5 Kasım 2020 Perşembe

TIR kuyruğu uzayınca ihracat ‘van’a taşındı

 Avrupa’dan artan siparişlere yetişmeye çalışan ihracatçı, gümrük kapılarında 4 güne kadar çıkan bekleme süresini aşmak için minivanla taşımalara başladı.

Sınır kapılarında yaşanan beklemeler nedeniyle yurt dışı siparişlerini zamanında teslim edemeyen ihracatçılar, acil yüklerini minivanla taşıtmaya başladı. Minivan ile taşıma geçiş belgesi gereğini de ortadan kaldırdı.

Uygulama ihracata hız da kazandırdı. 4 günde sınırı geçemeyen araçlar 2 günde Avrupa’ya ulaşıyor. Rumen ve Polonyalı bazı nakliyeciler de Türkiye’den yük almaya hafif ticari araçla geliyor.

Artan yurt dışı siparişlerine yetişmeye çalışan ihracatçı, gümrük kapılarında yaşanan beklemeleri aşmak için alternatif çözümlere yöneldi. Bunlardan biri de ‘minivan’ seçeneği oldu. İhracatçı, acil yüklerini minivanla taşıtmaya başladı. Böylece geçiş belgesi gibi prosedürler aşılıyor, 4 günde sınırı geçemeyen araçlar 2 günde Avrupa’ya ulaşıyor.

Son aylarda hızlanan ihracat, gümrüklerde, özellikle de Kapıkule, Hamzabeyli ve İpsala gibi Avrupa’ya çıkış kapılarında büyük kuyrukların oluşmasına neden oldu. Sınır kapılarının mevcut kapasitesinin artan talebi karşılamada yetersiz kalması, diğer yandan Avrupa ülkelerinin sınırlı sayıda verdiği geçiş belgelerinin tükenmesi, gümrüklerde bekleme süresini 4 güne kadar çıkardı. Yüküyle kapıdaki bu beklemelere maruz kalmak istemeyen bazı nakliyeciler, demiryolu ve intermodal gibi alternatif taşıma yollarına yönelirken, bazıları ise sınırı geçmek için minivanı tercih etmeye başladı. Bu firmalardan biri de SelTrans Lojistik oldu.

SelTrans Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Ceyhun Yüksel, “Avrupa’dan gelen ihracat siparişlerinin artması, sınır kapılarındaki TIR kuyruklarının uzamasına neden oldu. Özellikle Kapıkule ve Hamzabeyli geçişlerinde oluşan uzun TIR kuyrukları nedeniyle sınır kapılarından çıkış süreleri kimi zaman 4 güne kadar çıkıyor. Ürünlerini sınır kapılarında bekletmek istemeyen ihracatçılar, Avrupa ülkelerine özellikle acil ulaşması gereken yüklerini minivanla taşıtmayı tercih ediyor. Minivanlar gümrük kapılarında TIR'lara uygulanan prosedürlere takılmadığı için talep artıyor” dedi. Bin 200 kiloya kadar ihracat yüklerini, havayoluna ve diğer taşıma modlarına oranla daha hızlı ve düşük maliyetle ulaştırdıklarını vurgulayan Yüksel, kapıdan kapıya 2 günde Avrupa’ya teslimat yaptıklarını söyleyerek, “Acil gönderimler için genellikle havayolu tercih ediliyor. Ancak, uçaklardaki uygunluk, yükün uçağa yetişmesi, yükün bindirilmesi- indirilmesi, havalimanının alıcıya mesafesi ve gümrük işlemleri teslimatı geciktirebiliyor. Oysa minivanla Avrupa ülkelerine yükler 48 ila 72 saatte kapıya teslim ediliyor” dedi.

"Marriot’a mobilya yetiştiriyoruz"

Avrupa’da Marriot Grubu’na ait bir otel projesini sürdüren Procontract Mobilya Dekorasyon firmasının yöneticisi Emin Yıldırım, projenin aksamaması için minivan taşımalarını tercih ettiklerini söyledi. Minivanın sağladığı teslimat hızının önemli bir avantaj olduğunu ifade eden Yıldırım, ürettikleri malzemeyi iki gün sonra hedefe ulaştırabildiklerini belirtti. Taşıma maliyetlerinin karayoluna göre yüksek olabildiğini, ancak havayoluna göre avantajlı olduğunu vurguladı.

Geçiş belgesi istenmiyor dinlenme süresi gerekmiyor

Lojistik sektörü temsilcilerinin DÜNYA’ya aktardığı bilgiye göre, son dönemde özellikle Avrupa’ya taşımalarda TIR yerine minivan tercih eden firma sayısı artıyor. Çünkü TIR’lara ve sürücülerine uygulanan prosedürlerin çoğu minivan araçlar için geçerli değil. Minivan sürücüsünden Avrupa ülkelerine çıkışta zorunlu olan geçiş belgesi istenmiyor. Ayrıca minivan sürücüsünün TIR şoförü gibi 9 saatte bir dinlenme zorunluluğu yok. Bu sayede minivanlar sınırı çok daha kısa sürede geçiyor. Öte yandan, Türkiye’nin dış ticaretini taşıyan Rumen ve Polonyalı bazı yabancı nakliyecilerin de minivan ile taşımaya yöneldi.

