McKinsey'nin “Giyim Üretimi Evine mi Dönüyor?” başlıklı araştırması, küresel tekstil ticaretinde çarpıcı değişimler ortaya koyuyor.
Global yönetim danışmanlığı şirketi McKinsey'nin araştırma kolu McKinsey Global Enstitüsü'nün (MGI) giyim, lüks ve moda sektörü üzerine yaptığı “Giyim Üretimi Evine mi Dönüyor?” başlıklı araştırması, küresel tekstil ticaretindeki çarpıcı değişimleri ortaya koyuyor.
Geçtiğimiz yıllarda ABD ve Avrupalı hazır giyim şirketlerinin, düşük işgücü maliyetlerinden yararlanmak için üretiminin büyük kısmını Çin'de ve diğer Asya ülkelerinde yaptığı belirtilen araştırmaya göre, bahsedilen model, pazarlarda ortaya çıkan hız gereksinimi ile uyumlu değil. Asya'dan deniz yoluyla Batı pazarlarına nakliye süresi ortalama 30 gün sürüyor. Böyle uzun bir teslim süresi esneklik ve farklılaşma ihtimalini ortadan kaldırıyor. Hava taşımacılığı ise pahalı ve çevre dostu bir seçenek de değil.
Bu modelin faydalarının, ticari kısıtlamalar ve döviz kurlarındaki belirsizliği artıran jeopolitik gerilimler nedeniyle daha da azalma ihtimali var.
Araştırmaya göre, yüzde 9 ila 12 civarındaki vergilerin yarattığı maliyet, ticarette çok daha önemli bir rol oynayabilir.
Çin'de üretim eskisi kadar avantajlı değil
McKinsey Global Enstitüsü'nün (MGI) “Giyim Üretimi Evine mi Dönüyor?” başlıklı araştırmasının bulguları şöyle:
ABD'nin ve Avrupalı yüksek üretim yapan şirketlerin dışa açılma stratejisi pek çok nedenle baskı altında. Geçmişte, giyim sektörü için Batı'nın gelişmiş pazarlarından gelen güçlü talep, bugün çoğunlukla Uzak Doğu ve Güney Yarımküre başta olmak üzere dünyanın diğer bölgelerinden geliyor.
Tüketicilerin her zamankinden daha fazla kıyafet aldığı Asya'da giyim satışlarının her yıl yüzde 6 oranında artacağı tahmin ediliyor. Bu da 2025'te olması öngörülen küresel satışların yaklaşık yüzde 40'ını oluşturuyor. Bu yükselen yerel talep, Asya'nın hazır giyim üretim kapasitesi için rekabet yaratıyor ve ihracat dengesini değiştiriyor. Birçok Çinli üretici, talep çok yüksek olduğu için odağını değiştiriyor ve yerel pazar için üretiyor.
Uzak Doğu'da üretim artık eskisi kadar maliyet avantajı sağlamıyor. Asya genelinde işçi ücretleri artıyor. Örneğin, 2005'te Çin'deki işgücü maliyetleri ABD'nin onda biri kadardı; bugün, yaklaşık üçte biri seviyesine geldi. ABD piyasasına yakın olan Meksika bugün, Çin'den daha düşük ortalama üretim işçiliği maliyeti sunuyor.Batı Avrupa pazarına yönelik kıyı ülkelerindeki gelişmeler benzer yönde ilerlerken, işçilik maliyetleri hala Çin'deki fiyatlara göre daha yüksek, ancak aradaki fark azalıyor. Türkiye'de saatlik üretim işçiliği maliyetleri, 2005'te Çin'dekinden 5 kat fazlaydı, bu faktör 2017 yılına kadar 1,6 kat azaldı. Günümüzde coğrafi yakınlık, nakliyede önemli tasarruf sağlayarak, üretim maliyetini daha ekonomik hale getirebiliyor.
'Üretimi Çin'den Türkiye'ye kaydırmak daha ekonomik'
Örneğin, kot üretimini Bangladeş veya Çin'den Meksika'ya taşıyan bir ABD hazır giyim şirketi, kâr marjını koruyabilir veya hatta biraz artırabilir. Bangladeş'i üretim kaynağı olarak kullanan Avrupa için birim maliyetler hâlâ düşük, ancak üretimi Çin'den Türkiye'ye aktarmak ekonomik olarak daha uygun görünüyor. Örneğin kot üretiminin Çin yerine Türkiye'de olması durumunda maliyetlerin yüzde 3 oranında daha düşük olabileceği belirtiliyor.
Bunlara ek olarak Avrupa pazarına yakın olan Türkiye'de kot üretiminin otomasyonunun, parça başına 1.30 ila 2 Dolar arasında maliyet tasarrufu sağlayacağı öngörülüyor. Avrupa pazarında maliyet avantajı yaratan yakınlığın otomasyonla daha da geliştirilebileceği, örneğin, üretimin otomasyon sağlandıktan sonra Bangladeş'ten Türkiye'ye taşınmasının yüzde 3 ila 4 arasında marj iyileştirmeleri sağlayabileceği tespiti yapılıyor.
Yakınlaşma, Otomasyon ve Sürdürülebilirlik
Araştırmaya göre geleceğin başarılı hazır giyim şirketleri, değer zincirini yakınlaşma ve otomasyon anlamında geliştiren şirketler olacak. İnternetle dönüşen pazar yapısı ve kilit pazarlardaki durgunluk nedeniyle rekabet her zamankinden daha şiddetli ve tüketici talebini tahmin etmek daha zor olduğundan, giyim şirketlerinin işlerini her zamanki gibi yaparak büyümeleri mümkün görünmüyor. Araştırmanın küresel tekstil sektöründeki diğer önemli bulguları ise şöyle:
Kitlesel pazarlara hitap eden markalar, start-up'larla rekabette zorlanıyor
Kitlesel pazarlara hitap eden giyim markaları ve perakendecileri, online satış yapan start-uplarla rekabet ediyor. Bunların en başarılı olanları birkaç haftada müşterilerine modaya uygun tasarımlarını ulaştırıyor. Ayrıca, giyim şirketleri trend belirleme konusundaki güçlerini kaybediyor. Çoğu pazar kategorisinde en güncel eğilimler, moda şirketlerinin pazarlama bölümleri yerine 'influencerlar' ve tüketiciler tarafından belirleniyor.
