23 Nisan 2020 Perşembe

Merkez Bankası faizi 100 baz puan indirdi - 22.04.2020

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, gerçekleştirdiği Para Politikası Kurulu toplantısının ardından politika faizinde 100 baz puan daha indirime giderek faizi yüzde 8,75'e çekti.

Piyasalarda Merkez Bankası'nın 25-50 baz puan aralığında indirime gitmesi bekleniyordu.

Bugün açıklanan indirimle birlikte Merkez Bankası'nın yıl başından bu yana faizlerde yapmış olduğu indirim oranı 325 puana ulaştı.

PPK son olarak mart ayında gerçekleştirdiği toplantıda 100 baz puan indirim yaparak iki yıl sonra faizleri yeniden tek haneye indirmişti.

Son 8 PPK toplantısında alınan faiz kararları şöyle:

TARİH FAİZ ORANI
14 Eylül 2018 24,00
26 Temmuz 2019 19,75
13 Eylül 2019 16,50
25 Ekim 2019 14,00
12 Aralık 2019 12,00
16 Ocak 2020 11,25
19 Şubat 2020 10,75
17 Mart 2020 9,75
22 Nisan 2020 8,75


19 Nisan 2020 Pazar

Borsada Robotlar hızlı yükseltiyor

Borsanın dipten çıkışı sırasında bazı hisseler çok hızlı yükseliyor. Bunun ana nedeni hisselerin robotlara takılması. Artık algoritma dönemindeyiz ve hisse senetlerindeki fiyat hareketleri belli göstergelerin alıma dönmesi ile gerçekleşiyor. Formasyonların, grafik çeşitlerinin sinyallerinin, fiyat hareketlerinden oluşmuş istatistiklerin değerlendirmeleri yükselişe işaret ediyorsa otomatik sistemler anında alım sinyali üretmeye başlıyor ve bu sadece bir sistemde değil algoritmik mekanizmalar içerisinde birden fazla robota yakalanıyorsa hareket hızlanıyor.

Zeynep Aktaş - Milliyet

BDDK’dan krediler için ‘aktif’ hamle

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), dün sabah toplanarak krediler için yeni düzenleme yaptı. ‘Aktif rasyo’ hesaplamasını değiştiren kurulun kararını açıklayan BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben, yeni düzenleme ile bankaların kaynaklarını daha verimli kullanacağını belirterek, “Reel sektör ihtiyacı olan finansmana daha rahat erişebilecek” dedi. Akben şunları söyledi:

“Bankaların asli görevi vatandaşlarımızdan ve şirketlerimizden topladıkları mevduatı kredi vererek reel ekonomiye aktarmaktır. Ancak, bazı bankaların bu temel fonksiyonu gerçekleştirmek yerine kaynaklarını para piyasaları ve yurt dışı türev piyasalarına yönlendirmeyi tercih ettiğini, bunun neticesinde reel sektörün kredi finansmanına erişimde zorlandığını bir süredir izliyoruz. Koronavirüsün dünya ekonomilerini sarstığı, ülke ekonomimizde yoğun bir finansman ihtiyacının ortaya çıktığı bu dönemde ülke tasarruflarımızı en etkin şekilde kullanmak elzemdir. Bu noktada bankalara önemli görevler düşmektedir.”

Tavsiyeye uymadılar

26 Mart’ta bankalara, kredi taleplerinin karşılanmasını tavsiye eden bir yazı yazdıklarını belirten Akben, aradan geçen üç haftada bu tavsiyeye uymayan bankalar olduğunu tespit ettikleri için bu düzenlemeyi yaptıklarını bildirdi. Akben şöyle konuştu:

“Kurumumuz düzenleme çerçevesinde kamu-özel, yerli- yabancı sermayeli banka ayrımı yapmamaktadır. Kurul kararı bankaların daha etkin çalışabilmesi için alınmıştır. Salgın sürecinde düzenlemeler ne kadar iyi işler ise herkes bundan o ölçüde fayda sağlayacaktır. Bu dönemde sahada gerçek anlamda bankacılık yapan bankalar müşteri sadakatini de artırıp orta-uzun vadeli karlılıklarını yükselteceklerdir. Vatandaştan toplanan mevduatın kaynak ihtiyacı duyan reel sektöre ulaştırılması için kredi aktarım mekanizmasının etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak en öncelikli konularımız arasındadır. Bundan sonra da gelişmelere bağlı olarak gerekli her türlü tedbir ve önlemlerin alınacağından kimsenin şüphesi olmasın.”

