Türkiye'de 6,3 milyar dolarla özel sektörün tek noktaya yaptığı en büyük yatırım olma özelliğini taşıyan STAR Rafineri'de ham petrol işlenmesine başlandı
Star Rafineri'ye ilk ham petrol gemisi Azerbaycan'dan geldi. Ham petrol işlenmesine geçilmesi ve test işlemlerine başlanması dolayısıyla Aliağa ilçesindeki tesiste tören düzenlendi.
SOCAR Türkiye Üst Yöneticisi Zaur Gahramanov, buradaki konuşmasında, SOCAR'ın Türkiye'ye 19 milyar dolar yatırım yaptığını söyledi.
Türkiye'deki yatırımlarına devam edeceklerini belirten Gahramanov, "Biz Türkiye'ye kısa müddetli bakmıyoruz. Türkiye bizim için önemli bir ülke. Bizim dış yatırım stratejisinde en önemli ülke Türkiye'dir. Bize 'Türkiye'nin en büyük yabancı yatırımcısı.' diyorlar. Biz kendimizi yabancı saymıyoruz. Bunun nedeni de Türkiye hükümetinin bize olan desteği. Bu destek olmasaydı biz bunları gerçekleştiremezdik." dedi.
STAR Rafineri Genel Müdürü Mesut İlter de bugünün buradaki rafinerinin canlanmasının ilk günü olduğunu ifade etti.
Artık sona doğru yaklaşıldığını dile getiren İlter, "Geçtiğimiz günlerde ilk meşalemizi ateşledik. Bir hafta önce dizel gemisi geldi. Şimdi ise ilk petrol Azerbaycan'dan geldi. Azerbaycan'ın bir bölgesinin ismini alan 'Absheron' gemisi ile gelmesi çok anlamlı. Bugünden itibaren rafineriyi devreye alma faaliyetlerine başlıyoruz. Ekim ayına kadar tüm rafinerideki üretim birimlerini birer birer devreye alacağız. İnşallah yılın son çeyreğinde STAR devreye girerek ürettiği tüm ürünleri kullanıcıların hizmete sunmuş olacak." diye konuştu.
İlter, STAR'ın kuruluş amaçlarından birinin petro-kimya sektörüne ham madde sağlamak olduğunu söyledi. Petro-kimya ham maddesi dışında jet yakıtı, LPG ve dizel gibi ürünler de üreteceklerini belirten İlter, "Bunların tamamı ithalat yoluyla karşılanıyor. STAR'ın devreye girmesiyle bunların ithalatı azalacak. Türk ekonomisinin yıllık 1,5 milyar dolar dış ticaret açığının azalmasına katkısı olacak. Burası, Türk-Azerbeycan dostluğunun da önemli bir eseri." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin, enerjiyi çok üretenle çok tüketen ülkeler arasında bir köprü kurduğuna işaret eden İlter, rafineride ağırlıklı olarak Ortadoğu, Rusya ve Kuzey Afrika petrollerini işleyeceklerini bildirdi.
Rafineride bu yıl yaklaşık 2 milyon ton ham petrol işleneceğini bildiren İlter, 2019'da 10 milyon ton kapasitesine ulaşmayı hedeflediklerini kaydetti.
İlk 'Stratejik Yatırım Teşvik Belgesi' STAR Rafineri'ye verilmişti
Konuşmaların ardından Absheron isimli gemiyle Azerbaycan'dan getirilen 80 bin ton ham petrol, işlenmek üzere rafineriye alındı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından temeli 2011'de atılan STAR Rafineri, Türkiye'nin ilk Stratejik Yatırım Teşvik Belgesi'ne sahip projesi olma özelliğini taşıyor.
Türkiye'de 6,3 milyar dolarla özel sektörün tek noktaya yaptığı en büyük yatırım olan rafineride yıllık 10 milyon ton ham petrol işleme kapasitesiyle 1,6 milyon ton nafta, 1,6 milyon ton jet yakıtı, 4,8 milyon ton ultra düşük kükürtlü dizel, 700 bin ton petrokok, 420 bin ton karışık ksilen, 480 bin ton reformat ve 160 bin ton kükürt üretilecek.
4 Ağustos 2018 Cumartesi
Dolardaki yükseliş iflasları artıracak mı?
