Venezula Merkez Bankası, altın rafine operasyonlarını İsviçre'den Türkiye'ye kaydırdı
Venezuela Madencilik Bakanı Victorn Cano, Venezuela Merkez Bankası'nın bir dizi uluslararası yaptırım sonrasında gönülsüz de olsa altın rafineri operasyonlarını İsviçre'den Türkiye'ye kaydırdığını bildirdi. Venezuela MB, ülkedeki küçük madenlerden altın alıyor ve uluslararası rezervlerinde kullanmak üzere bunları rafine ettiriyor. Cano yaptığı açıklamada, "Türkiye ile Venezuela Merkez Bankası arasında bir anlaşma yapıldı. Operasyonu müttefik ülkelere kaydırdık çünkü, altını İsviçre'ye gönderirsek ne olacağını hayal edebiliyoruz. Yaptırımlar nedeniyle altın orada kalmak zorunda" diye konuştu. Bakan Cano, bu altın rafine operasyonunda hangi Türk şirketlerninin ve nasıl yer aldıkları konusunda bilgi vermedi. Venezuela, bu yıl küçük madencilerden 9,1 ton altın aldı. Türkiye'de
rafine edilen altın daha sonra Venezuela'ya dönüyor ve Merkez Bankası'nın varlık portföyüne giriyor.
21 Temmuz 2018 Cumartesi
17 Temmuz 2018 Salı
Aile şirketleri neden daha uzun ömürlü oluyor?
‘Aile Şirketlerinde Vergiye Küresel Bakış’ araştırmasından çıkan rapora göre nesilden nesile devredilmesi planlanan aile şirketleri için vergi maliyetleri ülkeler bazında ciddi değişiklikler gösteriyor.
Dünya gazetesinin haberine göre, ‘Aile Şirketlerinde Vergiye Küresel Bakış’ araştırmasının sonuçlarını değerlendiren KPMG Türkiye Vergi Bölüm Başkanı Abdulkadir Kahraman, vergilendirmelerin ülkeler arasında farklılık gösterdiğini belirterek, “Bazı ülkeler aile şirketlerinin gelecek nesle devri sonrasında başarılı olup büyümesi için ciddi vergi indirimleri yapıyor. Bazı ülkeler ise aile şirketleri içindeki devri herhangi bir devir işlemiyle aynı sayıp vergilendirerek ciddi vergi maliyeti yaratıyor. Büyüyen aile şirketleri canlı bir ekonomiye katkıda bulunur. Nesiller arasında vergi bakımından etkin devirler, girişimci ailelelerin kar getiren alanlara yatırım yapması için kaynak sağlar. Böylece yeni iş alanları oluşur, nesiller arasında inovasyona imkan sunar” dedi.
Batıda uygulama nasıl?
Kahraman, dünyada aile şirketlerinin devrindeki vergi uygulamalarından örnekleri şöyle anlattı:
Batı ekonomileri, gelişmekte olan ülkelere kıyasla aile şirketi devir işlemlerinde intikal ve veraset yoluyla daha fazla vergi uygulama eğiliminde. Batı ekonomilerindeki en önemli vergi istisnaları vergilendirmeyi nispeten başa baş değerlere taşıyor. Ancak bu indirimler yalnızca aile şirketlerinin karşılanması güç koşulları sağlaması durumunda mümkün oluyor. Diğer bir deyişle indirimler sanki uygulanmamak için tasarlanmış.
Kanada, Venezuela, Japonya’da mevcut tüm vergi istisnalarının ardından dahi aile şirketlerinin vefat yoluyla devrinde en yüksek vergi oranları uygulanıyor. Bu yöntem, şirket sahibi sağken devretmeye teşvik olarak anlaşılsa da; aile şirketi sahibi sağken yapılan devirlerde de en yüksek vergi oranları yine Kanada, Venezuela ve Avustralya’da uygulanıyor. Çin, Yeni Zelanda, Nijerya’da devirlerde hiçbir özel vergi uygulanmıyor.
