14 Ocak 2018 Pazar

Merkez Bankası Çin tahvili mi alıyor

Çin'in ABD tahvili alımını yavaşlatacağı şeklindeki sonradan yalanlanan iddialar piyasaları karıştırmıştı. Hürriyet yazarı Uğur Gürses, köşesinde Merkez Bankası'nın tahvil alımında değişen tercihini yazdı. İşte o yazı:
Geçen haftanın en ilgi çekici haberi, sonradan yalanlansa da “Çin, ABD tahvillerini diğer mali varlıklara göre daha az cazip buluyor” başlıklı idi.

Bloomberg haberi, adının saklı tutulmasını isteyen Çinli bir yetkiliye dayandırılmıştı. Şöyle deniliyordu: “ABD tahvil piyasası giderek daha az çekici hale geliyor; ABD-Çin arasındaki ticaret gerilimi Çin’in tahvil alımlarını azaltmasını ya da durdurmasını getirebilir.” Yayımlanmadan önce bu haberin sorulduğu Çin rezervlerini yöneten kurumun (SAFE) ise yanıt vermediği de yazıyordu haberde.

Bu sözler “çarşıyı” karıştırdı; ABD tahvil faizleri yükseldi. Çünkü Çin, 3.1 trilyon dolarlık rezervinin 1.2 trilyon dolara yakınını ABD tahvillerinde tutuyor.

Yalanlansa da bunun olası bir “ticaret savaşına” karşı ön bir manevra olduğu ve devamının yineleneceği açık. Ama asıl hikâye Ankara’da. Meğerse manevrayı yapan Ankara’da Merkez Bankası olmuş.

Merkez Bankası geçen yıl ortasından itibaren rezerv politikasında rota değişikliğine gitmiş; yıllardır değiştirmediği altın stoklarını artırmaya başlamıştı. Banka kendi mülkiyetinde olan altınların miktarını 116 tondan 2017 sonunda 202 tona çıkarmıştı. Böylece Merkez Bankası, döviz rezervinde duran kabaca 3.5 milyar doları altına çevirmişti. Döviz rezervleri için yüzde 4 gibi küçük, ama orta vade için rota değişikliğine işaret ettiğinden büyük bir adımdı.

İşte bu adımın devamı ikinci adım geldi; bu defa, Merkez Bankası’nın Yuan cinsi Çin devlet tahvilleri almaya başladığını öğrendim. Merkez Bankası, bir taraftan dövizden altına doğru rezerv tercihi değişimi yaparken, şimdi de döviz içinde de dolar ve Euro gibi temel rezerv paralar tercihinden Çin Yuanı’na doğru yönelimi başlatmış görünüyor.

Merkez Bankası döviz rezervlerinin önemli bir bölümünü ABD devlet tahvillerinde tutuyor; ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, ekim sonu itibariyle Türk Merkez Bankası’nın tuttuğu ABD devlet tahvili tutarı 61 milyar dolar. Bu miktar, aynı dönemdeki toplam döviz rezervlerinin üçte ikisine karşılık geliyor.

Çok açık ki; Türkiye’nin uluslararası alandaki pozisyonu ekonomik ilişkilere ve “banka hesabına” da yansıyor. Ancak bunun bugün için anlamı şimdilik sadece sembolik; belki en fazla, “dolar rezervini azaltma kaygılı” bir ısınma çabası denilebilir. Çünkü Çin para birimi Yuan henüz tam konvertibilitesi olan bir para değil. Rezerv tutma amaçlı bir tercih edilebilecek bir niteliği yok. Çin, kambiyo rejimini yani döviz rejimini serbestleştirip parasını da daha konvertibil ve istikrarlı hale getirdikçe rezerv para niteliğine kavuşacak.

Gelecekte, Çin Yuanı ile ticaret ve sözleşmeler yayıldıkça bunların tarafı olan şirket, banka ya da merkez bankaları Yuan varlık ya da rezerv tutma ihtiyacı duyacaklar.

