Ticaret Bakanı Pekcan, elektronik çek ve bono uygulamasını başlatacaklarını belirterek, "Saklama sıkıntınız olmayacak. Güvenilirliği takip edilir olacak." dedi.
Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Eskişehir'de bir otelde düzenlenen Bölgesel İstişare Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, ihracattaki destekleri artırdıklarını hatırlatarak, kendilerine destek veren Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'a teşekkür etti.
Eximbank kaynaklarını artırmaya yönelik girişimlerinin de olduğunu anlatan Pekcan, şöyle konuştu:
"Eximbank'ın verdiği ihracat destekleri 44,2 milyar dolardı. Biz onu 2019'da yüzde 10 artırarak 48,4 milyar dolara çıkarıyoruz. Ticareti kolaylaştırmak için hem iç ticarette hem dış ticarette hem de gümrüklerde dijitalleşmeye çok önem veriyoruz. Ticaretin kolaylaştırılması ana hedeflerimizden birisi. Gümrüklerde çok önemli çalışmalar yaptık. Kapıkule'de biraz kuyruk var. O kuyrukları azaltmak için Bulgaristan makamlarıyla 24 Nisan'da üçüncü toplantıyı yapacağız. Burada Bulgaristan'a ilave iki peron açtırdık. Biz de akaryakıt istasyonlarının sayısını artırıyoruz. Buralarda frigofirik araçlara bir peron ayırdık. Sanal kuyruk projemiz var. Artık gümrük kapılarından randevulu geçiş alabileceksiniz. 'Şu saatte, şuradan geçmek istiyorum.' deyip size randevu verecek ve sizin aracınız o perondan o saatte geçecek, programı tanımladığımız zaman. Tarım ürünlerinin sağlıklı ortamlarda depolanabilmesi ve elektronik borsada işlem görebilmesi için lisanslı depoculuk sistemlerini geliştirdik. Ürün ihtisas borsasını kurduk."
Bakan Pekcan, ticari hayatta son zamanlarda çek ve senedin güvenilirliğinin sorgulandığını dile getirdi.
Karekodlu çekin ardından karekodlu senet uygulamasını başlattıklarını anımsatan Pekcan, "Dünyada ilk defa biz yapıyoruz. Elektronik çek ve bono uygulamasını başlatacağız. Çeklerinizi elektronik ortamda alabileceksiniz, verebileceksiniz. Saklama sıkıntınız olmayacak. Güvenilirliği takip edilir olacak. Aldığınız anda bu çeki hangi bankalardan ve hangi şubelerden tahsil edeceğinizi de göreceksiniz. Bu en kısa sürede devreye girecek." ifadelerini kullandı.
Dünyada e-ticaretin hızla arttığını vurgulayan Pekcan, Türkiye'de yüzde 4 olan e-ticaret oranını yükseltmek istediklerini sözlerine ekledi.
16 Mart 2019 Cumartesi
12 Mart 2019 Salı
Rusya'nın altın rezervinde Stalin'in rekoru kırıldı
Rusya’nın altın rezervlerinin parasal karşılığı 1 Mart 2019 tarihi itibarıyla tarihteki en yüksek seviye olan 91,6 milyar dolara yükseldi
Dünyada Türkiye ile birlikte altın rezervleri en hızlı artan ülke olan Rusya, bu göstergede yeni bir rekora imza attı. Ülkenin altın rezervleri, Stalin döneminden bu yana en yüksek seviyeye çıktı.
Rusya Merkez Bankası, Batı’nın Moskova'ya yönelik yaptırımları daha da ağırlaştırması riskine karşılık altın rezervlerini hızla artırmaya devam ediyor.
Rusya’nın altın rezervlerinin parasal karşılığı 1 Mart 2019 tarihi itibarıyla tarihteki en yüksek seviye olan 91,6 milyar dolara yükseldi.
Şubat ayında ülkenin altın rezervleri yüzde 2,4 arttı. Böylee altın döviz rezervlerinde altının payı yüzde 19’a kadar çıktı.
Merkez Bankası verilerine göre, Rusya 2018 yılında 8,8 milyon ons (yaklaşık 274 ton) altın satın aldı. Böylece 2018 sonu itibarıyla ülkenin altın rezervleri rekor kırarak 67,9 milyon ons’a (2 bin 112 ton) yükseldi.
