğer taraftan, bütçeden milyarlarca TL’lik yoksulluk ve kırsal kesim destekleri yapıldığını biliyoruz.
Türk ekonomisinin daha alacağı mesafesi olduğunu bu köşede söyleye geldik. Sanayi katma değerinin, teknoloji ve katma değer seviyesinin yükseltilmesi ve bu sayede dış ticaret açığının makul seviyelere düşülmesi ve hatta artıya geçmesi en önemli dönüşüm hedefi Türkiye’nin.
Siyasete müdahaleler
Türkiye’de 2013 yılında çeşitli vesilelerle siyasete yapılan müdahaleler, ulaşılan resmi bozuyor; kazanımları kaybettiriyor. Türkiye’nin daha yüksek faizlerle borçlanması, borsasının düşmesi (ben kurun yükselmesini olumlu gördüğüm için kura pek değinmiyorum) Türkiye’de kamu menfaatine yararlı olmaz; aksine büyük zarar verir.
Yolsuzluk iddiaları üzerine bakanların görevden alınması ve eşzamanlı Bakanlar Kurulu değişikliği, hukuka devredilmiş süreçlerin devam etmesini sağlayacak zaten. Birçok işadamının adeta teşhir edilmesi de Türkiye’nin faydasına değildir. Yolsuzluk iddialarının üzerine gidilmesi gerekir; ancak bu yapılırken geniş kamu menfaatine zarar verilmemesi, Türkiye’nin güvenilmez bir ekonomik ortama getirilmemesi gerekir.
Murat Yülek
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/ekonomi/turkiye-karistiriliyor-mu_2190132.html
3 Kasım 2013 Pazar
Finansbank'ta eFinans dönemi başlıyor!
Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bazı sektörler için zorunlu hale getirdiği e-Fatura uygulaması, Türkiye’de tahsilat ve ödeme döngüsünde yeni bir dönem başlatıyor. Tamamen elektronik uygulamalar üzerinden yürüyecek yeni ticaret hayatında e-Fatura mali sistemin temel taşı olacak. e-Fatura, e-Defter, Mali Mühür ve yakın gelecekte oluşacak e-Arşiv, e-Çek, e-İrsaliye ve benzeri elektronik uygulamalar ile bankacılık da baştan başa elektronik ortama taşınacak. Bu yeni mali dünyada müşterilerimize hizmeti kolaylaştırmak için Finansbank ve Cybersoft bir araya gelerek ve eFinans’ı ve sektörün geleceğiyle ilgili basın toplantısı düzenledi.Toplantıya Finansbank Nakit Yönetimi Yatırım Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Saruhan Doğan, Finansbank Nakit Yönetimi Bölüm Müdürü Okay Yıldırım, eFinans Yönetim Kurulu Üyeleri Fikret Kaya ve Yenal Göğebakan yanısıra efinans Genel Müdürü Sadi Abalı ve eFinans Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Okan Murat Dönmez katıldı. Finansbank’ın yüzde 51, Cybersoft’un yüzde 49 ortaklığı ile kurulan şirket, bankacılık sistemine entegre olan ürünleri ile müşterilerin fatura ile başlayıp ödeme/tahsilat ile sonuçlanan döngüsünün tamamını kapsayan bir hizmet modeli sunmaya hazırlanıyor.
eFİNANS kimdir?
eFİNANS, başta e-Fatura ve e-Defter olmak üzere tüm elektronik ticari uygulamalar için servis sağlayıcılığı, bankacılık ve finans çözümleri sunarak müşterilerine yeni dünya ticaretinde danışmanlık yapmayı hedefleyen bir hizmet şirkettir
E-Fatura entegrasyonu, e-Fatura özel servis sağlayıcılığı, e-Fatura arşivlemesi, e-Defter uygulaması ve e-Ticaret portali üzerinden bankacılık hizmetleri için online uygulama çözümleri konularında hizmet sunmayı amaçlayan eFİNANS, kısa zaman içinde Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) getireceği yeni uygulamalar kapsamında, e-Arşiv, e-İrsaliye ve benzeri hizmetleri de portföyüne katmayı hedefliyor.
eFİNANS neler getirecek?