Medlog, Tekirdağ’dan tren seferlerine başlıyor

Türkiye’nin önde gelen lojistik şirketlerinden Medlog, sınır kapılarını by-pass etmek için yeni bir demiryolu hattını devreye alıyor. Tekirdağ’da yeni açılan Medlog Tren İstasyonu’ndan Avrupa’ya 13 Kasım’da seferlere başlıyor. Medlog Yetkilisi Çağlar Uzun, yeni hatla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Türk TIR’larının ihracat yüklerini Avrupa’ya ulaştırmakta karşılaştığı en büyük zorluk Macaristan başta olmak üzere bazı ülkelerin transit geçiş vizelerinde cimri davranması. Zaman ve döviz kaybına sebep bu uygulamaya çare olacak alternatif ise “TIR Kasa”ların demiryolu ile taşınması. Şimdiye kadar zorluklar içinde ve kısıtlı sayıda Halkalı ve Çerkezköy’den yapılan bu taşıma modeli Tekirdağ’da yeni açılan Medlog Tren istasyonundan başlatılıyor. İlk deneme tren seferi Tekirdağ’ın kurtuluş günü olan 13 Kasım’da başlatılacak. Bu seferlerin TCDD’nin sağlayacağı imkanlara bağlı olarak yakın zamanda günlük 100 “TIR Kasa”sına çıkması mümkün olabilecek.”

İntermodal’a talep artıyor

Sınır kapılarında yaşanan beklemeler, birden fazla taşıma modunu birbirine ekleyerek gerçekleştirilen intermodal taşıma moduna ilgiyi artırdı. Pandemi sonrası bazı şirketlerin iş yükü iki kata yakın arttı. Sarp Intermodal da bunlardan biri. Şirketin Genel Müdür Yardımcısı Yiğit Altıparmak, “Sarp Intermodal olarak normal şartlarda her yıl yüzde 20-30 oranında büyüme gerçekleştiriyorduk. Bu büyüme yeni müşterilerin katılmasının dışında, tüm operasyonlarını intermodal taşımalar ile gerçekleştirmek isteyen müşterilerimizden kaynaklı oluyordu. Koronavirüsle birlikte iş hacmimiz ve yeni müşterilerimizin artışı normale göre 2 kat daha fazla oldu” dedi. Avrupa ülkelerine yapılan ihracat taşımalarında çıkışlar İstanbul, İzmir ve Mersin’deki limanlardan Ro-Ro ile ya da İstanbul’dan demiryolu ile yapılıyor. Altıparmak, ayrıca navlunda yüzde 20 avantaj sunduklarını söyledi.

Alıntı:
https://www.dunya.com/sektorler/lojistik/tir-kuyrugu-uzayinca-ihracat-vana-tasindi-haberi-487796


“16,3 trilyon $ gidecek yer arıyor”

 Dünyada düşük faizler nedeni ile 16.3 trilyon dolarlık likiditenin kalıcı olarak gidecek yer aradığını belirten Esas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı, bunun Türkiye’ye gelmesi için yüksek şekilde tüketim ve üretim olması ve döviz getirici alanlara yoğunlaşılması gerektiğini söyledi.

KMD Yönetim Kurulu Başkanı Serhan Tınastepe moderatörlüğünde gerçekleştirilen ve “Oyunun Kuralları Değişiyor; Oyunda mısın? Yoksa Seyirci mi Kalacaksın?” başlığında düzenlenen 7. Perakende Teknolojileri Konferansı’nın dördüncü oturumunda konuşan Ali Sabancı, ABD, Avrupa gibi bölgelerde faizlerin sıfıra yakın seviyelerde olduğunu ve mevduata ise çoğu ülkede eksi faiz uygulandığına dikkat çekti. Bu kapsamda 16.3 trilyon dolarlık likiditenin eksi faizle işlem gördüğünü ve gidecek yer aradığını anlatan Sabancı, “Bu para borsalara gidecek muhtemelen, ama borsalar son bir yılda 4 kat riskli hale geldi. Bu nedenle bu likidite kalıcı bir yer arıyor. Bu dönemde hangi ülke moralli üretiyor ve tüketiyor ise oraya gidecek. Bu paranın bir kısmı neden bizim ülkemize gelmesin. Daha önce geliyordu. Yine gelebilir” diye konuştu. COVID-19’un sonuna doğru gelindiğini düşündüğünü ancak burada rehavetin çok riskli olduğunu dile getiren Sabancı, yakın gelecek ile ilgili de optimist olduğunu belirtti.