Dolar kurundaki her 1 kuruşluk yükseliş Türkiye'nin yükümlülüklerini 5 milyar lira artırıyor.
Dolar Can Yakıyor
Dün piyasalarda ABD’nin iki bakana yaptırımın etkisi vardı. İki yıllık tahvil faizi % 22’ye kadar çıkarken borsada banka hisseleri % 4.5, BIST100 ise % 2.7 düştü. Dolar kuru ise 5 TL yi geçtikten sonra daha da düşmedi ve bu sabah itibariyle 5.10 TL’ye yükseldi.
Daha önce de söylediğimiz üzre Kurda her 1 kuruş artış, yaklaşık 5 milyar TL Türkiye’nin yükümlülüğünün artması demek. Bu yükü taşıyamayanlar birer birer teslim bayrağı çekiyor. Keskinoğlu Tavukçuluk, Om-Ar Tekstil, Nalpaş Gıda ve Remoil konkordato talep edenlerden. Filo kiralama şirketi Fleetcorp’un bankalara ve finans kuruluşlarına olan 1,3 milyar borç ile havlu attığı belirtiliyor. Kura biraz dayanabilenler son 3 günde 25 kuruşluk artış ile çok daha zora girecektir. Üstelik aşırı borçlu reel sektör, dolar borcundan ötürü bulduğu her TL ile dolara hücum ettiğinden dolara talep durmuyor. Eylül'de 6 milyar $, Ekimde 8 milyar $ reel sektör döviz borcu ödemesi önümüzde kura talep yaratacak en önemli etmenlerden biri olmaya devam edecektir.
Dolar Can Yakıyor
Dün piyasalarda ABD’nin iki bakana yaptırımın etkisi vardı. İki yıllık tahvil faizi % 22’ye kadar çıkarken borsada banka hisseleri % 4.5, BIST100 ise % 2.7 düştü. Dolar kuru ise 5 TL yi geçtikten sonra daha da düşmedi ve bu sabah itibariyle 5.10 TL’ye yükseldi.
Daha önce de söylediğimiz üzre Kurda her 1 kuruş artış, yaklaşık 5 milyar TL Türkiye’nin yükümlülüğünün artması demek. Bu yükü taşıyamayanlar birer birer teslim bayrağı çekiyor. Keskinoğlu Tavukçuluk, Om-Ar Tekstil, Nalpaş Gıda ve Remoil konkordato talep edenlerden. Filo kiralama şirketi Fleetcorp’un bankalara ve finans kuruluşlarına olan 1,3 milyar borç ile havlu attığı belirtiliyor. Kura biraz dayanabilenler son 3 günde 25 kuruşluk artış ile çok daha zora girecektir. Üstelik aşırı borçlu reel sektör, dolar borcundan ötürü bulduğu her TL ile dolara hücum ettiğinden dolara talep durmuyor. Eylül'de 6 milyar $, Ekimde 8 milyar $ reel sektör döviz borcu ödemesi önümüzde kura talep yaratacak en önemli etmenlerden biri olmaya devam edecektir.
2 Ağustos 2018 Perşembe
İstanbul dünyanın altın merkezi olabilir
İstanbul Altın Rafinerisi (İAR) Üst Yöneticisi (CEO) Ayşen Esen, dünyanın altın merkezi olarak İstanbul'u konumlamak için altın ile ilgili bütün kurumların birlikte çalışması gerektiğini belirtti
Altın fiyatlarındaki gelişmelere ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulunan İstanbul Altın Rafinerisi (İAR) Üst Yöneticisi (CEO) Ayşen Esen, dünya piyasalarına bakıldığında altının onsunun dolar bazındaki fiyatının düştüğünü anımsatarak, dolar kurları yüksek seyrettiği için Türkiye'deki altının TL fiyatında düşme olmadığını kaydetti.
Esen, dünyada meydana gelen ekonomik gelişmelerin yanı sıra dünya siyasetçilerinin yorumlarının da altın fiyatlarına etki ettiğini ifade ederek, Türkiye'deki seçimlerin istikrar yönünde sonuçlandığını, dünyada ve Türkiye'de beklentilerin değişken olduğu bir ortamda fiyatlara ilişkin öngörüde bulunmanın zor olduğunu söyledi.