Nezavisimaya Gazeta’ya değerlendirmede bulunan Strateji Konseyi Başkanı Viktor Tarakanovski, “Bu rakam, Sovyetler Birliği’nde Stalin’in öldüğü dönemdeki altın rezervlerinden daha yüksek. O zaman rezervlerde 2 bin 40 ton altın vardı” dedi.
1917 Devrimi’nin ardından da Batılı ülkelerin şimdi olduğu gibi Moskova’ya yönelik yaptırımları yürürlüğe koyduğunu hatırlatan uzman, “İşte bu yüzden Stalin altın üretimine ağırlık verdi. 1937 yılında ülke, dünyada altın üretiminde ikinci sıraya yükseldi. 1930’da 74 ton olan altın üretimi, maalesef SSCB’nin dağılmasının ardından 19 tona geriledi” şeklinde bilgi verdi.
(turkrus.com)
Dünyada Türkiye ile birlikte altın rezervleri en hızlı artan ülke olan Rusya, bu göstergede yeni bir rekora imza attı. Ülkenin altın rezervleri, Stalin döneminden bu yana en yüksek seviyeye çıktı.
Rusya Merkez Bankası, Batı’nın Moskova'ya yönelik yaptırımları daha da ağırlaştırması riskine karşılık altın rezervlerini hızla artırmaya devam ediyor.
Rusya’nın altın rezervlerinin parasal karşılığı 1 Mart 2019 tarihi itibarıyla tarihteki en yüksek seviye olan 91,6 milyar dolara yükseldi.
Şubat ayında ülkenin altın rezervleri yüzde 2,4 arttı. Böylee altın döviz rezervlerinde altının payı yüzde 19’a kadar çıktı.
Merkez Bankası verilerine göre, Rusya 2018 yılında 8,8 milyon ons (yaklaşık 274 ton) altın satın aldı. Böylece 2018 sonu itibarıyla ülkenin altın rezervleri rekor kırarak 67,9 milyon ons’a (2 bin 112 ton) yükseldi.
Nezavisimaya Gazeta’ya değerlendirmede bulunan Strateji Konseyi Başkanı Viktor Tarakanovski, “Bu rakam, Sovyetler Birliği’nde Stalin’in öldüğü dönemdeki altın rezervlerinden daha yüksek. O zaman rezervlerde 2 bin 40 ton altın vardı” dedi.
1917 Devrimi’nin ardından da Batılı ülkelerin şimdi olduğu gibi Moskova’ya yönelik yaptırımları yürürlüğe koyduğunu hatırlatan uzman, “İşte bu yüzden Stalin altın üretimine ağırlık verdi. 1937 yılında ülke, dünyada altın üretiminde ikinci sıraya yükseldi. 1930’da 74 ton olan altın üretimi, maalesef SSCB’nin dağılmasının ardından 19 tona geriledi” şeklinde bilgi verdi.
(turkrus.com)
ABD petrol ve gaz ihracatında bu yıl Suudi Arabistan'ı geçecek
ABD'nin, 70 yıldır dünyanın en büyük petrol ve petrol ürünleri ihracatçısı Suudi Arabistan'ı bu yıl geride bırakacağı iddia edildi
Times gazetesinde yer alan bir haberde ABD'nin bu yıl içinde dünyanın en büyük petrol ve petrol ürünleri ihracatçısı olma özelliğini, bu unvanı 70 yıldır elinde bulunduran Suudi Arabistan'ın elinden alacağı belirtiliyor.
Haberde yer verilen Rystad Enerji adlı araştırma şirketinin tahminlerine göre "çok kısa bir süre öncesine kadar akıllara bile gelmeyecek" bu değişim bu yıl içinde gerçekleşecek.
Suudi Arabistan'ın 1950'li yıllarda petrol ihraç etmeye başlamasından bu yana küresel petrol pazarında öncü olduğu, ancak teknolojinin gelişmesiyle Teksas'ta başlayan kaya petrolü üretiminin, "ABD'nin dünya çapındaki kendi enerji hâkimiyeti çağını başlattığı" vurgulanıyor.