Aile şirketlerini etkileyecek dünyadaki 5 önemli gelişme -Muafiyet tutarı ABD'de 11 milyon doları aştı
ABD’deki son vergi reformları aile şirketi devri için uygulanan vergi indirimlerini önemli ölçüde iyileştirdi. İntikallerdeki muafiyet tutarı (ABD vatandaşları ve oturma izni olanlar için) 11 milyon doları aşarak, (2018 yılı için, enflasyon endeksli) şirket sahiplerine veraset veya intikal aracılığıyla daha fazla varlığın devrini vergisiz gerçekleştirme imkanı sunuyor. 31 Aralık 2017’den geçerli olan bu vergi avantajları 31 Aralık 2025’te sona erecek. Sonrasında bu uygulamanın devam edip etmeyeceği konusunda netlik yok.
İngiltere'de aile şirketleri Brexit'e hazırlanıyor
İngiltere ve Avrupa Birliği (AB) halen Brexit konusunda nasıl yol alınacağı üzerine çalışmalar yürütüyor ancak bu durumun İngiltere’deki aile şirketlerini nasıl etkileyeceği henüz bilinmiyor. En büyük etkinin, AB vatandaşlarını önemli pozisyonlarda görevlendiren ve AB ile ticaret yapan aile şirketlerinin yaşaması bekleniyor.
Hükümetler kayıt dışı ekonomiye odaklandı
Birçok ülkede, kayıt dışı ekonomi oldukça yaygın ve aile şirketleri dahil birçok şirket, resmi iş yapılarının dışında faaliyet gösteriyor. Kayıt dışı ekonominin büyüklüğü mali baskı yaratarak, çoğunlukla işlemleri tamamen kayıt altında olan işletmelerin daha büyük bir vergi yükü üstlenmesine yol açıyor. Kayıt dışı işletmeler için, yasal muhasebe kayıtlarının, banka hesaplarının ve temsil/yönetimin bulunmaması karlılığı ve büyüme olanaklarını olumsuz yönde etkileyebilir.
Uzun ömür, devir planlarını sekteye uğratıyor
Artan yaşam süresi, şirket devir planlarını sekteye uğratma potansiyeli taşıyor. Zira şirket sahipleri, artık ileri yaşlara kadar iş hayatında kalıyor. Gelecek nesil için yönetime geçme süresi uzadıkça, kariyer beklentileri ve sektörde kalma isteği değişebilir. Gelecek neslin bağlılığının korunması için anlamlı pozisyonlar oluşturulması gerekiyor.
Y kuşağı geleceğin iş seçeneklerini değiştiriyor
Y kuşağı, aile şirketlerinin devrine ilişkin görünümü değiştiriyor. Y kuşağı önceki nesillere kıyasla daha global düşünme eğiliminde. Y kuşağının değerleri daha fazla sosyal farkındalık taşıyor ve hedefleri de daha hümanist. Her nesil değişikliğinde olduğu gibi, Y kuşağının aile şirketinde geleneksel bir rol kabul etmek yerine daha farklı fikirlere sahip olması beklenebilir. Aile şirketlerini sosyal sorumluluk sahibi bir tutumla geliştirmek isteyebilirler.
Dünya gazetesinin haberine göre, ‘Aile Şirketlerinde Vergiye Küresel Bakış’ araştırmasının sonuçlarını değerlendiren KPMG Türkiye Vergi Bölüm Başkanı Abdulkadir Kahraman, vergilendirmelerin ülkeler arasında farklılık gösterdiğini belirterek, “Bazı ülkeler aile şirketlerinin gelecek nesle devri sonrasında başarılı olup büyümesi için ciddi vergi indirimleri yapıyor. Bazı ülkeler ise aile şirketleri içindeki devri herhangi bir devir işlemiyle aynı sayıp vergilendirerek ciddi vergi maliyeti yaratıyor. Büyüyen aile şirketleri canlı bir ekonomiye katkıda bulunur. Nesiller arasında vergi bakımından etkin devirler, girişimci ailelelerin kar getiren alanlara yatırım yapması için kaynak sağlar. Böylece yeni iş alanları oluşur, nesiller arasında inovasyona imkan sunar” dedi.
Batıda uygulama nasıl?