eFİNANS müşterilerine, bir yanda Finansbank'ın finansal gücü ve güvenini, diğer yanda ise Cybersoft'un teknolojik gücü ve 17 yıllık tecrübesini sunuyor. Yeni dünya ticaretinin tamamen elektronik uygulamalar üzerinden yürüyeceğini öngören eFİNANS, e-Fatura’yı bu yeni dünyanın temel taşı olarak görüyor. Türkiye’de de elektronik uygulamaların başlangıç noktası sayılabilecek; GİB’in bazı sektörler için zorunlu hale getirdiği uygulama ile e-Fatura’nın, tahsilat ve ödeme döngüsü içindeki yerinin giderek artacağına ve mali mührün de etkisiyle bankacılık sisteminde e-Fatura’nın kredi süreçleri içinde de daha fazla yer alacağına inanan eFİNANS, e-Fatura, e-Defter ve yakın gelecekte oluşacak e-Arşiv, e-Çek, e-İrsaliye ve benzeri elektronik uygulamalar ile bankacılığın da uçtan uca elektronik ortama taşınacağı vizyonu ile hareket ediyor. Bu doğrultuda eFİNANS’ın hedefi, müşterileri için elektronik ticaretteki tüm uygulamaların entegre bir biçimde sorunsuz ve verimli kullanımını sağlamak.
eFİNANS bu hedef doğrultusunda daha kuruluş aşamasında ortaklarının bilgi birikimi ile yeni dünya ticaretine adapte olmak isteyen müşterileri için mevcut süreçlerde değişiklik yapmaya gerek kalmadan e-Fatura’ya geçişi kolay ve zahmetsiz seviyeye getirdi ve eFİNANS yazılımları, farklı sistemler kullanan çok sayıda şirkete aynı sunucu üzerinden hizmet verebilecek şekilde tasarlandı.
eFİNANS’ta e-Fatura
eFİNANS, Elektronik Fatura Aktarım ve Yönetim Sistemi’ni (EFYS), müşterilerinin e-Fatura uygulamasını GİB ile entegre olarak kullanabilmeleri için geliştirdi. EFYS’de kullanıcılara yönelik kolay bir ara yüzle erişim sağlandığı için fatura alım ve gönderim işlemleri hızlı bir şekilde yapılıyor. Sistemde uygulama, platform bağımsız yani tüm muhasebe ve ERP programları ile kolaylıkla entegre olabilir bir yapıda ilerliyor. eFİNANS’ın EFYS uygulaması;
- Müşterilerin kendi sistemlerinde (ERP, Muhasebe Programları, vb.) oluşturdukları faturaları e-Fatura formatına çeviriyor,
- e-Fatura’ları mali mühür ile elektronik olarak imzalıyor,
- Mühürlü e-Fatura’ları paketleyip GİB’e gönderiyor,
- Firmaya kesilen e-Fatura varsa bunları GİB’den alıyor,
- Gelen e-Fatura’ları kuruluşun kendi sistemine uygun formata çeviriyor,
- Mali mühür ve diğer gerekli tüm kontrolleri yapıyor,
- Etkin bir arşivleme, indeksleme ve loglama ile sorgulama yapılabilmesini sağlıyor,
- e-Fatura’arın görüntülenmesini ve istendiğinde çıktı alınabilmesini sağlıyor.
eFİNANS’ın hizmetleri ne kazandıracak?
e-Fatura kullanımının artmasıyla Türkiye’de kısa vadede ticaret bilgilerinin standardizasyonu ve doğruluğunun devlet ve sistem tarafından tasdiki hedefleniyor ve bu sayede finans dünyasındaki evrak doğrulama ve evrakın doğruluğu risk unsurunun azalacağı düşünülüyor. eFİNANS azalan bu riskin daha uygun fiyatlama ve ürün çeşitliliği sayesinde yeni çoklu yapılar sağlayacağına inanıyor. Teminatın ve borçlunun eFİNANS evreninde olduğu alışverişlerde ticari akış taraflar arası güveni arttıracağı gibi dijital ortam aracılığı ile yapılacak işlemler hızlanacaktır. Bu, eFİNANS müşterileri ve eFİNANS evreninin tümü için kazan-kazan stratejisini sağlayacak.
eFİNANS’ta e-Defter
eFİNANS e-Defter uygulaması, muhasebe programlarıyla standart yöntemler yoluyla (veri tabanı, web servis, vb.) entegre çalışıyor. Yevmiye Defteri ve Defter-i Kebir belgelerini, GİB’in belirlediği standartlarda hazırlayıp, elektronik olarak kolayca gönderebiliyor. eFİNANS, e-Defter çözümünü iki ayrı alternatifle müşterilerine sunuyor.