60 aylık Getir, 60 yıllık perakendeciyi geçti

Spesifik olarak geleneksel perakendeye bakıldığında ise en önemli konunun dijitalleşme olduğunu dile getiren Sabancı bunu önemsemeyen bir yöneticinin olmadığını aktardı. Dijitalleşmenin klasik perakendeyi öldürmeyeceğini aktaran Sabancı, e ticareti tehdit olarak görenlerin 3-4 yıl sonra işlerinin olmayacağını söyledi. 60 aylık Getir’in 60 yıllık perakendecilerden daha yüksek bir piyasa değerine sahip olduğunu anlatan Sabancı, bu durumun herkesi diri tuttuğunu belirtti. Bu kapsamda oluşturdukları özel fonlar vasıtası ile bu alana yatırım yaptıklarını anlatan Sabancı, “Bununla ilgili bir fonumuz var ve bir tane daha kuruyoruz. Yatırımlarımızın sadece biri Türkiye’de, diğerleri Silikon Vadisi’nde” dedi.

Türkiye ekonomisi ve piyasaya ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Ali Sabancı, “Ülkemiz örselenerek bu döneme geldi. 2018’de büyüme yüzde 3’ün altındaydı. Bu iyi bir oran değil. Bu sarmaldan nasıl çıkacağız? Ankara da bunu gayet iyi görüyor. Bizim döviz getirici hizmet ve ürün üretmeye devam etmemiz gerekiyor. Bu alanlardan biri yazılım, diğeri de turizm. Oyun sattık mesela, 2 milyar dolara yakın döviz geldi. Biz ne kadar döviz getirici ürün ve hizmet satmayı becerirsek ekonomimiz de o kadar güçlenir ve yabancı sermaye de gelir. Türkiye’nin 410 milyar dolar civarında toplam kredi stoku bulunuyor. 16.3 trilyon doların bir kısmı buraya taşınırsa biz moral bulacağız” diye konuştu.


Yatırımcılar enkaz altında kaldı

 Türkiye cuma günü iki deprem haberiyle sarsıldı. Bu depremlerden ilki saat 14:51’de İzmir’de meydana geldi. İkincisi ise 21:53’de tüm yurtta. İlkinin merkez üstü Seferihisar açıklarıydı ve 15 saniye içinde onlarca bina toz duman arasında yıkıldı. İkincisinin merkez üssü ise Borsa İstanbul’du ve 10 dakika içinde 3 şirket Borsanın tozlu sayfaları arasına karıştı. Her iki depremde arkasında gözü yaşlı binlerce insan bıraktı.


Deprem ülkemizin bir gerçeği. Her depremde yüzlerce binlerce vatandaşımızı kaybediyoruz. Buna rağmen alışkanlıklarımızda herhangi bir değişme olmuyor. Zemini uygun olmayan yerlere yönetmelikler aykırı olarak ev yapılmasına göz yumuyoruz, hatta arada bir “BARIŞ” ilan ederek usulsüzlükleri düzenlemelere uygun hale getiriveriyoruz. Hasarlı olduğunu bildiğimiz evlerde oturmaya devam ediyoruz. Üç metrekare alan kazanmak için kolonları kirişleri kesiyoruz. Sonra bir sonraki depremde enkaz altından mucize eseri kim canlı çıkacak diye ekran başında bekliyoruz. Maalesef yaşadıklarımızdan hiç mi hiç ders almıyoruz. Yapılan uyarılara aldırmıyoruz. Dün Van, öncesinde Gölcük, bugün İzmir, yarın kim bilir neresi? Yaşananlar hep birbirinin kopyası. Sorumlular ortada yok. Mağdur olan hep yıkılan evlerde oturanlar.


Yetkililerin ihmali ve sorumsuzlukları zaten ortada. Ama gelin onları bir an olsun kenara bırakalım ve kendimize soralım. Kaçımız ev almadan veya kiralamadan önce binanın deprem yönetmeliğine uygun olarak yapılıp yapılmadığını kontrol ediyoruz? Kaçımız oturacağımız bina ile ilgili herhangi bir hasar tespit raporu olup olmadığını araştırıyoruz? Yaşayacağımız yer ile ilgili verdiğimiz kararlarda çevresel ve estetiksel faktörler daha ön plana çıkıyor. Sırf bu yüzden eften püften evlere milyonlarca lira para akıtıyoruz.


Aynı alışkanlığı borsada yatırım yaparken de sürdürüyoruz. Dişimizden tırnağımızdan artırdığımız paralarla içi boş şirketlerin hisse senetlerini kapış kapış alıyoruz. Ne mali tablolarına bakıyoruz ne de mevcut durumdaki sıkıntılarına. Çoğu bireysel yatırımcı hisse senedini alarak ortak olduğu şirketin ne iş yaptığını bile bilmiyor.