Kahraman, dünyada aile şirketlerinin devrindeki vergi uygulamalarından örnekleri şöyle anlattı:
Batı ekonomileri, gelişmekte olan ülkelere kıyasla aile şirketi devir işlemlerinde intikal ve veraset yoluyla daha fazla vergi uygulama eğiliminde. Batı ekonomilerindeki en önemli vergi istisnaları vergilendirmeyi nispeten başa baş değerlere taşıyor. Ancak bu indirimler yalnızca aile şirketlerinin karşılanması güç koşulları sağlaması durumunda mümkün oluyor. Diğer bir deyişle indirimler sanki uygulanmamak için tasarlanmış.
Kanada, Venezuela, Japonya’da mevcut tüm vergi istisnalarının ardından dahi aile şirketlerinin vefat yoluyla devrinde en yüksek vergi oranları uygulanıyor. Bu yöntem, şirket sahibi sağken devretmeye teşvik olarak anlaşılsa da; aile şirketi sahibi sağken yapılan devirlerde de en yüksek vergi oranları yine Kanada, Venezuela ve Avustralya’da uygulanıyor. Çin, Yeni Zelanda, Nijerya’da devirlerde hiçbir özel vergi uygulanmıyor.
Aile şirketlerini etkileyecek dünyadaki 5 önemli gelişme -Muafiyet tutarı ABD'de 11 milyon doları aştı
ABD’deki son vergi reformları aile şirketi devri için uygulanan vergi indirimlerini önemli ölçüde iyileştirdi. İntikallerdeki muafiyet tutarı (ABD vatandaşları ve oturma izni olanlar için) 11 milyon doları aşarak, (2018 yılı için, enflasyon endeksli) şirket sahiplerine veraset veya intikal aracılığıyla daha fazla varlığın devrini vergisiz gerçekleştirme imkanı sunuyor. 31 Aralık 2017’den geçerli olan bu vergi avantajları 31 Aralık 2025’te sona erecek. Sonrasında bu uygulamanın devam edip etmeyeceği konusunda netlik yok.
İngiltere'de aile şirketleri Brexit'e hazırlanıyor
İngiltere ve Avrupa Birliği (AB) halen Brexit konusunda nasıl yol alınacağı üzerine çalışmalar yürütüyor ancak bu durumun İngiltere’deki aile şirketlerini nasıl etkileyeceği henüz bilinmiyor. En büyük etkinin, AB vatandaşlarını önemli pozisyonlarda görevlendiren ve AB ile ticaret yapan aile şirketlerinin yaşaması bekleniyor.
Hükümetler kayıt dışı ekonomiye odaklandı
Birçok ülkede, kayıt dışı ekonomi oldukça yaygın ve aile şirketleri dahil birçok şirket, resmi iş yapılarının dışında faaliyet gösteriyor. Kayıt dışı ekonominin büyüklüğü mali baskı yaratarak, çoğunlukla işlemleri tamamen kayıt altında olan işletmelerin daha büyük bir vergi yükü üstlenmesine yol açıyor. Kayıt dışı işletmeler için, yasal muhasebe kayıtlarının, banka hesaplarının ve temsil/yönetimin bulunmaması karlılığı ve büyüme olanaklarını olumsuz yönde etkileyebilir.
Uzun ömür, devir planlarını sekteye uğratıyor
Artan yaşam süresi, şirket devir planlarını sekteye uğratma potansiyeli taşıyor. Zira şirket sahipleri, artık ileri yaşlara kadar iş hayatında kalıyor. Gelecek nesil için yönetime geçme süresi uzadıkça, kariyer beklentileri ve sektörde kalma isteği değişebilir. Gelecek neslin bağlılığının korunması için anlamlı pozisyonlar oluşturulması gerekiyor.
Y kuşağı geleceğin iş seçeneklerini değiştiriyor
Y kuşağı, aile şirketlerinin devrine ilişkin görünümü değiştiriyor. Y kuşağı önceki nesillere kıyasla daha global düşünme eğiliminde. Y kuşağının değerleri daha fazla sosyal farkındalık taşıyor ve hedefleri de daha hümanist. Her nesil değişikliğinde olduğu gibi, Y kuşağının aile şirketinde geleneksel bir rol kabul etmek yerine daha farklı fikirlere sahip olması beklenebilir. Aile şirketlerini sosyal sorumluluk sahibi bir tutumla geliştirmek isteyebilirler.