ÖDEMELER DENGESİNDE ALTIN TUHAFLIĞI

Dün ödemeler dengesi verileri yayımlandı. 2017’de Kasım ayında son 12 aylık toplamda cari açık 43.7 milyar dolar olmuş. 2016’da aynı dönemde 33.7 milyar dolar. 2017’de 2016’ya göre cari açık 10 milyar dolar artmış. Daha önce de yazmıştım; çok belirgin bir tuhaflık var, o da 2017’de 9.5 milyar dolarlık net altın ithalatı yapmışız. Yani 2017’de 9.5 milyar dolarlık altın ithalatı dışında cari açığımız değişmemiş demek bu.

Türkiye’nin, Merkez Bankası’nın ithal ettikleri hariç olmak üzere net 9.5 milyar dolarlık altın ithalatı üzerindeki perde öylece duruyor. Normal koşullarda iç pazar ve turistlere satış gibi temellere dayanan 5-6 milyar doları geçmeyecek bir ithalatın 16 milyar dolara, net ithalatın da 9.5 milyar dolara çıkması açıklanabilir bir durum değil. Hele ki 2016’nın aynı döneminde 2.7 milyar dolarlık altın ihraç ederken.

Bu kadarlık ithalata; öncesinde 5-6 milyar dolar civarında seyrederken 2013’te Reza Zarrab’ın altın operasyonları ile 15 milyar dolara kadar ulaşıldığını anımsatalım.

Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/merkez-bankasi-cin-tahvili-mi-aliyor/1267930

12 Ocak 2018 Cuma

Banka bilançolarında Türk Telekom hasarı

Akbank, Garanti Bankası ve İş Bankası OTAŞ kredisini yakın izlemeye aldıklarını duyurdu. Peki bundan sonra ne olacak?
Akbank'ın bir yıldan uzun süredir geri ödenmeyen OTAŞ kredisini yakın izlemeye aldığını açıklamasının ardından Garanti Bankası ve İş Bankası da krediyi yakın izlemeye aldı.

Garanti Bankası'ndan yapılan açıklamada, "OTAŞ kredisi 2017 sonu itibarıyla yakın izlemeye alındı" denildi. İki kaynağın verdiği bilgiye göre İş Bankası da geçen yıl sonu itibarıyla söz konusu krediyi yakın izlemeye aldı.

Garanti Bankası'nın üçüncü çeyrek bilançosuna göre, banka, 951.4 milyon dolar ve 7.8 milyon euro tutarındaki krediyi daha önce 'Standart Nitelikli Krediler ve Diğer Alacaklar sınıfında takip ediyordu.

İş Bankası da üçüncü çeyrek bilançosuna göre kredide 1.9 milyar lira karşılığı 'Standart Nitelikli Krediler ve Diğer Alacaklar' sınıfında takip ediyordu.

Akbank, OTAŞ'a sağladığı 1.5 milyar dolar tutarındaki kredinin 2017 yıl sonu itibarıyla "yakın izlemedeki krediler" altında sınıflandırıldığını duyurmuştu.

30 BANKADAN KREDİ

Ojer Telekomünikasyon AŞ (OTAŞ), yüzde 55 Türk Telekom hissesini teminat göstererek 2013 yılında aldığı 4.75 milyar dolar tutarındaki krediyi geri ödeyemiyor.

OTAŞ'a 2013 yılında 4.75 milyar dolar tutarındaki krediyi veren 30'a yakın banka arasında en büyük pay Akbank, Garanti Bankası ve İş Bankası'nın.

Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/banka-bilancolarinda-turk-telekom-hasari/1267658

11 Ocak 2018 Perşembe

Kanunun 80. maddesi, piramit satış ve network marketing sistemini yasaklıyor

Saadet zincirinde yeni halka! Fatma A. yine sahnede

Bitcoin’li saadet zinciriyle gündeme gelen Fatma A., şimdi de “Kyani” vitamin satışından kâr vaadiyle para topluyor
Bitcoin’le saadet zinciri yapan kadın marketingci, şimdi de sağlıklı yaşam ürünü satan ABD’li “Kyani” şirketinde... Vitamin ürünlerini saadet zinciriyle pazarlayan sistemin Türkiye ayağında, “Bitcoin’le saadet inciri” haberlerinde adı geçen sistemin yöneticisi Fatma A. var. Otel toplantılarında tanıtılan Kyani sistemi, “Ürünü hem kullan hem de sat” sloganını kullanıyor.

