23 Aralık 2020 Çarşamba

Ateş: Bazı sektörler 2023'e kadar toparlanamayabilir

 DenizBank Genel Müdürü Ateş, "Küresel salgın krizi sonrası toparlanma sürecinde sektörler arası ayrışma da çok belirgin olacak. En çok etkilenen hizmet sektörlerinde toparlanma 2023'ü bulabilir" dedi.

DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, "Bankacılık Söyleşileri" kapsamında, DenizBank ve sektörün Kovid-19 dönemindeki çalışmaları hakkında bilgi verirken, geleceğe ilişkin öngörülerini de paylaştı. 

2020 yılı için büyüme beklentilerinin yukarı yönlü olduğunu ancak salgınla beraber ülkelerde; üretimin durması, tüketim ve güvende düşüş ve artan belirsizlikler sebebiyle büyük bir ekonomik kriz yaşandığını ifade eden Ateş, yaşam ve çalışma şekillerinin etkilendiğini söyledi.

Ateş, salgının yol açtığı sağlık krizinin küresel bazda ekonomi, istihdam ve enflasyon göstergeleri üzerinde ağır baskı yaratmaya devam ettiğini aktardı.

Para politikası tarafında, 2008-2009 finansal krizinden alınan dersler sayesinde merkez bankalarının çok hızlı davrandığına dikkati çeken Ateş, ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) gibi önemli kurumlar ve onları takiben gelişmiş ve gelişmekte olan piyasalardaki merkez bankalarının, faizi aşağı çekerek ve parasal genişleme ile daralan ekonomik aktiviteye tepki gösterdiğini kaydetti.

Ateş, maliye politikası tarafında ise kredi garantileri, kredi ertelemeleri, vergi ertelemeleri, işveren maliyetlerine yönelik düzenlemeler, çalışanlara ve düşük gelirli vatandaşlara sağlanan sosyal transferlerin öne çıktığını söyledi.

Bunun da ülkelerin bütçe kaynaklarını zorladığını ifade eden Ateş, sonuç olarak dünya milli gelirinin yüzde 14'üne, 12 trilyon dolara ulaşan bir mali destek harcaması yapıldığını ve küresel negatif getirili tahvil stokunun 17 trilyon dolara ulaştığını kaydetti.

Ateş, devamla şu değerlendirmelerde bulundu:

Global olarak senkronize gerilemenin ve 2020'nin 3. çeyreğindeki hızlı toparlanmanın ardından zorlu dönem 2021'de başlıyor. Gelişmiş ülkelerin tasarrufları, borçlanma olanakları, üretim gücü ve eğitimli nüfus olanakları varken, gelişmekte olan ülkelerde farklı sorunlar mevcut. Mali kaynakları zayıf, emtia (petrol), turizm geliri gibi bağımlılıkları var, dünya genelinde düşük faiz sayesinde yüksek borç yükü altındalar. Dolayısıyla 2021 yılında gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerin arasının açıldığını göreceğiz. Küresel salgın krizi sonrası toparlanma sürecinde sektörler arası ayrışma da çok belirgin olacak. En çok etkilenen yeme-içme, konaklama, ulaştırma, eğlence gibi hizmet sektörlerinde toparlanma 2023'ü bulabilir. Diğer taraftan, aşının yakın zamanda geleceğine ilişkin umut verici gelişmeler olmakla birlikte dünya genelinde aşılama yapılabilmesi için ucuz, üretim kapasitesi yüksek ve lojistik imkanları geniş aşılara ihtiyaç var. Bu durum da salgının yarattığı etkilerin en azından aşıya ulaşabilen ülkeler açısından 2021 yılının ikinci yarısına kadar devam edeceği ve merkez bankalarının kısa vadede politika değişikliğine gitmeyeceğine de işaret ediyor.
"YAPISAL REFORM PROGRAMLARININ UYGULAMAYA KONMASI KRİTİK ÖNEME SAHİP"

Hakan Ateş, 2020 yılında küresel ekonomiyi etkisi altına alan küresel salgının yarattığı endişe ve belirsizlik ortamının maalesef büyüme beklentilerini negatif yönde etkilediğini söyledi.

Bu yılın başında küresel ekonomide yüzde 3'lük büyüme beklendiğini hatırlatan Ateş, "Tersine, yılın yüzde 4 küçülmeyle tamamlanması muhtemel görünüyor. Ülkeler, ekonomik sıkıntılarını aşmak için bu süreçte güçlü mali önlem paketleri uygulamak durumunda kaldı. Gelişmiş ülkelerde ortalama GSYH'nin yüzde 20'si, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 6'sı kadar harcama yapıldı. Ülkemizde de bu oran yüzde 12-14 aralığında. Ağırlıklı olarak da kredi mekanizmaları ile hem şirketleri hem hanehalkını desteklemeye çalıştık. Beklentilerin aksine alınan önlemlerin etkisi ile 2020'nin pozitif büyüme ile tamamlanmasını öngörüyoruz." ifadelerini kullandı.

2021 yılına bakıldığında, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'ndan (TCMB) gelen açıklamalara istinaden enflasyonla mücadelenin öncelikli hedef olacağını aktaran Ateş, "Bu sebeple yılın ilk yarısında yüksek faiz ortamının devam etmesini ve yavaş bir büyüme bekliyoruz. Yılın ikinci yarısından itibaren ise finansman koşullarındaki rahatlamaya paralel ekonomik aktivitenin toparlanmasını, 2021 yılı genelinde büyümenin yüzde 3-4 aralığında tamamlanmasını bekliyoruz. Sıkı para politikası ve enflasyonla mücadele programının enflasyon üzerindeki aşağı yönlü etkisini, maliyet yönlü baskıların da hafiflemesiyle yılın ikinci çeyreğinden itibaren göreceğimize inanıyorum." şeklinde konuştu.

Ateş, 2020 yılında özellikle altın ithalatı ve turizm gelirlerindeki kayıp sebebiyle cari açığın arttığını bildirdi.

2021 yılında özellikle para politikasındaki sıkılaşma ile ithalatın gerilemesini, mevcut seviyedeki kurun ihracata olumlu yansımasını ve turizm gelirlerinin artmasını beklediklerini aktaran Ateş, tüm bunlar sayesinde cari açığın GSYH'nin yüzde 2'sine kadar gerileyeceğini söyledi.

Ateş, krizlere karşı dayanıklı Türk ekonomisinin, 2021 yılının ikinci yarısına kadar belirgin şekilde hissedilecek olan bu salgın sürecini, sıkı para politikasını tamamlayıcı maliye politikasının yanı sıra dinamik özel sektör ve güçlü bankacılık sektörünün desteğiyle en az hasarla atlatacağına inandığını ifade etti.

Orta-uzun vadede bakıldığında, Türkiye'nin, 1980'lerden beri içinde bulunduğu orta gelir grubundan çıkması için reformlara ağırlık vermesi gerektiğinin altını çizen Ateş, "Önümüzdeki dönemde hızla eğitim, hukuk, vergi sistemi ve istihdam piyasasında yapısal reform programlarının uygulamaya konması kritik öneme sahip." dedi.