En güncel örnek Egeli&Co şirketler grubu. Egeli & Co Yatırım Holding A.Ş., Egeli &Co Enerji Yatırımları A.Ş. ve Egeli & Co Tarım Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş. Yakın İzleme Pazarı’nda işlem görüyordu. Yakın İzleme Pazarı ne demek? Borsada kuralları belirlenmiş pazarlardan çıkarılma sonucunu doğuracak gelişmelerin olduğu ortaklıkların işlem gördüğü platform. Diğer bir deyişle hasarlı raporu almış binaların bulunduğu mahalle. Bu yetmemiş, Egeli&Co Tarım’ın 2 Mart 2020’de KAP’ta yayımlanan mali tablolarına ilişkin bağımsız denetçi raporunda oluşan zararlar nedeniyle sermaye ve kanuni yedek akçelerinin toplamının üçte ikisinden fazlasının karşılıksız kaldığı, bu durumun işletmenin sürekliliği üzerinde ciddi şüpheler uyandıracak önemli belirsizliklerin mevcudiyetine işaret ettiği belirtilmiş. Yani teknik heyet gelmiş binayı incelemiş ve bu binada oturmanın tehlikeli olacağına dair rapor hazırlamış. Bu da yetmemiş, 6 Nisan 2020 tarihinde Borsa İstanbul yönetimi ortaklıkları faaliyetlerini devam ettiremeyecek seviyede finansman sıkıntısına düşmüş olması nedeniyle uyarmış. Bina örneğinden gidersek belediye bina yönetimine güçlendirme çalışmalarının bir an evvel başlaması konusunda ihtarname göndermiş. Tüm bu gelişmelere rağmen yatırımcımız ne yapmış? “Tekniği çok iyi”, “çok ucuz, nasıl olsa yükselir”, “çok sağlam tüyo aldım” gibi bahanelerle az bulunur Hint kumaşı gibi hisseleri yüksek yüksek fiyatlardan kapış kapış almış, hisseler 6 ayda %323 prim yapmış. Yıkılmak üzere olan binadaki daireleri “deniz görüyor”, “metroya yakın”, “muhiti güzel” gibi gerekçelerle ederinin çok üzerinde paralar vererek kiralamış veya satın almış.


Cuma günü saat 14:51’de İzmir depremi oldu, birçok bina toz bulutu içinde yıkıldı. Aynı günün akşamı Borsa Yönetimi 21:53 ile 22:03 arasında üç duyuru yayınladı ve o üç duyuruyla Egeli&Co grubuna ait üç şirket yerle yeksan oldu. Her iki depremde de insanlarımız yıkılan binaların/şirketlerin enkazı altında kaldı. O binadaki daireleri ve o şirketlerin hisse senetlerini insanlara yüksek fiyatlardan pazarlayanlar ise hala aramızda geziyor, belki de kendilerine yeni kurbanlar arıyor.


Biz bilinçlenirsek, bu tür depremlerden zarar görme olasılığımız da azalır. Allah bize bir daha yüreğimiz yakan felaket göstermesin. Sağlıcakla kalın.


Saygılarımla,

Gökhan Ugan

Alıntı:
https://www.borsagundem.com/yazarlar/yatirimcilar-enkaz-altinda-kaldi-yazisi/1529283

Ticaret Bakanı'ndan garanti belgeleriyle ilgili açıklama

 Ticaret Bakanı, garanti belgelerinin ve servis fişlerinin artık elektronik ortamda da tüketicilere verilmesine olanak sağlandığını bildirdi.

Bakan Pekcan yaptığı yazılı açıklamada, bugün Resmi Gazete'de yayımlanan, 'Garanti Belgesi, Satış Sonrası Hizmetler ile Tanıtma ve Kullanma Kılavuzu Yönetmelikleri'nde yapılan değişiklikleri değerlendirdi. Mevcut düzenlemelere göre; ürünün üreticisi veya ithalatçısı tarafından hazırlanan garanti belgeleri ile servis istasyonlarınca satış sonrası hizmetler kapsamında verilen teslim belgeleri ve servis fişlerinin imzalı ve kaşeli olarak kağıt üzerinde tüketicilere verildiğini hatırlatan Bakan Pekcan, satın aldığı ürünün garanti belgesini veya servis fişini kaybeden tüketicilerin uyuşmazlık söz konusu olduğunda mağduriyetler yaşayabildiğine işaret etti.


Bunun firmalar açısından da bürokrasiye ve maliyete neden olduğunu belirten Bakan Pekcan, pandemi döneminde kağıt üzerinde belge uygulamalarının temas riskini de artırdığını kaydetti. 