15 Temmuz 2018 Pazar
ABD, ZTE ambargosunu kaldırdı
Çin’in dev elektronik üreticisi ZTE’nin ABD hükumeti ile arasındaki çatışma, ZTE’nin iflas ihtimalini ortaya çıkarmıştı.
Ticaret savaşları
Trump’ın baskısıyla, ZTE ürünlerinin ABD’ye girmesinin engellenmesi kararı ZTE için iflasın başlangıcı anlamına gelmişti. Ancak ZTE’nin itirazları ses bulmuş gibi görünüyor.
ABD Ticaret Bakanlığı, ZTE’ye dair ambargoyu kaldırdığını açıkladı. Ancak bu karar durup dururken gelmedi. ZTE, ABD’nin istediği 400 milyon dolarlık peşinatı ve 1 milyar dolarlık cezayı yatırarak ürünleri üzerindeki ambargoyu kaldırdı.
ABD önümüzdeki 10 yıl boyunca ZTE’nin faaliyetlerini izleyecek ve ABD tüketicilerini mağdur etmeyen, sağlıklı bir faaliyet yürüttüğünden emin olduğunda ambargo tehdidini tamamen ortadan kaldıracak.
Ticaret savaşları
Trump’ın baskısıyla, ZTE ürünlerinin ABD’ye girmesinin engellenmesi kararı ZTE için iflasın başlangıcı anlamına gelmişti. Ancak ZTE’nin itirazları ses bulmuş gibi görünüyor.
ABD Ticaret Bakanlığı, ZTE’ye dair ambargoyu kaldırdığını açıkladı. Ancak bu karar durup dururken gelmedi. ZTE, ABD’nin istediği 400 milyon dolarlık peşinatı ve 1 milyar dolarlık cezayı yatırarak ürünleri üzerindeki ambargoyu kaldırdı.
ABD önümüzdeki 10 yıl boyunca ZTE’nin faaliyetlerini izleyecek ve ABD tüketicilerini mağdur etmeyen, sağlıklı bir faaliyet yürüttüğünden emin olduğunda ambargo tehdidini tamamen ortadan kaldıracak.
13 Temmuz 2018 Cuma
Şirketler neden sürekli zarar eder?
Şirketler kişilerin ve diğer işletmelerin bir sözleşme ile bir araya gelerek ortak faaliyette bulunma işlemidir. Şirketlerde bir ya da daha fazla kişi mal ve hizmet üretmek, onu satmak ve ondan kazanç sağlamak amacıyla bir araya gelir. İşletmelerin amacı kâr elde etmek ve varlıklarını sürekli kılmaktadır. Hiçbir şirket zarar etmek amacı ile kurulmaz ve hareket etmez. Şirketler her zaman kâr etmeyebilirler, dönem dönem zarar da edebilirler. Bu zararlarını birçok kaynakla finanse ederek ayakta kalabilirler. Ancak bir gerçek var ki, hiçbir şirket sürekli zarar ederek yaşamına devam edemez.
KÂR NASIL OLUŞUR?
Şirketler mal ve hizmet üretir. Üretilen veya alınan mal ve hizmetin bir maliyeti vardır. Mal ve hizmetin satış fiyatı ile üretim veya alım maliyeti arasındaki farka satış kârı denir. Şirketlerin satış gelirlerinden maliyetler düşüldükten sonra brüt esas faaliyet karına ulaşılır. Esas faaliyet karından faaliyet giderleri düşüldükten sonra (pazarlama, genel gider gibi faaliyet giderleri) net esas faaliyet kârı veya zararı ortaya çıkar. İşletmelerin net esas faaliyetlerinden kâr elde edememeleri uzun vadede ciddi problemlerle karşı karşıya kalmalarına neden olur.
İŞLETMELER NEDEN KÂR ETMEZ?
Şirketler neden kâr etmez veya zarar eder? Bu sorusunun birden fazla yanıtı bulunuyor. Kâr veya zararı doğuran nedenlerin bazıları işletme dışındaki dinamiklerden, bir kısmı da işletme yönetiminden kaynaklanır. İşletme yönetiminden kaynaklanan en önemli sebepler temelde şunlardır:
- Harcama kontrolü sağlayamama: Maliyetlerini verimli gerçekleştiremeyen, satış gelirine göre giderlerini ayarlayamayan işletmelerin zarar etmesi mutlaktır.