Satın Alma: Ürünün satılması ve müşteri lokasyonunda kurularak çalıştırılmasını içeriyor. Lisanslama üzerinden ücretlendirme yapılıyor. Yazılım kiralama (leasing) sistemine uygun bir yazılımdır.
Kiralama: Ürünün, eFİNANS tarafından kurulu bir Bulut Sistem üzerinden kullanılması yöntemini içeriyor. Aylık ya da yıllık hizmet bedeli şeklinde bir ücretlendirme yapılıyor.
E-Fatura ve e-Fatura Uygulaması nedir?
Satıcı ve alıcı arasındaki iletişimin merkezi bir platform (Gelir İdaresi Başkalığı) üzerinden gerçekleştirildiği elektronik bir belge olan e-Fatura, kağıt fatura ile aynı hukuki niteliklere sahiptir. Türkiye’de 5 Mart 2010 tarihinden itibaren uygulamada olan e-Fatura, veri format ve standardı GİB tarafından belirlenen, Vergi Usul Kanunu (VUK) gereği bir faturada bulunması gereken bilgileri içerir.
E-Fatura Uygulaması, tanımlanan standartlara uygun e-Faturaların taraflar arasında güvenli ve sağlıklı bir biçimde dolaşımını sağlamak amacı ile GİB tarafından oluşturulan uygulamaların genel adıdır. Anonim, limited ve gerçek/şahıs şirketi statüsündeki mükellefler uygulamadan yararlanabilmektedir.
E-Fatura ticari hayata ne gibi katkılar getiriyor?
Ayda ortalama bin fatura kesen bir firma e-Fatura ile yılda; bin 200 ton karbon salınımını, 4 bin 800 ağacın kesilmesini, 15 bin litre atık su oluşumu ve 156 bin kg sıvı atık oluşumunu engellemiş olur. E-Fatura düzenlemek kağıt faturaya göre satıcı için yüzde 57; alıcı için yüzde 62 daha fazla tasarruf sağlar. Türkiye’de ortalama basılı faturada maliyet yaklaşık 6 TL iken, buna görünmeyen yönetsel ve işgücü maliyetleri eklendiğinde, e-Fatura’nın işletmeler için avantajları daha da artmaktadır.
E-Fatura ticaret hayatındaki hız ihtiyacını basım, gönderim, kurye, karşılama, kontrol, kayıt, arşiv süreçlerini ortadan kaldırarak sağlamaktadır. Geleneksel faturanın oluşturulmasından ulaşmasına kadar ortalama 5 gün geçerken, e-Fatura sisteminde bu süre yaklaşık 22 saniyeye inmektedir.
Arşiv maliyetlerini ve ibraz sürelerini de kısaltan e-Fatura, şirketlerin tahsilat ve ödeme süreçlerindeki kısalma ile nakit akışında hız ve öngörülebilirliğe büyük katkılar sağlamaktadır. E-Fatura finans kurumları için güvenilirlik göstergesi, teminat ve hatta temlik edilmesi kolay bir veriye dönüşebilecek bir uygulamadır. Bugün Türkiye’de birçok kurumsal firma muhasebe sistemlerini hâlâ tam bütünleşmiş hale getirememiştir. Bu şekilde nakit akışını yönetilememekte; sadece verimlilik arttırılmaya çalışmaktadır. Bunu da genelde bir tarafta bankalarla ölçeklerini kullanarak pazarlık; diğer tarafta ise tedarikçilerine ertelemeli ödeme yaparak gerçekleştirmektedirler. Oysa e-Fatura sistemine geçişle birlikte ne kadar büyük olursa olsun finans birimleri, kurumlarına gelen ve giden tüm faturaları tek bir ekranda görebilmekte ve tüm nakit akışlarını günlük ve isterlerse saatlik olarak yönetebilmektedirler.
E-Fatura ile denetim için harcanan masraf ve süre de azalmaktadır. Uygulama sayesinde basit hatalardan kaynaklanan vergi cezalarının önüne geçebilecektir. 2014 yılının başından itibaren bir e-Fatura mükellefine kağıt fatura düzenlendiğinde kağıt fatura yok hükmünde sayılacak; bununla birlikte hem e-Fatura gönderilir hem de kağıt fatura düzenlenirse kağıt fatura naylon fatura olarak kabul edilecektir.