İMZA VE KAŞE


Bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak amacıyla, garanti belgelerinin ve servis fişlerinin artık elektronik ortamda da tüketicilere verilmesine olanak sağlayan yasal altyapıyı hayata geçirdiklerini ifade eden Bakan Pekcan, yönetmelik değişikliğiyle yapılan düzenlemelere ilişkin şunları kaydetti:


"Yeni dönemde, garanti belgeleri ile ürünün servis istasyonuna teslim edildiğinde verilen teslim belgeleri ve servis istasyonunca düzenlenen servis fişleri kalıcı veri saklayıcısıyla elektronik ortamda tüketicilere verilebilecek. Tüketicinin talep etmesi halinde bu belgelerin yazılı ve basılı olarak verilmesi zorunlu olacak. Elektronik ortamda verilen söz konusu belgelerde imza ve kaşe şartı aranmayacak. Mevcut uygulamada olduğu gibi, elektronik ortamda verilen belgelerde de belgenin tüketiciye verildiğine ilişkin ispat yükü ürünün satıcısında olacak. Servis fişleri ve teslim belgelerinin tüketiciye verildiğine ilişkin tüketiciden yazılı olarak veya elektronik ortamda onay alınacak. Tüketicinin onayının alındığının ispat yükü servis istasyonunda olacak."


Garanti Belgesiyle Satılması Zorunlu Ürünler Listesinin de Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği'nin geçtiğimiz şubat ayında yapılan değişikliklere uyumlu olacak şekilde revize edildiğini belirten Bakan Pekcan, "Bu kapsamda tablet, drone, elektrikli kaykay, akıllı saat ve bileklik, görme engelliler için kitap okuyucu, sanal gerçeklik gözlüğü, ATV araç, motorlu bisiklet, motorlu scooter, yat, akıllı ev ve otomasyon sistemi gibi ürünlerin de garanti belgesiyle satılması zorunlu hale getirildi" dedi.


DÜZENLEME


Tanıtma ve kullanma kılavuzlarının da elektronik ortamda tüketicilere verilebilmesine imkân sağlandığını belirten Bakan Pekcan, yeni düzenleme ile ürünün veya ambalajının üzerinde bu kılavuza nasıl erişileceğine ilişkin bilgilendirme yapılacağını ifade etti. Bakan Pekcan, tüketicilerin satış sonrası hizmete ihtiyaç duyduğunda doğru ve güncel yetkili servislere ulaşmasını sağlamak amacıyla, ürüne ilişkin yetkili servis istasyonlarının ve yedek parça temin edilebilecek yerlerin, üreticinin veya ithalatçının kurumsal internet sitesinde ve bakanlık tarafından oluşturulan Servis Bilgi Sisteminde (www.servis.gov.tr adresli internet sitesinde) yer aldığına ilişkin bilgilendirmelerin de tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer almasının zorunlu hale getirildiğini vurguladı.


Pekcan,  söz konusu yönetmeliklerde yapılan değişikliklerin 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceğini bildirdi.


Sürdürülebilir büyüme kalıcı düşük enflasyon ile başarılabilir

 2000’li yılların başında üç haneli enflasyon rakamlarını önce çift, sonra tek haneye indirmemize rağmen yıllardır hedeflediğimiz yüzde 5 hedefine gelemedik. Tam tersine son yıllarda sürekli yukarı gitme eğiliminde olan, son iki yılda yüzde 25’leri bile görmüş bir enflasyon ile karşı karşıya kaldık.

TÜİK’in açıkladığı Ekim ayı enflasyon rakamlarına göre TÜFE aylık yüzde 2,13, yıllık yüzde 11,89 artmış oldu. Normal koşullarda Ekim ayı yılın en yüksek enflasyonunun gerçekleştiği aydır. Gıda ve giyim bu artışın arkasındaki en önemli sektörlerdir. Ekim ayında tarla ürünlerinden seraya geçişin başlaması ve bu geçiş sırasında özellikle yaş meyve ve sebze arzındaki düşüş, fiyatları önemli oranda arttırır. Giyim ve tekstil başta olmak üzere birçok üründe yeni sezon fiyatlarının devreye girmesi Ekim ayı enflasyonunun yüksekliğinin diğer önemli nedenidir.

Yüksek enflasyon yarattığı belirsizlik firmalar için maliyet hesaplamayı ve fiyat belirlemeyi zorlaştırır. Firmaların faaliyetini arttırma ve yatırım kararlarını olumsuz etkiler. Yüksek enflasyon istesek de istemesek de piyasa faizlerini yukarı çekerek faaliyete girişmeyi, üretim ve yatırıma yönelmeyi olumsuz etkiler. Firmaları faaliyet dışı, faiz gibi gelirlere yöneltir.


Bu çerçeveden bakarsak, üreten, yatırım yapan, faaliyete yönelen bir ekonomi olmak için enflasyonu ve buna bağlı olarak faizleri düşürebilmemiz gerekiyor. Enflasyonu düşürmekten vurgulamak istediğimiz sadece tek haneli enflasyon değildir. Önce yüzde 5, sonra yüzde 2’yi hedefleyerek enflasyonun birinci ligine gelmektir. Yüzde 2 enflasyona gelmeyi kalıcı başarabilirsek, mevduat faizleri yıllık yüzde 2-2,5, kredi faizleri 3 -4 arasına gerileyecektir. Böyle bir ekonomide yüzde 5-10 çok iyi bir kârlılık anlamına gelir ve firmaları faaliyet dışından faaliyete yöneltir.


