JCR Başkanı Ökmen, Türkiye ekonomisine ilişkin yayınladığı yazılı notta ''Türkiye'nin makro ekonomik ve dış finansman alanlarında yapısal sorunları bulunmaktadır'' dedi
JCR Eurasia Ratting Başkanı Orhan Ökmen, Türkiye'nin kamu finansmanının sürdürülebilir olduğunu, mali finansal esnekliğin sağlığını koruduğunu, politik risk ve belirsizlik alanlarındaki oynaklığın yüksek olmasına rağmen iş ortamının ve rekabetçilik alanlarının hala istikrarlı olduğunu düşündüklerini belirterek, "Ancak Türkiye’nin makro ekonomik ve dış finansman alanlarında yapısal sorunları bulunmaktadır. " dedi.
Yazılı bir değerlendirmede bulunan Ökmen, şunları söyledi:
"Kamu finansmanının sürdürülebilir olduğunu, mali finansal esnekliğin sağlığını koruduğunu, politik risk ve belirsizlik alanlarındaki oynaklığın yüksek olmasına rağmen iş ortamının ve rekabetçilik alanlarının hala istikrarlı olduğunu düşünüyoruz. Ancak Türkiye'nin makro ekonomik ve dış finansman alanlarında yapısal sorunları bulunmaktadır.
Bankacılık sektörü, kazanç/karlılık kalitesi, likidite/sermaye yeterliliği, piyasa risklerine karşı duyarlılığı açılarından ülke notuna tampon olma gücünü ve yatırım yapılabilir seviyedeki mali yapısını topyekün olarak korumaya devam etmektedir. Ancak, bankacılığın finansal sağlamlığı istikrarını korumakla ve finasal kırılganlığa dayanma gücü hala yüksek olmakla beraber ABD yaptırımlarının sebep olacağı fonlara erişim engeli önemli bir tehdit olacaktır.
Politik risk ve belirsizlik alanlarındaki oynaklığının yüksek olmasının temel sebebi ise Türkiye ekonomisinde yapısal, siyasal ve yargı ile ilgili sorunlarının bulunmasıdır. Siyasi ve jeopolitik gelişmeler ekonomik performansı ve kurumsal bağımsızlığı zayıflatmaktadır.
Türkiye ekonomisi seçim öncesinden bu yana çok boyutlu bir çalkantının içerisine girmiştir. Seçim öncesi rekor kıran kamu harcamaları, genişletilen krediler, ertelenen kamu zamları ve tüm bunların bir sonucu olarak zirveye çıkan enflasyon, sürekli artan cari açık, TL varlıklarına yönelik risk iştahının azalması, devam eden sermaye çıkışları Türk ekonomisinin seçim sonrasına sarkan özetidir.
ABD tarafından Türkiye'ye karşı şimdilik sembolik olarak uygulanan yaptırımların devam etmesi ve daha da genişletilmesi, Türkiye ekonomisinin ödeme krizine ve durgunluğa girme olasılığını yükseltmektedir. Türkiye'nin batı yaptırımlarına maruz kalmış olması, parasal aktarım mekanizmalarının işlevsizliğini ve ödemeler dengesi ile para krizini kaçınılmaz kılacaktır. Net döviz rezervlerinin yetersiz olduğu, ekonominin aşırı ısındığı, bağımsız kurumların ve teknokratların kurumsal ve operasyonel bağımsızlıklarının azaldığı, dış borç seviyelerinin ve uluslararası sermaye hareketlerine bağımlılığın oldukça yüksek olduğu bir konjonktürde, Türkiye'nin batı yaptırımlarına maruz kalmış olması, ekonomik sonuçlarının yanından sosyal ve toplumsal yansımaları da olan ciddi bir ödemeler dengesi ve para krizi kaçınılmaz bir sonuç haline gelecek, parasal aktarım mekanizmaları daha da bozulacaktır.
Türkiye'nin, olası bir sosyo ekonomik krizden kaçınması için bir an evvel ABD ve AB ile ilişkilerini düzeltmesi gerekmektedir: Türkiye'nin, olası bir sosyo ekonomik bir krizden kaçınmak için bir an evvel ABD ve AB ile ilişkilerini düzeltmesi, AB ve ABD karşıtlığına ilişkin iç ve dış politikalarda yer alan hususları yeniden analiz etmesi, yatırımcı güvenini yeniden kazanması ve Merkez bankası'nın ve kabine üyelerinin bağımsızlık güçlerinin kurumsal olarak garanti altına alınması gerekmektedir.
Türkiye'nin temel fonlama ihtiyacının tamamını, batı piyasalarının dışında kalan ülkelerden sağlama olasılığı bulunmamaktadır: Ayrıca yerel işletmelerin dış borçlarını yeniden finanse etmelerine yardımcı olma konusunda Merkez Bankası'nın kabiliyeti sınırlı ve batı dışında kalan ülkelerden yeterli düzyede kredi-fonlama sağlanma olasılığı ise düşüktür.
Türkiye uluslararası hukuktan uzaklaştığı algısı bitmeden piyasalardan çıkış ve TL üzerindeki baskı sürecektir."