YİNE AYNI İSİM

Türkiye, piramit pazarlama sistemini 90’lı yıllarda Kenan Şeranoğlu ile tanıdı. 26 ülkede faaliyeti olan “Titan”ın Türkiye direktörü Şeranoğlu, hayali bir ürün için katılımcıları sisteme davet ederken, her yeni üye üzerinden büyük paralar kazandırmayı vaat ediyordu. Titan’la o dönem binlerce kişi mağdur oldu. Şeranoğlu, 10 yıl hapis yattı, 2008’de tahliye edildi.

Titan, yıllar içinde hem isim hem de senaryo değiştirdi. Yeni nesil Titan’da ürünler de var. Habertürk, network marketing adıyla pazarlanan yöntemi 4 Eylül 2017’de manşetine taşıdı. Muhabirimizin müşteri gibi buluşup görüştüğü sistem yöneticisi Fatma A., Bitcoin alıp sattıklarını, 975 TL ile girilen sistemde, zincire eklenen her üyeden ek gelir elde edildiğini, günlük kazancın 5 bin TL’yi bulduğunu söylüyordu.

Fatma A., 3 ay sonra bu kez Kyani ile karşımıza çıktı.

Gazete Habertürk'ten Öznur Karslı'nın haberine göre ABD merkezli şirket, sağlıklı yaşam ürünlerinin 64 ülkede lisansını aldığı iddiasında. Kyani’de omega 3, vahşi Alaska yabanmersinli besin takviyeleri ile cilt bakım ürünleri satılıyor.

GİRİŞ 2 BİN 500 TL

“Kendi işinin patronu olmak isteyen biri” kimliğiyle aradığımız Fatma A.’nın davetiyle İstanbul Bağdat Caddesi’ndeki plazada katıldığımız toplantıda, ürünlerden çok sistemin nasıl paranıza para kattığı anlatıldı. Toplantıda her kesimden insan vardı. Salona girenlerin bir kısmı distribütör olduğunu ifade etti, kimi işini bırakıp Kyani’de çalışmaya başladığını...

Sisteme 2 bin 500 TL ödeyip giren kişiye ilk ay 10 bin TL kazanç vaat ediliyor. Çok üye ile “diamond”, “saphire” seviyelerine yükseltiliyor, cruise tatili yapıyorsunuz. 1.5 saat süren toplantının ardından, ilk kez toplantıya gelenlere dahil olup olmayacakları soruluyor.

KANUN, ‘PİRAMİT SATIŞ’ İÇİN ‘DOLANDIRICILIK’ DİYOR

Ticaret ve iş hukuku uzmanı Avukat Mehmet Ali Taşkın, bu yolla satış yapanların dolandırıcılık suçu işleyeceğini kaydetti. Taşkın, şöyle dedi: “2014 Haziran’da yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’a kadar, piramit satış yapan şirketlerin kurulmasını engelleyen düzenleme yoktu. Kanunun 80. maddesi, piramit satış ve network marketing sistemini yasaklıyor. Bu faaliyet alanı içerisinde bir şirket kurmak mümkün değil. Bu sistemde yer alan şirket yetkililerinin işlediği suç TCK’nın 157. maddesinde belirtilen dolandırıcılık suçudur ve 5 yıla kadar hapis öngörür.”

‘PARAYI ALDIKTAN SONRA NE ARAYAN VAR NE SORAN’

KYANI ile ilgili internette çok sayıda şikâyet var. İşte bunlardan bazıları:

- “Arkadaş çevrem bu işleme çekilmek istenmektedir. 1890 TL ile milyonlar kazanmayı hayal ediyordum, yokmuş böyle bir şey.”

- “İnsanları kandırmak için hayalleriyle oynuyorlar. ‘Hep beraber zengin olacağız’ gibi sözlerle insanların duygularıyla oynayıp kalitesiz ürünlerle 2 bin TL’nizi sermaye adı altında alıyorlar. Sonra ne arayan var ne soran.”

- “Paramı geri istedim vermediler. Parayı alana kadar eve arabalarla bırakmalar, hayaller, banka hesapları; parayı ödedikten sonra bir şey kalmıyor. Dava açacağım.”




Alıntı:

Altın ithalatında 2017 yılında tarihi rekor

Türkiye'nin altın ithalatı, 2017'de bir önceki yıla göre yaklaşık 3.5 kat artarak 370 ton ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı.
Türkiye'nin altın ithalatı, geçen 2017 yılında rekor kırdı.