Teksas'tan ham petrol ihracatının artmasıyla büyüyen küresel petrol arzının, Rus ve Suudi ekonomilerini zayıflattığı ve bu ülkelerin fiyatların düşmesini engellemek için üretimlerini kısmak zorunda kaldıkları belirtiliyor.
Rystan Enerji'nin ortaklarından Per Magnus Nysveen "Amerikan petrol ve gaz ihracının artmasıyla, ABD'nin ticaret açığı buharlaşacak ve dış borçları çabuk ödenecek" diyor.
'İklim felaketi'
Rystad'ın raporunda, ihracatta ABD'nin sıvı doğalgaz da dahil, Suudi petrol ve petrol ürünlerini yılın üçüncü çeyreğinde geçeceği tahmin ediliyor. Times, şu anda Suudi Arabistan'ın günde 7 milyon varil petrol ve 2 milyon varil sıvı doğalgaz ve diğer ürünleri ihraç ettiğini aktarıyor.
ABD'nin ise günde 3 milyon varil ham petrol ve 5 milyon varil sıvı doğalgaz ve diğer ürünleri ihraç ettiği belirtiliyor.
Geçen yıl ABD'nin ihracatının günde 2 milyon varil arttığı, bu yıl da günde 1 milyon varil büyüyerek Suudi Arabistan'ı geçeceği vurgulanıyor.
Ancak haberde, ABD'nin enerji alanındaki kazanımlarının çevre açısından bir bedeli olduğu ve Change International örgütünün durumu "İklim felaketi" diye nitelediği söyleniyor.
(BBC Türkçe)
Times gazetesinde yer alan bir haberde ABD'nin bu yıl içinde dünyanın en büyük petrol ve petrol ürünleri ihracatçısı olma özelliğini, bu unvanı 70 yıldır elinde bulunduran Suudi Arabistan'ın elinden alacağı belirtiliyor.
Haberde yer verilen Rystad Enerji adlı araştırma şirketinin tahminlerine göre "çok kısa bir süre öncesine kadar akıllara bile gelmeyecek" bu değişim bu yıl içinde gerçekleşecek.
Suudi Arabistan'ın 1950'li yıllarda petrol ihraç etmeye başlamasından bu yana küresel petrol pazarında öncü olduğu, ancak teknolojinin gelişmesiyle Teksas'ta başlayan kaya petrolü üretiminin, "ABD'nin dünya çapındaki kendi enerji hâkimiyeti çağını başlattığı" vurgulanıyor.
Teksas'tan ham petrol ihracatının artmasıyla büyüyen küresel petrol arzının, Rus ve Suudi ekonomilerini zayıflattığı ve bu ülkelerin fiyatların düşmesini engellemek için üretimlerini kısmak zorunda kaldıkları belirtiliyor.
Rystan Enerji'nin ortaklarından Per Magnus Nysveen "Amerikan petrol ve gaz ihracının artmasıyla, ABD'nin ticaret açığı buharlaşacak ve dış borçları çabuk ödenecek" diyor.
'İklim felaketi'
Rystad'ın raporunda, ihracatta ABD'nin sıvı doğalgaz da dahil, Suudi petrol ve petrol ürünlerini yılın üçüncü çeyreğinde geçeceği tahmin ediliyor. Times, şu anda Suudi Arabistan'ın günde 7 milyon varil petrol ve 2 milyon varil sıvı doğalgaz ve diğer ürünleri ihraç ettiğini aktarıyor.
ABD'nin ise günde 3 milyon varil ham petrol ve 5 milyon varil sıvı doğalgaz ve diğer ürünleri ihraç ettiği belirtiliyor.
Geçen yıl ABD'nin ihracatının günde 2 milyon varil arttığı, bu yıl da günde 1 milyon varil büyüyerek Suudi Arabistan'ı geçeceği vurgulanıyor.
Ancak haberde, ABD'nin enerji alanındaki kazanımlarının çevre açısından bir bedeli olduğu ve Change International örgütünün durumu "İklim felaketi" diye nitelediği söyleniyor.
(BBC Türkçe)
Mali analizler
İşletmelerin faaliyetlerinin iyi durumda olup olmadıkları mali analizler yolu ile yapılır. İşletmelerin satış performansları ve karlılıkları, en fazla üzerinde durulan başlıklardır. Bir şirket satış yapabildiği ölçüde büyür. Bu satışlarını gelir ve giderlerini dengeleyerek kâra dönüştürebildiği ölçüde de mali başarısını sürdürür.