"BANKALAR, PROBLEMİN KAYNAĞI DEĞİL, ÇÖZÜMÜN PARÇASI ROLÜNDE"

DenizBank Genel Müdürü Ateş, 2008-2009 krizinin aksine bu dönem mevcutta yaşanan finansal sistemde değil, kamu sağlığı kaynaklı bir kriz olduğunu vurguladı.

Bankaların, ülkelerin maliye politikalarının uygulanmasına özellikle kredi genişlemesi ile aracılık ederek problemin kaynağı değil, aksine çözümün parçası rolünde olduğunu belirten Ateş, "Yılbaşından bu yana TL kredi artışı yüzde 40'ı geçti. Dolayısıyla takipteki kredi oranı artışının 2021 yılında mevcut duruma göre daha yukarıda olacağını öngörüyoruz. Diğer taraftan bankalarımız yüzde 19 sermaye yeterlilik oranları ve ihtiyatlı olmak adına önden yüklemeli karşılıklar ile süreci yönetebilecek durumdalar" dedi.

Ateş, gelirler tarafında, geçen dönemde faizlerdeki gerilemeye paralel net faiz marjında iyileşme sağlandığını ancak tekrar faizlerin yükselme eğiliminin marjları aşağıya çektiğini söyledi.

Faiz dışı gelirler tarafında ise hizmet gelirlerine ilişkin düzenlemenin gelir azaltıcı etkisi olduğunu ifade eden Ateş, "Sonuç olarak, artan karşılıklar ve azalan gelirlerle mücadele, 2021 yılında bankalarımızın önceliği olacak. Artan faiz oranları sebebiyle 2020 yılının sonuna paralel olarak 2021 yılında kredi genişlemesinin yavaşlamasını bekliyoruz. Sektörde TL kredi büyümesinin yüzde 13-15 civarında olmasını, buna mukabil yabancı para kredilerin mevcut 165 milyar dolar seviyesinde kalmasını, TL mevduatların ise faize paralele artmasını öngörüyoruz." diye konuştu.

Ateş, 2021 yılında DenizBank olarak ana stratejilerinden ödün vermeden yola devam edeceklerini söyledi.

Müşterilere sundukları ana avantajın; Türkiye'nin 81 iline yaygın şube ağı, yurt dışındaki bankalar da dahil tüm iştirakler ve destek birimleri arasındaki kuvvetli sinerji, iletişim ve geniş ürün yelpazesi sayesinde sürdürdükleri finansal süpermarket anlayışı olduğunu belirten Ateş, DenizBank'ın hedeflediği müşteri segmentleri için ulaşılabilir şube ve ATM ağının oluşturulması, müşterilerin şube deneyiminin tasarlanması ve kendilerine uygun tekliflerin oluşturulması için büyük veri ve veri analitiğinden faydalanılmasının, 2021'de de stratejilerinin bir parçası olacağını kaydetti.

Ateş, kuruluşundan bu yana destekledikleri niş sektörler turizm, eğitim, sağlık, enerji, altyapı, tarım ve denizcilik sektörlerini desteklemeye, perakende tarafta KOBİ bankacılığı, bireysel bankacılık ve özel bankalar arasında yüzde 45 ile lider oldukları tarım bankacılığı alanında pazar payını korumaya devam edeceklerini bildirdi.

"2021 VE SONRASI İÇİN ODAĞIMIZ DİJİTAL VE ÖNCELİĞİMİZ MOBİL ODAKLI HİZMETLER OLACAK"

Hakan Ateş, 2020'nin genel anlamda olduğu gibi bankalar için de zor bir yıl olduğunu ancak her kriz döneminde olduğu üzere burada da farklı fırsatların karşılarına çıktığını belirterek, "Yıllar içinde gerçekleşmesini beklediğimiz dijital dönüşümü, küresel salgının etkisiyle birkaç ayda tecrübe ettik. 2020 yılının, dijitalde zorunluluğun yılı olarak tarihe geçeceği düşüncesiyle, biz de önceliğimizi, müşterilerimize en hızlı ve çevik şekilde hizmet vermeye devam edebilmek olarak belirledik ve bu yönde yatırımlar yaptık." dedi.

Yapay zeka, veri bilimi ve blockchain gibi teknolojilerin artık bankalar ve hatta tüm endüstriler tarafından kullanıldığına işaret eden Ateş, DenizBank olarak bu alanlara yatırım yapma konusunda lider bankalardan biri olduklarını söyledi.

Ateş, 2021 ve sonrası için odaklarının dijital ve önceliklerinin mobil odaklı hizmetler olacağını vurguladı.

​​​​​​​2021 yılını şekillendirecek gelişmeler içerisinde bankalar için kritik iki karar olduğunu aktaran Ateş, şunları kaydetti:

"Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) dijital müşteri kimlik tespiti konusunda yaptığı değişiklik sayesinde artık herkes şubeye gitme ihtiyacı duymadan banka müşterisi olabilecek. Bu, bankalar ve fintekler arası rekabet şartlarını eşitlemenin yanında potansiyel müşterilerimizin de sağlık endişesi duymadan bünyemize katılması adına kolaylaştırıcı bir adım oldu. TCMB'nin Fonların Anlık ve Sürekli Transferi (FAST) sistemi sayesinde artık e-para kuruluşları gibi bankalar da 7/24 EFT yapabilecek. Bu noktada TCMB ve BDDK'nın Türkiye açık bankacılık ekosistemi için aldığı kararların da sektörü değiştireceği görüşündeyim. Merkez Bankası'nın Bankalararası Kart Merkezi'ni (BKM) bünyesine katarak API teknolojisinin kullanımına bir standart getirmesi ve BDDK'nın yayımladığı yönetmelik ile açık bankacılığın sınırlarını net şekilde çizmesi, bankaların bu alanda fintekler ve diğer tüm teknoloji şirketleriyle iş birliği yapmasının önünü açıyor. DenizBank olarak 380'den fazla API noktamız ile geleceğe hazırız."

"KOBİ VE TARIM BANKACILIĞINDA ŞU ANA KADAR AKTARDIĞIMIZ KAYNAK 50 MİLYAR TL'YE ULAŞTI"

Hakan Ateş, DenizBank olarak mevsimsel iş yapan ve salgından etkilenen tüm sektörlerin kredilerini yapılandırmaya gayret ettiklerini, 2020 yılı nisan-ağustos aralığındaki 5 aylık dönemde toplam turizm kredilerinin yüzde 42'sinin yapılandırmasını/modifikasyonunu sonuçlandırdıklarını bildirdi.