Borsa İstanbul Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasası verilerine göre, aralık ayında 49,3 ton, 2017'nin tamamında ise 370 ton altın ithalatı gerçekleştirildi.

2016 yılında 106,2 ton olan altın ithalatı, 2017'de yaklaşık 3,5 katına çıkarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

Altın ithalatı, aylık bazda Temmuz 2017'de 62,9 ton ile rekor seviyeye yükselmiş, aralık ayına kadar geçen sürede ise aylık ortalama 21 ton olarak gerçekleşmişti.

Geçen ay hızla yükselen altın ithalatı, 49,3 ton ile tüm zamanların en yüksek aralık ayı olarak da kayıtlara geçti.

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/altin-ithalatinda-tarihi-rekor/1267117
http://www.borsagundem.com/haber/altinda-rekor-kirildi/1270215

9 Ocak 2018 Salı

Turkcell, Koç ve Sabancı hisselerindeki işlemlere SPK'dan ceza

SPK, Turkcell, Koç Holding ve Sabancı Holding hisselerindeki usulsüz işlemleri sebebiyle iki kişiye idari para cezası kesti
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Turkcell (TCELL), Koç Holding (KCHOL) ve Sabancı Holding (SAHOL) pay piyasalarında gerçekleştirilen incelemeler sonucunda iki kişi hakkında idari para cezası uygulanmasına karar verdi. Söz konusu isimlerden birine, TCELL ve KCHOL hisselerindeki usülsüz işlemleri sebebiyle daha önce de Kurul tarafından bir takım yaptırımlar uygulanmıştı.

SPK haftalık bülteninde yer alan bilgilere göre Kurul, 22 Şubat 2017 tarihli TCELL ve KCHOL pay piyasasındaki işlemleri sebebiyle, Erdem Yağan ve Ali Özbek'e 27 bin 47'şer lira idari para cezası uygulanmasına karar verdi.

Kurul bu cezaya ek olarak söz konusu şahısları, aynı tarihte SAHOL pay piyasasındaki Sermaye Piyasası Kanunu'na aykırı emirleri sebebiyle de 27 bin 47'şer lira para cezasına çarptırdı.

Turkcell ve Koç Holding hisselerinde olağan dışı hareketlenme yaşanmıştı

Turkcell ve Koç Holding hisselerinde 22 Şubat 2017'de piyasa kapanışına doğru sert bir düşüş gerçekleşmiş, yaşanan hareketlenmenin önce algoritma kaynaklı olduğu açıklansa da SPK söz konusu işlemlere ilişkin Erdem Yağan, Mehmet Tosunoğlu ve Ahmet Kayhan isimli 3 şahıs hakkında yaptırım kararı almıştı.

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/spk-o-hisselerdeki-usulsuzluklerin-pesini-birakmiyor/1266427

6 Ocak 2018 Cumartesi

Türkiye’deki teknoloji perakende sektörünün durumu

Türkiye’deki teknoloji ürünlerini son tüketiciye ulaştıran perakende sektörü rekabetin yoğun olduğu alanlardan biri. Bu rekabete dövizdeki artış, yaşanan olumsuzluklar ve e-ticaretin her geçen gün hız kazanarak büyümesi eklenince teknoloji perakendecilerinin zorlu günler geçirilmesi çok da sürpriz olmadı. Sektörün 5 büyük oyuncusu 2014 yılında 608 mağazaya sahipken bugün bu rakam 405’e geriledi. Özellikle son 1-1.5 yılda kriz yaşayan ve bu kötü gidişata bir türlü dur diyemeyen markalardan biri de Bimeks. Sektördeki iki büyük yabancı rakibini satın alarak, yaklaşık 138 mağazayla ikinciliğe kadar yükselen Bimeks, son zamanlarda kapattığı mağazalarla adından söz ettiriyor. Şirketin şu anda mağaza sayısı yaklaşık 8 civarında.