Fiyatlardaki düşüşün kârlılık üzerinde baskı yaratması ve aşırı üretimin çevresel etkisine dair endişelerin artması, pazarlarda daha küçük ve çevik üreticilerin talep üzerine hızlı üretim gerçekleştirmelerini sağlayan iş modellerini öne çıkarıyor.
Bu gelişmelerle birlikte pazara girme hızı ve sezon içinde taleplere hızlı cevap verebilme yeteneği, sektörde başarı için her zamankinden kritik faktörler olarak öne çıkıyor.ABD konfeksiyon yöneticilerinin neredeyse üçte ikisi ve uluslararası satın alma direktörlerinin yaklaşık yüzde 80'i de bu iki yeteneğin öncelikli olduğunu söylüyor.
Yavaş ticari süreçlerin geçerli olduğu dönemlerden kalan eski tedarik zincirleri ve satın alma sistemlerine sahip yerleşik büyük oyuncular, yenilikçi ve çevik rakiplerine yetişmek için mücadele ediyorlar.
O nedenle, hazır giyim markaları ve perakendecilerinin önümüzdeki on yılda hız kazanıp talep odaklı bir iş modeline dönüşmeden başarı kazanmaları zor.
McKinsey'den giyim şirketlerine tavsiyeler: Hızlanın, dijitalleşin, pazara yakınlaşın
MGI Araştırmasında, giyim şirketlerinin değişen koşullarda rekabet güçlerini artırmak için yapmaları gereken dört uygulama şöyle sıralanıyor:
Ticari satış ekiplerinin onay süreçlerinin azaltılması ve tedarikçilerle daha yakın işbirliğinin sağlanması gibi mevcut süreçler optimize edilmeli.
Akıllı tüketici iç görülerinden sanal tasarıma ve prototiplemeye, entegre satış yönetimi araçlarına ve dijital satışa kadar moda döngüsünün tüm aşamaları boyunca süreçler dijitalleştirilmeli.
Deniz taşımacılığına karşı etkin bir hava yolu dengesi ve yüksek verimli tesisler kurulması hedeflenerek,lojistik yeniden ele alınmalı. Pazara yakınlaşmayı ve otomasyonu içeren yeni teslimat modelleri geliştirilerek, sürdürülebilir, dairesel değer zincirleri yaratılmalı.
MGI, yakın gelecekte hazır giyim sektöründeki satın alma ile ilgili karar verme süreçlerini belirleyen faktörlerin yakınlık, otomasyon ve sürdürülebilirlik üçlüsünden oluşacağını tahmin ediyor.
'Türkiye tekstil sektörü, rakipleriyle arayı daha da açabilir'
McKinsey Türkiye Ülke Direktörü Can Kendi raporla ilgili olarak, geçmişte hammadde ve emek-yoğun üretime dayalı olan tekstil ve hazır giyim sektörünün küreselleşmenin de etkisiyle son dönemde önemli bir dönüşüm yaşadığını ve günümüzde sektördeki rekabetin temel belirleyicisinin teknoloji, marka ve tasarım olduğunu söyledi. Hız faktörünün önem kazanmasıyla birlikte üretimdeki değer zincirinde coğrafi yakınlık ve teknolojinin payındaki hızlı artışa dikkat çeken Kendi, şunları söyledi:
“Güneydoğu Asya'dan Avrupa'ya gemilerle gönderilen ürünler 30 günde, Türkiye'den gönderilen ürünler 3 ila 6 günde ulaşıyor. Bu veri, üretimin Türkiye'ye kaydırılmasının Avrupa açısından avantajını açıkça ortaya koyuyor. Türkiye tekstil ve konfeksiyon sektörünün Afrika'ya ihracatı 2018'de tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarak, bir önceki yıla göre % 13,5 artışla 1 milyar doları buldu.Sektör açısından stratejik bir açılım olan Afrika pazarındaki bu gelişmede yine Türkiye'nin coğrafi yakınlık avantajı önemli rol oynuyor. Diğer taraftan önümüzdeki 10 yıl içinde otomasyon sayesinde giyim üretim süresinin yüzde 40 ile yüzde 70 arasında düşeceği tahmin ediliyor. Tekstil sektörümüzün bu öngörüleri dikkate alarak otomasyon yatırımlarını doğru zamanlamalarla gerçekleştirmesi durumunda, başta Çin olmak üzere Asya'daki rakipleriyle arasındaki makası daha da açması mümkün görünüyor.”
14 Nisan 2019 Pazar
7 Nisan 2019 Pazar
Boeing, 737 MAX yolcu uçaklarının üretimini azaltıyor
Amerikan uçak üreticisi Boeing, 737 MAX 8 tipi uçakların düştüğü kazaların ardından 737 MAX yolcu uçaklarının üretimini azaltma kararı aldı.
Boeing'in Üst Yöneticisi (CEO) Dennis Muilenburg, nisan ortasından itibaren 737 MAX yolcu uçaklarının üretimini geçici olarak ayda 52'den 42'ye düşürme kararı aldıklarını açıkladı. Muilenburg, şirketin yönetim kurulundan, Boeing'in uçaklarını tasarlama ve geliştirme süreçleri ile politikalarını gözden geçirecek bir komite kurulmasını istediğini de bildirdi.