Yakın gelecekte beklenen gelişmelerle uygulamanın, yurtdışı e-Fatura’laşmayı da desteklemesi söz konusudur. Bu konuda pilot çalışmalar GİB ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından başlatılmıştır.
E-İrsaliye ile ilgili düzenlemenin de GİB tarafından yakın bir dönemde yayınlanması beklenmektedir. E-Fatura uygulaması bankacılık sistemleri entegrasyonu ile e-Ödeme imkanı da sunacaktır.
E-Defter nedir?
E-Defter, şekil hükümlerinden bağımsız olarak VUK ve/veya Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) göre tutulması zorunlu olan defterlerde yer alması gereken bilgileri kapsayan elektronik kayıtlar bütünü olarak tanımlanabilir. E-Defter sayesinde kağıt ortamdaki basım, tasdik ve saklama maliyetlerini ortadan kaldırmak; vergi uygulamalarını iyileştirerek gönüllü katılımı teşvik etmek; elektronik denetim için uygun altyapıyı oluşturmak ve yerleştirmek; uzaktan denetim yapılabilmesinin önünü açmak; uluslararası ortak bir dil ve denetim altyapısı oluşturmak mümkün olacaktır. E-Fatura’nın zorunlu kılındığı mükellefler 2014 yılından itibaren e-Defter tutmak zorundadır.
Kaynak:
http://www.finansgundem.com/haber/finansbank_ta-efinans-donemi-basliyor/514655
eFİNANS kimdir?
eFİNANS, başta e-Fatura ve e-Defter olmak üzere tüm elektronik ticari uygulamalar için servis sağlayıcılığı, bankacılık ve finans çözümleri sunarak müşterilerine yeni dünya ticaretinde danışmanlık yapmayı hedefleyen bir hizmet şirkettir
E-Fatura entegrasyonu, e-Fatura özel servis sağlayıcılığı, e-Fatura arşivlemesi, e-Defter uygulaması ve e-Ticaret portali üzerinden bankacılık hizmetleri için online uygulama çözümleri konularında hizmet sunmayı amaçlayan eFİNANS, kısa zaman içinde Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) getireceği yeni uygulamalar kapsamında, e-Arşiv, e-İrsaliye ve benzeri hizmetleri de portföyüne katmayı hedefliyor.
eFİNANS neler getirecek?
eFİNANS müşterilerine, bir yanda Finansbank'ın finansal gücü ve güvenini, diğer yanda ise Cybersoft'un teknolojik gücü ve 17 yıllık tecrübesini sunuyor. Yeni dünya ticaretinin tamamen elektronik uygulamalar üzerinden yürüyeceğini öngören eFİNANS, e-Fatura’yı bu yeni dünyanın temel taşı olarak görüyor. Türkiye’de de elektronik uygulamaların başlangıç noktası sayılabilecek; GİB’in bazı sektörler için zorunlu hale getirdiği uygulama ile e-Fatura’nın, tahsilat ve ödeme döngüsü içindeki yerinin giderek artacağına ve mali mührün de etkisiyle bankacılık sisteminde e-Fatura’nın kredi süreçleri içinde de daha fazla yer alacağına inanan eFİNANS, e-Fatura, e-Defter ve yakın gelecekte oluşacak e-Arşiv, e-Çek, e-İrsaliye ve benzeri elektronik uygulamalar ile bankacılığın da uçtan uca elektronik ortama taşınacağı vizyonu ile hareket ediyor. Bu doğrultuda eFİNANS’ın hedefi, müşterileri için elektronik ticaretteki tüm uygulamaların entegre bir biçimde sorunsuz ve verimli kullanımını sağlamak.
eFİNANS bu hedef doğrultusunda daha kuruluş aşamasında ortaklarının bilgi birikimi ile yeni dünya ticaretine adapte olmak isteyen müşterileri için mevcut süreçlerde değişiklik yapmaya gerek kalmadan e-Fatura’ya geçişi kolay ve zahmetsiz seviyeye getirdi ve eFİNANS yazılımları, farklı sistemler kullanan çok sayıda şirkete aynı sunucu üzerinden hizmet verebilecek şekilde tasarlandı.