Küresel düzenin yeni oyun kurucusu 'siber savaşlar'
Küresel siyaset ve ekonomide "oyun kurucu" unsurlar arasına giren siber savaşlar Batı ülkeleri ile Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore arasında ciddi tartışmalara yol açıyor.
Dünyada egemen ülkeler arasındaki çekişmelerin önemli kısmı internet ağı ve dijital ortama taşınıyor. Küresel güç mücadelesinde yeni cephe haline gelen siber savaşlar, uluslararası siyaset ve ekonomide "oyun kurucu" unsurlar arasındaki yerini alıyor.
İnternet ortamında yapılan saldırıların kaynağı ve hükümet destekli olup olmadığının kesin olarak bilinememesi nedeniyle siber saldırılar, devletler arasında karşılıklı tartışmalara neden oluyor.
Siber saldırılar konusunda ABD ve Batılı ülkeler, Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore gibi ülkeleri suçlarken, eleştirilerin hedefindeki ülkeler ise kendilerinin söz konusu siber korsanlık faaliyetlerinin asıl mağduru olduğunu savunuyor.
Ülkeler, dış kaynaklı hackleme faaliyetlerini önlemek için dijital ortamdaki güvenlik altyapısını güçlendirme ve internet ağları konusunda ilgili kadrolarını eğitme yoluna gidiyor.
Siber savaş, "bir ülkenin veya örgütün internet veya bilgisayar ağları üzerinden başka bir ülkeye ait bilgisayar ağlarına sızması" olarak tarif edilirken, bu amaca yönelik faaliyetler ise "siber saldırı" olarak tanımlanıyor.
Ülkeler arasındaki siber saldırılar, espiyonaj, sabotaj ve manipülasyon olmak üzere başlıca üç amaçla düzenleniyor.
Rusya'nın ABD başkanlık seçimini manipüle ettiği iddiası
Siber korsanlığın dünya gündemini meşgul eden en büyük tartışmalarından biri, Rusya'nın 2016'daki ABD başkanlık seçimlerini manipüle ettiği iddiasıyla başlamıştı.
Sosyal medya kullanımının dünyada hızla yaygınlaşması, bu yolla diğer ülke vatandaşlarının siyasi görüş ve eğilimlerini yönlendirmek isteyen güçlerin bu alana yönelik girişimlerinin yoğunlaşmasına yol açıyor.
Bu sebeple Avrupa ülkeleri ve Washington ile Moskova yönetimleri arasında gerginlik ve karşılıklı tartışmalar yaşanıyor.
Batılı ülkeler, son dönemde Rusya'yı seçim ve referandum gibi kritik süreçlerde kamuoyunu belirli bir yönde biçimlendirmek üzere siber casusluk imkanlarını kullanmak ve kara propaganda faaliyeti yürütmekle suçluyor.
Moskova yönetiminin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma (Brexit) referandumu sırasında İngiltere'de ve seçimlerde Fransa ve Almanya'da benzer girişimlerde bulunduğu ileri sürülüyor.
Yükselen Çin tehdidi
Siber saldırıların espiyonaj kısmını, istihbarat toplama ve casusluk amaçlı siber korsanlık faaliyetleri oluşturuyor.
Bu alanda dünyada ciddi çekişmeler yaşanıyor ancak ülkeler arasındaki istihbarat ve karşı istihbarat çalışmaları henüz savaş kapsamında değerlendirilmiyor.
Siber saldırılar, buna rağmen egemen güçler arasında ciddi gerginlikler doğurabiliyor.
ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI), ocakta yayımladığı yıllık raporunda Çin'in siber espiyonaj faaliyetlerinin son dönemde arttığına işaret etti.
Pekin yönetiminin, ABD vatandaşlarının görüşlerini manipüle etmek dahil siber saldırı yeteneklerini "geliştirdiğini" öne sürdü.
Amerikan senatörlerden Huawei ve ZTE uyarısı
ABD Senatosu İstihbarat Komitesi Başkan Yardımcısı Senatör Mark Warner ve Komite Üyesi Senatör Marco Rubio, yaptıkları ortak açıklamada, Çinli telekom şirketleri ZTE ve Huawei'nin kendileri için tehdit oluşturduğunu dile getirdi.