KOBİ ve tarım bankacılığında şu ana kadar aktardıkları kaynağın 50 milyar TL'ye ulaştığını aktaran Ateş, bu bağlamda tek banka olarak katıldıkları Nefes Projesi ve Çek Ödeme-OPEX Programı kapsamında Kredi Garanti Fonu (KGF) desteğiyle toplam 55 bin KOBİ'ye 6 milyar TL kredi imkanı sağladıklarını kaydetti.

Ateş, salgın sürecinde sadece yeni kredi vererek değil, mevcut kredileri öteleyerek de dükkanlarını açamayan, gelir yaratmakta güçlük çeken KOBİ'lerin ve çiftçilerin yanında olduklarını söyledi.

Bu şekilde yaklaşık 4 milyar TL tutarındaki krediyi de ertelediklerini belirten Ateş, "Üreticinin tarımsal faaliyetini sürdürmesi için 6 aya kadar faizsiz dönem ile finanse ettiğimiz Üretici Kart tarafında yüzde 25 ciro artışı ile de desteğimizi sürdürüyoruz." dedi.

Türkiye'de toplumun tüm kesimlerine ulaşan bir hizmet ağına sahip bir kurum olarak salgın süresince hem çalışanlarının hem de müşterilerinin sağlığını ön planda tutarak kesintisiz hizmet vermeye devam ettiklerini aktaran Ateş, evden/uzaktan çalışma ve sağlık tedbirleri gereğince dijital bankacılık kanalına DenizBank ailesi olarak tam entegre ve yeni normaldeki bankacılık dinamiklerine, değişen geleceğe hazırız olduklarını sözlerine ekledi.

Gübretaş maden sahasında 3,5 milyon onsluk altın varlığı

 Tarım Kredi iştiraki Gübretaş'a ait maden sahasında 3,5 milyon onsluk altın varlığı tespit edildi. Gübretaş YKB Poyraz, " 6 milyar dolar civarında bir değerden bahsediyoruz" dedi.

Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü ve Gübretaş Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Poyraz, Gübretaş'a ait Söğüt altın sahasında 3,5 milyon onsluk altın kaynağının tespit edildiğini belirterek, "Bugünkü fiyatlar üzerinden ortaya koymaya kalktığımızda, yaklaşık 6 milyar dolar civarında bir değerden bahsediyoruz." dedi.

Poyraz, Tarım Kredi iştiraki Gübretaş'ın Bilecik'in Söğüt ilçesinde yer alan altın madeni sahasında gelinen son duruma ilişkin değerlendirmede bulundu.

Söz konusu sahanın 2008'de işletilmek üzere Koza Altın şirketine verildiğini ancak şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi üzerine Gübretaş tarafından sözleşmenin iptali için dava açıldığını anlatan Poyraz, söz konusu davaların 2019'un Aralık ayında temyiz aşamaları dahil sonuçlandığını ve oradaki sahanın her türlü hakkıyla Gübretaş’a teslimine karar verildiğini söyledi.

Poyraz, bu süreçte FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimi sürecinin yaşandığını ve Koza şirketinin TMSF'ye geçtiğini anımsatarak, şöyle konuştu:

"Biz mahkeme aşamaları tamamlanır tamamlanmaz TMSF ve Koza ile diyaloğa geçip, maden sahasıyla ilgili tüm devir sürecini tamamladık. Maden sahasıyla ilgili geçmişten bugüne altın varlığının değerinin tespitine yönelik sondaj çalışmaları vardı. Mahkemeler devam ederken sondaj çalışmaları kısmen devam etti. Sondajlarla ilgili teknik dokümanlar ve verileri de Koza'dan bedel karşılığı devraldık. Uluslararası akredite bir firmayla devraldığımız bilgilere ilişkin rapor güncelleme çalışmalarına başladık. Kasım ayı sonu itibarıyla da bu rapor kurumumuza teslim edildi."

Bundan sonraki sürecin nasıl yönetileceğine ilişkin çalışma da yaptıklarını ifade eden Poyraz, bu süreçte Gübretaş'a ait Gübretaş Maden AŞ şirketini kurduklarını bildirdi.

Poyraz, maden sahasındaki varlığın, Türk ekonomisi ve Gübretaş açısından ciddi bir değeri ortaya koyduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:

"Borsaya bildirdiğimiz raporda da sahada yaklaşık 3,5 milyon ons kaynak olduğu ortaya konuldu. Bunun da 1 milyon 920 bin onsunun kesinleşmiş, şu anda çıkarılmaya hazır altın rezervi olduğu ortaya konuyor. Ayrıca 1,6 milyon onsun da kaynak olarak yüzde 83 oranında rezerve dönüşeceğinin tespiti yapılıyor. Bu miktarı da hesaba katınca Söğüt altın madeni sahasında yaklaşık 3,2 milyon ons civarında altın varlığından bahsedebiliriz. Bugünkü fiyatlar üzerinden bunu da değer olarak ortaya koymaya kalktığımızda yaklaşık 6 milyar dolar civarında bir değerden bahsediyoruz."

Bu madenin, dünyada da sayılı madenler arasında yer aldığını vurgulayan Poyraz, "Belki Türkiye'de ilk, dünyada da ilk 5'e girecek yoğunlukta altın değerine sahip. Dünya ortalamalarının yüzde 2-3 civarında olduğu düşünüldüğünde, buradaki ortalama 1 ton toprak yığını içindeki altın varlığı ortalama oranı yüzde 8,6. Bu oran maden sahasının bazı yerlerinde yüzde 12'lere, 14'lere çıkıyor. Sondajlar bunu ortaya koyuyor. Bu da işletme maliyetinin ne kadar düşük olduğu anlamına geliyor." ifadelerini kullandı.

Bugün için yaklaşık 6 milyar dolarlık varlığın Türkiye ekonomisine katkısının bunun çok üzerinde olacağı muhakkak. Biz bunu milli, ülkemizin bir meselesi olarak görüyoruz.
"Kendi imkanlarımız ve ekiplerimizle çıkaracağız"

Genel Müdür Poyraz, Türk ekonomisine bu madeni kazandırmak için ciddi hazırlıklar yürüttüklerini belirterek, "İşletmesini farklı bir firmaya verebilirdik ya da başka bir firmayla ortak olabilirdik ancak Gübretaş Maden AŞ şirketini yapılandırarak Gübretaş'ın gücü, Tarım Kredi'nin desteğiyle bu madeni kendi imkanlarımız, kendi ekiplerimiz, kendi yatırımlarımızla çıkarıp Gübretaş, Tarım Kredi ve Türk tarımına kazandırma kararını verdik. En son verdiğimiz nihai karar, biz bunu milli, yerli kaynaklarla Tarım Kredi ve Gübretaş iş birliğiyle Maden AŞ'yi doğrudan doğruya bu işi yapacak şekilde teşkilatlandırarak, teknik anlamda donatarak, finansman anlamında destekleyerek kendimiz yapacağız. Buradan elde ettiğimiz değeri de Gübretaş'a kazandırıp, şirketin tesislerinde, yenileme yatırımları ve yeni yatırımlarla Türk tarımına ve ekonomisine kazandıracağız. Teknik hazırlıklarımız ve finansman çalışmalarımız hızla devam ediyor, 2 yıl içinde buradaki madeni Türk ekonomisine kazandıracağız. 2 yıl içinde ilk altını çıkartıp, Türk ekonomisinde değere dönüştürmeyi hedefliyoruz." dedi.