eFİNANS’ta e-Fatura
eFİNANS, Elektronik Fatura Aktarım ve Yönetim Sistemi’ni (EFYS), müşterilerinin e-Fatura uygulamasını GİB ile entegre olarak kullanabilmeleri için geliştirdi. EFYS’de kullanıcılara yönelik kolay bir ara yüzle erişim sağlandığı için fatura alım ve gönderim işlemleri hızlı bir şekilde yapılıyor. Sistemde uygulama, platform bağımsız yani tüm muhasebe ve ERP programları ile kolaylıkla entegre olabilir bir yapıda ilerliyor. eFİNANS’ın EFYS uygulaması;
- Müşterilerin kendi sistemlerinde (ERP, Muhasebe Programları, vb.) oluşturdukları faturaları e-Fatura formatına çeviriyor,
- e-Fatura’ları mali mühür ile elektronik olarak imzalıyor,
- Mühürlü e-Fatura’ları paketleyip GİB’e gönderiyor,
- Firmaya kesilen e-Fatura varsa bunları GİB’den alıyor,
- Gelen e-Fatura’ları kuruluşun kendi sistemine uygun formata çeviriyor,
- Mali mühür ve diğer gerekli tüm kontrolleri yapıyor,
- Etkin bir arşivleme, indeksleme ve loglama ile sorgulama yapılabilmesini sağlıyor,
- e-Fatura’arın görüntülenmesini ve istendiğinde çıktı alınabilmesini sağlıyor.
eFİNANS’ın hizmetleri ne kazandıracak?
e-Fatura kullanımının artmasıyla Türkiye’de kısa vadede ticaret bilgilerinin standardizasyonu ve doğruluğunun devlet ve sistem tarafından tasdiki hedefleniyor ve bu sayede finans dünyasındaki evrak doğrulama ve evrakın doğruluğu risk unsurunun azalacağı düşünülüyor. eFİNANS azalan bu riskin daha uygun fiyatlama ve ürün çeşitliliği sayesinde yeni çoklu yapılar sağlayacağına inanıyor. Teminatın ve borçlunun eFİNANS evreninde olduğu alışverişlerde ticari akış taraflar arası güveni arttıracağı gibi dijital ortam aracılığı ile yapılacak işlemler hızlanacaktır. Bu, eFİNANS müşterileri ve eFİNANS evreninin tümü için kazan-kazan stratejisini sağlayacak.
eFİNANS’ta e-Defter
eFİNANS e-Defter uygulaması, muhasebe programlarıyla standart yöntemler yoluyla (veri tabanı, web servis, vb.) entegre çalışıyor. Yevmiye Defteri ve Defter-i Kebir belgelerini, GİB’in belirlediği standartlarda hazırlayıp, elektronik olarak kolayca gönderebiliyor. eFİNANS, e-Defter çözümünü iki ayrı alternatifle müşterilerine sunuyor.
Satın Alma: Ürünün satılması ve müşteri lokasyonunda kurularak çalıştırılmasını içeriyor. Lisanslama üzerinden ücretlendirme yapılıyor. Yazılım kiralama (leasing) sistemine uygun bir yazılımdır.
Kiralama: Ürünün, eFİNANS tarafından kurulu bir Bulut Sistem üzerinden kullanılması yöntemini içeriyor. Aylık ya da yıllık hizmet bedeli şeklinde bir ücretlendirme yapılıyor.
E-Fatura ve e-Fatura Uygulaması nedir?
Satıcı ve alıcı arasındaki iletişimin merkezi bir platform (Gelir İdaresi Başkalığı) üzerinden gerçekleştirildiği elektronik bir belge olan e-Fatura, kağıt fatura ile aynı hukuki niteliklere sahiptir. Türkiye’de 5 Mart 2010 tarihinden itibaren uygulamada olan e-Fatura, veri format ve standardı GİB tarafından belirlenen, Vergi Usul Kanunu (VUK) gereği bir faturada bulunması gereken bilgileri içerir.
E-Fatura Uygulaması, tanımlanan standartlara uygun e-Faturaların taraflar arasında güvenli ve sağlıklı bir biçimde dolaşımını sağlamak amacı ile GİB tarafından oluşturulan uygulamaların genel adıdır. Anonim, limited ve gerçek/şahıs şirketi statüsündeki mükellefler uygulamadan yararlanabilmektedir.