Warner ve Rubio, Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen ülkenin söz konusu teknoloji şirketleriyle küresel şirketlerin tedarik zincirini tehlikeye attığını savunarak, Washington'ın kilit teknolojilerini yabancı ülkelerin siber espiyonaj faaliyetlerine karşı dikkatle koruması gerektiğini belirtti.
DNI'nin raporuna göre Rusya ise seçimlere müdahale gibi girişimlerin yanı sıra "bir kriz anında ABD'nin sivil ve askeri altyapısına zarar vermek veya çökertebilecek seviyeye gelmek için" çalışmalar yapıyor.
İran'ın da diğer ülkelerin kamuoyunu manipüle etmek ve yönlendirmek için girişimlerini hızlandırdığı aktarılan raporda, Kuzey Kore'nin siber saldırılar yoluyla dünya genelindeki finans organlarından 1,1 milyar ABD doları çaldığı savunuluyor.
Pekin ve Moskova yönetimleri ise ABD ve Batılı devletlerin yaptığı suçlamaları kabul etmezken, kendilerinin de siber saldırı mağduru olduğunu iddia ediyor.
Bu ülkelerden Çin, yayımladığı raporla geçen yıl günde ortalama 240 bin yurt dışı kaynaklı siber saldırıya maruz kaldığını belirtti.
Knownsec Bilişim Teknolojileri adlı devlet şirketi tarafından yayımlanan raporda, ABD, Japonya ve Güney Kore'nin ağırlıkta olduğu noktalardan genellikle Çin'in hükümet ve finans kurumlarını hedef alan siber saldırıların arttığı iddia edildi.
Snowden vakası
ABD'nin siber istihbarat kurumu Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) eski çalışanı Edward Snowden tarafından ifşa edilen faaliyetleri, siber casusluk ve espiyonaj faaliyetleri alanındaki en ayrıntılı bilgileri içeriyor.
Snowden'ın uluslararası kamuoyuna ifşa ettiği bilgiler, NSA'nın Amerikan internet şirketlerinin topladığı tüm özel iletişim verilerine erişebildiğini ve yabancı ülke vatandaşlarına ait tüm internet yazışmalarının mahkeme izni olmaksızın bilgi toplamak için kullanılabildiğini ortaya çıkarmıştı.
NSA'nın ayrıca ABD'nin yurt dışı misyonlarda organize ettiği gizli birimler yoluyla yabancı ülkelerin hükümet binalarını gizlice dinlediği ve kayıtlar tuttuğunu göstermişti.
Snowden'ın yayımladığı örgüt içi belgeler, Amerikan istihbaratının Almanya Başbakanı Angela Merkel'in telefonunu dinlediğini açığa çıkarmış, bu olay iki müttefik ülke arasında krize sebep olmuştu.
İran'ın nükleer programına sabotaj iddiası
Sanayi makinelerinin, uyduların, savunma sistemlerinin ve ulaştırma, haberleşme, enerji gibi milyonlarca insanın hayatını etkileyen altyapı donanımlarının dijital ortamda işletiliyor olması, gerçek dünyayı siber saldırıların hedefi haline getiriyor.
Siber güvenlik uzmanları 2010'da "Stuxnet" adlı kötü amaçlı bir yazılımın dünya üzerinde binlerce fabrika bilgisayarlarına bulaştığını keşfetti. Microsoft işletim sistemlerini ve Siemens yazılımlarını kullanan fabrikalardaki makine kontrol sistemlerine bulaşan kötü amaçlı yazılım, makinelerin çalışmasını durdurarak üretimi sekteye uğratmak amacıyla tasarlanmıştı.
Her ne kadar taraflardan hiçbiri resmen kabul etmese de kötü amaçlı yazılımın ABD ve İsrail tarafından, İran'ın nükleer programını hedef almak için üretildiği ortaya çıkmıştı.
Dünyada egemen ülkeler arasındaki çekişmelerin önemli kısmı internet ağı ve dijital ortama taşınıyor. Küresel güç mücadelesinde yeni cephe haline gelen siber savaşlar, uluslararası siyaset ve ekonomide "oyun kurucu" unsurlar arasındaki yerini alıyor.