Zeynep Aktaş - Milliyet

14 Nisan 2020 Salı

Pakistan Başbakanı: Ya virüsten ya da açlıktan öleceğiz

Pakistan korona virüs nedeniyle oldukça zorlu bir dönemden geçiyor. Pkistan Başbakanı İmran Han karantina süreciyle ülkede hayati bir ihtiyaç olan üretimi durdurmakla önlem almayıp korona virüsün yayılmasına izin vermek gibi bir ikilemin içerisinde kaldı. Sputnik'in haberine göre; dünya liderlerine, küresel mali kurumlara ve BM Genel Sekreteri'ne çağrıda bulunan Pakistan Başbakanı, korona virüsün yarattığı ekonomik krizde gelişmekte olan ülkelere yardım edecek bir canlandırma paketi oluşturulmasını talep etti.

Gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasında bir gelir uçurumu bulunduğunu ve ikincilerin karantina nedeniyle ekonomilerinin durmasının altından kalkacak kaynaklarının bulunmadığını belirten Han, şunları söyledi:

"Gelişmiş dünyanın başlıca ikilemi, korona virüsü karantinayla dizginlemek ve sonra bunun ekonomik etkisiyle baş etmek. Gelişmekte olan dünyada ise virüsü frenlemek ve ekonomik krizle baş etmenin ötesinde en büyük endişe insanların açlıktan ölmesi."

220 milyon nüfuslu Pakistan'da geçen aydan beri teyitli 5170 vaka ve 91 ölüm bildirilirken, Başbakan kendilerinin daha sonra gerekli kaynak bulunursa genişletilmek üzere ilk etapta 8 milyar dolarlık, ABD'nin ise 2 trilyon dolarlık ekonomik kurtarma paketi açıkladığına, Almanya ve Japonya'nın paketlerinin de altta kalır tarafı olmadığına dikkat çekti. 

Pakistan'ın ya karantina ya da korona virüs yüzünden açlıktan ölmek gibi imkânsız bir tercihle karşı karşıya olduğu vurgusunu yapan Han, tüm dünyanın 1920'lerin Büyük Buhran'ından daha beter bir ekonomik krize sürüklendiğine dikkat çekerek ekledi:

"Pandemi güçlü, koordineli ve iyi tasarlanmış küresel bir müdahale olmadan durdurulamaz."

Atom bombası üretmiş bir ülke neden solunum cihazı üretemiyor?

Pakistan koruyucu ve diğer tıbbi malzeme kıtlığını protesto eden sağlık çalışanlarıyla polis arasında çatışmalara ve onlarca sağlık çalışanının gözaltına alınmasına sahne olurken, Başbakan madalyonun öbür yüzünde nükleer silah üretmiş bir ülkenin neden solunum cihazı üretemediğini sorguladı.

Cuma günü TV programlarında açıklamalarda bulunan Han, korona virüsle mücadelede elzem tıbbi malzemenin ithalatına bağımlı olmalarını eleştirerek "Solunum cihazı yapabilirdik. Alt tarafı roket bilimi değil. Biz atom bombası yapmış bir ülkeyiz" dedi. 


Dalgalanma Korkusu Nedir?

Dalgalı kur rejimlerinde kur seviyesinin piyasada belirlenmesi süspansiyon görevi görerek ekonomik şokların emilmesinde önemli rol oynar. Dalgalanma korkusu ise kurda bir değişikli olmasının diğer sorunları tetikleyebileceğini düşündüğü için bazı gelişen ülkelerdeki karar vericilerin artış yaşanmasını istememesinden kaynaklanır. Kurun sabit tutulmasıysa rezervlerin kullanılması ya da rezerv paranın repo satışı gibi enstrümanların kullanılmasıyla mümkün olur.

Dalgalanma korkusu yaşayan ülkeler kur seviyesi artışından kaynaklanabilecek diğer sorunları engellemek amacıyla kurunu sabit tutmak ister. Türkiye örneğindeyse döviz cinsinden dış borcun yüksek seviyelerde olması kur seviyesinin sabit tutulmasını elzem kılmaktadır. Fakat bu ekonomiyi de daha hassas hale getirmektedir.

Başlangıç Noktası ve Geçmişin Yükü Önemli

Brooks’a göre ülkelerin geçmişten kalan bagajları ve koronavirüs öncesi durumları da yüksek önem taşımakta. Paylaştığı grafikte TL’nin 2019 Ocak ayından 2020 Şubat ayına kadar değişim dikey olarak gösteriliyor. Yatay eksendeyse döviz rezerv satışlarının GSYH’ye oranları yer alıyor.

Türkiye geçen senelerde bir kur şokunu atlatarak 2019’da iyi bir toparlanma yaşamıştı. Swap limitleri de önceki şoku takiben Ağustos 2018’den bu yana kademeli olarak azaltılmıştı.

Dün ise TL alım için swap limiti %1’e inerken, satım limitleri vadesine 7 gün kalanlar için %1, 30 gün kalanlar için %2 ve 1 yıl kalanlar için %10 olarak değiştirildi. Berat Albayrak haftasonu yaptığı açıklamada IMF ile de hiçbir şekilde konuşulmadığını belirtti.

Bütün bunlar göz önüne alındığında kurun bu seviyelerde kalmasının mevcut imkanlarla, ileride nasıl sağlanabileceği ve şu ana kadarki çabaların ne kadar sürdürülebilir olduğu merak edilen konular arasında.


3 Nisan 2020 Cuma

Analistlerden ürküten beklenti

Piyasalarda bilinen klasik sebep-sonuç ilişkisinde ciddi değişim yaşanıyor. FED para basıp faiz indirdiği halde dolara talep korunuyor. Peki piyasalarda fiyatlanan nedir? İşte piyasaların anormalitesi...
Dünya piyasaları olağanüstü bir dönemden geçiyor. Döviz piyasalarında normal zamanlarda büyük hareketlilik olarak yaşanan değişimler bir günde gerçekleşiyor. ABD Merkez Bankası (FED) şirket tahvillerini alacağını açıklayıp dünya merkez bankalarıyla swap kanalları kuruyor. Diğer taraftan dudak uçuklatıcı repo ihaleleri açıyor ve sürekli bilanço büyümesine gidiyor. Artan dolar arzına rağmen talep ise durmuyor. Diğer taraftan ABD’de Kovid-19 için acilen kullanılmak üzere 3 milyar dolarla başlayan acil önlem paketi devreye alınmakla birlikte ayrılan bütçenin her geçen gün büyütüldüğü bilgisi paylaşılıyor. ABD Başkanı Trump, bu paketin daha da artacağını ve 2 trilyon doları bulabileceğini ifade etti. Bu kadar yüksek önlem paketine rağmen yeterli olmayacağını düşüneneler var. Önlemlere rağmen ekonomilerin daralması kaçınılmaz görünüyor. Birçok analist ise son zamanlardaki para politikası kararlarının zaten borçlu olan ülkelerde daha yüksek borca yol açacağına ve fakirleşmenin sonucunda azalan tüketimle birlikte firmaların ciddi risk altına girdiğini söylüyor.

Sadece Amerika değil bütün ülkelerin merkez bankaları para basarken dolara talebin hâlâ üst seviyeden devam etmesi ise asıl merak konusu. Piyasaya sürülen yüksek miktarlı dolara rağmen daha üst seviyeden gelen talep, fiyat artışının da sürmesine yol açıyor. Mesele ise dolara neden bu denli yüksek talebin geldiği?

Döviz piyasasında işlemler ağırlıklı olarak dolar üzerinden dönüyor. Dünyanın önde gelen merkez bankalarının çatı kuruluşu BIS geçtiğimiz yıl dünyada günlük işlem hacminin 6,6 trilyon dolar olduğunu belirtirken işlemlerin yüzde 88’inin dolar üzerinden gerçekleştiğini yayınladı. Veriler şirketlerin ve kurumların dolar borçlarının yüksek olduğunu gösteriyor. Sorun ise piyasaların Kovid-19 salgınının ne zaman ortadan kalkacağını bilememesiyle ilgili. Bu durum savunmaya geçen firmaların nakde dönmesine ve borç yüklerini azaltma ya da karşılığını kasada tutmaya sevk ediyor. Bu da beraberinde dolara talebi artırıyor. Gözlenen ise piyasalarda olumsuz senaryoların daha fazla fiyatlandığı yönünde. Nobel ödüllü Joseph Stiglitz yeni Korona virüs salgınının “farklı bir kriz türü” olduğunu ve agresif bir para politikasının ekonomik şoku çözmek için “yeterli olmadığını” söylüyor.

Borçluların dolara ulaşabilme korkularının azalması beraberinde döviz piyasalarında rahatlamayı getirecektir. Bunun ana göstergesi ise Dolar Endeksi (DXY). Dolar Endeksi DXY, kalıcı olarak 100 seviyesinin altına hatta 90’lı seviyelere gelmedikçe Merkez bankalarının alacağı tüm önlemlere rağmen dolar talebi güçlü olacaktır. DXY, 20 Mart'ta 102,4 seviyesinde kapandı. 100 seviyesinin altına kalıcı olarak kaymaması 2001 krizinde ulaştığı 120 seviyesine yeniden tırmanacağı konusunda endişeyi canlı tutuyor. Dolar Endeksi, döviz piyasalarındaki rahatlamanın da öncü göstergesi olacaktır.