Düşük enflasyonun ekonomiye katkısını futboldan bir örnekle açıklayabiliriz. Bir futbol takımının başarısı için saha, zemin kalitesi çok önemlidir. Kesinlikle gereklidir ama yeterli değildir. Bunun üzerine takımın iyi bir sisteme, altyapıya sahip olması gerekir. Tüm bunların üzerine başarı için sabır da gerekir. Bunu ekonomiye uyarlarsak, iyi bir ekonominin sahası, zemini yüzde 2 civarı enflasyondur. Kesinlikle gerekli ama yeterli değildir. Bunun üzerine ülkenin altyapısıyla, kurumlarıyla, hukuk, eğitim, inovasyon yapısıyla uluslararası düzeyde bir sisteme sahip olması başarının yolunu açar. Bunun sürdürülebilirliği de sabırla gelir.

Arzu ettiğimiz üreten, yatım yapan bir ekonomiye bu şekilde sahip olabiliriz. Tüm bunlar için ekonomimizin bulunması gereken zemin kalıcı düşük enflasyondur. Enflasyonu kalıcı olarak düşürebilmemiz için bu konuya öncelik vermemiz ve enflasyonu ortaya çıkaran nedenlerle kararlı bir mücadele gerekiyor.


Döviz kurlarındaki artışı durdurmak ve istikrar sağlamak en önemli hedeflerden birisi olmalıdır. Kurdaki istikrar dövize talep yaratan unsurları azaltarak ve mümkünse döviz arzını arttırarak başarılabilir. Bu durum ödemeler dengesinde daha az cari açık vermek ve mümkünse fazla vermekle ve kalıcı uzun vadeli sermaye girişini sağlamakla mümkün olabilir. Gelecek yazılarda tartışmaya çalışacağımız bu konu uzun vadeli ve planlı bir süreç gerektirir. Kısa vadede ise Türk Lirasını cazip kılmak, yerleşiklerin döviz tevdiat hesaplarını azaltmasına ve kısa vadede sermaye girişlerine imkân tanıyarak kurdaki istikrara katkıda bulunabilir. Bu amaca ulaşmak, merkez bankasının para politikasını proaktif bir şekilde kullanması ve doğrudan piyasa faizlerinin üzerine çıkması ile mümkün olabilir. Geçmiş örneklerin de gösterdiği gibi bu durumda faizler ve enflasyon düşüşe geçerek büyümenin yolunu tekrar açacaktır. Burada kritik nokta, merkez bankası kısa vadede TL’nin cazibesini artırırken orta ve uzun vadede döviz arz talep dengesini arz lehine çevirecek ödemeler dengesi cari işlemler hesabında yapısal değişimi planlı ve kararlı bir şekilde gerçekleştirmeye çalışmaktır.


Erhan Aslanoğlu

https://www.dunya.com/kose-yazisi/surdurulebilir-buyume-kalici-dusuk-enflasyon-ile-basarilabilir/487618


SPK Başkanı Taşkesenlioğlu: Borsa, bir oyun değildir

 Dijital mecraları aktif bir şekilde kullanarak yatırımcılara tuzaklar kuran piyasa dolandırıcıları ile tarihte görülmemiş şekilde proaktif bir yaklaşım sergileyerek mücadele eden SPK, yatırımcılara da görevler düştüğü konusunda uyarıda bulunuyor.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu, yatırımcıların borsaya artan ilgisini kendi çıkarları için kullanmaya çalışan manipülatörlerle çok ciddi şekilde mücadele ettiklerini belirterek, vatandaşların da bu tuzaklara düşmemek için uyarılara kulak vermesi gerektiğini söyledi.


Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre, üst üste 15 aydır artan yerli yatırımcı sayısı, 1 milyon 900 bine yaklaşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.


Borsa İstanbul tarihinde yatırımcı sayısı açısından en uzun soluklu yükselişin gerçekleştiği bu dönemde, aylık bazda ortalama 48 bin yatırımcı pay piyasaları ile tanıştı.


Düşük faiz ortamı nedeniyle getiri arayışı, yeni halka arzlar, dijitalleşen dünyada hesap açma ve işlem yapma kolaylığının yanı sıra pandemi döneminde artan tasarrufların etkisiyle Borsa'ya adeta akın eden yatırımcılar için en büyük tehlike, bu sefer sosyal medyayı da aktif şekilde kullanan piyasa dolandırıcıları olarak görülüyor.


Özellikle dijital mecraları aktif bir şekilde kullanarak ve çoğunlukla kapalı hesaplar üzerinden yatırımcılara tuzaklar kuran piyasa dolandırıcıları ile tarihte görülmemiş şekilde proaktif bir yaklaşım sergileyerek mücadele eden SPK, bu konuda yatırımcılara da görevler düştüğü konusunda birbiri ardına uyarılarda bulunuyor.


SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sermaye Piyasası Kurulu'nca manipülatif işlemlere karşı ciddi tedbirler alındığını, tespit edilen işlemler ve bu işlemleri yapan yatırımcılar hakkında yaptırımların hızlı bir şekilde uygulandığını belirtti.


Son dönemde Borsa İstanbul'a artan ilgiyle birlikte piyasa dolandırıcılarının da bu durumdan faydalanmak istediğini ifade eden Taşkesenlioğlu, SPK olarak buna geçit vermeyeceklerinin söyledi.

"42 kişi hakkında işlem yasağı uygulandı"


Ali Fuat Taşkesenlioğlu, Kurul'un, denetim faaliyetleri çerçevesinde, piyasa dolandırıcılığı (manipülasyon) ve bilgi suistimali (içeriden öğrenenlerin ticareti) suçu kapsamında, 2020 yılı içerisinde 104 gerçek ya da tüzel kişi hakkında toplam 80 milyon 599 bin 990,68 TL tutarında idari para cezası tesis ettiğini belirterek, "Sosyal medya paylaşımları ve bu paylaşımlardan sonra gerçekleştirilen işlemlerin incelenmesi neticesinde de toplam 8 milyon 921 bin 384,79 TL tutarında idari para cezası uygulandı." dedi.


Ayrıca gözetim faaliyetleri kapsamında, sosyal medya mecralarında gerçekleştirilen paylaşımlar nedeniyle 42 kişi hakkında işlem yasağı uygulandığını bildiren Taşkesenlioğlu, "Bir süredir herhangi bir sermaye piyasası faaliyeti izni olmayan, hatta ekonomi ve finans konularında herhangi bir bilgisi ve tecrübesi dahi bulunmayan kişi veya kişilerin, kendi menfaatlerine olacak şekilde sosyal medya ve diğer iletişim platformları aracılığıyla yatırımcıları yönlendirerek mağdur etmeye yönelik eylemleri sıkı bir şekilde mercek altına alınmıştır." ifadesini kullandı.


Taşkesenlioğlu, sosyal medya mecraları veya iletişim sistemleri üzerinde oluşturulan kapalı grupları kurarak yatırımcıları yönlendiren şahısların; bu gruptaki katılımcılar ile birlikte manipülasyon suçu işlemelerinin dışında, grupta "al" yönünde verdiği tavsiye ile eş anlı olarak kendilerinin veya ilişkili olduğu kişilerin sahip olduğu payları sattıklarını da bildirdi.


Bu tip gruplara katılanların hem kazanç vaadiyle manipülasyon suçuna ortak olduğuna hem de yeri geldiği zaman gruba alım tavsiyesi verilen payda satış yapılması sonucu zarara uğrayarak mağduriyet yaşadıklarına dikkati çeken Taşkesenlioğlu, daha önce Kurul tarafından piyasa dolandırıcılığı, güveni kötüye kullanma suçu dahil pek çok fiilden dolayı suç duyurusunda bulunulduğunu ve işlem yasağı getirilmiş kişilerin de bu gruplarda yer aldığını söyledi.

"Borsa, bir oyun değildir"


SPK Başkanı Taşkesenlioğlu, Kurul'ca yetkilendirilmiş yatırım danışmanlığı ve benzeri sermaye piyasası faaliyeti izni olmayan kişi veya kişilere itibar edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, manipülasyon yaparak suç işleyen kişilerin SPK'ya şikayet edilmesi ve kapalı gruplardaki yönlendirmelere göre hep birlikte hareket edip bilmeden bu suça ortak olunmaması gerektiği konusunda uyarılarında bulundu.


Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan duyurular ile yatırımcıları bilgilendirmeye devam ettiklerini bildiren Taşkesenlioğlu, aynı zamanda sosyal medya hesapları ve üyelik bazlı grupların da denetlendiğini anlattı.


Taşkesenlioğlu, Borsa yatırımının riskli bir alan olduğunu belirterek, bu durumun göz ardı edilmemesi gerektiğine ve yatırım kararı alırken SPK tarafından yetkilendirilmiş aracı kurumlardan uzman görüşleri alınmasının önemine işaret etti.


SPK olarak manipülatörlerle ilgili gerekli adımların atıldığını ifade eden Taşkesenlioğlu, şunları kaydetti:


"Yatırımcıların, mağdur olmamaları için kısa sürede yüksek kazanç vaatlerine kapılarak söylenti ve tüyo ile yatırım kararları vermemeleri gerekiyor. Yatırım kararı alırken rasyonel gerekçelerle hareket edilmeli ve ilgili şirketlerin KAP açıklamaları ile bilançoları da mutlaka incelenmelidir. Borsa, bir oyun değildir. Orta ve uzun vadeli düşünülmesi gereken bir yatırım yeridir."


4 Kasım 2020 Çarşamba

Borsaya her ay ortalama 47 bin yeni yatırımcı geliyor

 Yerli yatırımcının Borsa İstanbul'a ilgisi hız kesmeden devam ederken, ekimde 121 bin 814 artan yerli yatırımcı sayısı, aylık bazda Borsa İstanbul tarihindeki en yüksek artışa işaret etti.

Yerli yatırımcıların sermaye piyasalarına ilgisi her geçen gün artıyor. Borsa İstanbul'daki hisse senedi piyasasında işlem yapan yerli yatırımcı sayısı ve yerli yatırımcıların portföy değerleri geçen ay yeni rekorları beraberinde getirdi.


Özellikle son dönemdeki halka arzlar yeni yatırımcıları Borsa İstanbul'a çeken önemli unsurlardan biri olarak öne çıkarken, ekimde halka arz edilen Kontrolmatik Teknoloji'ye 26 kat, eylülde halka arz edilen Esenboğa Elektrik'e 6,5 kat talep geldi. Ağustosta halka arzı yapılan Fade Gıda'ya 12, Dinamik Isı Makine Yalıtım'a da 27 kat talep gelmişti.


Analistler, son dönemdeki getiri arayışı, gelişen teknolojiyle birlikte aracı kurum ve bankaların mobil uygulamalarından kolayca işlem yapılmasının da yatırımcıları pay piyasasına çeken önemli faktörlerden olduğunu vurguladı.

Yerli yatırımcı sayısı üst üste 15 ay artarak rekor kırdı


Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun (MKK) ekim verilerine göre, geçen ay 121 bin 814 artarak aylık bazda rekor artış sağlayan yerli gerçek yatırımcı sayısı, 1 milyon 874 bin 395'e ulaşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.


Yılbaşından bu yana Borsa İstanbul'daki yerli yatırımcı sayısı 677 bin 506 yükselirken, bu durum yüzde 57'lik artışa işaret etti.


Ekimdeki artışla birlikte Borsa İstanbul'daki yerli yatırımcı sayısı üst üste 15 ay artarken, bu performansla Borsa İstanbul tarihindeki en uzun soluklu yükseliş gerçekleştirildi.


Aylık bazda ortalama 47 bin 700 yatırımcı Borsa ile tanıştı


Söz konusu dönemde aylık bazda ortalama 47 bin 700 yatırımcı Borsa İstanbul ile tanıştı. 14 aylık yükselişin yaşandığı bir önceki rekor döneminde yerli yatırımcı sayısındaki ortalama artış 10 bin 600 düzeyinde bulunuyordu.


Ekimde yerli yatırımcının portföy değeri yaklaşık 940 milyon lira artarken, 168,8 milyar liraya ulaşan yerli yatırımcı portföy değeri de son 7 aydır rekor tazelemiş oldu.


Borsa İstanbul'da yatırım yapan yabancı kurumsal yatırımcı sayısı son dönemde düşüş eğilimi gösterdi. Yabancı kurumsal yatırımcı sayısı, ekimde 11 azalarak 1.261'e geriledi. Yabancı kurumsal yatımcının portföy değeri ise yaklaşık 6,4 milyar liralık artışla 195,1 milyar liraya çıktı.


Yabancı gerçek yatırımcı sayısı ise son 11 aydır artıyor. Söz konusu dönemde aylık ortalama 205 kişi, yatırımlarını değerlendirmek için Borsa İstanbul'u tercih etti.


En çok küçük yatırımcının portföyü arttı


MKK verilerine göre, ekimde Borsa İstanbul'da yatırım yapanların toplam portföy değeri yüzde 1,4 azalışla 599 milyar 659 milyon liraya düşerken, aynı dönemde yatırımcı sayısı 122 bin 89 artarak 1 milyon 883 bin 627'ye ulaştı.


Yerli yatırımcıların portföy değeri ekimde yüzde 3,5 düşüşle 304 milyar 398 milyon liraya geriledi. Bu dönemde yatırımcı sayısı da 1 milyon 872 bin 72 oldu. Yatırımcı sayısı, 166 artışla 11 bin 555'e çıkan yabancı yatırımcının portföy değeri ise yüzde 0,9 yükselişle 295 milyar 261 milyon liraya yükseldi.


MKK verileri portföy dilimi bazında incelendiğinde, yerli yatırımcılar arasında ekimde portföy değeri en çok artan grup yüzde 17 ile 1 ila 10 bin lira arasında portföye sahip bulunanlar oldu. Söz konusu grubun portföy değeri, ekimde 1 milyar 650 milyon liradan 1 milyar 931 milyon liraya çıkarken, bu gruptaki yatırımcı sayısı da yüzde 9,3 artışla 1 milyon 61 bine yükseldi.


Ekimde 1 milyon ve üzeri portföye sahip olanların portföy değeri yüzde 5 azalışla 224,2 milyar liraya, yatırımcı sayısı da yüzde 0,5 düşüşle 19 bin 968'e geriledi.


Yabancı yatırımcıların 295 milyar 261 milyon liralık portföyünün 294 milyar 737 milyon liralık kısmını 1 milyon lira ve üzeri portföy grubu oluşturdu. Bu gruptaki yatırımcı sayısı ekimde 45 azalarak 2 bin 221'e geriledi.