- Mal veya hizmet fiyatını gerçekçi belirleyememe: Yanlış fiyat politikası zarar edilmesine neden olur.
- Kötü yönetim: Uzmanlık ve deneyimin olmadığı bir alandaki şirket yönetimi zarara götürebilir.
- Verimsiz finans ve mali yönetim: Satmak kadar satıştan sağlanan gelirin ve diğer finans kaynaklarının çok verimli yönetilmesi gerekir. Bu verimli kullanılamazsa zarara neden olabilir.
- Bütçe ve nakit akış disiplini sağlayamama: Şirketler orta ve uzun vadeli programlar yapıp bunların nakit akışını sağlayamazsa zarara uğrayabilirler.
- Öz kaynaktan fazla kredi kullanma: Şirketler kredilerin faiz maliyetinin üstünde kar oranı ile çalışamazlarsa zarar ederler.
- Alacakları tahsil edememe: Şirketler alacaklarını tahsil edemezse sıkıntıya girer, zarar görürler.
SÜREKLİ ZARAR EDENLER
Sürekli zarar eden işletmelere dışarıdan ne kadar kaynak aktarılırsa aktarılsın yeterli olmaz. Zarar süreklilik gösteriyorsa bunun sonu yoktur. Bu durumda şirketin varlıkları azalır ya da yok olur. Şirketin borçları katlanır, bu şirketlere katkı yapanlar yorulur, kaynak sağlayamayacak hale gelir.
KÂR NASIL OLUŞUR?
Şirketler mal ve hizmet üretir. Üretilen veya alınan mal ve hizmetin bir maliyeti vardır. Mal ve hizmetin satış fiyatı ile üretim veya alım maliyeti arasındaki farka satış kârı denir. Şirketlerin satış gelirlerinden maliyetler düşüldükten sonra brüt esas faaliyet karına ulaşılır. Esas faaliyet karından faaliyet giderleri düşüldükten sonra (pazarlama, genel gider gibi faaliyet giderleri) net esas faaliyet kârı veya zararı ortaya çıkar. İşletmelerin net esas faaliyetlerinden kâr elde edememeleri uzun vadede ciddi problemlerle karşı karşıya kalmalarına neden olur.
İŞLETMELER NEDEN KÂR ETMEZ?
Şirketler neden kâr etmez veya zarar eder? Bu sorusunun birden fazla yanıtı bulunuyor. Kâr veya zararı doğuran nedenlerin bazıları işletme dışındaki dinamiklerden, bir kısmı da işletme yönetiminden kaynaklanır. İşletme yönetiminden kaynaklanan en önemli sebepler temelde şunlardır:
- Harcama kontrolü sağlayamama: Maliyetlerini verimli gerçekleştiremeyen, satış gelirine göre giderlerini ayarlayamayan işletmelerin zarar etmesi mutlaktır.
- Mal veya hizmet fiyatını gerçekçi belirleyememe: Yanlış fiyat politikası zarar edilmesine neden olur.
- Kötü yönetim: Uzmanlık ve deneyimin olmadığı bir alandaki şirket yönetimi zarara götürebilir.
- Verimsiz finans ve mali yönetim: Satmak kadar satıştan sağlanan gelirin ve diğer finans kaynaklarının çok verimli yönetilmesi gerekir. Bu verimli kullanılamazsa zarara neden olabilir.
- Bütçe ve nakit akış disiplini sağlayamama: Şirketler orta ve uzun vadeli programlar yapıp bunların nakit akışını sağlayamazsa zarara uğrayabilirler.
- Öz kaynaktan fazla kredi kullanma: Şirketler kredilerin faiz maliyetinin üstünde kar oranı ile çalışamazlarsa zarar ederler.
- Alacakları tahsil edememe: Şirketler alacaklarını tahsil edemezse sıkıntıya girer, zarar görürler.
SÜREKLİ ZARAR EDENLER
Sürekli zarar eden işletmelere dışarıdan ne kadar kaynak aktarılırsa aktarılsın yeterli olmaz. Zarar süreklilik gösteriyorsa bunun sonu yoktur. Bu durumda şirketin varlıkları azalır ya da yok olur. Şirketin borçları katlanır, bu şirketlere katkı yapanlar yorulur, kaynak sağlayamayacak hale gelir.