E-Fatura ticari hayata ne gibi katkılar getiriyor?
Ayda ortalama bin fatura kesen bir firma e-Fatura ile yılda; bin 200 ton karbon salınımını, 4 bin 800 ağacın kesilmesini, 15 bin litre atık su oluşumu ve 156 bin kg sıvı atık oluşumunu engellemiş olur. E-Fatura düzenlemek kağıt faturaya göre satıcı için yüzde 57; alıcı için yüzde 62 daha fazla tasarruf sağlar. Türkiye’de ortalama basılı faturada maliyet yaklaşık 6 TL iken, buna görünmeyen yönetsel ve işgücü maliyetleri eklendiğinde, e-Fatura’nın işletmeler için avantajları daha da artmaktadır.
E-Fatura ticaret hayatındaki hız ihtiyacını basım, gönderim, kurye, karşılama, kontrol, kayıt, arşiv süreçlerini ortadan kaldırarak sağlamaktadır. Geleneksel faturanın oluşturulmasından ulaşmasına kadar ortalama 5 gün geçerken, e-Fatura sisteminde bu süre yaklaşık 22 saniyeye inmektedir.
Arşiv maliyetlerini ve ibraz sürelerini de kısaltan e-Fatura, şirketlerin tahsilat ve ödeme süreçlerindeki kısalma ile nakit akışında hız ve öngörülebilirliğe büyük katkılar sağlamaktadır. E-Fatura finans kurumları için güvenilirlik göstergesi, teminat ve hatta temlik edilmesi kolay bir veriye dönüşebilecek bir uygulamadır. Bugün Türkiye’de birçok kurumsal firma muhasebe sistemlerini hâlâ tam bütünleşmiş hale getirememiştir. Bu şekilde nakit akışını yönetilememekte; sadece verimlilik arttırılmaya çalışmaktadır. Bunu da genelde bir tarafta bankalarla ölçeklerini kullanarak pazarlık; diğer tarafta ise tedarikçilerine ertelemeli ödeme yaparak gerçekleştirmektedirler. Oysa e-Fatura sistemine geçişle birlikte ne kadar büyük olursa olsun finans birimleri, kurumlarına gelen ve giden tüm faturaları tek bir ekranda görebilmekte ve tüm nakit akışlarını günlük ve isterlerse saatlik olarak yönetebilmektedirler.
E-Fatura ile denetim için harcanan masraf ve süre de azalmaktadır. Uygulama sayesinde basit hatalardan kaynaklanan vergi cezalarının önüne geçebilecektir. 2014 yılının başından itibaren bir e-Fatura mükellefine kağıt fatura düzenlendiğinde kağıt fatura yok hükmünde sayılacak; bununla birlikte hem e-Fatura gönderilir hem de kağıt fatura düzenlenirse kağıt fatura naylon fatura olarak kabul edilecektir.
Yakın gelecekte beklenen gelişmelerle uygulamanın, yurtdışı e-Fatura’laşmayı da desteklemesi söz konusudur. Bu konuda pilot çalışmalar GİB ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından başlatılmıştır.
E-İrsaliye ile ilgili düzenlemenin de GİB tarafından yakın bir dönemde yayınlanması beklenmektedir. E-Fatura uygulaması bankacılık sistemleri entegrasyonu ile e-Ödeme imkanı da sunacaktır.
E-Defter nedir?
E-Defter, şekil hükümlerinden bağımsız olarak VUK ve/veya Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) göre tutulması zorunlu olan defterlerde yer alması gereken bilgileri kapsayan elektronik kayıtlar bütünü olarak tanımlanabilir. E-Defter sayesinde kağıt ortamdaki basım, tasdik ve saklama maliyetlerini ortadan kaldırmak; vergi uygulamalarını iyileştirerek gönüllü katılımı teşvik etmek; elektronik denetim için uygun altyapıyı oluşturmak ve yerleştirmek; uzaktan denetim yapılabilmesinin önünü açmak; uluslararası ortak bir dil ve denetim altyapısı oluşturmak mümkün olacaktır. E-Fatura’nın zorunlu kılındığı mükellefler 2014 yılından itibaren e-Defter tutmak zorundadır.
Kaynak:
http://www.finansgundem.com/haber/finansbank_ta-efinans-donemi-basliyor/514655
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)