"Bunu milli bir mesele olarak görüyoruz"

Altının ülke ekonomileri açısından önemine dikkati çeken Poyraz, şunları kaydetti:

"Bugün için yaklaşık 6 milyar dolarlık varlığın Türkiye ekonomisine katkısının bunun çok üzerinde olacağı muhakkak. Biz bunu milli, ülkemizin bir meselesi olarak görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın milli ekonomi hassasiyetini yakinen biliyoruz. Biz bunu milli imkanlarla milli ekonomiye kazandırma noktasında Gübretaş ve Tarım Kredi olarak üzerimize ne düşerse yapacağız. 2 yıllık hedef koyduk kendimize, bu sürede bu değeri ekonomimize kazandırmaya başlayacağız. Hızlı şekilde teknik çalışmalarını ve orayla bağlantılı kalan resmi prosedürleri yerine getirip, yatırım sürecine geçeceğiz. Gübretaş Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Karaman'ın da Maden AŞ’ye Genel Müdür olarak atamasını yaptık."

Madene ilişkin uluslararası akredite kuruluş tarafından hazırlanan raporun da bu yatırıma ilişkin finansman konusunda önemli imkan sağlayacağına işaret eden Poyraz, finansman boyutunda kendileriyle çalışmak isteyen kuruluşların bulunduğunu söyledi.

Poyraz, bu yatırımın Bilecik ve Söğüt'ün ekonomisine ve istihdamına da ciddi katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.


17 Aralık 2020 Perşembe

RCEP'in dünyaya serbest ticaret mesajı

 10 ASEAN üyesinin RCEP imzası, salgın sonrası dönemde küresel ekonominin asıl motoru haline gelmesi beklenen dünyanın en büyük serbest ticaret bölgesinin kurulmasına anlamına geliyor.

Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) anlaşmasının 15 Kasım'da 15 ülke tarafından imzalanması serbest tic güçlendirici bir atılımdı.

10 ASEAN Üyesi, Çin, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda'nın sekiz yıllık görüşmelerden sonra nihayet RCEP'yi imzalaması bölgedeki çok sayıda çok taraflılığı desteklediğini ve korumacılık ile tek taraflılığa karşı geldiğini gösteriyor. 

RCEP, 15 imzacı ülke arasında serbest, gelişmiş ticaret anlaşmaları yapabilecek bir çerçeve olarak görülebilir. RCEP'nin hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeleri kapsaması ticaret gerginlikleri ve gümrük tarifelerinin bazı ekonomilerin politika haline geldiği bir zamanda dünyaya doğru bir iş birliği mesajı gönderiyor.

Ancak, 15 ülkenin dünyanın en serbest büyük ticaret bölgesi kurma ve çok büyük ticaret bölgelerini kurma ve çok büyük ticaret bölgelerini destekleme çabalarını yerine getirmek, bazı kişiler, Çin'in RCEP'yi Amerika Birleşik Resimleri (ABD) ile ABD'nin bölgedeki ülkelerle ticaret yapmak, bu serbest ticaret anlaşması hakkında yanlış bilgiler yayıyor. RCEP görüşmelerini, 10 + 3mekanizması, yani 10 ASEAN üyesine ek olarak Çin, Japonya ve Güney Kore şeklinde, ASEAN başlattı. Çin'in başından kadar kadar RCEP devamındaki görüşmelerin bir parçası olduğu doğru. Ama ne Çin ne de diğer üye ülke RCEP yapmak diğer ülkelere meydan okumak için imzaladı. Yeni ticaret mekanizmasının temeli tam da çok iş birliğidir.Ve RCEP Üyelerinin anlaşmayı imzalayarak, sadece ortak olarak küresel ekonomik toparlanmayı desteklemeye söz vermedi, ayrıca bölge ile bölge ve ötesinin uzun dönemli refahı için çalışma sözü de verdi. RCEP, ortak kalkınmayı güçlendirmeyi, basit serbest ticareti hızlandırmayı, süre içinde kültürel ekonomiyi güçlendirmeyi hedefleyen için, gereği kapsayıcıdır. Ayrıca ASEAN Üyeleri ve diğer beş imzacının RCEP'den önce imzaladıkları ikili ekonomik ve ticari anlaşmaları daha iyi koordine etmeleri de yardımcı olacak.

RCEP çerçevesindeki tercihli mallar ticaret maliyetini azaltacak, sanayi zincirlerinin sorunsuz işlemesini ve düzene girmesini destekleyecek ve pazarları çeşitlendirecek, bu da birçok Asya-Pasifik ülkesinin yeniden güç kazanmasına yardımcı olacak. RCEP'nin imzacısı ve dünyadaki en kapsamlı imalat sektörüne sahip ülke olarak Çin, bölgesel ticaretin istikrar kazanmasında sorumluluğu olduğuna inanıyor. Öte yandan, RCEP'nin istikrarlı bir şekilde gelişmesi imzacı ülkelerin dostça ilişkiler sürdürmelerine ve serbest ticareti desteklemelerine yardımcı olacak.

İronik olarak, RCEP ABD yönetimi üzerine odaklanılmasına da neden oldu, özellikle ABD'yi Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) dâhil, birçok uluslararası örgüt ve çok taraflı anlaşmalardan geri çektiği için. Asya-Pasifik bölgesinde liderliği tekrar kazanmak ve değişik çok taraflı ticaret anlaşmalarının ekonomisi üzerindeki etkilerini bertaraf itmek için TPP görüşmelerini başlatan ABD idi. Ama mevcut ABD yönetimi, Japonya'nın ilk TPP'nin 10 diğer üyesi ile görüşmeleri 2018'de Trans-Pasifik Ortaklığı için Kapsamlı ve Yenilikçi Anlaşmayı (CPTPP) imzalamaya götürmesinden sonra, ABD'yi TPP'den çekme radikal kararını aldı.

CPTPP ve RCEP'nin birkaç imzacısı aynı ülkelerdir. Örneğin Japonya, Avustralya, Malezya, Vietnam ile Singapur ve asıl olarak Japonya'nın olmak üzere, ABD'yi de RCEP'ye alma önerisi de vardı.

Başkan rehber Biden ayrıca küresel demokratik ittifakta ABD liderliğini yeniden sağlamak ve mekanizmaların bazı kilitlerini yeniden yapılandırmak için çok çözümleri araştıracağını söyledi. Bu yüzden ABD'nin RCEP ile iş birliği yaşama ve CPTPP'ye geri dönmesi gerçek göz ardı edilemez.

16 Aralık 2020 Çarşamba

Küçük yatırımcının aklından çıkarmaması gereken 3 hayati kural

 Küresel borsalar yatırımların kolaylaşmasıyla birlikte küçük yatırımcının kolayca girebileceği bir ortama dönüştü. Ancak yatırımcı olmakla başarılı yatırımcı olmak arasında belirleyici 3 önemli kural bulunuyor

Bir aracı hesap açmak ve bir yatırımcı olarak finansal piyasalara katılmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Genel olarak bakıldığında bu borsalar için olumlu bir gelişme.

Tarihsel olarak bakıldığında piyasa yatırıma halihazırda uygun olacak derecede ciddi miktarda parası olan yatırımcılarla sınırlıydı. Ancak Forbes’in haberine göre bugün yatırımcılar Vanguard gibi yatırım yönetimi şirketleri aracılığıyla bin dolar gibi bir giderle düşük maliyetli endeks fonları alabiliyorlar.

Eğer yatırım yapmak için bin dolar yoksa, bunun yerine bir robo-danışman platformu tercih edilebiliyor. Bu platformların çoğunluğu gider kesintisi bile göstermeden bireysel emeklilik hesabı veya komisyonculuk hesabı açılmasına izin veriyor.

Üstelik finansal danışmanlardan profesyonel yatırım tavsiyesi almak şimdi her zamankinden daha kolaydır. XY Planning Network gibi firmalar, ürün veya fon satmayan ve minimum yatırım gerektirmeyen yalnızca ücretli bir mali danışman bulmanıza yardımcı olabilir.

Eski usul danışmanlık firmalarının sizi müşteri olarak düşünmeden önce 1 milyon dolar veya daha fazla değeri olan varlık gösterilmesi şarttı. Şu anki borsalarda görülen yeni durum finansal hizmetlere ulaşılabilirlik açısından büyük bir değişimi oluşturuyor.
Yatırıma giriş için daha az engel olması ve yatırım için birden fazla yöntemin oluşması borsalarda son yıllarda yeni yatırımcılar selinin oluşmasını sağladı. Bu yatırımcıların büyük çoğunluğu kendi yatırımlarını profesyonel bir rehberlik olmadan gerçekleştiriyor.

Ortaya çıkan bu yeni tip yatırımcı figürünün acemice hamleleri borsaya girişteki kolaylığın oluşturduğu en olumsuz etki olabilir. Zira herkesin yatırımcı olabilmesi herkesin iyi yatırımcı olacağı anlamına gelmiyor.

Forbes’in haberinde yatırımcıların dikkat etmesi gereken üç uyarı işaretinin altı çiziliyor:

Küçük yatırımcı kendi yeteneklerinden hiç şüphe etmiyor

Borsaya yeni adım atan yatırımcıların yaptığı en büyük hatalardan birisi portföylerindeki hatalara ilişkin uyarı sinyalleri çıktığında küçük yatırımcıların kendilerine fazla güvenmesi olarak görülüyor.

Borsaya ilişkin tamamen bilgisiz olmanın büyük sorunlara yol açabileceği gerçeğinin yanında yatırım yapmaya yetecek derecede bilgi sahibi olmak da tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Diğer bir deyişle küçük yatırımcı yatırım yapmanın temel değerlerini iyi kavramış olabilir. Ancak yeteneklere ilişkin aşırı özgüven ve şansla tesadüfün oynayacağı rolün göz ardı edilmesi yatırımcının deneyimlerini etkileyebilir.

Bu durum borsalarda spekülatif artışların gerçekleşmesine normalde küçük yatırımcıların karşılaması mümkün olamayacak ya da küçük yatırımcının göremediği için fırsat kaçırmasına neden olacak piyasa ortamının meydana gelmesine neden olabilir.

Genellikle finansal kararlarında başarılı olan insanlar kendi kararlarına yönelttikleri şüphecilikle sağlıklı bir ilişkisi olan kişilerdir. Bu kişilerin kendilerine inanmadıkları ya da şüphe nedeniyle hareket edemeyecek kadar belirsiz hissedecekleri anlamına gelmemeli.
Bu şüphenin asıl anlamı kişinin kendi limitlerinin farkında olmasıdır. Başarılı yatırımcılar hevesle belirli konularda daha fazla bilgiye sahip insan ararlar ve öğrenme sürecinin tadını çıkarırlar. Sorularının cevaplarını bildiklerini varsaymak yerine çok fazla soru sormaya yönelirler.

Eğer küçük yatırımcı kendi varsayımlarını sorgulamakta isteksizse, daha nitelikli kişilere ulaşmaya direniyorsa ya da daha tecrübeli isimlerden ikinci bir bakış açısı almıyorsa bu bir uyarı işaretidir. Yatırım oldukça karmaşık bir olgudur ve daha fazla eğitim alan ve bu alanda daha fazla akıl hocası olan kişiler daha iyi performans gösterirler.

Küçük yatırımcı sürekli öğrenmeye yatkın ve soru sormayı seven bir kişi olmalı. Başarılı yatırımcılar asıl özgüvenin bulundukları pozisyonda güvene sahip olan kişilerden geldiklerini bilirler. Aynı zamanda da her şeyi bilemeyecekleri konusunda da açık görüşlüdürler. Başarılı yatırımcılar kendilerini ve bilgi birikimlerini geliştirmek için kendi inançlarını sorgulamaya isteklidirler.

Küçük yatırımcılar kendi yatırım kurallarını oluşturmalı

Borsaya yeni giren yatırımcıların sürekli yaptığı hatalardan birisi de borsadaki zamanlamayı yakalamaya çalışmaktır.

İnsanlar genellikle seçim gibi önemli bir olay gerçekleşirken söz konusu belirleyici durum bitene kadar yatırımlarını bekletmeye yönelirler. Borsanın şöyle ya da böyle hareket edeceğine emin olan küçük yatırımcı beklemeyi tercih etse de aslına bakılırsa borsanın herhangi bir zamanda tam olarak nasıl hareket edeceğini hiç kimse bilemez.

Örnek vermek gerekirse ABD borsalarında seçim belirsizliği sebebiyle borsaların negatif yönlü hareket edeceğini düşünerek Kasım 2020’de paralarını çeken yatırımcılar bu ay içerisinde gerçekleşen büyük piyasa rallisini kaçırdılar.
Küçük yatırımcıların bir diğer kısmı ise gelecekte neler olabileceğini tahmin ederek piyasadan paralarını çekerler.

Yatırımcıların büyük çoğunluğu korona virüs salgınının oluşturacağı kıyamet beklentileriyle 2020’nin bahar aylarında portföylerini nakde çevirdiler. İlk başta bu yatırımlar başarılı gibi görünse de Mart 2020’de tarih boyunca görülen ayı piyasasından en hızlı çıkışını yaşandı.

Bu yatırım furyasına katılmak o dönemde çok akıllıca görülmese de borsalar bu dönemin takibinde tarihin en hızlı iyileşmesi görüldü ve yaz aylarının sonunda yeniden rekor seviyelere ulaşıldı.

Bazı insanlar bu borsa zamanlamasını doğru tahmin edebildiler. Ancak söz konusu tahminler daha çok hiç kimsenin göremediği piyasa olaylarını görebilme şansıyla ya da sadece şansla açıklanabilir. Borsada gelecek tahminlerine ilişkin kanı bazlı güvenilebilir bir zamanlayıcı ve sürekli kazandırabilecek bir formül yoktur.

Küçük yatırımcı da birkaç kez şanslı olmuş olabilir. Ancak her seferinde şansı yaver gitmeyecektir. Sürekli bir yatırım programıyla kabul edilebilir risk iştahına göre ayarlanan uzun vadeli bir programı takip etmeyen yatırımcılar belli bir dönemin sonrasında kazandıklarından çok daha fazlasını kaybedebilir.
Başarılı olmak isteyen küçük yatırımcı zaman içerisinde bağlı kalacak sistematik bir yönteme ihtiyaç duyar. Bu sistem kural bazlıdır ve duygusal karar vermeye asla alan tanımaz. Bu strateji bir başkasının değil küçük yatırımcının kendi ihtiyaç ve hedefleriyle eş güdümlü hareket etmelidir.

Duygularıyla, öngörüleriyle, içinden gelen sesle ya da sağdan soldan duyduklarıyla hareket eden yatırımcılar uzun vadede kaybedecektir. Başarılı yatırımcılar bir planla hareket etenin gücünü bilirler ve piyasada (ya da hayatta) her şey kötü gitse de sabit kalabilirler.

Küçük yatırımcı gerçekleşen ve gerçekleşmemiş kazanç veya kayıpların farkını ayırt etmeli

2020 herkes için oldukça zorlu bir yıldı. İş yerlerimizde, haberlerde, özel hayatımızda ve piyasalarda dev iniş ve çıkışlar tecrübe ettik.

Borsalar ilkbaharda %30’un üzerinde düştüğünde insanlar yatırım portföylerindeki dev kayıplar nedeniyle endişelendiler. Ancak pozisyonlarından çıkmayan yatırımcılar için bu kayıplar gerçekleşmedi. Yatırımlar değer kaybetmiş olsa da yatırımcılar para kaybetmedi.
Yatırımlarda para kaybetmenin tek yolu alım yapılan fiyattan daha fazla satış yapmaktır. Portföyünde kalan yatırımcılarsa ya yaz aylarında ya da sonbahar aylarında yatırım değerlerinin yeniden yükseldiğini gördüler.

Bu aşırı titiz bir ayrım olarak görünebilir. Ancak “para kaybetme” düşüncesi duygusal karar alınmasına ya da yatırım portföyü için kötü seçimler yapılmasına neden olan en önemli etkenlerdendir.

Aynı durum madalyonun diğer yüzü için de geçerlidir. Eğer küçük yatırımcı portföyüne “para kazanma” şeklinde bakarsa daha fazla para kazandıracak bir yatırı stratejisine sapmak cazip hale gelebilir.

Ancak gerçekleşmemiş kayıplar gibi gerçekleşmemiş kazançlar da aslında herhangi bir bankaya geçene kadar gerçek bir para değildir.

Başarılı yatırımcılar her gün gerçekleşen kazançların ya da kayıpların uzun vadede önemli olmadığını bilirler. Asıl önemli olan uzun vadede inşa etmeye çalışılan varlıklarla ilgilidir. Bu süreç 20 hatta 30 yıl sürebilir.
Başarılı yatırımcılar kaybettikleri parayı takıntı haline getirmezler ve kazandıklarını düşündükleri parayla böbürlenmezler. Bunun yerine yolun sonundaki hedeflerine odaklanırlar. Bu hedefler de biriken varlılarla belirlenin hayat boyu sürekli gelirin sağlanması, varislere aktarılabilecek bir servetin birikmesi gibi asıl hedeflerdir.

Kaynak:
https://www.borsagundem.com/haber/kucuk-yatirimcinin-aklindan-cikarmamasi-gereken-3-hayati-kural/1536830


Yerli gerçek yatırımcı sayısı, son 13 aydır rekor tazeliyor

 Yerli gerçek yatırımcı sayısı, son 13 aydır rekor tazeliyor. Kasım ayında yurt içinde 1.657 kişi daha BİST yatırımcısı oldu. 1 milyon 867 bin 221'e ulaşan yerli yatırımcı sayısı üst üste 16 ayda arttı.

Geçen ay son 11 yılın en iyi kâğıt sergileyen Borsa İstanbul'da yerli Yatırımcı sayısı 1.657 artarak bu alandaki rekorunu üst üste 16 aya çıkarırken, yerli Yatırımcıların portföy değeri 339,8 milyar lira ile tarihi yüksek değer kazandı. 

Sermaye piyasalarına yatırımcıların ilgisi onun geçen gün artmaya devam ediyor. Borsa İstanbul'daki hisse senedi piyasasında işlem yapan yatırımcı sayısı ve yerli yatırımcıların portföyüne geçen ay yeni rekorları beraberinde getirdi.

Analistler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Ekonomide yeni dönem" söylemiyle konuşan dönemin yerlilerle yabancı Yatırımcıların da Borsa İstanbul'a ilgisini artırdığına dikkati çekti. 

Son dönemdeki halka arzlar, yeni Yatırımcıları Borsa İstanbul'a en önemli unsurlardan biri olarak bir çıkarken, analistler, son dönemdeki getiri arayışı, teknolojiyle birlikte aracı kurum ve bankaların mobil uygulamalarından başlayarak işlem yapılmasının da Yatırımcıları ödeme piyasasına ilginçlerden olduğunu vurguladı. 

YERLİ PORTFÖY 16.2 MİLYAR TL ARTTI 

Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) kasım verilerinden derlenen kayıt göre, geçen ay 1.657 artarak 1 milyon 867 bin 221 ulaşan yerli gerçek Yatırımcı sayısı, böylece oğul 13 aydır rekorunu tazelemeye devam etti. 

Borsa İstanbul'da 2020 yerli Yatırımcılara 679 bin 163 kişi daha ekleniyor. Yıl başından bu yana 11 ayda yüzde 57 artış görüldü.

Kasımdaki artışla birlikte Borsa İstanbul'daki yerli yatırımcı sayısı üst üste 16 ay artarken, bu performansla Borsa İstanbul tarihindeki en uzun soluklu yükseliş rekoru da geliştirildi.
Dünya'nın haberine göre, bu dönemde aylık bazda ortalama 44 bin 840 yatırımcı Borsa İstanbul ile tanıştı. 14 aylık yükselişin yaşandığı bir önceki rekor döneminde yerli yatırımcı sayısındaki ortalama artış 10 bin 600 düzeyinde bulunuyordu.

Kasımda yerli yatırımcının portföy değeri yaklaşık 16 milyar 230 milyon lira artarken, 185 milyar liraya ulaşan yerli gerçek yatırımcı portföy değeri de son 8 aydır rekor tazelemiş oldu.