Ertem'den yeni dönemde TCMB analizi
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cemil Ertem, yeni dönemde TCMB'ye dair değerlendirmelerini paylaştı
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cemil Ertem, yeni dönemde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) karar mekanizmasında çok rahatladığının görüleceğini söyledi.
Milliyet gazetesindeki köşe yazısında TCMB'ye dair geniş değerlendirmelerine yer veren Ertem, "Yeni dönemde Merkez Bankası’nın hem hedeflerinde hem de operasyonel karar alma mekanizmalarında çok rahatladığını göreceğiz" dedi.
Ayrıca Ertem, yeni ekonomi yönetiminin avantajlarına dikkat çekerek, "Ekonomi yönetiminin tek çatıda toplanması, yeni dönemin en büyük avantajlarından biridir... Bütün ülke ekonomilerinin en temel problemlerinden biri olan ve bugün de AB krizinin temellendiği yer olan para ve maliye politikaları arasındaki uyumsuzluğu ortadan kaldırıyoruz. Bu anlamda TCMB’nin enflasyon hedeflemesinin önündeki en büyük engellerden biri kalkmış oluyor" dedi.
Bununla birlikte Ertem, enflasyonla mücadeleye de vurgu yaptı.
"Enflasyonla mücadele bir refah ve kalkınma sorunu olarak da görülmelidir" diyen Ertem, yazısına şu ifadelerle devam etti:
"Gelir dağılımının düzelmesi, istikrarlı ve kapsayıcı büyüme, hızlanan enflasyon ortamında yakalayacağımız hedefler değildir. Sürekli yükselen enflasyon, aynı zamanda, yoksuldan zengine, küçükten büyüğe doğru haksız bir gelir aktarım mekanizmasıdır ve bu nedenle de siyasi iradenin tercih edeceği bir şey olamaz.
Bu anlamda şu yanlıştır; “Türkiye enflasyonu göze alarak büyümelidir.” Böyle bir tercih hiçbir siyasetçinin tercihi olamaz. Çünkü teknik olarak da mantıksızdır.
Türkiye ekonomisinin üretim imkânları ve yetenekleri yukarı doğru esnektir. Sanayimize yüksek katma değerli üretim için yeterli desteği verirsek ve ihracat bazlı, ara malı ithalatını en aza indiren, teknoloji yoğun bir yeni sanayileşme rotası üzerinden yürürsek, yüksek büyüme, enflasyon ve cari açık olmadan gelir.
Türkiye’deki enflasyon talep öncelikli olarak katılaşmıyor; üretim tarafında yoğunlaşıp yukarı çıkıyor ve talep tarafına taşındıkça katılaşıyor ve tam böyle yapısal bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye’nin bir new-deal’a ihtiyacı vardır. Her alanda piyasaları rekabetçi çalıştırmaya, yatırım ortamını hızla iyileştirmeye ve teknoloji yoğun sanayiyi desteklemeye dönük kapsamlı reformlara ihtiyacımız vardır"
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cemil Ertem, yeni dönemde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) karar mekanizmasında çok rahatladığının görüleceğini söyledi.
Milliyet gazetesindeki köşe yazısında TCMB'ye dair geniş değerlendirmelerine yer veren Ertem, "Yeni dönemde Merkez Bankası’nın hem hedeflerinde hem de operasyonel karar alma mekanizmalarında çok rahatladığını göreceğiz" dedi.
Ayrıca Ertem, yeni ekonomi yönetiminin avantajlarına dikkat çekerek, "Ekonomi yönetiminin tek çatıda toplanması, yeni dönemin en büyük avantajlarından biridir... Bütün ülke ekonomilerinin en temel problemlerinden biri olan ve bugün de AB krizinin temellendiği yer olan para ve maliye politikaları arasındaki uyumsuzluğu ortadan kaldırıyoruz. Bu anlamda TCMB’nin enflasyon hedeflemesinin önündeki en büyük engellerden biri kalkmış oluyor" dedi.
Bununla birlikte Ertem, enflasyonla mücadeleye de vurgu yaptı.