Dennis Muilenburg, daha önce Twitter hesabında, Etiyopya Havayollarına ve EndonezyaLion Havayollarına ait Boeing 737 MAX 8 tipi uçakların düşmesine ilişkin "737 MAX kazalarındaki can kayıplarından dolayı özür dileriz." paylaşımını yapmıştı.
Hayatını kaybeden yolcuların ve kabin görevlilerinin ailelerine taziyelerini ileten Muilenburg, her iki kazada da Manevra Karakteristikleri Takviye Sistemindeki (MCAS) bir hatanın payı olduğunu kabul etmişti.
Boeing 737 Max 8 krizi
Etiyopya Hava Yollarına ait Boeing 737 Max 8 tipi yolcu uçağı, 10 Mart'ta Addis Ababa'dan Kenya'nın başkenti Nairobi'ye gitmek içinhavalandıktan kısa süre sonra düşmüş, uçaktaki 157 kişi hayatını kaybetmişti.
Endonezya'da ise Lion Hava Yollarına ait "JT 610" sefer sayılı Boeing 737 Max 8 tipi uçak, 29 Ekim 2018'de, Cakarta'dan Sumatra Adası'ndaki Pangkal Pinang şehrine gitmek üzere havalandıktan kısa süre sonra denize çakılmıştı. 189 kişinin yaşamını yitirdiği kaza, bu tip uçakların ilk kazası olarak tarihe geçmişti.
Etiyopya'daki son kazanın ardından aralarında Türkiye, Çin, Etiyopya, İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, Avusturya'nın da olduğu birçok ülke "Boeing 737 Max" tipi uçakların operasyonlarını geçici olarak durdurmuş ve hava sahalarını bu uçuşlara kapatmıştı.
ABD'li uçak üreticisi Boeing, 737 Max tipi uçakların MCAS için güncelleme duyurusu yapmıştı. Firma, 737 Max tipi uçakların hücum açısı sensörlerinin, uçakların yunuslama istikrarını desteklemek amacıyla tasarlanan MCAS yazılımına yanlış veri sağlaması durumunda ek güvenlik katmanları sağlayacak bir güncellemenin tamamlandığını açıklamıştı.
Boeing'in Üst Yöneticisi (CEO) Dennis Muilenburg, nisan ortasından itibaren 737 MAX yolcu uçaklarının üretimini geçici olarak ayda 52'den 42'ye düşürme kararı aldıklarını açıkladı. Muilenburg, şirketin yönetim kurulundan, Boeing'in uçaklarını tasarlama ve geliştirme süreçleri ile politikalarını gözden geçirecek bir komite kurulmasını istediğini de bildirdi.
Dennis Muilenburg, daha önce Twitter hesabında, Etiyopya Havayollarına ve EndonezyaLion Havayollarına ait Boeing 737 MAX 8 tipi uçakların düşmesine ilişkin "737 MAX kazalarındaki can kayıplarından dolayı özür dileriz." paylaşımını yapmıştı.
Hayatını kaybeden yolcuların ve kabin görevlilerinin ailelerine taziyelerini ileten Muilenburg, her iki kazada da Manevra Karakteristikleri Takviye Sistemindeki (MCAS) bir hatanın payı olduğunu kabul etmişti.
Boeing 737 Max 8 krizi
Etiyopya Hava Yollarına ait Boeing 737 Max 8 tipi yolcu uçağı, 10 Mart'ta Addis Ababa'dan Kenya'nın başkenti Nairobi'ye gitmek içinhavalandıktan kısa süre sonra düşmüş, uçaktaki 157 kişi hayatını kaybetmişti.
Endonezya'da ise Lion Hava Yollarına ait "JT 610" sefer sayılı Boeing 737 Max 8 tipi uçak, 29 Ekim 2018'de, Cakarta'dan Sumatra Adası'ndaki Pangkal Pinang şehrine gitmek üzere havalandıktan kısa süre sonra denize çakılmıştı. 189 kişinin yaşamını yitirdiği kaza, bu tip uçakların ilk kazası olarak tarihe geçmişti.
Etiyopya'daki son kazanın ardından aralarında Türkiye, Çin, Etiyopya, İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, Avusturya'nın da olduğu birçok ülke "Boeing 737 Max" tipi uçakların operasyonlarını geçici olarak durdurmuş ve hava sahalarını bu uçuşlara kapatmıştı.
ABD'li uçak üreticisi Boeing, 737 Max tipi uçakların MCAS için güncelleme duyurusu yapmıştı. Firma, 737 Max tipi uçakların hücum açısı sensörlerinin, uçakların yunuslama istikrarını desteklemek amacıyla tasarlanan MCAS yazılımına yanlış veri sağlaması durumunda ek güvenlik katmanları sağlayacak bir güncellemenin tamamlandığını açıklamıştı.
3 Nisan 2019 Çarşamba
Sandık ekonomiye odaklanmayı getirdi
Yerel seçimler sonuçlandı. Metropollerde seçmenlerin verdiği mesaj ekonomiye odaklanma yönünde.
2019 yılı 31 Mart yerel seçimleri sonuçlandı. Seçime katılım yüzde 84,5 oranında gerçekleşirken 57 milyon seçmen oy kullandı ve geçerli oy sayısı 45 milyon oldu. Kesin olmayan sonuçlara bakıldığında 30 Büyükşehir belediyesinin dağılımında: Ak Parti 16, CHP 10, HDP 3, MHP 1 olarak gerçekleşti. Türkiye genelinde Cumhur ittifakı ve AKP kazanırken metropollerde Millet İttifakı kazandı. Ekonomideki daralmanın etkileri metropol sonuçlarında etkisini gösterdi. Cumhurbaşkanı ekonomiye odaklanılacağını söyledi. Erdoğan, “2023 hedeflerimize ulaşana kadar devam eden bu süreçte önceliğimiz ekonomimizi güçlendirmek, teknoloji ve ihracat odaklı bir şekilde büyümeyi sürdürmek, istihdamı artırmak olacaktır." diye konuştu.