İnternet ortamında yapılan saldırıların kaynağı ve hükümet destekli olup olmadığının kesin olarak bilinememesi nedeniyle siber saldırılar, devletler arasında karşılıklı tartışmalara neden oluyor.
Siber saldırılar konusunda ABD ve Batılı ülkeler, Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore gibi ülkeleri suçlarken, eleştirilerin hedefindeki ülkeler ise kendilerinin söz konusu siber korsanlık faaliyetlerinin asıl mağduru olduğunu savunuyor.
Ülkeler, dış kaynaklı hackleme faaliyetlerini önlemek için dijital ortamdaki güvenlik altyapısını güçlendirme ve internet ağları konusunda ilgili kadrolarını eğitme yoluna gidiyor.
Siber savaş, "bir ülkenin veya örgütün internet veya bilgisayar ağları üzerinden başka bir ülkeye ait bilgisayar ağlarına sızması" olarak tarif edilirken, bu amaca yönelik faaliyetler ise "siber saldırı" olarak tanımlanıyor.
Ülkeler arasındaki siber saldırılar, espiyonaj, sabotaj ve manipülasyon olmak üzere başlıca üç amaçla düzenleniyor.
Rusya'nın ABD başkanlık seçimini manipüle ettiği iddiası
Siber korsanlığın dünya gündemini meşgul eden en büyük tartışmalarından biri, Rusya'nın 2016'daki ABD başkanlık seçimlerini manipüle ettiği iddiasıyla başlamıştı.
Sosyal medya kullanımının dünyada hızla yaygınlaşması, bu yolla diğer ülke vatandaşlarının siyasi görüş ve eğilimlerini yönlendirmek isteyen güçlerin bu alana yönelik girişimlerinin yoğunlaşmasına yol açıyor.
Bu sebeple Avrupa ülkeleri ve Washington ile Moskova yönetimleri arasında gerginlik ve karşılıklı tartışmalar yaşanıyor.
Batılı ülkeler, son dönemde Rusya'yı seçim ve referandum gibi kritik süreçlerde kamuoyunu belirli bir yönde biçimlendirmek üzere siber casusluk imkanlarını kullanmak ve kara propaganda faaliyeti yürütmekle suçluyor.
Moskova yönetiminin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma (Brexit) referandumu sırasında İngiltere'de ve seçimlerde Fransa ve Almanya'da benzer girişimlerde bulunduğu ileri sürülüyor.
Yükselen Çin tehdidi
Siber saldırıların espiyonaj kısmını, istihbarat toplama ve casusluk amaçlı siber korsanlık faaliyetleri oluşturuyor.
Bu alanda dünyada ciddi çekişmeler yaşanıyor ancak ülkeler arasındaki istihbarat ve karşı istihbarat çalışmaları henüz savaş kapsamında değerlendirilmiyor.
Siber saldırılar, buna rağmen egemen güçler arasında ciddi gerginlikler doğurabiliyor.
ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI), ocakta yayımladığı yıllık raporunda Çin'in siber espiyonaj faaliyetlerinin son dönemde arttığına işaret etti.
Pekin yönetiminin, ABD vatandaşlarının görüşlerini manipüle etmek dahil siber saldırı yeteneklerini "geliştirdiğini" öne sürdü.
Amerikan senatörlerden Huawei ve ZTE uyarısı
ABD Senatosu İstihbarat Komitesi Başkan Yardımcısı Senatör Mark Warner ve Komite Üyesi Senatör Marco Rubio, yaptıkları ortak açıklamada, Çinli telekom şirketleri ZTE ve Huawei'nin kendileri için tehdit oluşturduğunu dile getirdi.
Warner ve Rubio, Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen ülkenin söz konusu teknoloji şirketleriyle küresel şirketlerin tedarik zincirini tehlikeye attığını savunarak, Washington'ın kilit teknolojilerini yabancı ülkelerin siber espiyonaj faaliyetlerine karşı dikkatle koruması gerektiğini belirtti.
DNI'nin raporuna göre Rusya ise seçimlere müdahale gibi girişimlerin yanı sıra "bir kriz anında ABD'nin sivil ve askeri altyapısına zarar vermek veya çökertebilecek seviyeye gelmek için" çalışmalar yapıyor.
İran'ın da diğer ülkelerin kamuoyunu manipüle etmek ve yönlendirmek için girişimlerini hızlandırdığı aktarılan raporda, Kuzey Kore'nin siber saldırılar yoluyla dünya genelindeki finans organlarından 1,1 milyar ABD doları çaldığı savunuluyor.
Pekin ve Moskova yönetimleri ise ABD ve Batılı devletlerin yaptığı suçlamaları kabul etmezken, kendilerinin de siber saldırı mağduru olduğunu iddia ediyor.
Bu ülkelerden Çin, yayımladığı raporla geçen yıl günde ortalama 240 bin yurt dışı kaynaklı siber saldırıya maruz kaldığını belirtti.
Knownsec Bilişim Teknolojileri adlı devlet şirketi tarafından yayımlanan raporda, ABD, Japonya ve Güney Kore'nin ağırlıkta olduğu noktalardan genellikle Çin'in hükümet ve finans kurumlarını hedef alan siber saldırıların arttığı iddia edildi.
Snowden vakası
ABD'nin siber istihbarat kurumu Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) eski çalışanı Edward Snowden tarafından ifşa edilen faaliyetleri, siber casusluk ve espiyonaj faaliyetleri alanındaki en ayrıntılı bilgileri içeriyor.
Snowden'ın uluslararası kamuoyuna ifşa ettiği bilgiler, NSA'nın Amerikan internet şirketlerinin topladığı tüm özel iletişim verilerine erişebildiğini ve yabancı ülke vatandaşlarına ait tüm internet yazışmalarının mahkeme izni olmaksızın bilgi toplamak için kullanılabildiğini ortaya çıkarmıştı.
NSA'nın ayrıca ABD'nin yurt dışı misyonlarda organize ettiği gizli birimler yoluyla yabancı ülkelerin hükümet binalarını gizlice dinlediği ve kayıtlar tuttuğunu göstermişti.
Snowden'ın yayımladığı örgüt içi belgeler, Amerikan istihbaratının Almanya Başbakanı Angela Merkel'in telefonunu dinlediğini açığa çıkarmış, bu olay iki müttefik ülke arasında krize sebep olmuştu.
İran'ın nükleer programına sabotaj iddiası
Sanayi makinelerinin, uyduların, savunma sistemlerinin ve ulaştırma, haberleşme, enerji gibi milyonlarca insanın hayatını etkileyen altyapı donanımlarının dijital ortamda işletiliyor olması, gerçek dünyayı siber saldırıların hedefi haline getiriyor.
Siber güvenlik uzmanları 2010'da "Stuxnet" adlı kötü amaçlı bir yazılımın dünya üzerinde binlerce fabrika bilgisayarlarına bulaştığını keşfetti. Microsoft işletim sistemlerini ve Siemens yazılımlarını kullanan fabrikalardaki makine kontrol sistemlerine bulaşan kötü amaçlı yazılım, makinelerin çalışmasını durdurarak üretimi sekteye uğratmak amacıyla tasarlanmıştı.
Her ne kadar taraflardan hiçbiri resmen kabul etmese de kötü amaçlı yazılımın ABD ve İsrail tarafından, İran'ın nükleer programını hedef almak için üretildiği ortaya çıkmıştı.
Türkiye’de üretim yatırımı için hazırlanan Samsung
Gürsoy, "Türkiye'de iki üründe üretime başlıyoruz. Biri elektrikli süpürge diğeri de TV'lerin montaj hatlarını burada kurmak için yatırımlar yapacağız" dedi.
Teknolojinin ana belirleyicisi olduğu beyaz eşya ve TV sektöründe rekabet hızla artıyor. Türkiye’de üretim yatırımı için hazırlanan Samsung, mağaza sayısını da 450’ye çıkaracak.Samsung Electronics
Türkiye Başkan Yardımcısı Mert Gürsoy, Türkiye'de üretime odaklanacaklarını ve yeni mağaza yatırımı da yapacaklarını belirtti.
Gürsoy, "Türkiye'de iki üründe üretime başlıyoruz. Biri elektrikli süpürge diğeri de TV'lerin montaj hatlarını burada kurmak için yatırımlar yapacağız. Elektrikli süpürge için bir firma ile anlaştık ve burada bizim kalitemizle üretimi sağlayacağız. Bunun dışında 300 olan mağaza sayımızı 450'ye çıkaracağız" dedi.
(Barış Ergin/Sabah)
Teknolojinin ana belirleyicisi olduğu beyaz eşya ve TV sektöründe rekabet hızla artıyor. Türkiye’de üretim yatırımı için hazırlanan Samsung, mağaza sayısını da 450’ye çıkaracak.Samsung Electronics
Türkiye Başkan Yardımcısı Mert Gürsoy, Türkiye'de üretime odaklanacaklarını ve yeni mağaza yatırımı da yapacaklarını belirtti.
Gürsoy, "Türkiye'de iki üründe üretime başlıyoruz. Biri elektrikli süpürge diğeri de TV'lerin montaj hatlarını burada kurmak için yatırımlar yapacağız. Elektrikli süpürge için bir firma ile anlaştık ve burada bizim kalitemizle üretimi sağlayacağız. Bunun dışında 300 olan mağaza sayımızı 450'ye çıkaracağız" dedi.
(Barış Ergin/Sabah)
7 Mart 2019 Perşembe
80 şirket yatırımcıya hiç temettü ödemedi
Borsa İstanbul’da işlem gören 80 borsa şirketi halka arzından bu yana yatırımcısına hiç temettü ödemedi.
Temettü kelimesinin kökeni Arapçadan gelmektedir ve anlamı kazanç, kar ve kar payıdır.
Kar eden bir şirket yılın belli bir zamanında hissedarlarına hisse adedi baz alınarak karını dağıtır ya da o paraya denk gelecek miktarda hisse senedi vererek pay dağıtır.
Temettü, orta ve uzun vadeli yatırımcı için bir sigorta olarak görülür diyebiliriz.
Bir hisse senedini aldığınız zaman iki farklı getiriniz vardır; bunlardan biri fiyat artışıdır, yükselişler ve düşüşlerden kazandığınız-kaybettiğiniz paradır. İkincisi temettüdür, kardan pay alabilmektir.
Nakit olarak kar payı ödeyen şirketler karlı şirketlerdir.
İnternet üzerinde çalışan web tabanlı gelişmiş bir temel analiz yazılımı www.stockeys.com’dan aldığımız verilere göre 80 borsa şirketi halka arzından bu yana yatırımcısına hiç temettü ödemedi.
Stockeys’in ana menüsünden Sermaye&Temettü bölümüne giriş yapıldığında temettü ödemeyen şirketler tarih aralığı belirlenerek hemen listelenebiliyor.
Yatırımcıya hiç temettü ödemeyen borsa şirketlerinin listesi ise şöyle:
Alıntı:
https://www.borsagundem.com/yazarlar/80-sirket-yatirimciya-hic-temettu-odemedi-yazisi/1393134
Temettü kelimesinin kökeni Arapçadan gelmektedir ve anlamı kazanç, kar ve kar payıdır.
Kar eden bir şirket yılın belli bir zamanında hissedarlarına hisse adedi baz alınarak karını dağıtır ya da o paraya denk gelecek miktarda hisse senedi vererek pay dağıtır.
Temettü, orta ve uzun vadeli yatırımcı için bir sigorta olarak görülür diyebiliriz.
Bir hisse senedini aldığınız zaman iki farklı getiriniz vardır; bunlardan biri fiyat artışıdır, yükselişler ve düşüşlerden kazandığınız-kaybettiğiniz paradır. İkincisi temettüdür, kardan pay alabilmektir.
Nakit olarak kar payı ödeyen şirketler karlı şirketlerdir.
İnternet üzerinde çalışan web tabanlı gelişmiş bir temel analiz yazılımı www.stockeys.com’dan aldığımız verilere göre 80 borsa şirketi halka arzından bu yana yatırımcısına hiç temettü ödemedi.
Stockeys’in ana menüsünden Sermaye&Temettü bölümüne giriş yapıldığında temettü ödemeyen şirketler tarih aralığı belirlenerek hemen listelenebiliyor.
Yatırımcıya hiç temettü ödemeyen borsa şirketlerinin listesi ise şöyle:
Alıntı:
https://www.borsagundem.com/yazarlar/80-sirket-yatirimciya-hic-temettu-odemedi-yazisi/1393134
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