"Enflasyonla mücadele bir refah ve kalkınma sorunu olarak da görülmelidir" diyen Ertem, yazısına şu ifadelerle devam etti:
"Gelir dağılımının düzelmesi, istikrarlı ve kapsayıcı büyüme, hızlanan enflasyon ortamında yakalayacağımız hedefler değildir. Sürekli yükselen enflasyon, aynı zamanda, yoksuldan zengine, küçükten büyüğe doğru haksız bir gelir aktarım mekanizmasıdır ve bu nedenle de siyasi iradenin tercih edeceği bir şey olamaz.
Bu anlamda şu yanlıştır; “Türkiye enflasyonu göze alarak büyümelidir.” Böyle bir tercih hiçbir siyasetçinin tercihi olamaz. Çünkü teknik olarak da mantıksızdır.
Türkiye ekonomisinin üretim imkânları ve yetenekleri yukarı doğru esnektir. Sanayimize yüksek katma değerli üretim için yeterli desteği verirsek ve ihracat bazlı, ara malı ithalatını en aza indiren, teknoloji yoğun bir yeni sanayileşme rotası üzerinden yürürsek, yüksek büyüme, enflasyon ve cari açık olmadan gelir.
Türkiye’deki enflasyon talep öncelikli olarak katılaşmıyor; üretim tarafında yoğunlaşıp yukarı çıkıyor ve talep tarafına taşındıkça katılaşıyor ve tam böyle yapısal bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye’nin bir new-deal’a ihtiyacı vardır. Her alanda piyasaları rekabetçi çalıştırmaya, yatırım ortamını hızla iyileştirmeye ve teknoloji yoğun sanayiyi desteklemeye dönük kapsamlı reformlara ihtiyacımız vardır"
12 Temmuz 2018 Perşembe
Enflasyonla mücadele Türkiye algısını güçlendirir
Ekonomide yeni yönetim enflasyonla mücadelenin önceliği olduğunu açıkladı. Bunun çabası Türkiye’nin kırılganlık algısını değiştirir. Yeni para girişi için fırsat oluşturur.
Ekonominin yeni yönetimi iş başına geçti. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, görevi devraldı. Gelişmelere baktığımızda Albayrak’ın verdiği ilk mesajlar olumlu. Albayrak, herkesin merakla beklediği enflasyonla mücadeleyi programda ilk sıraya aldıklarını açıkladı. Albayrak, enflasyonu tekrar tek hanelere indirmek için çok yoğun mesai harcayacaklarını söyledi. Bunu önümüzdeki dönemde göreceğiz.
ENFLASYON HEDEFLERİ VE GERÇEKLEŞMELER ARASINDAKİ MAKAS AÇILDI
2013 yılından bu yana enflasyon hedefleri ile gerçekleşmeler arasındaki makas açıldı. Bu trendin değişmesi gerekiyor. Son 15 yılın en yüksek seviyelerine çıkan enflasyonun tek haneye düşürülme çabası ciddi ekonomik önlemleri içeriyor. Bunun adımlarının atılması hem yurtiçi hem de yurtdışı yatırımcılarda olumlu bir algının gelişmesine neden olacaktır.
YIL SONUNA KADAR ENFLASYONUN DÜŞMESİ ZOR
Verilere baktığımızda enflasyonun yıl sonuna kadar yüksek seyrini sürdürebileceğini görüyoruz. Buna bağlı olarak faizlerin de düşmesi mümkün gözükmüyor. Bu da özel sektörün hareket kabiliyetini azaltacaktır. Fakat enflasyon düşüşüne yönelik atılacak adımlar olumlu değerlendirilecektir.
ŞİMŞEK VE AĞBAL GÖREV ALACAK MI?
Piyasaların kabinede görmek istediği Mehmet Şimşek’in cumhurbaşkanlığına bağlı finans ofisinin başına geleceği konuşuluyor. Naci Ağbal’ın ise strateji ve bütçe ofisinin başına geçeceği beklentileri var. Şimşek ve Ağbal’ın Külliye'de görev alması piyasalarda olumlu karşılanacaktır.
ANA VURGU MERKEZ BANKASI’NIN BAĞIMSIZLIĞI
Yeni ekonomi yönetimi ile birlikte en fazla üzerinde durulan konu Merkez Bankası bağımsızlığı. Bu yöndeki kaygılar yüksek. Bu kaygıyı canlı tutacak gelişmeler fiyat hareketleri üzerinde sert dalgalanmalara neden olabilir. 24 Temmuz toplantısı Merkez Bankası’nın bağımsızlığı yönünde vereceği ilk sınav olacağı için yakından izlenecek.