SEÇİM SONRASI İLK RAPOR
Seçim sonrası ilk rapor Moody’s’ten geldi. Moody’s "Türkiye'nin döviz rezervlerindeki erime kredi notu açısından negatif, dış kırılganlığı artırıyor. Rezervlerde düşüş TCMB'nin yerel seçimler öncesinde liraya destek vermek için döviz piyasasına müdahale ettiğine işaret ediyor. Türkiye'nin finansal piyasalarında yinelenen resesyona ilişkin politika reaksiyonu daha fazla sermaye çıkışı riskini artırıyor" değerlendirmesinde bulundu. Bu raporlar artabilir. Kırılganlığın yüksek olduğu bir dönemdeyiz.
SEÇİM SONRASI YEDİ OLUMLU BEŞ OLUMSUZ GELİŞME
OLUMLU GELİŞMELER
1. Tükiye’de 4,5 yıl boyunca seçim olmayacak.
2. Bundan sonra ekonomiye odaklanılacak.
3. Gelişmekte olan ülkelere hala ilgi yüksek.
4. Türkiye’de fiyatlar iskontolu bu nedenle yatırımcı odağında.
5. Seçim belirsizliği geride kaldı.
6. Gelişmekte olan ülkeler içerisinde sıcak para için Türkiye’de faizler yüksek.
7. Borsada yabancıların borsadaki payı olumsuz gelişmelere rağmen yüzde 65’in üzerinde.
OLUMSUZ GELİŞMELER
1. Swap savaşları yabancı yatırımcıda tedirginlik yarattı.
2. Yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatları 179 milyar dolar.
3. Öncü ekonomik göstergelerdeki olumsuz seyir sürüyor.
4. Yabancı raporlarında olumsuz değerlendirmeler sürebilir.
5. Risk primi 412 seviyesinde bulunuyor
Sonuç: Seçim sonuçları ile birlikte ekonomiye odaklanılacak olması piyasaları rahatlatacaktır. Dolar kurunda seçim sonrası oluşan ilk fiyatlama 5,62 seviyesinden gerçekleşirken sonrasında 5,59’a gevşeme yaşandı. Yapısal reformların açıklanması ile birlikte kurda 5,60’ların altında kalınması borsada yükselişin, dolar kurunda gevşemenin önünü açacaktır. ABD ile yeni bir gerilim yaşanmadıkça piyasalar normalleşme sürecine girebilir.
Alıntı:
https://www.borsagundem.com/yazarlar/sandik-ekonomiye-odaklanmayi-getirdi-yazisi/1398384
2019 yılı 31 Mart yerel seçimleri sonuçlandı. Seçime katılım yüzde 84,5 oranında gerçekleşirken 57 milyon seçmen oy kullandı ve geçerli oy sayısı 45 milyon oldu. Kesin olmayan sonuçlara bakıldığında 30 Büyükşehir belediyesinin dağılımında: Ak Parti 16, CHP 10, HDP 3, MHP 1 olarak gerçekleşti. Türkiye genelinde Cumhur ittifakı ve AKP kazanırken metropollerde Millet İttifakı kazandı. Ekonomideki daralmanın etkileri metropol sonuçlarında etkisini gösterdi. Cumhurbaşkanı ekonomiye odaklanılacağını söyledi. Erdoğan, “2023 hedeflerimize ulaşana kadar devam eden bu süreçte önceliğimiz ekonomimizi güçlendirmek, teknoloji ve ihracat odaklı bir şekilde büyümeyi sürdürmek, istihdamı artırmak olacaktır." diye konuştu.
SEÇİM SONRASI İLK RAPOR
Seçim sonrası ilk rapor Moody’s’ten geldi. Moody’s "Türkiye'nin döviz rezervlerindeki erime kredi notu açısından negatif, dış kırılganlığı artırıyor. Rezervlerde düşüş TCMB'nin yerel seçimler öncesinde liraya destek vermek için döviz piyasasına müdahale ettiğine işaret ediyor. Türkiye'nin finansal piyasalarında yinelenen resesyona ilişkin politika reaksiyonu daha fazla sermaye çıkışı riskini artırıyor" değerlendirmesinde bulundu. Bu raporlar artabilir. Kırılganlığın yüksek olduğu bir dönemdeyiz.
SEÇİM SONRASI YEDİ OLUMLU BEŞ OLUMSUZ GELİŞME
OLUMLU GELİŞMELER
1. Tükiye’de 4,5 yıl boyunca seçim olmayacak.
2. Bundan sonra ekonomiye odaklanılacak.
3. Gelişmekte olan ülkelere hala ilgi yüksek.
4. Türkiye’de fiyatlar iskontolu bu nedenle yatırımcı odağında.
5. Seçim belirsizliği geride kaldı.
6. Gelişmekte olan ülkeler içerisinde sıcak para için Türkiye’de faizler yüksek.
7. Borsada yabancıların borsadaki payı olumsuz gelişmelere rağmen yüzde 65’in üzerinde.
OLUMSUZ GELİŞMELER
1. Swap savaşları yabancı yatırımcıda tedirginlik yarattı.
2. Yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatları 179 milyar dolar.
3. Öncü ekonomik göstergelerdeki olumsuz seyir sürüyor.