CİRO YAPAMADI

En önemli nokta ise şirketin sahip olduğu mağazaların raflarında uzun zamandan beri ürün olmaması. İşin aslına bakacak olursak Bimeks’i bu noktaya getiren mağazalarına ürün tedarik edememesi oldu. Önce teknoloji perakendesindeki vaadeli alacakları sigortalayan yabancı şirketler, “ülke ve sektör” riski diyerek Bimeks’e limitlerini kapattı. Daha sonra da bankalar sırtını Bimkes’e döndü. Sonuç olarak kriz büyüdü. 2015 yılında yaklaşık 1.6 milyar liralık ciro elde eden Bimeks, 2016’da yüzde 30 küçüldü. Bimeks bu süreçte ürünleri kendi kaynaklarından ve tedarikçilerden borçlanarak yapmaya başladı. Ancak bu da çok başarılı olmadı. Şirket, 2017’de mal tedarik edemediği için neredeyse hiç ciro elde edemedi. Şirketin nakit akışı kalmayınca kriz büyüdü.

ORTAKLIK MODELİ

Peki Bimeks bu krizin içinden çıkabilecek mi? Sektöre yakın kaynaklardan aldığımız bilgilere göre Bimeks yönetimi krizden çıkmak için yeni bir çözüm yolu bulmuş durumda. Bu çözüme göre Bimeks, tedarikçilerine olan borcu için bir hisse paylaşım modeli sundu. Bu modele göre Bimeks’in borcu olduğu yerli ve yabancı tedarikçiler, Bimeks’ten hisse alarak şirkete ortak olacak. Daha sonra sermaye arttırımı yapılacak. Dolayısıyla ürün tedariği sağlanacak ve Bimeks’in mağazaları aktif hale getirilmeye başlanacak. Bu sayede şirketin krize giren mekanizmalarının yeniden canlandırılması planlanıyor. Aldığımız bilgilere göre bazı tedarikçiler Bimeks’in sunduğu ortaklık modeline olumlu yaklaşıyor.

AKTİF OLACAK HAZIR MAĞAZALAR VAR

BİMEKS’in şu anda açık tuttuğu 8 civarında mağazası var. Sektöre yakın kaynaklardan aldığımız bilgilere göre bazı mağazalar, kepenkleri inmiş bir şekilde bekletiliyor. Başka bir deyişle geçici kapatma modeli uygulanıyor. Bu mağazalarla birlikte Bimeks elinde yaklaşık 50 mağaza bulunduruyor. Kapatılan bazı mağazalar için yer sahipleriyle görüşülerek yeniden Bimeks’e kiralanması yönünde anlaşmaların yapıldığı da belirtilenlerin arasında. (Hürriyet / Ahmet Can)

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/krizdeki-bimeksten-kurtulus-formulu/1265422

‘Geleceğin yakıtı’ olarak gösterilen toryumda Türkiye, Hindistan’dan sonra ikinci büyük toryum rezervine sahip

Nükleerin geleceği toryumda mı

Uranyum gibi bir nükleer enerji hammaddesi olan toryumun, daha güvenli ve temiz olduğu görüşü dillendiriliyor. ‘Geleceğin yakıtı’ olarak gösterilen toryumda, Türkiye dünyanın en büyük ikinci rezervlerine sahip
Son yıllarda nükleer enerjinin gelecekteki yakıtının toryum olabileceği görüşü daha sık gündeme geliyor. Bu önemli madenin en büyük ikinci rezervine ise Türkiye sahip. Merve Erdil'in Hürriyet'te yer alan toryumun geleceğiyle ilgili haber şöyle:

Aralık ayında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun düzenlediği 7. AB İnsan Hakları Film Günleri’nde Myriam Tonelotto’nun “Toryum: Nükleer Enerjinin Bilinmeyen Tarafı” belgeseli de gösterildi. Film gösteriminin ardından Tonelotto ve Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Fizik Profesörü Metin Arık’ın katıldığı panelde moderatör olarak yer aldım. Böylece toryumu ilk kez etraflıca dinleme ve tartışma imkânım oldu. Aslında filmin adı toryum gerçeğini çok güzel özetlemiş: Nükleer Enerjinin Bilinmeyen Tarafı. Çünkü baktığınızda nükleer enerjinin ilk aşamalarında uranyum gibi toryum ile çalışabilecek nükleer reaktörler de gündeme geliyor. Ancak toryum, askeri amaçlı kullanıma kapalı olduğu için çalışmalar uzunca bir süre rafa kalkıyor. Bununla beraber son yıllarda toryumun adı daha sık gündeme gelmeye başladı. Çünkü “daha güvenli” bir nükleer enerji alternatifi olabileceğini savunanlar var. Türkiye açısından da oldukça önemli çünkü ülkemiz toryum rezervinde dünyada ikinci sırada bulunuyor. Toryum hakkında merak ettiklerimizi Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) Bilim Komitesi Üyesi Prof. Dr. Saleh Sultansoy’a sorduk. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde de öğretim üyesi olan Sultansoy, “Şu anki bilimsel verilere göre, Türkiye toryum rezervleri bakımından dünyada ikinci sırada. Aslında birinci sırada çünkü Eskişehir’deki rezervler bilindiğinden daha çok. Eskişehir’deki bilinen rezervler bin yıl boyunca Türkiye’nin elektrik enerjisini karşılayabilir” diyor.

ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI MÜMKÜN MÜ?

Toryum, tıpkı uranyum gibi bir nükleer enerji hammaddesi. Ancak nükleer enerjinin ortaya çıkması ilk başlarda nükleer silahlar için yapılan uranyum ve plütonyum araştırmalarıyla bağlantılı olduğu için, toryum çalışmaları çoğunlukla terk ediliyor. Yine de son yıllarda toryum yakıtlı nükleer santrallerle ilgili bir canlanma söz konusu. Özellikle zengin toryum rezervlerine sahip ülkelerin, toryumun endüstriyel ölçekte kullanımına yönelmesi bekleniyor. Bu konudaki uzman isimlerden Prof. Dr. Sultansoy, toryumun Türkiye’nin enerji bağımsızlığı açısından da önemli olabileceğini söylüyor. Türkiye’nin cari açığının en önemli iki nedeninin enerji kaynakları ve ileri teknoloji ürünlerin ithalatı olduğunu vurgulayan Sultansoy’a göre, Türkiye toryum sayesinde kendi yakıtını kullanarak enerji üretebilir. Sultansoy, “Türkiye’nin kurulu gücü bugün 80 gigavat civarında. Türkiye’de kişi başına enerji tüketimi dünya ortalamasının biraz üzerinde ama halen gelişmiş ülkelerin üçte-dörtte biri kadar. O tüketim düzeyine ulaşmak için neredeyse 200-250 GW arasında güç kaynağı kurmak gerekiyor. Bunun yarısı toryumdan olsa, dışa olan bağımlılık yarı yarıya düşüyor” görüşünü dile getiriyor.

BU İŞİN BABASI ALVIN WEINBERG

Sultansoy, başlangıçta uranyuma yönelmenin nedeninin askeri amaçlı olduğunu vurgulayarak, “Toryum askeri amaçlı kullanılabilse o da olurdu” diyor. Bugün toryumun önündeki engellerden birinin geleneksel nükleer endüstrisi olduğunu da savunan Sultansoy, şunları anlatıyor: “ABD’li nükleer fiizkçi Alvin Weinberg ve takımı Oak Ridge laboratuvarlarında bu konuda çalıştı ve çalışır durumda enerji üretecek düzeyde bir şeyler yaptılar. Fakat bu konu 1960’ların sonunda birden bire kapatıldı. Birinci ikincil nesil nükleer teknolojiler bombaya yönelik geliştirilen teknolojilerdi, sonradan enerji üretimine dönüştüler. Üçüncü nesil reaktörlerde patlama mümkün değil, atık problemi vardı. Toryum reaktörleri atık problemini de çözüyor. Almanya, Çin, Hindistan epey bir şeyler yapmış. Çalışabilirliği gösterilmiş, enerji de üretilmiş, gereken destek olmadığı için süreç devam etmemiş. Son 15 yıldır toryuma yönelim var. Engellere rağmen epeyce gelişmeler var bu konuda. Toryum kullanmak için üç yöntem var: İlki geleneksel reaktörlere yüzde 90-95 civarında toryum eklemek, yüzde 5 uranyum veya plütonyum kullanarak, bunun ticarileşmesi önümüzdeki 5-10 yıl. Üçüncü nesil teknolojilerin yaklaşık yarısı bu şekilde çalışabilir. İkinci yöntem ‘molten salt’ denilen erimiş tuz reaktörü, geleneksel teknolojiden biraz farklı ama daha güvenli bir sistem. Ticarileşmesi 10-15 yıl. Avrupa Birliği’nde bu konuda çalışılıyor. Ne kadar azalsa da atık problemi kalıyor onda. En optimum sistem hızlandırıcı sürümlü sistem, proton hızlandırıcısı kullanılıyor. Hızlandırıcı sayesinde nötron üretebiliyorum. Bu nötronları toryumda kullanabiliyorum. Uranyum ve plütonyum gereksinimi yok. Tam bağımsız bir şey oluyor çünkü plütonyumu dışardan almak, uranyumu zenginleştirmek gerekiyor. Hızlandırıcı sürümlü sistemin ticarileşmesi ise 15-20 yıl. Bununla ilgili çalışmalar Çin, Hindistan, İngiltere’de, Japonya’da ve Kore gibi ülkelerde devam ediyor.”