HARCAMALAR FRENLENMELİ
Son günlerde yabancı raporlarda “Eğer kısa zamanda enflasyon ve cari açığı azdıran bütçe harcamaları frenlenmezse, önce döviz krizi, ardından da resesyon patlak verebilir” değerlendirmeleri yer almaya başladı. Dolar kurunda yeni normal seviyelerin 5’li seviyeler olduğunu belirten raporlardaki değerlendirmeler yeni ekonomi yönetiminin atacağı adımlarla değişebilir.
Adnan Salih
Ekonominin yeni yönetimi iş başına geçti. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, görevi devraldı. Gelişmelere baktığımızda Albayrak’ın verdiği ilk mesajlar olumlu. Albayrak, herkesin merakla beklediği enflasyonla mücadeleyi programda ilk sıraya aldıklarını açıkladı. Albayrak, enflasyonu tekrar tek hanelere indirmek için çok yoğun mesai harcayacaklarını söyledi. Bunu önümüzdeki dönemde göreceğiz.
ENFLASYON HEDEFLERİ VE GERÇEKLEŞMELER ARASINDAKİ MAKAS AÇILDI
2013 yılından bu yana enflasyon hedefleri ile gerçekleşmeler arasındaki makas açıldı. Bu trendin değişmesi gerekiyor. Son 15 yılın en yüksek seviyelerine çıkan enflasyonun tek haneye düşürülme çabası ciddi ekonomik önlemleri içeriyor. Bunun adımlarının atılması hem yurtiçi hem de yurtdışı yatırımcılarda olumlu bir algının gelişmesine neden olacaktır.
YIL SONUNA KADAR ENFLASYONUN DÜŞMESİ ZOR
Verilere baktığımızda enflasyonun yıl sonuna kadar yüksek seyrini sürdürebileceğini görüyoruz. Buna bağlı olarak faizlerin de düşmesi mümkün gözükmüyor. Bu da özel sektörün hareket kabiliyetini azaltacaktır. Fakat enflasyon düşüşüne yönelik atılacak adımlar olumlu değerlendirilecektir.
ŞİMŞEK VE AĞBAL GÖREV ALACAK MI?
Piyasaların kabinede görmek istediği Mehmet Şimşek’in cumhurbaşkanlığına bağlı finans ofisinin başına geleceği konuşuluyor. Naci Ağbal’ın ise strateji ve bütçe ofisinin başına geçeceği beklentileri var. Şimşek ve Ağbal’ın Külliye'de görev alması piyasalarda olumlu karşılanacaktır.
ANA VURGU MERKEZ BANKASI’NIN BAĞIMSIZLIĞI
Yeni ekonomi yönetimi ile birlikte en fazla üzerinde durulan konu Merkez Bankası bağımsızlığı. Bu yöndeki kaygılar yüksek. Bu kaygıyı canlı tutacak gelişmeler fiyat hareketleri üzerinde sert dalgalanmalara neden olabilir. 24 Temmuz toplantısı Merkez Bankası’nın bağımsızlığı yönünde vereceği ilk sınav olacağı için yakından izlenecek.
HARCAMALAR FRENLENMELİ
Son günlerde yabancı raporlarda “Eğer kısa zamanda enflasyon ve cari açığı azdıran bütçe harcamaları frenlenmezse, önce döviz krizi, ardından da resesyon patlak verebilir” değerlendirmeleri yer almaya başladı. Dolar kurunda yeni normal seviyelerin 5’li seviyeler olduğunu belirten raporlardaki değerlendirmeler yeni ekonomi yönetiminin atacağı adımlarla değişebilir.
Adnan Salih
5 Temmuz 2018 Perşembe
Fortune 500 Türkiye 2017 yayınlanıyor
Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin belirlendiği “Fortune 500 Türkiye” listesinin 11’incisi yayınlanıyor. 2017 yılının en büyük şirketlerinin yer aldığı listemizi, 2 Temmuz Pazartesi günü düzenleyeceğimiz basın toplantısında kamuoyuyla paylaşılacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