4. Yabancı raporlarında olumsuz değerlendirmeler sürebilir.
5. Risk primi 412 seviyesinde bulunuyor
Sonuç: Seçim sonuçları ile birlikte ekonomiye odaklanılacak olması piyasaları rahatlatacaktır. Dolar kurunda seçim sonrası oluşan ilk fiyatlama 5,62 seviyesinden gerçekleşirken sonrasında 5,59’a gevşeme yaşandı. Yapısal reformların açıklanması ile birlikte kurda 5,60’ların altında kalınması borsada yükselişin, dolar kurunda gevşemenin önünü açacaktır. ABD ile yeni bir gerilim yaşanmadıkça piyasalar normalleşme sürecine girebilir.
Alıntı:
https://www.borsagundem.com/yazarlar/sandik-ekonomiye-odaklanmayi-getirdi-yazisi/1398384
Dünyanın en kârlı şirketi Saudi Aramco
Suudi Arabistan'ın devlet petrol şirketi Saudi Aramco, dünyanın en kârlı şirketi olarak gösterildi
Suudi Arabistan devlet petrol şirketi Saudi Aramco’nun geçen yıl dünyanın en çok kâr elde eden şirketi olduğu öğrenildi.
ABD merkezli ekonomi ağırlıklı haber kuruluşu Bloomberg, kredi derecelendirme kuruluşları Moody's ve Fitch'e dayandırdığı haberinde Saudi Aramco'nun geçen yıl dünyanın en çok kâr elde eden şirketi olduğunu bildirdi.
Uzmanlara göre Suudi şirketin geçen yılki net kârı 111.1 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Böylelikle Saudi Aramco, Moody's ve Fitch'in sıralamasında lider konumuna yerleşti. Geçen yıl 59.5 milyar dolar kâr eden Apple ve 35.1 milyar dolarlık kâr sağlayan Samsung ise sırasıyla ikinci ve üçüncü sırada yer aldı.
Bloomberg'in aktardığına göre Saudi Aramco'nun net kârı, Apple, Google и Exxon Mobil'in toplamda elde ettikleri kâr rakamını aşıyor.
Suudi Arabistan devlet petrol şirketi Saudi Aramco’nun geçen yıl dünyanın en çok kâr elde eden şirketi olduğu öğrenildi.
ABD merkezli ekonomi ağırlıklı haber kuruluşu Bloomberg, kredi derecelendirme kuruluşları Moody's ve Fitch'e dayandırdığı haberinde Saudi Aramco'nun geçen yıl dünyanın en çok kâr elde eden şirketi olduğunu bildirdi.
Uzmanlara göre Suudi şirketin geçen yılki net kârı 111.1 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Böylelikle Saudi Aramco, Moody's ve Fitch'in sıralamasında lider konumuna yerleşti. Geçen yıl 59.5 milyar dolar kâr eden Apple ve 35.1 milyar dolarlık kâr sağlayan Samsung ise sırasıyla ikinci ve üçüncü sırada yer aldı.
Bloomberg'in aktardığına göre Saudi Aramco'nun net kârı, Apple, Google и Exxon Mobil'in toplamda elde ettikleri kâr rakamını aşıyor.
1 Nisan 2019 Pazartesi
Londra swap faizi: Gecelik Türk Lirası swap faizi neden yüzde 1300'ü aştı?
Londra'daki swap piyasasında Türk Lirası'nın gecelik faizi, yüzde 1.300'ü aştı. Geçen hafta yüzde 22 seviyesinde seyreden bu oran son iki gün içinde katlanarak yükseldi, 2001'deki ekonomik krizi sırasında görülen seviye yüzde 71'di.
Yabancı bankaların Türk Lirası elde etmek için kullandığı Londra swap piyasasında, Türk bankalarının yasal dayanaklarının da oldukça altında TL likiditesi sağlamak istemesi neticesinde bu gelişmenin yaşandığı belirtiliyor.
Reuters haber ajansına konuşan Türkiye'den üç ayrı kaynak, bankaların Londra piyasasına swap işlemleri için verilen TL likiditesinin en azından bu Pazar günü düzenlenecek olan yerel seçimlere kadar mevcut seviyelerde tutulacağını söyledi.
Reuters ismini açıklamayan bir bankacının "Swap piyasalarına TL likiditesi vermeme uygulaması uzun süre devam ettirilebilecek bir süreç değil. Seçim sonrasına kadar devam edecek. Yurt dışında TL likiditesi oldukça sıkışmış durumda" dedi.
Aynı bankacı bu tür uygulamaların en fazla 10 - 15 gün süreyle uygulanabileceğini, uzun vadeli tedbirler olmadığını da belirtti.
Ajansa göre BDDK'nın (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) geçen yıl aldığı swap kararı ve Türk bankalarının bu eğilimi, piyasadaki likiditeyi azaltarak TL'nin maliyetini yükseltti.
Bloomberg haber ajansına göre de Türk Lirası pozisyonlarıyla ilgili işlem yapmak isteyen yabancı fonların bunun için bir karşı taraf bulamaması faizlerin yükselmesine neden oldu.
BDDK iddiaları reddediyor
Financial Times gazetesi de konuyla ilgili haberinde, "Londra'da bulunan ve adının yazılmasını istemeyen bir analist, Türk bankalarına 'yabancı muhataplarına tek bir lira dahi borç vermemeleri' talimatı gittiğini söyledi" ifadesi kullanıldı.
Ancak Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, Reuters'a yaptığı açıklamada bu iddiaları reddediyor.
"Türkiye'deki bankaların yurtdışındaki bankalara likidite vermediği iddiası doğru değil" diyen Aydın açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
"Bu değerlendirmeler doğru değildir ve gerçeği yansıtmamaktadır. Türkiye'deki bankalar kendi aralarında ve uluslararası ilişkilerinde bankacılık düzenlemelerine, teammüllere ve ticari esaslara ve sözleşmelere uygun davranmaktadırlar.