7 Ağustos 2018 Salı
Bankalardan dolar mevduatları çekilip yastık altına alınmaya başlandı
2018 Dolar Kıtlığı Krizi
Dolar kuru dün 5.42 TLye kadar çıktıktan sonra geriledi. Ekonomideki arz-talep ilişkisinde talep fazlalığının söz konusu olduğu kıtlık durumunu yaşıyoruz. Dolar kıtlığı öyle bir hale geldi ki BDDK verilerinden yapılan bir çalışmaya göre son 3 ayda 1.8 mlr$ mevduat, bankalardan çekilip tabiri caizse yastık altına alınmış. Zira insanlar; döviz mevduatlarına el konulacağını, sermaye kontrolü olacağını düşünüyormuş. Oysa Türkiye en kötü gününde bile böyle yapmamıştır.
2008 öncesinde 0 faizli Japon Yen'ine endeksli konut kredisi alan tüketiciler, krizle beraber feryat edince ekonomi yönetimi, 16 Haziran 2009'da vatandaşa dövize endeksli krediyi de yasaklarken döviz geliri olmayan firmalara, yurtiçi bankalardan döviz kredisi kullanma yasağını kaldırdı. Türkiye böylelikle tam bir sıcak para cennetine dönüşürken 2008 krizinin teğet geçmesinde bu kararında etkisi oldu. Tabi bir de 2008 sonrası büyük merkez bankalarının 12 trilyon $ piyasaya para aktarımı yapmaları da lehimize oldu.
2018 itibariyle durum değişti. Artık para akıtma hızı yavaşladı ve önümüzdeki yıl ciddi para çekecekler. İşte bu noktada Türkiye hazırlıksız yakalanmış gözüküyor:
*TCMB altın hariç rezervleri; 2016 Kasımında 106 mlr$ iken 2018 Mayısında 84 mlr$ Temmuz sonunda da 78 mlr$ geriledi. Bankanın Kredibilitesi zayıfladı.
*2018 Mayıs itibarıyle, Uluslararası Yatırım Pozisyonu verilerine göre, Türkiye’nin net yurtdışı yükümlülükleri 401 mlr$. Reel sektörün net döviz yükümlülüğü 217 mlr$ dır. Şirketlerin dış borç geri ödemeleri; bu ay 4, Eylül'de 6 Ekim'de 8 mlr$ olacaktır.
*Reel sektörün 292 mlr$ kredi borcunun; 173 mlr$ bankalarımıza, 10 mlr$ leasing şirketlerimize iken 107 mlr$ yurtdışından sağlanmıştır. Bankalar yurtdışından kredi alıp içeriye kullandırmışlar. Şimdi ise geri ödenemeyecek krediler artıyor. Bu yüzden de banka hisseleri düşüyor.
*2018 Mayıs itibariyle son 1 yılın cari işlemler açığı 57.6 mlr$ olmuştur. Finansman yetmediği için rezervlerden karşılanmaya başlandı.
Başkan Erdoğan'ın artık en önemli görevi, dolar kıtlığı algısını ortadan kaldırmak ve böylece enflasyonu da dizginlemek olmalıdır. "Dış borçlanmada şimdi biz Çin piyasasına yöneliyoruz" açıklaması bu yönde atılmış bir adım olarak görülebilir. Ama daha yapacak çok iş var.
Dolar kuru dün 5.42 TLye kadar çıktıktan sonra geriledi. Ekonomideki arz-talep ilişkisinde talep fazlalığının söz konusu olduğu kıtlık durumunu yaşıyoruz. Dolar kıtlığı öyle bir hale geldi ki BDDK verilerinden yapılan bir çalışmaya göre son 3 ayda 1.8 mlr$ mevduat, bankalardan çekilip tabiri caizse yastık altına alınmış. Zira insanlar; döviz mevduatlarına el konulacağını, sermaye kontrolü olacağını düşünüyormuş. Oysa Türkiye en kötü gününde bile böyle yapmamıştır.
2008 öncesinde 0 faizli Japon Yen'ine endeksli konut kredisi alan tüketiciler, krizle beraber feryat edince ekonomi yönetimi, 16 Haziran 2009'da vatandaşa dövize endeksli krediyi de yasaklarken döviz geliri olmayan firmalara, yurtiçi bankalardan döviz kredisi kullanma yasağını kaldırdı. Türkiye böylelikle tam bir sıcak para cennetine dönüşürken 2008 krizinin teğet geçmesinde bu kararında etkisi oldu. Tabi bir de 2008 sonrası büyük merkez bankalarının 12 trilyon $ piyasaya para aktarımı yapmaları da lehimize oldu.
2018 itibariyle durum değişti. Artık para akıtma hızı yavaşladı ve önümüzdeki yıl ciddi para çekecekler. İşte bu noktada Türkiye hazırlıksız yakalanmış gözüküyor:
*TCMB altın hariç rezervleri; 2016 Kasımında 106 mlr$ iken 2018 Mayısında 84 mlr$ Temmuz sonunda da 78 mlr$ geriledi. Bankanın Kredibilitesi zayıfladı.
*2018 Mayıs itibarıyle, Uluslararası Yatırım Pozisyonu verilerine göre, Türkiye’nin net yurtdışı yükümlülükleri 401 mlr$. Reel sektörün net döviz yükümlülüğü 217 mlr$ dır. Şirketlerin dış borç geri ödemeleri; bu ay 4, Eylül'de 6 Ekim'de 8 mlr$ olacaktır.
*Reel sektörün 292 mlr$ kredi borcunun; 173 mlr$ bankalarımıza, 10 mlr$ leasing şirketlerimize iken 107 mlr$ yurtdışından sağlanmıştır. Bankalar yurtdışından kredi alıp içeriye kullandırmışlar. Şimdi ise geri ödenemeyecek krediler artıyor. Bu yüzden de banka hisseleri düşüyor.
*2018 Mayıs itibariyle son 1 yılın cari işlemler açığı 57.6 mlr$ olmuştur. Finansman yetmediği için rezervlerden karşılanmaya başlandı.
Başkan Erdoğan'ın artık en önemli görevi, dolar kıtlığı algısını ortadan kaldırmak ve böylece enflasyonu da dizginlemek olmalıdır. "Dış borçlanmada şimdi biz Çin piyasasına yöneliyoruz" açıklaması bu yönde atılmış bir adım olarak görülebilir. Ama daha yapacak çok iş var.
Blackrock ve Capital Economics Türkiye'nin faiz artırması gerektiğine yönelik açıklamalarda bulundu
Dünyanın en büyük fonlarından bir olan Blackrock'ın Para Piyasası Müdürü Pablo Goldberg, Türkiye'nin faiz artışına ihtiyacı olduğunu söyledi.
BlackRock Para Piyasası Müdürü Pablo Goldberg, Bloomberg TV’de Türkiye’nin rahatlaması için bir faiz artışına ve hükümetin ekonomik düzeltmeye bağlılığına ihtiyacı olduğunu söyledi.
Goldberg, "Piyasalar bir artış için bekliyor, bu artış pozitif olabilir. Türkiye de Arjantin gibi yüksek dolar cinsi fonlama ihtiyacı nedeniyle kırılgan.
Capital Economics, "TCMB'den önümüzdeki günlerde faiz artırımı gelebilir"
Capital Economics, Türk Lirası'nın son birkaç gündeki değer kaybının TCMB'yi faiz oranlarını agresif şekilde artırmaya teşvik edeceğine öngördüklerini bildirdi.
Capital Economics bugün yayınladığı "Gelişmekte Olan Avrupa Ekonomileri Güncellemesi" raporunda, "TCMB'den önümüzdeki aylarda bir hafta vadeli repo faizini 200 baz puan artırmasını bekliyorduk.
Ancak bu artırımın önümüzdeki günlerde gerçekleşmesi giderek daha olası hale geliyor" ifadelerine yer verdi. Hükümetin ABD ile ilişkilerinin iyileştirmek için tavizler vermesi gerektiğini belirten Capital Economics, bu olmadığı takdirde TCMB'nin 13 Eylül'deki toplantıya kadar beklemesinin zor olacağını da savundu.
BlackRock Para Piyasası Müdürü Pablo Goldberg, Bloomberg TV’de Türkiye’nin rahatlaması için bir faiz artışına ve hükümetin ekonomik düzeltmeye bağlılığına ihtiyacı olduğunu söyledi.
Goldberg, "Piyasalar bir artış için bekliyor, bu artış pozitif olabilir. Türkiye de Arjantin gibi yüksek dolar cinsi fonlama ihtiyacı nedeniyle kırılgan.
Capital Economics, "TCMB'den önümüzdeki günlerde faiz artırımı gelebilir"
Capital Economics, Türk Lirası'nın son birkaç gündeki değer kaybının TCMB'yi faiz oranlarını agresif şekilde artırmaya teşvik edeceğine öngördüklerini bildirdi.
Capital Economics bugün yayınladığı "Gelişmekte Olan Avrupa Ekonomileri Güncellemesi" raporunda, "TCMB'den önümüzdeki aylarda bir hafta vadeli repo faizini 200 baz puan artırmasını bekliyorduk.
Ancak bu artırımın önümüzdeki günlerde gerçekleşmesi giderek daha olası hale geliyor" ifadelerine yer verdi. Hükümetin ABD ile ilişkilerinin iyileştirmek için tavizler vermesi gerektiğini belirten Capital Economics, bu olmadığı takdirde TCMB'nin 13 Eylül'deki toplantıya kadar beklemesinin zor olacağını da savundu.
6 Ağustos 2018 Pazartesi
Tasarruf mevduatları 1 trilyon lirayı aştı
Türkiye'de tasarruf mevduatları ilk yarıda 2017'nin aynı dönemine göre yüzde 19,6 artarak 1 trilyon 38,4 milyar liraya ulaşırken, kişi başı tasarruf miktarı 12 bin 850 lira oldu.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye'de tasarruf mevduatları ilk yarıda geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 19,6 artarak 1 trilyon 38 milyar 392 milyon 966 bin liraya yükseldi.
Geçen yıl için nüfusu 80,8 milyonu aşan Türkiye'de, böylece kişi başına ortalama tasarruf miktarı da 12 bin 850 lira oldu.
Türkiye'deki toplam tasarruf mevduatlarının yüzde 43,1'i ise İstanbul'da birikti. 15 milyonu aşkın kişiye ev sahipliği yapan İstanbul'da, ilk yarıda toplam 448 milyar 8 milyon 106 bin liralık tasarruf mevduatı toplandı.
Geçen yılın ilk yarısında 375 milyar 294 milyon 33 bin liralık tasarruf mevduatı bulunan İstanbul'da, bir yıllık süreçte biriken tutar yüzde 19,4 artmış oldu.
- En düşük tasarruf Bayburt'ta
Tasarruf mevduatı miktarında İstanbul'u, 102 milyar 392 milyon 414 bin lirayla Ankara izledi. Söz konusu iki ilin tasarruf mevduatı toplamı 550 milyar 400 milyon 520 bin liraya ulaştı. Böylece Türkiye'nin 1 trilyon 38,4 milyar liralık tasarruf mevduatının yüzde 53'ü, İstanbul ve Ankara'da toplandı.
Tasarruf mevduatı miktarında 74,4 milyar lira ile İzmir üçüncü, 32,4 milyar lirayla Antalya dördüncü sırada yer aldı.
Türkiye'de en düşük tasarruf mevduatının bulunduğu illerde başı 306 milyon 688 bin lira ile Bayburt çekti. Bayburt'u 337,3 milyon lirayla Ardahan, 448 milyon lirayla Kilis, 478,3 milyon lirayla da Hakkari izledi.
- 21 ilin tasarrufu 1 milyar liranın üzerinde arttı
Tasarruf mevduatlarının ilk yarıda 170 milyar 128 milyon 80 bin lira artmasında en büyük paya yine İstanbul sahip oldu. İstanbul'da tasarruf mevduatları bir yılda 72 milyar 714 milyon 73 bin lira artarken, 15 milyar 119 milyon 861 bin lira ile Ankara tasarruf artışında ikinci sırada yer aldı.
Tasarruf mevduatı artışında İzmir 10 milyar 812 milyon 335 bin lirayla üçüncü sırada gelirken, 6 milyar 214 milyon lirayla Antalya dördüncü ve 4 milyar 399,2 milyon lirayla Bursa beşinci sıraya yerleşti.
Öte yandan Muğla, Kocaeli, Adana, Mersin, Konya, Hatay, Gaziantep, Balıkesir, Aydın, Denizli, Kayseri, Manisa, Eskişehir, Trabzon, Tekirdağ ve Samsun da tasarruf mevduatı 1 milyar liranın üzerinde artan iller olarak sıralandı.
Böylece ilk yarıda 21 ilin tasarruf mevduatı 1 milyar liranın üzerinde artış kaydetti.
Türkiye'nin bütün illerinde tasarruf mevduatının geçen yılın ilk yarısına kıyasla artış kaydetmesi ise dikkati çekti.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye'de tasarruf mevduatları ilk yarıda geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 19,6 artarak 1 trilyon 38 milyar 392 milyon 966 bin liraya yükseldi.
Geçen yıl için nüfusu 80,8 milyonu aşan Türkiye'de, böylece kişi başına ortalama tasarruf miktarı da 12 bin 850 lira oldu.
Türkiye'deki toplam tasarruf mevduatlarının yüzde 43,1'i ise İstanbul'da birikti. 15 milyonu aşkın kişiye ev sahipliği yapan İstanbul'da, ilk yarıda toplam 448 milyar 8 milyon 106 bin liralık tasarruf mevduatı toplandı.
Geçen yılın ilk yarısında 375 milyar 294 milyon 33 bin liralık tasarruf mevduatı bulunan İstanbul'da, bir yıllık süreçte biriken tutar yüzde 19,4 artmış oldu.
- En düşük tasarruf Bayburt'ta
Tasarruf mevduatı miktarında İstanbul'u, 102 milyar 392 milyon 414 bin lirayla Ankara izledi. Söz konusu iki ilin tasarruf mevduatı toplamı 550 milyar 400 milyon 520 bin liraya ulaştı. Böylece Türkiye'nin 1 trilyon 38,4 milyar liralık tasarruf mevduatının yüzde 53'ü, İstanbul ve Ankara'da toplandı.
Tasarruf mevduatı miktarında 74,4 milyar lira ile İzmir üçüncü, 32,4 milyar lirayla Antalya dördüncü sırada yer aldı.
Türkiye'de en düşük tasarruf mevduatının bulunduğu illerde başı 306 milyon 688 bin lira ile Bayburt çekti. Bayburt'u 337,3 milyon lirayla Ardahan, 448 milyon lirayla Kilis, 478,3 milyon lirayla da Hakkari izledi.
- 21 ilin tasarrufu 1 milyar liranın üzerinde arttı
Tasarruf mevduatlarının ilk yarıda 170 milyar 128 milyon 80 bin lira artmasında en büyük paya yine İstanbul sahip oldu. İstanbul'da tasarruf mevduatları bir yılda 72 milyar 714 milyon 73 bin lira artarken, 15 milyar 119 milyon 861 bin lira ile Ankara tasarruf artışında ikinci sırada yer aldı.
Tasarruf mevduatı artışında İzmir 10 milyar 812 milyon 335 bin lirayla üçüncü sırada gelirken, 6 milyar 214 milyon lirayla Antalya dördüncü ve 4 milyar 399,2 milyon lirayla Bursa beşinci sıraya yerleşti.
Öte yandan Muğla, Kocaeli, Adana, Mersin, Konya, Hatay, Gaziantep, Balıkesir, Aydın, Denizli, Kayseri, Manisa, Eskişehir, Trabzon, Tekirdağ ve Samsun da tasarruf mevduatı 1 milyar liranın üzerinde artan iller olarak sıralandı.
Böylece ilk yarıda 21 ilin tasarruf mevduatı 1 milyar liranın üzerinde artış kaydetti.
Türkiye'nin bütün illerinde tasarruf mevduatının geçen yılın ilk yarısına kıyasla artış kaydetmesi ise dikkati çekti.
IMF: Almanya'nın ticaret fazlası gerilime katkı yapıyor
IMF baş ekonomisti Maurice Obstfeld, Almanya'nın ticaret fazlasını azaltmak konusunda “tereddüt” içinde olmasının küresel ticari gerilimlere katkı yaparak, küresel finansal istikrarın baltalanmasını artırdığını bildirdi
Uluslararası Para Fonu (IMF) baş ekonomisti Maurice Obstfeld, Almanya'nın ticaret fazlasını azaltmak konusunda “tereddüt” içinde olmasının küresel ticari gerilimlere katkı yaptığını bildirdi.
Obstfeld, Die Welt gazetesinde yayınlanan yazısında, Almanya’nın ticaret fazlasını azaltma konusunda çekingenliğinin küresel ticaret gerilimlerine katkı yaptığını ve küresel finansal istikrarın baltalanmasını artırdığını savundu.
Almanya gibi ticaret fazlası veren ülkelerin, söz konusu fazlalığı azaltmak için tereddütlü kaldıklarını belirten Obstfeld, “Net dış pozisyonlarda daha fazla ayrışma, borçlu ülkelerde kurlarda veya varlık fiyat ayarlamalarında bozulma riskini artırıyor. Eğer ani bir düzeltme olursa, hem borçlu hem de alacaklı ülkeler sıkıntı yaşayacak.” ifadesini kullandı.
Obstfeld, makelesinde Almanya'nın, altyapıya veya dijitalleşmeye yatırım yaparak devlet harcamalarını artırması gerektiğini ifade ederek, devlet harcamaları artarsa, Alman şirketlerin yurt dışına bakmak yerine, Almanya’da daha çok yatırım yapacaklarını öngörüsünde bulundu
- Ticaret fazlası 245 milyar euro
Almanya Federal İstatistik Ofisi'ne (Destatis) göre, Avrupa’nın en büyük ve dünyanın dördüncü büyük ekonomisi Almanya, geçen yıl 1 trilyon 279 milyar euro ihracat yaparken, ülkenin ithalatı da 1 trilyon 34 milyar euroda kaldı. Böylece ülkenin ticaret fazlası da bir önceki yıla göre 4 milyar azalarak yaklaşık 245 milyar euro oldu.
- IMF iç talebi artır çağrısı yapıyor
ABD Başkanı Donald Trump tarafından eleştirilen Çin'in 2017’deki ticaret fazlası 443 milyar dolar olmuştu.
IMF ve Avrupa Komisyonu uzun zamandır Almanya'ya, küresel ekonomik dengesizlikleri azaltmak için, maaşları ve yatırımları yükselterek iç talebi artırma çağrısı yapıyordu.
Uluslararası Para Fonu (IMF) baş ekonomisti Maurice Obstfeld, Almanya'nın ticaret fazlasını azaltmak konusunda “tereddüt” içinde olmasının küresel ticari gerilimlere katkı yaptığını bildirdi.
Obstfeld, Die Welt gazetesinde yayınlanan yazısında, Almanya’nın ticaret fazlasını azaltma konusunda çekingenliğinin küresel ticaret gerilimlerine katkı yaptığını ve küresel finansal istikrarın baltalanmasını artırdığını savundu.
Almanya gibi ticaret fazlası veren ülkelerin, söz konusu fazlalığı azaltmak için tereddütlü kaldıklarını belirten Obstfeld, “Net dış pozisyonlarda daha fazla ayrışma, borçlu ülkelerde kurlarda veya varlık fiyat ayarlamalarında bozulma riskini artırıyor. Eğer ani bir düzeltme olursa, hem borçlu hem de alacaklı ülkeler sıkıntı yaşayacak.” ifadesini kullandı.
Obstfeld, makelesinde Almanya'nın, altyapıya veya dijitalleşmeye yatırım yaparak devlet harcamalarını artırması gerektiğini ifade ederek, devlet harcamaları artarsa, Alman şirketlerin yurt dışına bakmak yerine, Almanya’da daha çok yatırım yapacaklarını öngörüsünde bulundu
- Ticaret fazlası 245 milyar euro
Almanya Federal İstatistik Ofisi'ne (Destatis) göre, Avrupa’nın en büyük ve dünyanın dördüncü büyük ekonomisi Almanya, geçen yıl 1 trilyon 279 milyar euro ihracat yaparken, ülkenin ithalatı da 1 trilyon 34 milyar euroda kaldı. Böylece ülkenin ticaret fazlası da bir önceki yıla göre 4 milyar azalarak yaklaşık 245 milyar euro oldu.
- IMF iç talebi artır çağrısı yapıyor
ABD Başkanı Donald Trump tarafından eleştirilen Çin'in 2017’deki ticaret fazlası 443 milyar dolar olmuştu.
IMF ve Avrupa Komisyonu uzun zamandır Almanya'ya, küresel ekonomik dengesizlikleri azaltmak için, maaşları ve yatırımları yükselterek iç talebi artırma çağrısı yapıyordu.
5 Ağustos 2018 Pazar
Piyasaların gözü Türkiye-ABD ilişkisinde
İçinde Türkiye’nin de yer aldığı gelişen ülkeler için dış ekonomik konjonktürde aleyhte bir değişim var. Bu ülkelerde sermaye çıkışları yaşanırken, dış kaynak bulmak da zor ve pahalı.
Haftaya piyasaların izleyeceği konuların başında Türkiye-ABD ilişkileri geliyor.
Hürriyet Ekonomi Yazarı Zeynel Balcı, hassas bir konu üzerinden piyasaları yazdı. İşte o yazı...
Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerginlik piyasalar üzerindeki baskıyı artırdı. Cari açık, enflasyon, yabancı çıkışları gibi sorunların üzerine Türkiye-ABD arasında gerginlik de eklendi. ABD’nin yaptırımları Türkiye İçişleri ve Adalet bakanları ile F35 uçakları ile ilgili kararlarıyla resmiyet kazandı. Hizipleşmenin temelinde Türkiye’nin son yıllarda batıdan yönünü doğuya yani Rusya, Çin, İran blokuna çevirmesinin etkisinin olduğunu tahmin etmek zor değil.
Karşılıklı hamleler ile gerilim daha da tırmanırsa doğal olarak piyasalara olumsuz yansımaları devam eder. Ancak devamı gelmez ve yumuşama olursa etkileri zayıflayacaktır. Piyasaların gözü önümüzdeki hafta yine Türkiye-ABD ilişkilerinde olacak. Dış ekonomik konjonktürün Türkiye’nin de yer aldığı gelişen ülkeler aleyhine değiştiği, dış kaynağın daha zor ve pahalı olduğu ve gelişen ülkelerden sermaye çıkışlarının yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Piyasaların Türkiye-ABD ilişkilerine bu derece hassas olmasının en önemli nedenlerinden biri bu. Ama devletler arası ilişkilerde tek kriterin ekonomi olmadığı da malum.
İYİMSERLİĞE İZİN VERMİYOR
Piyasalar bu sıralar duyarsız kalsa da başka mecralarda hayat devam ediyor. Temmuz enflasyonunun beklentilerin altında gelmesi olumlu algılandı. Ancak TÜFE ve ÜFE arasındaki on puanlık fark ve döviz kurlarındaki yükseliş bu yönde çok fazla iyimserliğe izin vermiyor. Talep canlandığı takdirde yüzde 25 seviyelerinde seyreden ÜFE (üretici fiyat endeksi) TÜFE’ye yani tüketim fiyatlarına yansıması olasıdır. Ayrıca Botaş’ın doğalgaza yaptığı yüksek zam ve buna bağlı olarak elektrik fiyatlarına yapılan zamlar maliyet enflasyonu açısından önemli. Belirsizliği ve projeksiyon yapmanın zorluğunu göstermesi açısından dikkate değer bir konu, merkez bankası 2018 enflasyon tahminini 5 puan artırıp üçüncü defa revize ederek yüzde 13.4 seviyesine çekti. Son dönemde ithalattaki daralma ile başta konut ve otomotiv gibi lokomotif sektörlerdeki durgunluk ile ekonomide soğuma emareleri ortaya çıkmaya başladı.
TALEP DARALTICI ADIM
Ayrıca BDDK’nın (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) kredi kartlarında taksit ve vade kısıtlaması yönündeki hazırlıkları ekonomideki soğumanın devamına yönelik talep daraltıcı adımlar. Bu uygulamaların hayata geçmesi durumunda cari açık ve enflasyon üzerinde olumlu etkileri görülebilir. Ancak yüksek işsizlik ve vergi gelirlerinin düşmesi gibi sonuçlara da hazırlıklı olmak gerekecek. Gerçi imar affı ve bedelli askerlik bütçe açığını bu yıl hafifletebilecek adımlar. Yüksek borç taşıyan özel sektör ekonomideki yavaşlamayı hoş karşılamayacaktır. Hatırlanırsa 2011 yılında cari açık 75 milyar dolara ulaşmış, büyüme yüzde 8, enflasyon da yüzde 10’u geçmişti. Türkiye cari açık sıralamasında dünyada ilk üçe yerleşince BDDK benzer uygulamalarla ekonomideki soğumaya katkı yapmıştı. 2012 yılında önlemler sonuç verdi ve cari açık 47 milyar dolara, büyüme yüzde 2.2, enflasyon da 6.20 seviyelerine çekildi. Bu açıdan BDDK doğru bir işe imza atmış oluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cuma günü açıkladığı 100 günlük programın ekonomi bölümünde Çin piyasasından Yuan cinsinden tahvil borçlanması ile dış ticarette Rusya, Hindistan ve Çin’e yönelim en önemli vurgulardan biri oldu. Ekonomi dışı gelişmelerin etkisindeki piyasalarda temkinli görünümün devamıyla dalgalı bir seyir bizi bekliyor.
DOLAR/TL KURUNDA 5 TL SINIRI GEÇİLDİ
Dolar/TL kurunda yükseliş hareketi vites büyüterek ivme kazandı ve 5.00 seviyesindeki teknik ve psikolojik sınır geçildi. 5.00 seviyesini artık destek olarak görmek gerekecek. Bu seviyenin üzerinde çıkış hareketinin devamı beklenebilir. Sonraki destekler 4.93-4.90 seviyelerinde. Çıkışın devamı halinde 5.12 ve 5.20-25 sonraki direnç noktaları. 5.20-5.25 daha önemli. 5.00 seviyesinin üzerinde çıkış hareketi gücünü koruyabilir.
BORSA TREND DİRENCİNDEN DÖNDÜ
Borsada tepki çıkışı düşüş trend direncini geçemedi ve satışla karşılaştı. Düşüş trendi korunuyor. İlk destek 94.000’de görülürken sonraki destek noktaları 92.000 ve 90.000 seviyelerinde. İlk direnç ise 97.400 seviyesinde. Çıkışın devamı ve düşüş trendinin kırılması için 97.400 seviyesinin geçilmesi gerekecek. Sonraki dirençler 100.000-101.000 seviyelerinde bulunuyor. Geri çekilmelerde tepki alımları görülebilir. Ancak direnç seviyelerinde satışla karşılaşma olasılığı yüksek.
--
Sayfada yer alan bilgiler tavsiye niteliği taşımayıp yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırımcı profilinize uymayabilir.
--
Haftaya piyasaların izleyeceği konuların başında Türkiye-ABD ilişkileri geliyor.
Hürriyet Ekonomi Yazarı Zeynel Balcı, hassas bir konu üzerinden piyasaları yazdı. İşte o yazı...
Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerginlik piyasalar üzerindeki baskıyı artırdı. Cari açık, enflasyon, yabancı çıkışları gibi sorunların üzerine Türkiye-ABD arasında gerginlik de eklendi. ABD’nin yaptırımları Türkiye İçişleri ve Adalet bakanları ile F35 uçakları ile ilgili kararlarıyla resmiyet kazandı. Hizipleşmenin temelinde Türkiye’nin son yıllarda batıdan yönünü doğuya yani Rusya, Çin, İran blokuna çevirmesinin etkisinin olduğunu tahmin etmek zor değil.
Karşılıklı hamleler ile gerilim daha da tırmanırsa doğal olarak piyasalara olumsuz yansımaları devam eder. Ancak devamı gelmez ve yumuşama olursa etkileri zayıflayacaktır. Piyasaların gözü önümüzdeki hafta yine Türkiye-ABD ilişkilerinde olacak. Dış ekonomik konjonktürün Türkiye’nin de yer aldığı gelişen ülkeler aleyhine değiştiği, dış kaynağın daha zor ve pahalı olduğu ve gelişen ülkelerden sermaye çıkışlarının yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Piyasaların Türkiye-ABD ilişkilerine bu derece hassas olmasının en önemli nedenlerinden biri bu. Ama devletler arası ilişkilerde tek kriterin ekonomi olmadığı da malum.
İYİMSERLİĞE İZİN VERMİYOR
Piyasalar bu sıralar duyarsız kalsa da başka mecralarda hayat devam ediyor. Temmuz enflasyonunun beklentilerin altında gelmesi olumlu algılandı. Ancak TÜFE ve ÜFE arasındaki on puanlık fark ve döviz kurlarındaki yükseliş bu yönde çok fazla iyimserliğe izin vermiyor. Talep canlandığı takdirde yüzde 25 seviyelerinde seyreden ÜFE (üretici fiyat endeksi) TÜFE’ye yani tüketim fiyatlarına yansıması olasıdır. Ayrıca Botaş’ın doğalgaza yaptığı yüksek zam ve buna bağlı olarak elektrik fiyatlarına yapılan zamlar maliyet enflasyonu açısından önemli. Belirsizliği ve projeksiyon yapmanın zorluğunu göstermesi açısından dikkate değer bir konu, merkez bankası 2018 enflasyon tahminini 5 puan artırıp üçüncü defa revize ederek yüzde 13.4 seviyesine çekti. Son dönemde ithalattaki daralma ile başta konut ve otomotiv gibi lokomotif sektörlerdeki durgunluk ile ekonomide soğuma emareleri ortaya çıkmaya başladı.
TALEP DARALTICI ADIM
Ayrıca BDDK’nın (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) kredi kartlarında taksit ve vade kısıtlaması yönündeki hazırlıkları ekonomideki soğumanın devamına yönelik talep daraltıcı adımlar. Bu uygulamaların hayata geçmesi durumunda cari açık ve enflasyon üzerinde olumlu etkileri görülebilir. Ancak yüksek işsizlik ve vergi gelirlerinin düşmesi gibi sonuçlara da hazırlıklı olmak gerekecek. Gerçi imar affı ve bedelli askerlik bütçe açığını bu yıl hafifletebilecek adımlar. Yüksek borç taşıyan özel sektör ekonomideki yavaşlamayı hoş karşılamayacaktır. Hatırlanırsa 2011 yılında cari açık 75 milyar dolara ulaşmış, büyüme yüzde 8, enflasyon da yüzde 10’u geçmişti. Türkiye cari açık sıralamasında dünyada ilk üçe yerleşince BDDK benzer uygulamalarla ekonomideki soğumaya katkı yapmıştı. 2012 yılında önlemler sonuç verdi ve cari açık 47 milyar dolara, büyüme yüzde 2.2, enflasyon da 6.20 seviyelerine çekildi. Bu açıdan BDDK doğru bir işe imza atmış oluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cuma günü açıkladığı 100 günlük programın ekonomi bölümünde Çin piyasasından Yuan cinsinden tahvil borçlanması ile dış ticarette Rusya, Hindistan ve Çin’e yönelim en önemli vurgulardan biri oldu. Ekonomi dışı gelişmelerin etkisindeki piyasalarda temkinli görünümün devamıyla dalgalı bir seyir bizi bekliyor.
DOLAR/TL KURUNDA 5 TL SINIRI GEÇİLDİ
Dolar/TL kurunda yükseliş hareketi vites büyüterek ivme kazandı ve 5.00 seviyesindeki teknik ve psikolojik sınır geçildi. 5.00 seviyesini artık destek olarak görmek gerekecek. Bu seviyenin üzerinde çıkış hareketinin devamı beklenebilir. Sonraki destekler 4.93-4.90 seviyelerinde. Çıkışın devamı halinde 5.12 ve 5.20-25 sonraki direnç noktaları. 5.20-5.25 daha önemli. 5.00 seviyesinin üzerinde çıkış hareketi gücünü koruyabilir.
BORSA TREND DİRENCİNDEN DÖNDÜ
Borsada tepki çıkışı düşüş trend direncini geçemedi ve satışla karşılaştı. Düşüş trendi korunuyor. İlk destek 94.000’de görülürken sonraki destek noktaları 92.000 ve 90.000 seviyelerinde. İlk direnç ise 97.400 seviyesinde. Çıkışın devamı ve düşüş trendinin kırılması için 97.400 seviyesinin geçilmesi gerekecek. Sonraki dirençler 100.000-101.000 seviyelerinde bulunuyor. Geri çekilmelerde tepki alımları görülebilir. Ancak direnç seviyelerinde satışla karşılaşma olasılığı yüksek.
--
Sayfada yer alan bilgiler tavsiye niteliği taşımayıp yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırımcı profilinize uymayabilir.
--
1 trilyon doları bulan şirketin yükselişi ve çöküşü
Apple, Perşembe günü tek hisse fiyatı 205,05 dolara çıkınca tarihi bir eşiği geçti. Ancak 1 trilyon dolarlık Amerikan teknoloji devi bu alanda ilk değil. Bu rekor piyasa değerine bir Çin şirketi 11 yıl önce ulaştı.
Dünya medyası bu hafta dünyanın ilk trilyon dolarlık şirketinin haberlerini yaptı.
Apple, Perşembe günü tek hisse fiyatı 205,05 dolara çıkınca tarihi bir eşiği geçmiş oldu. Şirket sadece bir gün önce 2018'in üçüncü çeyreğinde rekor gelir elde ettiğini duyurmuştu.
Ancak Amerikan teknoloji devi bu alanda bir ilk değil. Bu rekor piyasa değerine bir Çin şirketi 11 yıl önce ulaşmıştı. Hatırlanmamasının nedeni büyük bir çöküş yaşaması olabilir.
Çin'in dev petrol şirketi PetroChina, Kasım 2007'de Şangay Borsası'nda 13 basamaklı bir rakamla piyasa zirvesine ulaşmıştı. Şirketin piyasa değeri tam 1 trilyon dolardı.
Kimileri ise o dönem bu piyasa değerlendirmesine karşı çıktı. PetroChina'nın hisselerinin yalnızca küçük bir kısmı halka açılmıştı ve Çinli yatırımcılar sadece kendi ülkelerinde hisse satın alabiliyorlardı. Ortaya sıradışı bir arz-talep senaryosu çıktı. Ancak bunu takiben yaşanan çöküşün büyüklüğüyle ilgili kimsenin kuşkusu yok.
Sadece 24 saat içinde PetroChina, gezegenin en değerli şirketleri ExxonMobil ve General Motors'un toplam sermaye miktarını aştı.
10 yıllık kaybı 800 milyar dolar
Fakat aylar içinde PetroChina'nın hisseleri düşüşe geçti ve 10 yıllık sürede kayıpları 800 milyar dolara ulaştı. Bloomberg'e göre bu miktarla İtalya'daki tüm şirketleri satın almak ya da dünyanın çevresini 100 dolarlık banknotlarla çevrelemek mümkün.
O zamandan beri şirketin değeri 400 milyar doların üstüne çıkamadı ve en son istatistikler 200 milyar doların altında kaldığını gösteriyor.
BBC Türkçe
Dünya medyası bu hafta dünyanın ilk trilyon dolarlık şirketinin haberlerini yaptı.
Apple, Perşembe günü tek hisse fiyatı 205,05 dolara çıkınca tarihi bir eşiği geçmiş oldu. Şirket sadece bir gün önce 2018'in üçüncü çeyreğinde rekor gelir elde ettiğini duyurmuştu.
Ancak Amerikan teknoloji devi bu alanda bir ilk değil. Bu rekor piyasa değerine bir Çin şirketi 11 yıl önce ulaşmıştı. Hatırlanmamasının nedeni büyük bir çöküş yaşaması olabilir.
Çin'in dev petrol şirketi PetroChina, Kasım 2007'de Şangay Borsası'nda 13 basamaklı bir rakamla piyasa zirvesine ulaşmıştı. Şirketin piyasa değeri tam 1 trilyon dolardı.
Kimileri ise o dönem bu piyasa değerlendirmesine karşı çıktı. PetroChina'nın hisselerinin yalnızca küçük bir kısmı halka açılmıştı ve Çinli yatırımcılar sadece kendi ülkelerinde hisse satın alabiliyorlardı. Ortaya sıradışı bir arz-talep senaryosu çıktı. Ancak bunu takiben yaşanan çöküşün büyüklüğüyle ilgili kimsenin kuşkusu yok.
Sadece 24 saat içinde PetroChina, gezegenin en değerli şirketleri ExxonMobil ve General Motors'un toplam sermaye miktarını aştı.
10 yıllık kaybı 800 milyar dolar
Fakat aylar içinde PetroChina'nın hisseleri düşüşe geçti ve 10 yıllık sürede kayıpları 800 milyar dolara ulaştı. Bloomberg'e göre bu miktarla İtalya'daki tüm şirketleri satın almak ya da dünyanın çevresini 100 dolarlık banknotlarla çevrelemek mümkün.
O zamandan beri şirketin değeri 400 milyar doların üstüne çıkamadı ve en son istatistikler 200 milyar doların altında kaldığını gösteriyor.
BBC Türkçe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