Borsa İstanbul'da geçen ay yatırım yapan yabancı kurumsal yatırımcı sayısında son dönemde gözlemlenen düşüş eğilimi de terse döndü. Yabancı kurumsal yatırımcı sayısı kasımda 8 artarak 1.269'a ulaşırken, bu gruptaki yatırımcıların portföy değeri ise yaklaşık 32,4 milyar liralık artışla 227,4 milyar liraya çıktı.

Yabancı gerçek yatırımcı sayısı ise son 12 aydır artış eğilimini sürdürüyor.

PORTFÖYLER REKOR KIRDI

MKK verilerine göre, kasımda Borsa İstanbul'da yatırım yapanların toplam portföy değeri yüzde 14,5 artışla 686 milyar 801 milyon lirayla tarihi yüksek seviyeye çıkarken, aynı dönemde Borsa İstanbul'daki yatırımcı sayısı 1.666 artarak 1 milyon 885 bin 303'e ulaştı. 

Yerli yatırımcıların portföy değeri kasımda yüzde 11,6 artışla 339 milyar 837 milyon liraya, yabancı yatırımcının portföy değeri de yüzde 17,5 yükselişle 346 milyar 964 milyon liraya ulaşarak rekor kırdı. Bu dönemde yerli yatırımcı sayısı 1 milyon 873 bin 680, yabancı yatırımcı sayısı 58 artışla 11 bin 623 şeklinde gerçekleşti.

MKK verileri portföy dilimi bazında incelendiğinde, yerli yatırımcılar arasında kasımda portföy değeri en çok artan grup yüzde 9,8 ile 1 milyon lira ve üstü portföye sahip bulunanlar oldu. Söz konusu grubun portföy değeri, kasımda 224 milyar 200 milyon liradan 256 milyar 53 milyon liraya çıktı. 

Kasımda 100 bin lira ile 1 milyon lira arasında portföy değerine sahip olanların portföy değeri yüzde 6,3 yükselerek 59 milyar 924 liraya ulaşırken, yatırımcı sayısı da yüzde 5,2 artışla 222 bin 849 oldu.

Yabancı Yatırımcıların 346 milyar 964 milyon liralık portföyünün 346 milyar 410 milyon liralık kısmının 1 milyon lira ve üzeri portföy grubu oluşturdu. Bu gruptaki yatırımcı sayısı kasım da 56 yükselerek 2 bin 277'ye ulaştı.

10 Aralık 2020 Perşembe

Halka arz gelirini dövize yatırdı

 Kısa süre önce halka açılan Kervan Gıda, halktan topladığı paraların önemli bir kısmını döviz alımında kullandı

Kısa süre önce halka açılıp bu arzdan 337.5 milyon lira gelir elde eden Kervan Gıda, elde ettiği gelirin yüzde 78'i ile döviz aldı. 263 milyon lirayı dövize yatıran şirket aldığı dövizin bir kısmı ile döviz borçlarını kapatacağını ifade etti. Habertürk'ten Rahim Ak'ın haberine göre, şirketlerin büyümek ve daha verimli bir şirket haline gelmek için kaynak bulmayı hedeflediği halka arz geliri, bu kez ilginç bir amaç için kullanıldı. 4 Aralık'ta Borsa İstanbul'da halka açılan Kervan Gıda, halka arz geliri ile döviz almayı yeğledi. Türkiye'nin kurdaki yükseliş nedeniyle sorun yaşadığı bir dönemde dövizi yukarı taşıyacak bir adım atan şirket bu durumu KAP'a bildirdi. Şirket açıklamasında alınan döviz ile bankalardaki döviz cinsi borçları kapatacağını geri kalan tutar ile de Avrupa'da şirket satın alacağını duyurdu. Kervan Gıda elde ettiği gelirin yüzde 78'i ile ile döviz aldı. 263 milyon lirayı dövize yatıran şirket aldığı dövizin bir kısmı ile döviz borçlarını kapatacağını ifade etti. Geri kalan döviz ise Avrupa'dan şirket satın almak için kullanılacak.Yatırımcılar özellikle kapasite artırımı veya yeni yatırım yerine halka arz gelirini borç ödemekte kullanan şirketi eleştirmeye başladı.

337.5 MİLYON TL BRÜT GELİR ELDE EDİLMİŞTİ

Kervan Gıda yaptığı açıklamada şirketin paylarının Oyak Yatırım Menkul Değerler A.Ş. liderliğinde 26 – 27 Kasım 2020 tarihlerinde gerçekleştirilen halka arzına ilişkin sonuçların 30 Kasım 2020 tarihinde KAP'ta açıklandığını, şirket hisselerinin 4 Aralık 2020 tarihinden itibaren BİST Yıldız Pazar'da işlem görmeye başladığı hatırlatıldı. Halka arz sonucunda bedelli sermaye artırımı yoluyla halka arz edilen 37.500.000 TL nominal değerli 37.500.000 adet paydan 337 milyon 500 bin TL brüt gelir elde edildiği ifade edildi.



YÜZDE 78'İ İLE DÖVİZ ALDI

Açıklamada, şirketin 22 Ekim 2020 tarih ve 2020/24 sayılı Yönetim Kurulu toplantısında belirlenen fon kullanım raporunun, 20 Kasım 2020 tarihinde KAP'ta ve şirketin internet sitesinde yayınlandığı belirtilerek "Fon kullanım raporunda belirtildiği üzere, halka arzdan sağlanan gelirin yaklaşık yüzde 23'ü kullanılarak kısa vadeli 8 milyon 250 bin dolar ve 1 milyon 150 bin Euro tutarında banka kredisi kapaması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca yine fon kullanım raporunda belirtildiği üzere halka arzdan sağlanan gelirin Avrupa'da şirket satın alınması için kullanılacak olan yaklaşık yüzde 55'lik bölümü, bir kısmı dövize çevrilerek katılım bankalarındaki katılma hesaplarında değerlendirilmektedir" denildi. Bu işlemler sonucunda, kamuoyuna açıklanmış olan son finansal tablolardaki (30.09.2020) döviz açık pozisyonunun kapandığı ve döviz pozisyonunun pozitife döndüğü ifade edildi.

9 Aralık 2020 Çarşamba

Küçük yatırımcılar için büyük risk!

 Zeynep Aktaş "2020 borsanın atak yılı oldu" başlıklı Milliyet'teki yazısında, küçük yatırımcıyı bekleyen riskleri, defter değeri altın işlem gören hisseleri açıklıyor. İşte o yazı...

Sermaye piyasaları düşük faizle birlikte pandemi döneminde atağa geçti. Birikimler mevduattan ayrıldı, borsa, döviz ve altına kaydı. Aracı kurumların kârı yüzde 150 arttı. Halka arzlara 20 kat daha fazla talep geldi. Yatırımcı sayısı ve işlem hacmi rekor kırdıSermaye piyasaları düşük faizle birlikte pandemi döneminde atağa geçti. Birikimler mevduattan ayrıldı, borsa, döviz ve altına kaydı. Aracı kurumların kârı yüzde 150 arttı. Halka arzlara 20 kat daha fazla talep geldi. Yatırımcı sayısı ve işlem hacmi rekor kırdı.