"TL'nin değer kaybetmesine neden olabilecek bu tür spekülatif bir yaklaşıma, diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de gerekli duruş gösterilmiştir. Alınan önlemler TL'nin değersizleştirilmesi çabalarını bertaraf etmiş, TL'nin güçlü ve istikrarlı bir para olduğunun anlaşılmasına katkı sağlamıştır."
Peki bütün bu süreç tam olarak nasıl gelişti?
Swap nedir?
TCMB'nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) terimler sözlüğünde swap şu şekilde açıklanıyor:
"İki tarafın bir varlık veya yükümlülüğe bağlı olan nakit akışını aralarında değiştirdikleri işlemdir. Örneğin on yıllık sabit faizli borca sahip bir firma ile benzer ancak dalgalı faizli borca sahip bir firma birbirlerinin yükümlülüklerini değiştirebilir.
"Swap işlemlerinde, faiz oranları ile döviz kurlarındaki değişmeler sonucunda ortaya çıkan riski en aza indirmek amaçlanmaktadır."
Swap, TCMB'nin terimler sözlüğünde de aktarıldığı gibi özellikle döviz kurlarında oynaklığın yaşandığı zamanlarda yatırımcının bu oynaklıktan kaynaklanan riskinin önünü alması için önemli bir araç olarak ortaya çıkıyor.
BDDK geçen yıl işlemlere sınır getirdi
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), geçen yıl Ağustos ayında Türk Lirası'nda yaşanan hızlı değer kaybının ve oynaklığın önüne geçmek için bankaların swap işlemlerine kısıtlama getirmişti.
Bankaların yurt dışı yerleşiklerle yaptığı bir bacağı döviz diğer bacağı TL olan para swaplarının ve swap benzeri işlemlerinin, bankaların yasal özkaynaklarının yüzde 25'ini geçemeyeceğini açıklamıştı.
Bu sınırlamaya, bankaların vadeli TL alım yönünde gerçekleştirecekleri forward, opsiyon ve benzeri swap dışındaki türev işlemlerin de dahil edildiği belirtilmişti.
BDDK'nın aldığı bu önlem, TL'nin kayıplarını geri almasında ön ayak olmuştu. BDDK, aldığı önlemler kapsamında TL'nin yaşadığı oynaklığı engellemek için swap işlemlerine kısıtlama getirerek spekülatif işlemlerin önünü kesti.
Yabancı bankaların Türk Lirası elde etmek için kullandığı Londra swap piyasasında, Türk bankalarının yasal dayanaklarının da oldukça altında TL likiditesi sağlamak istemesi neticesinde bu gelişmenin yaşandığı belirtiliyor.
Reuters haber ajansına konuşan Türkiye'den üç ayrı kaynak, bankaların Londra piyasasına swap işlemleri için verilen TL likiditesinin en azından bu Pazar günü düzenlenecek olan yerel seçimlere kadar mevcut seviyelerde tutulacağını söyledi.
Reuters ismini açıklamayan bir bankacının "Swap piyasalarına TL likiditesi vermeme uygulaması uzun süre devam ettirilebilecek bir süreç değil. Seçim sonrasına kadar devam edecek. Yurt dışında TL likiditesi oldukça sıkışmış durumda" dedi.
Aynı bankacı bu tür uygulamaların en fazla 10 - 15 gün süreyle uygulanabileceğini, uzun vadeli tedbirler olmadığını da belirtti.
Ajansa göre BDDK'nın (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) geçen yıl aldığı swap kararı ve Türk bankalarının bu eğilimi, piyasadaki likiditeyi azaltarak TL'nin maliyetini yükseltti.
Bloomberg haber ajansına göre de Türk Lirası pozisyonlarıyla ilgili işlem yapmak isteyen yabancı fonların bunun için bir karşı taraf bulamaması faizlerin yükselmesine neden oldu.
BDDK iddiaları reddediyor
Financial Times gazetesi de konuyla ilgili haberinde, "Londra'da bulunan ve adının yazılmasını istemeyen bir analist, Türk bankalarına 'yabancı muhataplarına tek bir lira dahi borç vermemeleri' talimatı gittiğini söyledi" ifadesi kullanıldı.
Ancak Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, Reuters'a yaptığı açıklamada bu iddiaları reddediyor.
"Türkiye'deki bankaların yurtdışındaki bankalara likidite vermediği iddiası doğru değil" diyen Aydın açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
"Bu değerlendirmeler doğru değildir ve gerçeği yansıtmamaktadır. Türkiye'deki bankalar kendi aralarında ve uluslararası ilişkilerinde bankacılık düzenlemelerine, teammüllere ve ticari esaslara ve sözleşmelere uygun davranmaktadırlar.
"TL'nin değer kaybetmesine neden olabilecek bu tür spekülatif bir yaklaşıma, diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de gerekli duruş gösterilmiştir. Alınan önlemler TL'nin değersizleştirilmesi çabalarını bertaraf etmiş, TL'nin güçlü ve istikrarlı bir para olduğunun anlaşılmasına katkı sağlamıştır."
Peki bütün bu süreç tam olarak nasıl gelişti?
Swap nedir?
TCMB'nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) terimler sözlüğünde swap şu şekilde açıklanıyor:
"İki tarafın bir varlık veya yükümlülüğe bağlı olan nakit akışını aralarında değiştirdikleri işlemdir. Örneğin on yıllık sabit faizli borca sahip bir firma ile benzer ancak dalgalı faizli borca sahip bir firma birbirlerinin yükümlülüklerini değiştirebilir.
"Swap işlemlerinde, faiz oranları ile döviz kurlarındaki değişmeler sonucunda ortaya çıkan riski en aza indirmek amaçlanmaktadır."