DÜNYANIN ENERJİ KAYNAĞI OLMAYA ADAY

SULTANSOY, toryum reaktörlerinin 2030’lu yıllarda dünyada ana enerji kaynağı olmaya aday olduğunu vurguluyor. Toryumun uranyuma göre bir avantajının da dünyada daha yaygın bir coğrafyada bulunması olduğu belirtiliyor. Buna göre uranyumdan üç kat daha fazla toryum var. Toryumun bu kadar bol miktarda bulunmasının da gelecekte toryum yakıtlı nükleer reaktörler açısından yeni alternatifler sunması bekleniyor. Bununla birlikte, toryumun radyoaktif doğasından kaynaklanan sağlık ve çevre sorunlarının, toryum pazarının büyümesini engellemesi de öngörüler arasında.

DEPOLAMA SORUNLARI DEVAM EDİYOR

TENVA’nın, “Türkiye’de Toryum: Enerji, Ekonomi ve Siyasette Fırsatlar” başlıklı raporunda, hızlandırıcı sürümlü toryum sistemlerinin, geleneksel reaktörlerde oluşan nükleer atıkların bertaraf edilmesi için imkân sağladığı savunuluyor. Raporda, “Uygun yakıt tasarımı sayesinde, toryumun tamamı reaksiyona sokularak güç üretimi gerçekleştirilebilir. Hâlbuki uranyum temelli reaktörlerde, uranyumun ancak yüzde 10 kadarı kullanılabiliyor ve geri kalan kısmı atılmak zorunda kalınıyor. Bu tip toryum reaktörlerinde açığa çıkan atığın bir sorunu özellikle yan ürün olan U-233’ün sebep olduğu sert gama ışınları gibi zararlı ışınların çıkması ve depolama konusundaki sorunlardan bazılarının devam ediyor olması” deniliyor. Toryum rezervlerine ilişkin değerlendirmeler ise şöyle: “MTA’ya göre Türkiye’deki kanıtlanmış toryum rezervi 380 bin ton. OECD ve UAEA’ya göre ise Türkiye’deki toryum rezervi asgari 744 bin ton olup Türkiye, Hindistan’dan sonra ikinci büyük toryum rezervine sahip.”

TARTIŞMALI ENERJİ KAYNAĞI NÜKLEER

NÜKLEER enerji, tüm yöntemleriyle günümüz dünyasında büyük oranda tartışmalı olmayı sürdürüyor. Özellikle Fukuşima gibi örnekler mevcutken, nükleer erimelerin ve uzun vadeli atığın tehlikeleri halen tartışılan konuların başını çekiyor. Yenilenebilir enerji ve pil teknolojilerindeki gelişmeler bu kadar hızlıyken, nükleer teknolojilerin geleceği açısından belirsizlikler de ortaya çıkıyor. Araştırmalara göre ayrı kulvarlarda yarışsalar dahi nükleer enerjiye rakip olan güneş enerjisi 2050 yılına kadar birincil elektrik kaynağı haline gelebilir. Bunun en çarpıcı örneği ise nükleer patlamanın yaşandığı Çernobil’de dev bir güneş santralinin kurulacak olması. Aynı şekilde adı felaketle özdeşleşen Fukuşima’da da güneş enerisi santralleri kuruluyor. Greenpeace, “Nükleer enerji hali hazırda dünya çapında yenilenebilir enerjilerden daha az enerji üretiyor ve önümüzdeki yıllarda nükleer enerjinin payı daha da azalacak” görüşünde.

Alıntı: