18 Kasım 2018 Pazar

Bilecik: Ucuz ve bol parayla büyüme dönemi sona erdi

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, genel olarak dünyada artık ucuz ve bol parayla büyüme döneminin sona erdiğini belirterek, "Bugün dünyada böyle bir rüzgar yok. Ancak biz, rüzgar yoksa küreklere yükleneceğiz” dedi.
Girişim ve İş Dünyası Zirvesi’nin 22’ncisi, ’Güçlü İşletmeler, Güçlü Ekonomi’ başlığı ile Hatay’da gerçekleştirildi. DASİFED’in ev sahipliğinde gerçekleştirilen zirveye, TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik de katıldı.

Bilecik, toplantıda yaptığı konuşmada, ekonominin düzelmesinin sabır, inat ve irade gerektirdiğini belirterek, "Gerek küresel gelişmeler, gerekse içeride ülkemize özgü koşullar nedeniyle finansman maliyetlerinin bir süre daha yüksek seyretmeye devam etmesi muhtemeldir. Genel olarak dünyada artık ucuz ve bol parayla büyüme dönemi sona erdi. Bugün, dünyada böyle bir rüzgar yok. Ancak biz, rüzgar yoksa küreklere yükleneceğiz” diye konuştu.

Türkiye’nin bu zorlu dönemin üstesinden gelmek için yapısal sorunlara odaklanması ve hiç vakit kaybetmeden bir reform takvimi oluşturması gerektiğini kaydeden Bilecik,”Ekonomide gürlediğiniz kadar yağmanız lazım. Zaman artık aksiyon zamanıdır. Verimlilik artışlarıyla büyümenin desteklenmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi için işgücü, vergi, eğitim, inovasyon ve dijitalleşme alanlarında kendimizi geliştirmeliyiz. Türkiye ekonomisinin dijital çağın şartlarına uygun teknolojiye, rekabet gücü yüksek sanayi ve hizmetler sektörüne ve modern bir tarım sektörüne ihtiyacı var.

Ekonomimizi ayağa kaldırmak için sorunlarımızı kabul edip çaresine bakmalıyız. Kalkınmayı esas alan bir perspektifle serbest piyasa ilkelerinden taviz vermeden, ekonomimizi yeniden ayağa kaldırmamız gerekiyor. Bunun yolu en başta şeffaf, uzlaşmacı, adil ve demokratik bir toplum olmaktır. Güçlü bir ekonominin olmazsa olmazı, güçlü bir demokrasidir. Ekonomik reformlarla eşzamanlı olarak demokratik açılımlar, ifade ve basın özgürlüğünün sağlanması ve özgürlük alanlarının genişletilmesi bu nedenle önemlidir” ifadelerini kullandı.

Dünyada küreselleşmenin iyi yönetilememesinden kaynaklanan bir siyasi kriz ve beraberinde toplumlarda artan bir kutuplaşma yaşandığına işaret eden Bilecik, "Biz, dünyada yaşanan küresel kriz dönemlerinin getirdiği tıkanıklıkları, kendi yaşadığımız tıkanıklıklar için bir mazeret olarak görmüyoruz. Çünkü mazeret, yetersizliğin itirafıdır. Bir şeyi gerçekten yapmak isteyen bir yol, istemeyen ise mazeret bulur. Demokrasi, hukuk devleti, kurallara dayalı piyasa ekonomisi ve sosyal kalkınma hedeflerinin başarılabilmesi ve ekonomimizde son dönemde yaşanan sorunların çözümü için Batı ve AB ile ilişkilerimize daha fazla özen göstermemiz gerekiyor. Kısaca Türkiye, yüzünü batıya dönmelidir” şeklinde konuştu.

Çin ile ABD ekonomide rolleri değişiyor

Dışa açılımının 40'ıncı yılını dolduran Çin, kendisini buna teşvik eden ABD ile rolleri değişiyor
Çin, tarihi reform sürecinin 40'ıncı yılında kendisini dışa açılmaya teşvik eden ABD ile rolleri değişirken, Devlet Başkanı Şi Cinping'in liderliğinde "Çin nüfuzu" retoriği gittikçe keskinleşiyor.

Ülke, dışa açılımının meyvelerini zenginleşerek alıyor. Ancak Şi yönetimi, "büyük birader" benzeri gözleme mekanizmalarıyla ülke halkına yönelik kontrol ve denetimini giderek sıkılaştırıyor.

Çin yakın tarihine damgasını vuran en önemli siyasi figürlerden olan Dıng Şiaoping, 1978'de ülkenin dışa açılımını dünyaya ilan etmişti.

Aradan geçen 40 yıllık süreçte ülke, Dıng'ın dahi hayal edemeyeceği düzeyde bir kalkınma hikayesi yazdı. Çin, dışa açılımdan bu yana 3,12 trilyon dolarla dünyanın en çok döviz rezervine sahip, 11 trilyon dolarla dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve 170 milyar dolarla üçüncü en büyük doğrudan yabancı yatırımcı haline geldi.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Çin'in dünya ekonomisindeki payı 1978'de yüzde 1,8 oranındayken, 2017 sonunda yüzde 18,7 seviyesine yükseldi.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1949'dan dışa açılımın ilan edildiği 1978'e kadar sadece 200 bin Çinli yurt dışı seyahati yapabilmişken, sadece geçen yıl Çin'den yurt dışına 130 milyon seyahat gerçekleşti.

Dışa açılımın mimarı
ABD ile diplomatik ilişkilerin tesisinin ardından 1979'da bu ülkeye yaptığı 9 günlük ziyarette kovboy şapkası giyerek kameralara poz veren Dıng, Çin'in dışa açılımının mimarı oldu.

Çin'de ülkenin kurucu lideri Mao Zıdong tarafından yapılan kültür devriminin yıkıcı etkilerini silerek, daha düşük profilli ve pragmatist bir dış politikaya yönelen Dıng Şiaoping, ülkesinin ekonomik kalkınma ve sosyal refah hedeflerini hayata geçirmekte önemli rol oynadı.

Reform süreciyle özel şirketlerin önü açılırken, devlet şirketlerinin de iç ve dış pazarda aktif olmasına izin verildi. Ülkenin güneyindeki Guangdong eyaletine bağlı Şıncın kentinde dışa açılım adımlarının ilklerinden olan özel ticaret bölgeleri kuruldu.

Sıradan bir balıkçı köyüyken yaklaşık 20 yıl gibi kısa bir sürede Hong Kong ile rekabete aday kent haline gelen Şıncın, dışa açılımda ülkenin dinamo motorlarından biri haline geldi.

Fabrika ayarlarına geri dönüyor
Ülke, ekonomi alanında kaydettiği bu "mucizevi" başarıya karşın Devlet Başkanı Şi Cinping liderliğinde dış politikadaki "pragmatist" ve düşük profilli çizgisini, küresel ölçekli nüfuz arayışlarıyla değiştiriyor.

Kendisini dışa açılıma teşvik eden ABD ile rolleri değiştiren Çin, özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın açtığı "ticaret savaşı", stratejik konumuyla öne çıkan Güney Çin Denizi'nde komşularıyla egemenlik yarışı ve tarihi İpek Yolu'nu yeniden canlandırmayı hedefleyen "kuşak ve yol" inisiyatifiyle dünya arenasında ihtiyat ve endişeyle izleniyor.

Dışa açılımın meyvelerini daha müreffeh bir toplum haline gelerek almaya başlayan Çin, Şi liderliğinde siyasi ve sosyal açıdan adeta "fabrika ayarlarına" geri dönüyor.

Zira Şi, martta yapılan Çin Ulusal Halk Kongresi genel kurulunda oylamaya sunularak kabul edilen yeni anayasayla devlet başkanlığı için belirlenen 10 yıllık görev sınırını kaldırarak "süresiz" liderliğinin önünü açmıştı.

Önceki anayasada yer alan süre sınırlaması, Dıng'ın teklifiyle 1982'de anayasaya eklenmişti. Mao'nun kültür devrimi sonrası toplumda hakim olan kargaşanın önünü almak için atılan bu adım, aşırı güç sahibi liderlerin yol açabileceği tehlikeler göz önünde bulundurularak atılmıştı.

Daha "kontrolcü" bir çizgiye kayıyor
Dıng, ülkenin politikasına yön veren başlıca aktör olmasına rağmen hiçbir zaman devlet başkanlığı görevine talip olmamış ancak Çin Komünist Partisi ve ordu üzerindeki yetkilerini kullanarak döneminin gerektirdiği denge siyasetini başarıyla yürütmüştü.

Özellikle Çin gibi daimi tek parti iktidarıyla yönetilen bir rejimde halkın ömür boyu liderlere karşı kaygılı tutumu, ülkeyi bu yönde karar almaya itmişti.

Dıng ile kapılarını batıya açan Çin, komünizmi "Çin özellikleri taşıyan sosyalizm" sunumuyla kapitalist bir ambalajla piyasaya sürmüştü. Batılı şirketler, ucuz iş gücünden faydalanarak üretim hatlarını Çin'e taşımış ve bu ülkeyi "dünyanın fabrikasına" dönüştürmüştü.

Ülke, bu süreçte başta ABD olmak üzere batı dünyasının refahını ülkesine çekerken, özellikle Şi'nin göreve geldiği 2013'ten bu yana ülke içinde daha "kontrolcü" bir çizgiye kayıyor.

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ile en kalabalık ordusuna sahip, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyeliği bulunan Çin, Şi Cinping'in liderliğinde ülkenin kurucu lideri Mao'yu gölgede bırakmaya namzet bir geleceğe doğru ilerliyor.

Ülke, giderek daha fazla dışa açılıyor. Ancak Çin hükümeti, uyguladığı "büyük birader" benzeri gözlem mekanizmalarıyla ülke içinde halkı üzerindeki denetim ve kontrolünü giderek artırıyor.

Şi Cinping yönetimi, 2020'ye kadar tüm ülkeye yaymayı planladığı sistemle yüz tanıma, sosyal medya kullanımı ve yapay zeka teknolojileriyle halkını sosyal puanlamaya tabi tutacak. Vatandaşları aldığı puanlara göre kategorize edecek olan Çin, bu yolla ülke içindeki denetim ve kontrolünü güçlendirecek.

ABD ve Çin arasındaki küresel rekabet
ABD Başkanı olarak göreve gelmesinin ardından Çin'i teknoloji casusluğu ve fikri mülkiyet haklarını ihlal etmekle suçlayan Donald Trump, kendi ülke halkına yönelik milliyetçi propaganda ve ordu kapasitesinin artırılması gibi konularda Şi'nin ekmeğine yağ sürüyor.

Trump yönetiminin mart ayındaki hamlesiyle başlayan vergi savaşları sonucunda ABD, 250 milyar dolar değerindeki Çin mallarına ilave vergi getirdi. ABD'nin vergi hamlelerine anında karşı cevap veren Pekin yönetimi de 60 milyar dolar tutarında ABD menşeli ürünlere vergi ekledi.

Dünyanın geri kalanını etkileyen tarife savaşlarının yanı sıra Çin'in yılda yaklaşık 5,3 trilyon dolarlık ticaretin deniz taşımacılığına ev sahipliği yapan Güney Çin Denizi'nin yüzde 80'i üzerinde hak iddia etmesi ve burada yapay adalar inşa ederek deniz üzerinde uçak pistleri ve füze bataryaları konuşlandırması, Pekin-Washington hattında ayrı bir gerginlik alanı oluşturuyor.

Çin ayrıca 2015'te hayata geçirdiği askeri reform paketiyle yurt dışında operasyonlar yapılması için ordusuna yeşil ışık yakmıştı.

Çin merkezli Kuşak ve Yol
Pekin yönetiminin Güney Çin Denizi üzerinden deniz yoluyla ülkenin batısında ise demir yoluyla karadan dünyaya açılma hamlesi olan Kuşak ve Yol inisiyatifi, nüfuz alanını artırmayı amaçladığı gerekçesiyle uluslararası alanda eleştiri ve engellemelere hedef oluyor.

Tarihi İpek Yolu'nu yeniden canlandırmayı hedefleyen Kuşak ve Yol kapsamında karadan Pakistan ile yaklaşık 46 milyar dolarlık Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'na yatırım yapan Pekin yönetimi, bu ülkede bulunan Gwadar Limanı'nı 43 yıllığına kiraladı.

Afrika'ya verilen borç 143 milyar doları buldu

Afrika'da da varlığını hissettiren Çin, 2000 yılından bu yana bölge ülkelerine verdiği borçlar nedeniyle uluslararası kamuoyunun "modern sömürgeci" eleştirilerinin hedefi oluyor.

2000-2017 döneminde Çinli devlet firmaları ve bankalarının Afrika ülkelerine verdiği toplam borç miktarı 143 milyar doları buluyor.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, martta Afrikalı hükümet liderlerini uyararak, Çin'den borç para aldıklarında karşılığında egemenlik haklarını kaybetmeyi riske attıklarını söylemişti.

Çin'in ayrıca Afrika'ya, hibe, faizsiz kredi, özel kalkınma fonu, ithalatı destekleme fonu, yatırımlar çerçevesinde 60 milyar dolarlık yardım taahhüdü bulunuyor. Afrika ile ilişkilerini sadece ekonomiyle sınırlamayan Çin'in stratejik konum bakımından bölgedeki kilit ülkelerden Cibuti'de askeri üssü de bulunuyor.

Uluslararası arenada söz sahibi olma hedefiyle 40 yıl önce dışa açılan Çin ile son 2 yıldır içe kapanan süper güç ABD arasında marttan bu yana devam eden ticaret savaşı, Güney Çin Denizi ve çeşitli ikili, bölgesel ve uluslararası konulara yönelik müzakerelerden halen somut sonuçlar elde edilemiyor.

İki ülkeden üst düzey yetkililerin karşılıklı ziyaretlere rağmen mesafe alamadıkları müzakerelerin, Şi ve Trump arasında Arjantin'de bu ay sonu yapılacak G-20 Liderler Zirvesi kapsamında yapılacak görüşmenin nasıl geçeceği merakla bekleniyor.


17 Kasım 2018 Cumartesi

Borsa İstanbul’dan farklı bir endeks: TİM İhracat Endeksi

Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Gönen, TİM İhracat Endeksi’ni Kurumsal Yatırımcı Dergisi için kaleme aldı…
TİM İhracat Endeksi  ‘bir endeks daha’ değil. Takip edilesi, farklı bir endeks. Belki de kurumsallık gibi, sürdürülebilirlik gibi yakalamaya çalıştığımız başka temaları da içeren bir endeks.

Endeksler borsaların görünen yüzüdür. Nerdeyse tek bir rakam ile borsadaki yüzlerce değişik şirketin durumu özetlenir. Son yıllarda dünyayı saran pasif fon yönetimi anlayışı endekslerin önemini daha da arttırdı. Borsacılar olarak bundan şikayetimiz olamaz. Likiditenin arttığı yerde işlem hacimleri de artar, daha çok komisyon kazanılır. Ama borsanın güzelliklerinden biri de herhangi bir endekse sığmayacak kadar çok ve değişik şirkete yatırım imkanı sağlamasıdır. Dönemsel olarak işi iyi gidecek ya da zorlanacak şirketleri doğru tahmin etmek, yatırımlarınızı ona göre ayarlamak getirinizi mutlaka olumlu etkiler.

Tek tek şirketleri inceleyip seçerek bunu yapabilirsiniz. Daha kolayı yatırım temanıza uygun endekslerin olması ve seçiminizi bunlar arasından yapmanız... İşte TİM İhracat Endeksi bu yönde bir çalışma.

Bizim çok endeksimiz var. Ama gösterge niteliğindeki Endeks 30 ve Endeks 100 dışında çok azı kullanılıyor. Yeni bir endeks hesaplama işine girmeden önce farklı bir performansa sahip olup olmadığı en önemli soru... Her iş göründüğünden zordur; TİM endeksini yapmak da öyle oldu. TİM1000 listesindeki şirketlerle Borsada halka açık olanları birebir eşleştirdiğimizde dış ticaret şirketi kullanan bazı büyük ihracatçılarımızı dışarda bıraktığımızı fark ettik. Onun üzerine Borsamızdaki şirketlerin finansal bilgilerini tarayarak TİM1000 seviyesinde ihracat kayıtlı dış satış yapanları da listeye ekledik. Hem kapsayıcı olacak hem de portföy yöneticilerinin işini zorlaştırmayacak seviyede bir büyüklük kriteri koyduk. Hiçbir şirket endeksi domine etmesin diye ağırlık sınırı koyduk. Sonunda Borsamızdaki şirketlerden Türk sanayisinin ihracat kapasitesini iyi yansıttığını düşündüğümüz 55 şirketlik bir liste oluşturduk. Ve performansına baktık...

Grafikteki mavi çizgi TİM İhracat Endeksi. Sanayi Endeksi'nin de (yeşil), en çok kullanılan Borsa 100 endeksimizin de (kırmızı) üstünde bir getiri söz konusu. Kısacası TİM ihracat endeksi ‘bir endeks daha’ değil. Takip edilesi, farklı bir endeks. Belki de kurumsallık gibi, sürdürülebilirlik gibi yakalamaya çalıştığımız başka temaları da içeren bir endeks. Çünkü ihracat yapabilmek, küresel üretim sürecinin içinde yer alabilmek başlı başına bir donanım istiyor. Organizasyon yapınız, insan kaliteniz, üretim süreçleriniz dünya standartlarında olmak zorunda. Endeksin performansı da herhalde bunu yansıtıyor. Çalışmayı yaparken hoşumuza giden bir şey daha oldu; değişik temalı endekslerin son beş sene gibi ülkemizde oynaklığın yüksek olduğu bir dönemde bile mevduatın getirisini geçebildiğini gördük.

Bizde tasarruf dendiğinde akla mevduat geliyor. Sermaye piyasası ürünleri mevduata bir alternatif olacaksa rüştünü ispat etmek durumunda. Bankaya gönül rahatlığıyla para koyan kitleleri, paralarının bir kısmını yine gönül rahatlığıyla hisse senedine de koyabileceklerine ikna etmemiz lazım. Bir grafik belki bin kelimeden fazla anlam ifade ediyor. Son beş senede genel endeksin çok yükselmediği bir dönemde bile Sanayi ya da İhracat temaları mevduattan çok daha yüksek getiriler sağlamış. Genel endeksin yükseldiği bir dönemde kim bilir nasıl bir fark ortaya çıkardı... Yani sermaye piyasası korkulacak, uzak durulacak bir dünya değil. Bunu herkese anlatmak en büyük görevimiz.

Başlarken söylediğimiz gibi bu çalışmada TİM’in de bizim de çıkış noktamız daha iyi ve daha çok halka arzın gerçekleşmesiydi. Milyar dolarlık şirketlerde halka arz süreci rahat çalışıyor. Yabancı fonlar satışa çıkan hisselerin çoğunluğunu alıyor. Ama daha küçük şirketlerde - ki esas marifet bunlara sermaye toplayıp milyar dolarlık hale getirmek - sorunlarımız var. Yabancı fonlar likidite kısıtlı diyerek girmiyor, yerli fonlarımız yetmiyor, sadece bireysellere dayanıyoruz. Bu endeksle yapmaya çalıştığımız biraz da bunu değiştirmek. Eğer portföy şirketlerimiz bu ve benzer endekslere dayalı fonlar oluşturursa, sonra yatırımcıları ikna ederek bu fonları büyütebilirsek, yeni bir şirket halka arza geldiğinde kurumsal alıcısı da hazır olacak. Nice güzel temalı endekslere ve bunları takip eden fonlara diyoruz...

Trump'ın Türkiye'ye esnek davranmasının sebebi ne?

Rahip Brunson'ın iadesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye'ye karşı olan tutumunu değiştirdi.

Kasımda Aşk, Son Gaz

Türkiye, dünyanın en gözde portföy yatırımı ülkesi konumunu sürdürüyor. Türk Lirası bugün 5.35’e kadar inerek Ağustostan beri dolara karşı % 25 değer kazanırken 10 yıllık tahvilin faizi % 22.6'dan % 16'ya geriledi (ki parada dalgalanma başlamadan 13 seviyelerindendi) 3 gündür yükselen borsa dün Tl bazında yatay gözükse de dolar bazında % 1.6 yükseldi.

Bu güzel gelişmelerde; verilen yüksek faizin ve alınan geçici önlemlerle daha güvenilir hale gelen sistemin etkisi kadar ABD başkanı Trump'ın jestleri de etkili oluyor. Rahibi bırakmadığı için Türkiye'ye kızan ve iki bakana yaptırım uygulamaya kadar giden tepkisi, 12 Ekim'de rahibin serbest bırakılmasıyla terse dönerek evrildi. Neredeyse her hafta bir jest geliyor ki hoşumuza gitmesin.

İki başkan arasında buzları eriten 21 Ekimdeki telefon görüşmesi sonrası 1 Kasım'da yeniden telefonla görüşüldü. Bu görüşmede Erdoğan ayrıca Halk Bankası sürecinin düşürülmesinin normalleşme sürecinde önemli bir adım olacağını söyleyince Trump, "Hazine Bakanlığımla görüşeceğim" demiş. Menbiç’te Türk-Amerikan askerlerinin ortak devriyesi 1 Kasım’da başladı. Ertesi gün iki ülke, karşılıklı olarak bakanlara uyguladıkları yaptırımların kaldırıldığını duyurdu. 11 Kasım'da Paris'te Devlet Başkanları yemeğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump yan yana oturmuştu.

5 Kasım’da İran'a uygulanmaya başlayan ambargolarda Türkiye geçici muafiyet alan 8 ülkeden biri olarak açıklandı. 6 Kasım'da ABD, PKK’nın lider kadrosundan 3 kişiye toplam 12 milyon dolar ödül koydu. 14 Kasım'da ABD'den kiralanan 'Rowan Norway' platformu, TPAO tarafından belirlenen koordinatlarda sondaj çalışması yapmak üzere Mersin'e geldi. 15 Kasım akşamı ise NBC haberine göre, Trump, Fetö elebaşı Gülen'in yasal olarak iadesi konusunda çalışmalar için talimat verdi. Bugün gelen haberlerde ise Pentagon, Türkiye'nin satın alması planlanan 100 F-35 uçağıyla ilgili raporunu Kongre'ye sundu. Açıklamaya göre raporda tavsiye verilmiyor. Yani negatif bir durum yok. Ancak bir konu daha var ki Trump'a müteşekkiriz o da İran'a ambargoya rağmen petrol fiyatlarının düşmesindeki payı. Ekim'de 86 dolara çıkan Brent varil fiyatı şimdi 66 dolara indi, ki bu Türkiye'nin milyarlarca dolarının cebinde kalmasını sağlayacak.

Bu haberler güzel ama ABD başkanının Türkiye’yi kara kaşı kara gözü için sevmediği aşikar. Suriye politikalarından ve Rusya ile olan ittifakından ötürü Türkiye ile çatışmalar daha da sürecek. Fırat’ın doğusunda özerk PKK bölgesi kurmaları karşılığında Irak'taki PKKlılara ödül koymalarına bakanlarımız tepki gösterdi. 2019 sonunda Türkiye'ye kurulacak rus S-400'lerin bölgesine ABD'nin yıllarca hayalini kurduğu görünmez uçaklarını vermek istemiyorlar. Halk Bankası konusunda Trump'ın OFAC soruşturmasına müdahale edebileceği ama New York Güney Bölgesi Başsavcılığı’nda (SDNY) devam eden soruşturmaya müdahale edemeyeceği basında yazılıyor. Fetö için iade konusunu ise Trumpın sözcüsü yalanladı. Bu gerçekler yüzünden ABD konusunda çok da iyimser olamıyoruz. Çıkarı ne gerektirse onu yapacaktır. Gölge etmesin başka ihsan istemeyiz.

Avrupa tarafında ise Brexit sürecindeki yeni sancılar beliriyor. Başbakan May, bir azınlık hükümetini yönetiyor. Ve 4 bakanı istifa etti. Sterlin, dün şelale düşüşü yaptı. AB ile anlaşmayı çoğunluğa beğendiremeyeceği ortada. Sıkıntı büyüyecek gibi. İtalya ise Bütçesini AB'ye sundu ve ses yok. Bakalım AB ona nasıl bir ceza verecek.

MSCI ,Türkiye endeksinden altı hisseyi çıkardı

Dünyanın başlıca endeksleme hizmeti sağlayıcısı MSCI, altı şirketin hisse senedini Türkiye endeksinden çıkardı. MSCI tarafından gece saatlerinde yapılan açıklamada, Coca-Cola İçecek , Emlak Konut GYO , Tofaş, Vakıfbank , Ülker Bisküvi ve Yapı Kredi hisselerinin endeksten çıkarıldığı belirtildi. MSCI Türkiye Endeksi'ne yeni hisse eklenmedi.

30 KASIMDAN İTİBAREN GEÇERLİ OLACAK

Öte yandan Şok, Coca Cola Emlak Konut GYO Enerjisa ve Ülker küçük sermayeli şirketler endeksine eklendi. Değişiklikler 30 Kasım kapanışından itibaren geçerli olacak.

FONLAR TARAFINDAN GÖSTERGE KABUL EDİLİYOR

MSCI endeksleri birçok uluslararası fon tarafından tarafından gösterge kabul ediliyor. Endekslerde gidilebilecek değişikliklerin piyasa üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını bekleyen uzmanlar, bazı ekleme ve çıkarmaların hisse bazında etkili olabileceğinin altını çizdi.

HAZİRANDA DA DEĞİŞMİŞTİ
MSCI endekslerinde 1 Haziran'da yapılan değişiklikle Türk Telekom, Türkiye Endeksi’nden çıkarılmış, MLP Sağlık Hizmetleri, MSCI Türkiye Küçük Ölçekli Şirketler Endeksi’ne eklenmişti.  Adana Çimento, Beşiktaş, Fenerbahçe, Goodyear, Gübre Fabrikaları ve İş Gayrimenkul Yatırım endeksten çıkarılmıştı.

MSCI endeksleri, global yatırımcılar için bu ülkelerde yatırım fırsatlarını değerlendirme, portföy çeşitlendirme, risk dağılımına yüksek katkı sağlıyor.

MSCI Turkey (MITR00000PTR)

ABD'nin İran'a yaptırımları Türkiye'yi nasıl etkiliyor

ABD’nin uygulamaya başladığı İran’ın dolar kullanımını ve petrol ticaretini engellemeye dönük yaptırım paketinde 6 ay süreyle muafiyet Türkiye’nin elini rahatlatıyor. İki ülke arasındaki ticarette TL cinsinden ödeme de gündemde
ABD, Mayıs ayı sonrasında enerji sektörünü etkileyecek yaptırım paketini 5 Kasım itibariyle İran’a karşı yürürlüğe koydu. Bu yaptırım paketinde Türkiye’ye ise Washington’un “muafiyet” tanıması doğalgaz alımı gibi başlıklarda Ankara’ya nefes aldırmış görünüyor. Uzmanlar, 6 ay sonrasında bu muafiyet sona ereceği için Ankara–Tahran hattında Amerikan doları olmaksızın Türkiye’nin İran’a doğalgaz ödemelerini yapması için yeni bir mekanizma kurulmasını bekliyor. Uzmanlar, Türkiye’nin komşusuna ilaç ve temel gıda maddeleri satışına devam edeceğini hatta sınır ticaretinde artış da olabileceğini savunuyor.

Amerika'nın Sesi'ndeki haberde açıklamalarına yer verilen İran Araştırmaları Merkezi uzmanı Mehmet Koç, İran’a yönelik ABD’nin yaptırım paketiyle henüz amaçladığı sonucu alamadığını belirterek, Türkiye açısından henüz sıkıntılı bir tablo olmadığı görüşlerini aktardı.

Enerji alanında uzman Aydın Sezer de, yaptığı değerlendirmesinde, kısa sürede ABD’nin İran’ı köşeye sıkıştıramayacağını kaydederek, Türkiye’nin doğalgaz alımında sıkıntı yaşamayacağını ve hatta Van gibi sınır illerinde ticaret artışı olabileceğini ifade etti.

Türkiye ve İran yerli parayla mı ticaret yapacak?

Mehmet Koç, Türkiye açısından mevcut durumda doğalgaz ticaretine yasak getirilmediğini ancak 6 ay sonrasında bunun Amerikan dolarıyla devam ettirilemeyeceğini hatırlattı. Bu nedenle Türkiye ile İran’ın yerli para birimleriyle ticareti nasıl yürüteceklerini konuştuklarını kaydeden Koç, “İran’ın sadece Türkiye değil Rusya, Çin, Hindistan gibi aktörlerle de böyle yapma durumu var. Dolayısıyla Amerikan dolarını kullanmama durumu. İran, Türkiye’ye yapılan doğalgaz satışı bedeli TL’ye dönüştürülerek karşılığında ilaç, gıda gibi temel ihtiyaç maddeleri satın alma yoluna gidebilir. Günlük toplumsal yaşamı etkilemeyecek şekilde temel ihtiyaç maddelerini Türkiye’den temin edebilir. Büyük ihtimalle yerli para birimleri kullanımı olacaktır. Avrupalılar da benzer bir mekanizma üzerinde çalışma yürütüyor. Ancak Türkiye zaten fiilen İran ile ilişkilerini yürütmek durumunda. Çünkü iki ülke sınır komşusu, bölgesel ve küresel gelişmeler her iki ülkeyi güvenlik boyutuyla da birbirine yakınlaştırıyor. Türkiye olabildiğince ticareti sürdürmeye çalışacaktır” dedi.

Aydın Sezer de, “Türkiye açısından zaten teknik olarak da doğalgaz ticaretini sonlandırmak mümkün değildi” diyerek Ankara–Tahran arasında 1996 yılında imzalanmış uzun vadeli doğalgaz alımı anlaşmasına ve mevcut boru hattıyla alım yapılması gerçeğini yineledi. Türkiye’nin İran’dan yıllık doğalgaz alım taahhüdü bulunduğunu belirten Sezer, “ABD’nin yaptırım paketiyle doğalgaz alımına karşılık Swift sistemi kullanılamayacağı için İran’a ödeme yapılması sıkıntısı ve dolayısıyla İran’ın parasını Türkiye’de bloke etme durumu söz konusuydu. Ama şimdilik 6 aylık süre için Türkiye muafiyetten yararlanıyor ve böylece doğalgaz ticareti Swift sistemiyle ödeme yapılması yoluyla devam ediyor. Ancak 6 ay sonra Türkiye ile İran’ın çözüm yolu bulması gerekiyor” diye konuştu.

Bu noktada yerli para birimleriyle ticaret seçeneği boyutu dışında ABD’nin de devrede olabileceği bir mekanizma da kurulabileceğini söyleyen Sezer, “ABD, İran’ın doğalgazdan hak ettiği paranın Türkiye’de belki yabancı menşeli bir bankada tutulmasını sağlayacak ve buradan ilaç başta olmak üzere temel ihtiyaç maddeleri alımı yapılmasını kabul edecek görünüyor” düşüncesini paylaştı. Sezer, “Ya da Türk Lirası cinsinden Türkiye’de bir şekilde hesap altında tutarak, bunun İran’a yönelik insani malzemeler ihracatında kullanılması söz konusu olacak” dedi.

“Türkiye petrol alımını zaten azalttı”

Her iki uzman isim de Türkiye’nin hali hazırda ABD’nin İran’ın petrol ticaretiyle ilgili yaptırımına uyduğu görüşünde birleşiyor.

Mehmet Koç, İran’a ilaç ve gıda temini konusunda herhangi bir yaptırım uygulanmadığını hatırlatarak, Türkiye açısından en önemli başlık doğalgaz ticaretinin de ABD’nin yaptırım paketinde kapsamında olmadığını kaydetti. Bu noktada Türkiye’yi etkileyecek geriye petrol ve değerli madenlere yönelik yaptırımlar olduğunu anlatan Koç, ancak Türkiye’nin hali hazırda petrol alımını azalttığını ve dolayısıyla yaptırım paketinden etkilenişini de en aza indirgemeye çalıştığını ifade etti.

Aydın Sezer ise, Türkiye’nin dolayısıyla TÜPRAŞ’ın İran’a yönelik bir önceki ambargo uygulamasında yaptırıma uyduğunu anımsatarak, “O dönemde yüzde 56 oranında İran’dan petrol ve petrol ürünleri alımı söz konusuydu. Ama ambargo kararıyla bu alım yüzde 18-16 civarına düşürüldü. Ambargoya uyuldu. Şimdi ise TÜPRAŞ, ABD’li yetkililerle yaptığı görüşmeler çerçevesinde muafiyet veya kısmen daha az sınırlama beklentisindeydi. Türkiye’ye muafiyet tanınması sonrasında bu konu 6 ay sonra yeniden gündeme gelecek.

İran açısından bunun faturası farklı tabii oluyor. "Ama Türkiye azaltma yoluna gitti" diye konuştu.

Peki doğalgaz ticaretinde durum nedir? diye sorduğumuzda Sezer, “İran ile doğalgaz ithalatımız yıllık 9.6 milyar metreküp civarında. Bu doğalgaz alımı için 2018 yılı sonunda 1.8 milyar dolar düzeyinde ödeme rakamı olacağı tahmin ediliyor. Geçtiğimiz yılda bu rakam 2 milyar dolar mertebesindeydi. Bu ticaret, İran’la bizim 1996 yılında imzaladığımız anlaşmayla doğalgaz alımı gerçekleşiyor” bilgisini verdi.

İran’a yaptırım paketinden Türkiye’nin enerji dışındaki sahalarda beklenildiği gibi olumsuz etkilenmeyeceği görüşünü de aktaran Sezer, “Geçmiş yıllardaki ihracat verilerine baktığımızda Türkiye’nin İran’a ambargo uygulandığı dönemlerde satışında artış gözlemleniyor. Sınır ticareti bulunması nedeniyle ilaç ve gıda maddeleri de yaptırım kapsamında olmadığından artış olabiliyor. Türkiye ile İran’daki iş adamları daha önceki ambargo sürecinde neyi nasıl aşacaklarını keşfetmiş durumda. Dolayısıyla Kapalıçarşı ticareti ve sınır illerindeki alışveriş ile ekonomik hareketlilik olabilecektir. Hatta Doğu Anadolu’da özellikle Van ilindeki esnaf, ticari kesimler bölgede refahta artış olacağını hatta vergi rekoru kırabileceklerini düşünüyorlar” dedi.

ABD, İran’ı yaptırımlar ile köşeye sıkıştırabilecek mi?

İran uzmanı Mehmet Koç, İran’da yönelik birinci yaptırım paketi yürürlüğe girdiğinden beri ülkedeki ekonomik gelişmeleri yakından izlediklerini kaydederek, “Özellikle döviz ve altın borsasında ciddi hareketlilik oldu. İran Riyali ciddi değer kaybı yaşadı, yüzde 200’ler civarında kayıp oldu. Hatta bir ara yüzde 300 değer kaybı gözlendi sonrasında gerileme yaşandı. Amerikan Doları’nda öngörülen etkiyi ise yaratmadı. Hatta İran’ın bilinçli bir şekilde dalgalanma yapılmasına izin verdiği ve asıl 4 Kasım sonrasında meydana gelebilecek tepkiyi kısmen kontrol altına almış olduğu da söyleniyor. Kısmen küçük oranda da olsa dolar ve altında düşüş de oldu” diye konuştu.

Koç, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2006’da başlatarak 2012’ye değin kapsamını genişlettiği bir yaptırım paketine kıyasla şimdi ABD’nin daha detaylı ve geniş bir yaptırım paketini uygulamaya koyduğunu da belirtti. Ancak bu sefer işin içerisinde Birleşmiş Milletler’nin (BM) olmamasını en önemli fark olarak işaret eden Koç, “ABD bunu tek taraflı olarak dayatmaya çalışıyor ve üçüncü tarafların uyması için de ciddi tedbirler almış durumda. Bu yaptırım paketi amacına ulaşır mı noktasında İran’ın içerisindeki gelişmelere bağlı. ABD’nin amacı, İranlı yetkililerce de sürekli dile getirildiği üzere devlet ile milleti karşı karşıya getirmek. Eğer bunu başarırsa ve devlet kendini baskı altında hissederse, bunu bir bekaa problemi veya birlik-bütünlüğü için tehlike olarak görürse masaya döner. Diğer türlü ABD’deki gelecek başkanlık seçimlerine kadar bu oyunu sürdürmeyi ve buna direnmeyi planlıyor” dedi.

ABD’nin Türkiye dahil işbirliği yapan ülkelere yönelik 6 ay süreyle tanıdığı bir imtiyaz olduğunu İran eğer 6 ay sonra masaya oturmazsa sıkıntı yaşanabileceğini belirten Koç, ancak o zaman da Çin, Avrupa Birliği gibi küresel aktörlerin takınacağı tutuma bakmak gerekeceğini söyledi.

Aydın Sezer de, “AB ülkeleri, Çin tarafından İran’a uygulanan ambargo için BMGK kararına uygun olmadığı yaklaşımı var. Kısa dönemde ABD’nin amacına ulaşacağını zannetmiyorum. Ama 6 ay sonra bunu nasıl uygulayacağıyla ve ne kadar durumu sertleştireceğiyle de değerlendirmek gerekecektir. Ama kısa vadede İran’ın köşeye sıkıştırılacağını zannetmiyorum” diye konuştu.

Türkiye açısından ise İran’a yönelik petrol ambargo konusuna bütünsel bir yaklaşımla bakmak gerektiğini belirten Sezer, Türk–Amerikan ilişkilerinde Suriye başlığı, Halkbankası sorunu, Rusya’dan S-400’ler alımı, F35 askeri uçakları gibi konuların seyrine bağlı olarak İran’a yaptırımlar meselesini değerlendirmek gerektiğini söyledi. Sezer, “Siyaseten Türkiye’nin hem ABD hem de İran’la ilişkilerini etkileyecek bir süreç. Siyasette konu ne tarafa evrilecek oraya bakılmalı” görüşünü dile getirdi.

13 Kasım 2018 Salı

Doların Rusya üzerindeki etkisi azalıyor

The Wall Street Journal gazetesi, Rusya'nın kademeli olarak dolar kullanmaktan vazgeçtiğini yazdı
Önde gelen Amerikan ekonomi gazetesi The Wall Street Journal, Rusya'da hükümetin doların ekonomi üzerindeki etkisini azaltmak için aldığı önlemlerin meyve vermeye başladığını yazdı.

Gazetede çıkan değerlendirme Rusya'nın Kasım sonunda açıklanması beklenen yeni ABD yaptırımlarının olumsuz etkilerinden kaçınmak için kademeli olarak dolar kullanımından vazgeçtiğine işaret ediyor.

The Wall Street Journal yazarları iddialarına destek için 2018 Eylül ayında özel ve tüzel kişilerin döviz yatırımlarının iki yıl önce kaydedilen yüzde 37'lik seviyeden yüzde 26'ya gerilediğine dikkat çekiyor.

Dikkat çekici bir diğer gösterge de dolar cinsinden ihracat gelirlerinin 2013'te kaydedilen yüzde 80'lik orandan bu yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 68'e gerilemiş olması.

Söz konusu gerilemenin sebeplerinden biri de Çin ve Rusya arasındaki ticaret hacminin hızla büyümesi. İki ülke arasında ruble ve yuan cinsinden ticaret son dört yılda dört kat artmış durumda. Ruble ve yuan cinsinden ticaretin iki ülkenin toplam ticareti içindeki payı ise yüzde 19.

Gazete, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rusya Merkez Bankası'nın desteklediği dolardan vazgeçme planının, finansal sistemi hedef alacak olası Batı yaptırımlarının etkisini azaltma amacı taşıdığını da vurguladı.

(Turkrus)