Swap, TCMB'nin terimler sözlüğünde de aktarıldığı gibi özellikle döviz kurlarında oynaklığın yaşandığı zamanlarda yatırımcının bu oynaklıktan kaynaklanan riskinin önünü alması için önemli bir araç olarak ortaya çıkıyor.
BDDK geçen yıl işlemlere sınır getirdi
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), geçen yıl Ağustos ayında Türk Lirası'nda yaşanan hızlı değer kaybının ve oynaklığın önüne geçmek için bankaların swap işlemlerine kısıtlama getirmişti.
Bankaların yurt dışı yerleşiklerle yaptığı bir bacağı döviz diğer bacağı TL olan para swaplarının ve swap benzeri işlemlerinin, bankaların yasal özkaynaklarının yüzde 25'ini geçemeyeceğini açıklamıştı.
Bu sınırlamaya, bankaların vadeli TL alım yönünde gerçekleştirecekleri forward, opsiyon ve benzeri swap dışındaki türev işlemlerin de dahil edildiği belirtilmişti.
BDDK'nın aldığı bu önlem, TL'nin kayıplarını geri almasında ön ayak olmuştu. BDDK, aldığı önlemler kapsamında TL'nin yaşadığı oynaklığı engellemek için swap işlemlerine kısıtlama getirerek spekülatif işlemlerin önünü kesti.
Londra swap faizi - Guardian ekonomi editörü: Erdoğan döviz spekülatörlerine savaş açtı, resesyon derinleşebilir
Guardian gazetesi Türkiye'nin Türk Lirası'nı (TL) desteklemek adına attığı adımların küresel ekonomide büyük bir dalgalanmaya yol açabileceğini yazdı.
Guardian Ekonomi Editörü Larry Elliot, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yabancı yatırımcıların TL'ye erişimi kısıtlamasının sonuç verdiği, ancak bu adımların hem kısa hem de uzun vadede büyük bir maliyeti olacağı değerlendirmesinde bulundu.
Elliot, Erdoğan'ın spekülatörlere açtığı savaşı "klasik bir Pirus zaferi (bedeli ağır olan bir galibiyet)" olarak niteledi.
"Türkiye'nin hasar göreceği kuşkusuz" yorumunu yapan yazar, şöyle devam etti:
"Tek soru işareti, zararın ne kadar büyük olacağı ve başka ülkelerde hissedilip hissedilmeyeceği. Ancak küresel ekonominin ne kadar kırılgan bir durumda olduğu düşünülürse, Türkiye'deki sorunların bulaşıcı olma ihtimali çok güçlü."
Guardian yazarı, Erdoğan'ın TL pozisyonlarını kapamak için çabalayan yabancı bankaların Türkiye'den çıkmasını engellemesinin dövizdeki oynaklığın önüne geçtiğini, ancak bunun bir maliyeti olacağını belirtti:
"Bunun sonucunda borçlanma maliyetleri de, Türk tahvillerini sigortalamanın maliyeti de (CDS) yükseldi. Borsa son 3 yılın en kötü gününü yaşadı ve yüzde 6'ya yakın değer kaybetti."
"Türkiye'nin planı Pazar günkü seçimlerden hemen sonra sınırlamaları kaldırmak ama çoktan olan oldu. Türkiye'nin cari açık yükü karşısında yabancı yatırımlara ihtiyacı var. Dolayısıyla yatırımcıların başını yakması, olabilecek en akıllı uzun vadeli strateji değil. Faiz oranları uzunca bir süre daha yüksek kalacağı için resesyon derinleşecek ve toparlanma yavaşlayacak. Türk Lirası'nda serbest düşüş riskini de gözardı edemeyiz."
"Piyasalarda yaygın görüş Türkiye'deki durumun bulaşıcı olmayacağı yönünde. Ancak piyasalar bunu hep söylüyor. Oysa küresel ekonomi yavaşlarken, merkez bankaları da faiz oranlarını yükseltme planlarını rafa kaldırdı. Yatırımcılar da Alman bonolarını tutmanın daha güvenli olacağı düşüncesiyle negatif getiriye razı olurken, 10 yıllık Amerikan tahvillerinin getirisi de on aylık bonodan düşük seyrediyor - ki geçmişte bu, resesyonun kapıda olduğunun sinyaliydi. Belki de resesyon için tek bir kıvılcıma ihtiyaç var ve Türkiye bunu kolayca ateşleyebilir."
Çarşamba günü Borsa İstanbul'un BIST 100 endeksi günlük yüzde 5,67 düşerek Temmuz 2016'dan beri görülen en büyük değer kaybını yaşamıştı.
Borsa İstanbul son dört gündür değer kaybediyor.
Bazı uzmanlar bu düşüşü TL'de son bir haftadır yaşanan oynaklığı gören yatırımcıların Pazar günkü yerel seçimlerden önce elindeki hisseleri satma isteği ile açıklıyor.
Swap piyasasında TL bulmakta zorluk çeken yabancı yatırımcının da TL pozisyonlarını kapamak için ellerindeki hisse senedi ve bonoları satmak istemesinin borsanın düşüşünde rol oynadığı yorumları yapılıyor.
Guardian Ekonomi Editörü Larry Elliot, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yabancı yatırımcıların TL'ye erişimi kısıtlamasının sonuç verdiği, ancak bu adımların hem kısa hem de uzun vadede büyük bir maliyeti olacağı değerlendirmesinde bulundu.
Elliot, Erdoğan'ın spekülatörlere açtığı savaşı "klasik bir Pirus zaferi (bedeli ağır olan bir galibiyet)" olarak niteledi.