ZEYNEP AKTAŞ - FORTUNE TÜRKİYE

Virüs sonrası yükselişler güçlü olacak

Martın son üç haftasında, piyasalarda son 30 yılın en volatil dönemi yaşandı. Anlaşıldığı kadarıyla virüs kontrol altına alınıncaya kadar dalgalı süreç devam edecek. Sonrasındaysa hisselerin dönemi başlayacak.
Küresel piyasalar, en büyük oynaklıklarından birini yaşıyor. Çin'in Hubei eyaletindeki Wuhan’da Aralık 2O19’da ortaya çıkan Korona virüsü mart sonuna gelindiğinde tüm dünyaya yayıldı. Ülkelerin karantina tedbirlerini devreye almasına neden olan bu virüs, petrol fiyatlarındaki şok düşüşle birleşince borsalarda son 30 yılın en sert kayıplarının yaşanmasına yol açtı. Borsalarda en uzun boğa piyasaları aşağı doğru kırıldı.

Geceyi ekran başlarında geçiren dealerlar ve piyasa uzmanları, yurtdışı piyasalardaki gösterge niteliğindeki açılış verilerini takip ederek kendi piyasalarındaki bir sonraki gün olası hareketi tespit etmeye çalışıyor. Ancak henüz global piyasalarda olumlu bir işaret alınabilmiş değil.

İYİMSERLİK NASIL OLUŞACAK?

Borsa İstanbul da bundan olumsuz etkilendi. BİST 100 Endeksi 21 Ocak-20 Mart 2020 arasında yaklaşık yüzde 30 değer kaybetti. Kısa zaman aralıklarında robot işlemlerle gerçekleşen satışlar piyasalarda tam bir kâbusun oluşmasına yol açtı. Açığa satışların sınırlandırıldığı, devre kesicilerin çalıştırıldığı bir dönem olmasına rağmen sakinleşme olmadı ve çok büyük değer kayıpları yaşandı. Piyasalar henüz sakinleşmiş değil. Risk göstergeleri zirvede. Korku Endeksi (VIX) 66,04 seviyesinde bulunurken Türkiye’nin beş yıllık kredi risk primi 582 seviyesinde, iyimserliğin oluşabilmesi ise öncelikle Dünya Sağlık Örgütünden gelecek olumlu haberle doğrudan bağlantılı.

Yaşanan hızlı ve sert düşüşle birlikte Borsa İstanbul, önemli destek bölgesine gerilemiş oldu. BIST 100 Endeksi 20 Mart itibari ile 85.796 seviyesinde bulunuyor. Bu bölgeden satışların devam etmesi halinde en fazla yüzde 15 oranında bir düşüş marjı gözlenebilir. Bu da 650 haftalık hareketli ortalamaya denk geliyor. Güçlü desteği nedeniyle endeksin bu seviyelerden tepki vermesi beklenmeli. Olumlu gelişmelerle birlikte çıkış trendinin başlaması halindeyse hisse senetlerinde çok ciddi fiyat hareketleri görülecektir. Bunun ana gücü dip seviyelerden emeklilik ve yatırım fonlarının alıma dönmesi ve şirketlerin kendi hisselerini toplamaya başlaması olacak.

İYİLEŞME 3 FAKTÖRE BAĞLI

Goldman Sachs mart sonunda yayınladığı raporda borsadaki hızlı ve uzun süreli iyileşmenin üç faktöre bağlı olduğunu söylüyor. Bunları ise şöyle sıralıyor: Virüsün etkisinin ne kadar çabuk atlatılacağı, işletmelerin yeterli sermayeye ve likiditeye erişip erişemeyeceği, mali teşviklerin büyüme tahminlerini dengeleyip dengeleyemeyeceği. En fazla endişe edilen ise kısa vadeli şirket kapanmalarının kalıcı işten çıkarmaya yol açması halinde, virüs etkisinin geçmesinden sonra da negatif durumun devam edebilme ihtimalinin sürecek olması.

Kovid-19 salgını geride kaldığında piyasalar bol likidite ve düşük faiz ortamı ile karşı karşıya gelecek. Böyle bir ortamda yeni hikâye yazabilen ülkeler ön plana çıkacak.

ZEYNEP AKTAŞ – FORTUNE TÜRKİYE