Negatif reel faiz ve pandeminin bir araya gelmesi sermaye piyasalarının yıllardır konuştuğu sorunları bir anda aşarak büyümesine imkân sağladı. Yatırımcı sayısı ve işlem hacmi arttı. Aracı kurumların karlılıkları zirve yaptı. Daha fazla insanın gündemine piyasa enstrümanları girdi. Kur riskinden dolayı şirketler ve bireyler kendilerini korumayı öğrendi.

Paranın faize akmaması, alternatif adreslere kaymasına yol açtı. Pay piyasasındaki yatırımcı sayısı 2019 yıl sonunda 1 milyon 203 bin kişi iken, 2020 Kasım sonu itibariyle 682 bin kişi artarak 1 milyon 885 bine ulaştı.

2019’un 11 aylık döneminde 1.9 trilyon TL olan pay piyasası işlem hacmi, 2020’nin aynı döneminde 5.7 trilyon TL’ye yükseldi. Bu dönemde gerçekleştirilen halka arzlara da ortalama 20 kat talep geldi. Bu sayede, aracı kurumların 2020 yılı üçüncü çeyreğindeki yıllıklandırılmış dönem kârı, önceki döneme göre yüzde 150 artarak 1.4 milyar TL’den 3.5 milyar TL’ye yükseldi. Üstelik bu dönemde yabancı yatırımcılar 1997 yılından bu yana en büyük satışı gerçekleştirdi.

BIST 100 Endeksi yüksek yabancı satışına rağmen TL bazında rekor seviyelere yükseldi.

Zirve üstüne zirve

Borsa İstanbul’da yerlilerin ağırlıkta olduğu 23 borsa şirketi özvarlıklarının yani defter değerinin 20 katına işlem görüyor. Yabancının ağırlıkta olduğu finans sektörü hisselerinde 34 şirketin piyasa değeri ise özvarlıklarının da altında kaldı.

Küçük hisselerdeki abartılı beklentiler hisselere zirve üzerine zirve yaptırdı. Bu şirketlerin yarısının zararda olması ise riskin büyüklüğünü ifade ediyor. Bu şirket hisselerinde hacim düşük ve çoğunlukla Alt Pazar’da işlem görüyorlar. Hacmi olup da Ana Pazar’da işlem görenlerin de ağırlığı zarar ediyor.

Şirketlerde pandemi etkisi

Borsa şirketlerinde ekonomik dalgalanmalar şirketlerin yeni açılımlara, faaliyet alanlarında da değişime gitmelerine yol açıyor. Bunun en bariz örneklerini geçmiş yıllarda tekstil sektöründeki şirketlerin gayrimenkul şirketlerine dönüşmesi ile görmüştük. Tekstil sektörü krize girdiğinde şehir merkezlerinde kalan firmaların üretim sahaları AVM ve konut projelerine çevrildi. Bu firmalar da sektör değiştirerek faaliyetlerine devam ettiler. Şimdi de pandemi döneminde firmaların yükselen sektörlere kaydıkları gözleniyor. Bu dönemin yükselen yıldızı maden ve yazılım sektörü. Şirketlerin yeni yatırımlarında bu alana kaymalarına neden oluyor. Var olan sanayi kuruluşları da ciddi bir yazılım üssü haline gelme gayretinde.

Defter değerinin altında işlem görenler

Defter değerinin altında işlem görenler bankalar, gayrimenkul şirketleri, holding, yatırım ve ulaştırma şirketleri. Bu şirketlerden bankaların yükselişi hisse senetlerine kasım ayında başlayan yabancı akışının devam etmesine bağlı. Kredi notlarına bakıldığında güçlü bir yabancı akışı için erken olduğunu görüyoruz. Ancak kredi not görünümünü değiştirecek adımların atılması yabancı sermayenin hisse senetlerinde ciddi bir yükselişin önünü açabilir. Ekonomide atılan olumlu adımların, maliye politikaları ile desteklenmesi, enflasyonun yeniden tek haneli rakamlara gerilemesi hem yerli hem de yabancı yatırımcı için Türkiye’yi fırsat radarında yükseltebilir.



Abartıya kaçmamalı

Küçük ve sığ hisselerin talep görmesinin nedeni hızlı hareket etmeleri ve hikayeleri. Zira pandemi süreci ile birlikte krediler ve borç yapılandırmaları gündeme geldi. Zordaki şirketler yeni ortaklıklara yelken açtı. Bu da yatırımcıların hisse senetlerinde yeni pozisyon açmasına neden oldu. Yatırımcıların şirketlerle ilgili gündeme gelen hikayelerin hayat bulma olasılığı ya da firmaya katkısının ne boyutta olacağı ile fazla ilgilenmemesi ise en büyük risk. Şimdilerde farklı beklentilerle birçok hissenin abartılı fiyatlara ulaştığını gözlenmekte.

Metemtur Otelcilik de dikkat çeken fiyat hareketi ile bunlardan birisi. Şirketin özvarlık değeri 441 bin TL olmasına rağmen son kapanışa göre ulaştığı piyasa değeri 244 milyon TL. Bu tutar son bilançosuna göre sahip olduğu özvarlıklarının 553 katına denk geliyor. Pandemiden ötürü turizm kötü bir sezon geçirmesine rağmen hisse fiyatı yazdan bu yana yükseliyor. 7 Ağustos’ta 2.04 TL olan fiyat, 4 Aralık günü kapanışını 13.56 TL’den gerçekleştirdi. Dört ayda fiyat 7 katına yükseldi. Pandemi döneminde bir turizm şirketinin neden bu kadar yükseldiği merak edilebilir. Şirketin açıklamaları takip edildiğindeyse bir yandan kayıtlı sermaye tavanını yükseltirken diğer yandan faaliyet konusunu genişleteceği turizm faaliyetlerinin yanına yazılım, madencilik ve menkul kıymet işlemlerini ilave edeceğini görmekteyiz. Firmanın yeni alanları faaliyet kapsamına alması pratikte gelirini büyütmeye ne ölçüde katkıda bulunacağını kestirmek zor. Ancak yatırımcıların hisseye abartılı bir talep göstermesi için aradıkları hikayeyi buldukları kesin.

Kuşkusuz hisseye talebi yaratan hikayedir. Ancak hikayeyle özvarlıkların 553 katına çıkan şirketlerin bu abartılı değerlemeleri karşılama koşulunun ne ölçüde olduğunu da sorgulamak gerekiyor.

Aksi taktirde böylesi hisselerin yüksek değerleme oranları ile bireysel yatırımcının elinde uzun süre kalması hiç de düşük bir ihtimal değil.