"Türkiye'nin hasar göreceği kuşkusuz" yorumunu yapan yazar, şöyle devam etti:
"Tek soru işareti, zararın ne kadar büyük olacağı ve başka ülkelerde hissedilip hissedilmeyeceği. Ancak küresel ekonominin ne kadar kırılgan bir durumda olduğu düşünülürse, Türkiye'deki sorunların bulaşıcı olma ihtimali çok güçlü."
Guardian yazarı, Erdoğan'ın TL pozisyonlarını kapamak için çabalayan yabancı bankaların Türkiye'den çıkmasını engellemesinin dövizdeki oynaklığın önüne geçtiğini, ancak bunun bir maliyeti olacağını belirtti:
"Bunun sonucunda borçlanma maliyetleri de, Türk tahvillerini sigortalamanın maliyeti de (CDS) yükseldi. Borsa son 3 yılın en kötü gününü yaşadı ve yüzde 6'ya yakın değer kaybetti."
"Türkiye'nin planı Pazar günkü seçimlerden hemen sonra sınırlamaları kaldırmak ama çoktan olan oldu. Türkiye'nin cari açık yükü karşısında yabancı yatırımlara ihtiyacı var. Dolayısıyla yatırımcıların başını yakması, olabilecek en akıllı uzun vadeli strateji değil. Faiz oranları uzunca bir süre daha yüksek kalacağı için resesyon derinleşecek ve toparlanma yavaşlayacak. Türk Lirası'nda serbest düşüş riskini de gözardı edemeyiz."
"Piyasalarda yaygın görüş Türkiye'deki durumun bulaşıcı olmayacağı yönünde. Ancak piyasalar bunu hep söylüyor. Oysa küresel ekonomi yavaşlarken, merkez bankaları da faiz oranlarını yükseltme planlarını rafa kaldırdı. Yatırımcılar da Alman bonolarını tutmanın daha güvenli olacağı düşüncesiyle negatif getiriye razı olurken, 10 yıllık Amerikan tahvillerinin getirisi de on aylık bonodan düşük seyrediyor - ki geçmişte bu, resesyonun kapıda olduğunun sinyaliydi. Belki de resesyon için tek bir kıvılcıma ihtiyaç var ve Türkiye bunu kolayca ateşleyebilir."
Çarşamba günü Borsa İstanbul'un BIST 100 endeksi günlük yüzde 5,67 düşerek Temmuz 2016'dan beri görülen en büyük değer kaybını yaşamıştı.
Borsa İstanbul son dört gündür değer kaybediyor.
Bazı uzmanlar bu düşüşü TL'de son bir haftadır yaşanan oynaklığı gören yatırımcıların Pazar günkü yerel seçimlerden önce elindeki hisseleri satma isteği ile açıklıyor.
Swap piyasasında TL bulmakta zorluk çeken yabancı yatırımcının da TL pozisyonlarını kapamak için ellerindeki hisse senedi ve bonoları satmak istemesinin borsanın düşüşünde rol oynadığı yorumları yapılıyor.
Son bir haftada neler yaşandı?
Türk varlıkları son bir haftadır oldukça hareketli bir dönem yaşıyor. Dünyanın önde gelen yatırım bankalarından JPMorgan, geçen hafta içinde gönderdiği tavsiye notunda, Türk Lirası'nın 31 Mart seçimlerinin ardından değer kaybetmesini beklediklerini yazdı ve Merkez Bankası'nın net rezervlerinde görülen düşüş nedeniyle liraya satış tavsiyesinde bulundu.
Bunun üzerine geçen hafta Cuma günü, Türk Lirası Amerikan Doları karşısında yüzde 5 ile Ağustos 2018'deki sert düşüşten bu yana en büyük değer kaybını yaşadı. Bu gelişmenin ardından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) JPMorgan hakkında soruşturma başlattı.
Bu durumun yarattığı tedirginlik, liradaki değer kaybının daha da devam edeceği beklentisiyle birleşince, yabancı yatırımcılar da swap işlemleriyle döviz satın almaya başladı. Ancak bankaların Londra swap piyasasına verdiği Türk Lirası likiditesini azaltmasıyla birlikte gecelik swap faizi de yüzde 1300'ün üzerine çıktı.
Böylece, kurdaki artış bir süreliğine önlenmiş olmasına karşın, yabancı yatırımcıların lira ihtiyaçlarını karşılamak için Türk tahvillerini ve hisselerini satmasıyla borsa geriledi ve bono faizleri de yükseldi. Perşembe günü ise Merkez Bankası'nın attığı adımlarla, swap piyasasına TL likiditesi sağlandı, swap faizi gerilerken, Türk Lirası dolar karşısında değer kaybetti.
Bunun üzerine geçen hafta Cuma günü, Türk Lirası Amerikan Doları karşısında yüzde 5 ile Ağustos 2018'deki sert düşüşten bu yana en büyük değer kaybını yaşadı. Bu gelişmenin ardından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) JPMorgan hakkında soruşturma başlattı.
Bu durumun yarattığı tedirginlik, liradaki değer kaybının daha da devam edeceği beklentisiyle birleşince, yabancı yatırımcılar da swap işlemleriyle döviz satın almaya başladı. Ancak bankaların Londra swap piyasasına verdiği Türk Lirası likiditesini azaltmasıyla birlikte gecelik swap faizi de yüzde 1300'ün üzerine çıktı.
Böylece, kurdaki artış bir süreliğine önlenmiş olmasına karşın, yabancı yatırımcıların lira ihtiyaçlarını karşılamak için Türk tahvillerini ve hisselerini satmasıyla borsa geriledi ve bono faizleri de yükseldi. Perşembe günü ise Merkez Bankası'nın attığı adımlarla, swap piyasasına TL likiditesi sağlandı, swap faizi gerilerken, Türk Lirası dolar karşısında değer kaybetti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)