Altının asla güvenli liman olmaktan çıkmayacağını anlatan Esen, "Çünkü değişkenlik olduğu müddetçe insanlar ortadan yok olmayacak emtiaya güvenmek isteyecekler. Altın güvenli liman olmayı sürdürecek. Bundan hiçbir şüphem yok. Yakın, orta ve uzun vadede altın daha da güçlenecek. İnsanlar artık para birimlerini sorguluyor ve nereye gideceğini bilmiyor. Altının hayatımızdaki yeri azalmayıp, artacaktır." diye konuştu.
Esen, düğün sezonunda İAR'nin gram altın üretiminin arttığını aktararak, "Piyasa mayıs, haziran aylarında durağandı, şu anda tam tersi gram altın talebinde hareket var. Orta seviyedeki gelirlinin bile bir düğüne çeyrek altın götürmesi zorlaştı. Düğün sezonu, eylül, ekim dönemine kadar altın için hareketli geçecektir." dedi.
"YASTIK ALTINDA YAKLAŞIK 200 MİLYAR DOLARLIK ALTIN VAR"
Esen, Türk halkının geleneğinde yastık altında altın saklama adetinin olduğunu belirterek, Türkiye'de yastık altında 150-200 milyar dolarlık altının bulunduğunu söyledi.
Devletin, yaptığı altın tahvili işlerinde 4,7 ton altını yastık altından çıkardığında insanların bu rakamı küçümsediğini ifade eden Esen, "11 banka 6-7 yıl boyunca çalışıp 70 ton altını yastık altından çıkarmışken, 1 banka ile toplamda 2 ayda 70-90 kişilik çalışmayla 4,7 ton altını yastık altından çıkarması görece olarak çok iyi bir sonuç. Bunun sebebi de arkasında devlet olması. Bizim halkımızın devlete güveni farklıdır." diye konuştu.
Esen, Altın EFT'si olarak anılan Altın Transfer Sistemi'nin önemini vurgulayarak, "Bizim halkımız altını, altın olarak görmek istiyor, para karşılığını görmek istemiyor. Diyelim ki benim bankada altınım var, Ankara'da düğüne gideceğim ve takı takacağım. Altını yanımda taşımam bu yöntemle Ankara'da alabilirim. Altın EFT'si ile altın hareketi kolaylaşıyor. İnsanlar birbirlerine para gönderir gibi altın gönderebilecekler." değerlendirmesinde bulundu.
Altın hesaplarında rekor seviyelerin görülmesine işaret eden Esen, altının gerçekten güvenli bir liman olduğunu, sepet yapılsa bile altın mutlaka o sepetin içinde bulunduğunu söyledi.
"VATANDAŞ SEÇİMDEN ÖNCE ALTININI DAHA FAZLA TUTUYORDU"
Esen, altın fiyatlarında yükselme olduğunda genelde satım eğilimi, düşme olduğunda da alım eğiliminin bulunduğuna dikkati çekerek, ekonominin, finansal piyasaların belirsizliği sevmediğini, bekleme eğilimine yöneldiğini, beklemenin yanına endişe geldiğinde de bunun karın önüne geçtiğini anlattı.
Vatandaşın "alım-satım yapayım derken elimdekinden olabilirim, en iyisi bunu muhafaza etmek" dediğini belirten Esen, "Endişe ve beklenti ortamları ister istemez ticareti azaltıyor. Bu nedenle hurda altın hareketi beklentilerin altında kaldı. Fiyatın bu kadar yükseldiği bir ortamda daha fazla satışın olması beklenirdi. Vatandaş seçimden önce altınını daha fazla tutuyordu, şimdi biraz hareketlenme var. Altının ons bazında dolar fiyatının 1200'lerin altına geleceğini beklemiyorum. TL bazında da gramının 150 TL olacağını düşünmüyorum." şeklinde konuştu.
ALTIN KURULU OLUŞTURULMASI ÖNERİSİ
Esen, dünyanın birçok ülkesiyle çalıştıklarını anlatarak, "Mesela Kanadalı bir maden, madenlerini bize gönderir, biz rafine edip satın alırız. Dünyadaki en önemli 67 rafineden birisiyiz. Bunların içinde en büyük 10'dan biriyiz. Büyük bir maden eğer malını rafine ettirecekse teklif alacağı firmalardan biriyiz." ifadelerini kullandı.
Bu pazarda ülke sınırının bulunmadığını, rafineri kabiliyetinin önemli olduğunu aktaran Esen, "Türkiye'nin THY gibi bir avantajı var. Hemen hemen her ülkeye günde 3-4 seferi var. Kuyumcukent'in havalimanına olan mesafesi 10 dakika. Dünyanın herhangi bir yerinden kalkan mal aynı gün içerisinde benim rafinerime girebilir, ben onu bir gün içinde rafine edebilirim. Bunu İsviçre'de yapmanız mümkün değil. Dünyanın altın merkezi olarak İstanbul'u konumlamak çok doğru olacaktır." diye konuştu.
Esen, dünyanın altın merkezi olarak İstanbul'u konumlamak için altın ile ilgili bütün kurumların birlikte çalışması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Hazine ve Maliye Bakanlığı, TCMB, Borsa İstanbul, İstanbul Altın Rafinerisi, Takasbank, SPK gibi kurumların yetkililerinden Altın Kurulu oluşturulması atılacak adımları hızlandıracaktır. Genel hedefleri, yapılması gerekenleri belirleyen, hükümete destek verecek ve bilgi akışı sağlayacak bir yapı olsa, sistem oluşturulsa ülkeler altınlarını İngiltere'de tutmak yerine Türkiye'de tutabilir. Orta Doğu ülkeleri, Türki Cumhuriyetler altınını Türkiye'de tutabilir. Dünya altın ticaretinin merkezi olarak İstanbul belirlendiği takdirde Türkiye'nin gideceği çok yer var."
"NASIL İRAN İŞİNİN İÇİNDE YER ALMADIYSAK VENEZUELA DA YER ALMAYIZ"
Venezuela altınlarının Türkiye'de rafine edildiği iddialarına ilişkin Esen, kayıt dışı böyle bir altın giriş çıkışının olamayacağını, eğer o ülkeye bu yönde ihracat varsa rakamlardan görülebileceğini belirterek, "İstanbul Altın Rafinerisi’nde bu yönde bir çalışma yok, rafineri olarak biz böyle bir çalışma yapmadık." dedi.
Esen, Türkiye’de normalde şu anda sadece iki tane LBMA rafinerisinin bulunduğunu bunlardan birinin İAR ve diğerinin Nadir Rafineri olduğunu ifade ederek, şunları aktardı:
"LBMA rafinelerinin bunu yapma ihtimali yok. Uyum sorumluluğunu taşıyoruz. Türkiye'de sayıları 6-7’yi bulan lokal rafineler de var. Onlar LBMA değil. Genel olarak birileri bunu yaptı mı, yapmadı mı bilemem. LBMA rafinerisi olmak önemli bir kavram, kaybedilmemesi gereken bir değer. Geçmişte nasıl İran işinin içinde yer almadıysak Venezuela işinin de içinde yer almayız. Dünyadaki 67 rafineriden biriyiz. İAR kapasite olarak büyük olduğu için dünyadaki 10 altın rafinerisinden biridir. Dünyada Türkiye'yi temsil eden bir yapı. Buna zarar getirecek hiçbir şeyin içinde yer alamazsınız."
Altın fiyatlarındaki gelişmelere ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulunan İstanbul Altın Rafinerisi (İAR) Üst Yöneticisi (CEO) Ayşen Esen, dünya piyasalarına bakıldığında altının onsunun dolar bazındaki fiyatının düştüğünü anımsatarak, dolar kurları yüksek seyrettiği için Türkiye'deki altının TL fiyatında düşme olmadığını kaydetti.
Esen, dünyada meydana gelen ekonomik gelişmelerin yanı sıra dünya siyasetçilerinin yorumlarının da altın fiyatlarına etki ettiğini ifade ederek, Türkiye'deki seçimlerin istikrar yönünde sonuçlandığını, dünyada ve Türkiye'de beklentilerin değişken olduğu bir ortamda fiyatlara ilişkin öngörüde bulunmanın zor olduğunu söyledi.
Altının asla güvenli liman olmaktan çıkmayacağını anlatan Esen, "Çünkü değişkenlik olduğu müddetçe insanlar ortadan yok olmayacak emtiaya güvenmek isteyecekler. Altın güvenli liman olmayı sürdürecek. Bundan hiçbir şüphem yok. Yakın, orta ve uzun vadede altın daha da güçlenecek. İnsanlar artık para birimlerini sorguluyor ve nereye gideceğini bilmiyor. Altının hayatımızdaki yeri azalmayıp, artacaktır." diye konuştu.
Esen, düğün sezonunda İAR'nin gram altın üretiminin arttığını aktararak, "Piyasa mayıs, haziran aylarında durağandı, şu anda tam tersi gram altın talebinde hareket var. Orta seviyedeki gelirlinin bile bir düğüne çeyrek altın götürmesi zorlaştı. Düğün sezonu, eylül, ekim dönemine kadar altın için hareketli geçecektir." dedi.
"YASTIK ALTINDA YAKLAŞIK 200 MİLYAR DOLARLIK ALTIN VAR"
Esen, Türk halkının geleneğinde yastık altında altın saklama adetinin olduğunu belirterek, Türkiye'de yastık altında 150-200 milyar dolarlık altının bulunduğunu söyledi.
Devletin, yaptığı altın tahvili işlerinde 4,7 ton altını yastık altından çıkardığında insanların bu rakamı küçümsediğini ifade eden Esen, "11 banka 6-7 yıl boyunca çalışıp 70 ton altını yastık altından çıkarmışken, 1 banka ile toplamda 2 ayda 70-90 kişilik çalışmayla 4,7 ton altını yastık altından çıkarması görece olarak çok iyi bir sonuç. Bunun sebebi de arkasında devlet olması. Bizim halkımızın devlete güveni farklıdır." diye konuştu.
Esen, Altın EFT'si olarak anılan Altın Transfer Sistemi'nin önemini vurgulayarak, "Bizim halkımız altını, altın olarak görmek istiyor, para karşılığını görmek istemiyor. Diyelim ki benim bankada altınım var, Ankara'da düğüne gideceğim ve takı takacağım. Altını yanımda taşımam bu yöntemle Ankara'da alabilirim. Altın EFT'si ile altın hareketi kolaylaşıyor. İnsanlar birbirlerine para gönderir gibi altın gönderebilecekler." değerlendirmesinde bulundu.
Altın hesaplarında rekor seviyelerin görülmesine işaret eden Esen, altının gerçekten güvenli bir liman olduğunu, sepet yapılsa bile altın mutlaka o sepetin içinde bulunduğunu söyledi.
"VATANDAŞ SEÇİMDEN ÖNCE ALTININI DAHA FAZLA TUTUYORDU"
Esen, altın fiyatlarında yükselme olduğunda genelde satım eğilimi, düşme olduğunda da alım eğiliminin bulunduğuna dikkati çekerek, ekonominin, finansal piyasaların belirsizliği sevmediğini, bekleme eğilimine yöneldiğini, beklemenin yanına endişe geldiğinde de bunun karın önüne geçtiğini anlattı.
Vatandaşın "alım-satım yapayım derken elimdekinden olabilirim, en iyisi bunu muhafaza etmek" dediğini belirten Esen, "Endişe ve beklenti ortamları ister istemez ticareti azaltıyor. Bu nedenle hurda altın hareketi beklentilerin altında kaldı. Fiyatın bu kadar yükseldiği bir ortamda daha fazla satışın olması beklenirdi. Vatandaş seçimden önce altınını daha fazla tutuyordu, şimdi biraz hareketlenme var. Altının ons bazında dolar fiyatının 1200'lerin altına geleceğini beklemiyorum. TL bazında da gramının 150 TL olacağını düşünmüyorum." şeklinde konuştu.
ALTIN KURULU OLUŞTURULMASI ÖNERİSİ
Esen, dünyanın birçok ülkesiyle çalıştıklarını anlatarak, "Mesela Kanadalı bir maden, madenlerini bize gönderir, biz rafine edip satın alırız. Dünyadaki en önemli 67 rafineden birisiyiz. Bunların içinde en büyük 10'dan biriyiz. Büyük bir maden eğer malını rafine ettirecekse teklif alacağı firmalardan biriyiz." ifadelerini kullandı.
Bu pazarda ülke sınırının bulunmadığını, rafineri kabiliyetinin önemli olduğunu aktaran Esen, "Türkiye'nin THY gibi bir avantajı var. Hemen hemen her ülkeye günde 3-4 seferi var. Kuyumcukent'in havalimanına olan mesafesi 10 dakika. Dünyanın herhangi bir yerinden kalkan mal aynı gün içerisinde benim rafinerime girebilir, ben onu bir gün içinde rafine edebilirim. Bunu İsviçre'de yapmanız mümkün değil. Dünyanın altın merkezi olarak İstanbul'u konumlamak çok doğru olacaktır." diye konuştu.
Esen, dünyanın altın merkezi olarak İstanbul'u konumlamak için altın ile ilgili bütün kurumların birlikte çalışması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Hazine ve Maliye Bakanlığı, TCMB, Borsa İstanbul, İstanbul Altın Rafinerisi, Takasbank, SPK gibi kurumların yetkililerinden Altın Kurulu oluşturulması atılacak adımları hızlandıracaktır. Genel hedefleri, yapılması gerekenleri belirleyen, hükümete destek verecek ve bilgi akışı sağlayacak bir yapı olsa, sistem oluşturulsa ülkeler altınlarını İngiltere'de tutmak yerine Türkiye'de tutabilir. Orta Doğu ülkeleri, Türki Cumhuriyetler altınını Türkiye'de tutabilir. Dünya altın ticaretinin merkezi olarak İstanbul belirlendiği takdirde Türkiye'nin gideceği çok yer var."
"NASIL İRAN İŞİNİN İÇİNDE YER ALMADIYSAK VENEZUELA DA YER ALMAYIZ"
Venezuela altınlarının Türkiye'de rafine edildiği iddialarına ilişkin Esen, kayıt dışı böyle bir altın giriş çıkışının olamayacağını, eğer o ülkeye bu yönde ihracat varsa rakamlardan görülebileceğini belirterek, "İstanbul Altın Rafinerisi’nde bu yönde bir çalışma yok, rafineri olarak biz böyle bir çalışma yapmadık." dedi.
Esen, Türkiye’de normalde şu anda sadece iki tane LBMA rafinerisinin bulunduğunu bunlardan birinin İAR ve diğerinin Nadir Rafineri olduğunu ifade ederek, şunları aktardı:
"LBMA rafinelerinin bunu yapma ihtimali yok. Uyum sorumluluğunu taşıyoruz. Türkiye'de sayıları 6-7’yi bulan lokal rafineler de var. Onlar LBMA değil. Genel olarak birileri bunu yaptı mı, yapmadı mı bilemem. LBMA rafinerisi olmak önemli bir kavram, kaybedilmemesi gereken bir değer. Geçmişte nasıl İran işinin içinde yer almadıysak Venezuela işinin de içinde yer almayız. Dünyadaki 67 rafineriden biriyiz. İAR kapasite olarak büyük olduğu için dünyadaki 10 altın rafinerisinden biridir. Dünyada Türkiye'yi temsil eden bir yapı. Buna zarar getirecek hiçbir şeyin içinde yer alamazsınız."
Dünya genelinde tahvil faizleri yükselişte
ABD ve Avrupa'da tahvil faizleri Pazartesi günü yükseldi, Japonya'da ise BOJ'den gelecek adımlar ülke 10 yıllıklarının faizini daha da yükseltebilir.
ABD Hazine tahvilleri, vadeli piyasasının açılmasının ardından kayıplarını genişletti ve 10 yıllıkların faizi, yüzde 2.986'ya çıktı.
Avrupa'da da tahvil faizleri yükseliyor. İngiltere, Almanya ve diğer Avrupa 10 yıllıkları, 3 baz puan - 6 baz puan aralığında yükseldi.
ABD tahvil piyasalarını yoğun bir hafta bekliyor. ABD'de bu hafta üçüncü çeyrek için yeniden borçlanma duyurusu yapılacak ve Federal Açık Piyasa Komitesi toplantısı gerçekleşecek. Bir yandan, ülkede bu hafta açıklanacak istihdam rakamları, Fed'in 2018 için dördüncü faiz artışı ihtimalini güçlendirebilir.
Japonya Merkez Bankası'nın politika toplantısı ise 31 Temmuz'da gerçekleşecek. Bankanın politikasında yapacağı herhangi bir değişiklik, Japonya'da 10 yıllık tahvillerin faizini yukarı çekebilir.
ABD Hazine tahvilleri, vadeli piyasasının açılmasının ardından kayıplarını genişletti ve 10 yıllıkların faizi, yüzde 2.986'ya çıktı.
Avrupa'da da tahvil faizleri yükseliyor. İngiltere, Almanya ve diğer Avrupa 10 yıllıkları, 3 baz puan - 6 baz puan aralığında yükseldi.
ABD tahvil piyasalarını yoğun bir hafta bekliyor. ABD'de bu hafta üçüncü çeyrek için yeniden borçlanma duyurusu yapılacak ve Federal Açık Piyasa Komitesi toplantısı gerçekleşecek. Bir yandan, ülkede bu hafta açıklanacak istihdam rakamları, Fed'in 2018 için dördüncü faiz artışı ihtimalini güçlendirebilir.
Japonya Merkez Bankası'nın politika toplantısı ise 31 Temmuz'da gerçekleşecek. Bankanın politikasında yapacağı herhangi bir değişiklik, Japonya'da 10 yıllık tahvillerin faizini yukarı çekebilir.
1 Ağustos 2018 Çarşamba
Türkiye'nin enerji faturası yüzde 36 arttı
Türkiye'nin enerji ithalatına ödediği tutar, haziran ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 35,9 artarak 3 milyar 442 milyon 852 bin dolara çıktı
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, haziran ayında Türkiye'nin toplam ithalatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,8 azalışla 18 milyar 451 milyon dolara düştü.
Bunun 3 milyar 442 milyon 852 bin dolarlık kısmını enerji ithalatı olarak özetlenen, "mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler, bitümenli maddeler, mineral mumlar" oluşturdu. Geçen yılın haziran ayında bu rakam 2 milyar 534 milyon 166 bin dolar olarak kayıtlara geçmişti.
Böylece, söz konusu dönemler itibarıyla ülkenin enerji ithalatı faturasında yüzde 35,9'luk artış oldu.
Öte yandan, haziranda ham petrol ithalatı geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 10,7 azalarak 1 milyon 831 bin 937 tona geriledi.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, haziran ayında Türkiye'nin toplam ithalatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,8 azalışla 18 milyar 451 milyon dolara düştü.
Bunun 3 milyar 442 milyon 852 bin dolarlık kısmını enerji ithalatı olarak özetlenen, "mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler, bitümenli maddeler, mineral mumlar" oluşturdu. Geçen yılın haziran ayında bu rakam 2 milyar 534 milyon 166 bin dolar olarak kayıtlara geçmişti.
Böylece, söz konusu dönemler itibarıyla ülkenin enerji ithalatı faturasında yüzde 35,9'luk artış oldu.
Öte yandan, haziranda ham petrol ithalatı geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 10,7 azalarak 1 milyon 831 bin 937 tona geriledi.
Türkiye'nin dış borcu ve Amerika'nın yaptırım tehditleri
Bilindiği üzere Amerikan Kongresi’nin Dış İlişkiler Komitesi’nde Senatör Corker tarafından hazırlanan ve Kongre’ye sunulan S. 3248 nolu tasarı, Türk Hükümetinin uluslararası finansal kuruluşlardan borçlanmasını ve finansal ve teknik yardımlar almasını kısıtlamayı ön gören bir tasarıdır. Bu tasarının Senato ve Temsilciler Meclisi’nde onaylanması ve Başkan Trump tarafından yürürlüğe konması halinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti, diğer bir değişle kamu kuruluşlarının, yurt dışından borçlanma imkanları kısıtlanacaktır.
Bu muhtemel kısıtlamanın etkilerini görebilmek için Türkiye’nin dış borç miktarını ve yapısını irdelemekte fayda vardır. Aşağıda Hazine Müsteşarlığı tarafından hazırlanan, 2018 yılı 1. Çeyrek sonu itibari ile dış borç istatistikleri sunulmuştur.
Bu tabloda görüldüğü üzere kamunun dış borç yükü 141.5 milyar Usd olup bunun kısa vadeli olan kısmı diğer bir değişle vadesi 1 yıla kadar olan borç tutarı 24 milyar Usd’dir. Diğer taraftan özel sektörün dış borç tutarı 325 milyar Usd olup bunun 98 milyar Usd’si kısa, 227 milyar Usd’si uzun vadelidir.
Yine tablodan görüleceği gibi toplam 122 milyar Usd tutarındaki kısa vadeli borcun sadece 24 milyar Usd’lik kısmı Kamunun borcudur.
Diğer taraftan Bankacılık Sektörünün brüt dış borcu 187 milyar Usd olmasına rağmen, döviz cinsinden dış varlıkları da göz önüne alındığında net dış borcu 24 milyon Usd tutarındadır.
Yine tablodan görüleceği gibi; Türkiye’nin 1 Mayıs 2018’den 31Aralık 2018 tarihine kadar ödemesi gereken dış borç anapara ve faiz tutarı 69 milyar Usd’dir. Kamunun dış borç geri ödemesi ise sadece 11 milyar Usd mertebesindedir. Özel sektörün dış borç geri ödemesi ise; 44.5 milyar Usd’si bankalara, 14 milyar Usd’si ise diğer kuruluşlara ait olmak üzere toplam 58 milyar Usd’dir. Bankaların dış varlıkları da göz önüne alındığında bu rakam yüksek bir rakam değildir.
Netice itibari ile bu tasarının yürürlüğe girmesi halinde kamu sektörü öldürücü bir şekilde etkilenmeyecektir. Özel sektör ise mutlaka dolaylı ve kısmi olarak olumsuz bir şekilde etkilencektir. Ancak unutmamak lazım borcu ödemeyi borçlu düşündüğü kadar borç verende en az borçlu kadar borcu tahsil etmeyi düşünmektedir. Bu tasarı ile birlikte Türkiye’ye borç veren kuruluşlarda tasarı aleyhine baskı yapma faaliyetinde bulunacaklardır.
Bu muhtemel kısıtlamanın etkilerini görebilmek için Türkiye’nin dış borç miktarını ve yapısını irdelemekte fayda vardır. Aşağıda Hazine Müsteşarlığı tarafından hazırlanan, 2018 yılı 1. Çeyrek sonu itibari ile dış borç istatistikleri sunulmuştur.
Bu tabloda görüldüğü üzere kamunun dış borç yükü 141.5 milyar Usd olup bunun kısa vadeli olan kısmı diğer bir değişle vadesi 1 yıla kadar olan borç tutarı 24 milyar Usd’dir. Diğer taraftan özel sektörün dış borç tutarı 325 milyar Usd olup bunun 98 milyar Usd’si kısa, 227 milyar Usd’si uzun vadelidir.
Yine tablodan görüleceği gibi toplam 122 milyar Usd tutarındaki kısa vadeli borcun sadece 24 milyar Usd’lik kısmı Kamunun borcudur.
Diğer taraftan Bankacılık Sektörünün brüt dış borcu 187 milyar Usd olmasına rağmen, döviz cinsinden dış varlıkları da göz önüne alındığında net dış borcu 24 milyon Usd tutarındadır.
Yine tablodan görüleceği gibi; Türkiye’nin 1 Mayıs 2018’den 31Aralık 2018 tarihine kadar ödemesi gereken dış borç anapara ve faiz tutarı 69 milyar Usd’dir. Kamunun dış borç geri ödemesi ise sadece 11 milyar Usd mertebesindedir. Özel sektörün dış borç geri ödemesi ise; 44.5 milyar Usd’si bankalara, 14 milyar Usd’si ise diğer kuruluşlara ait olmak üzere toplam 58 milyar Usd’dir. Bankaların dış varlıkları da göz önüne alındığında bu rakam yüksek bir rakam değildir.
Netice itibari ile bu tasarının yürürlüğe girmesi halinde kamu sektörü öldürücü bir şekilde etkilenmeyecektir. Özel sektör ise mutlaka dolaylı ve kısmi olarak olumsuz bir şekilde etkilencektir. Ancak unutmamak lazım borcu ödemeyi borçlu düşündüğü kadar borç verende en az borçlu kadar borcu tahsil etmeyi düşünmektedir. Bu tasarı ile birlikte Türkiye’ye borç veren kuruluşlarda tasarı aleyhine baskı yapma faaliyetinde bulunacaklardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
