BusinessInsider sitesinde bir çalışanın mesai saatlerini daha verimli kullanmasını sağlayacak sekiz öneride bulunuldu.
Site, daha verimli daha mutlu bir iş hayatının sırlarını paylaştı.
Cep telefonuna bakmayı bırakın
İş yerinde daha verimli bir çalışan olmak için özellikle toplantılarda akıllı telefonlardan uzak durulması gerektiği ifade edildi. Böylece toplantılara ve konuşmalara daha fazla zaman ayırır hale gelinebileceğine dikkat çekildi.
Toplantıda birden fazla işle uğraşmayın
İş yerlerindeki toplantılardan birden fazla işle uğraşmanın karşınızdaki yönetici ya da iş arkadaşları açısından iyi bir durum olmadığı, sadece toplantıyla ilgilenmenin ve de toplantı odaklanmanın çalışanları öne çıkaracağının altı çizildi.
Geçmişteki hatalarınızdan ders alın
Daha önce iş yerlerinde yapılan hatalardan ders almanın yeni iş yeri için ve de gelecek için büyük önem taşıdığı ifade edildi.
Doğru zamanı beklemek
Doğru zaman geldiğinde öne çıkacağım demek yerine o anda cesaret edip, çalışanların kendilerini gösterecek projeleri ellerinden kaçırmamaları gerektiğinin altı çizildi.
Kimsenin arkasından konuşmayın
İş yerlerinde çalışma arkadaşları arkasından konuşmak işten kovulma nedeni bile olabilir.
Bölünmelerden uzak durun
İş yerlerinde özellikle önemli bir iş yaparken sosyal medya, e-posta gibi uyaranlardan uzak kalmanın verimliliği artıracağına işaret edildi.
Hayır diyememek
İş yerlerinde altından kalkamayacağınızı bildiğiniz halde size sunulan işleri ya da projeleri kabul etmenin mutsuzluğu ve verimsizliği artıracağı belirtildi.
Alıntıdır.
8 Haziran 2013 Cumartesi
24 Mayıs 2013 Cuma
Oranlar ne anlama geliyor?
Net Satış Büyümesi: Şirketin satışlarının bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde kaç değiştiğini gösterir. Toplam puan içindeki ağırlığı diğer her rasyoda olduğu gibi yüzde 12.5 olarak belirlenmiştir.
Özsermaye Büyüme Oranı: Şirketin özsermayesi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde kaç arttı ya da azaldı.
Esas Faaliyet Kârı Büyüme Oranı: Şirketin esas faaliyetinden elde ettiği kar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde kaç değişti?
Net Kâr Büyüme Oranı: Şirketin ettiği net kar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde kaç değişti?
Fiyat/Kazanç Oranı: Şirketin piyasa değeri, yıllık net karının kaç katı ediyor?
Piyasa Değeri/Defter Değeri Oranı: Şirketin piyasa değeri, şirketin özvarlıklarının kaç katı ediyor?
Piyasa Değeri/Net Satış: Şirketin piyasa değeri yıllık cirosunun kaç katı ediyor?
Sharp Net Kar Marjı Rasyosu: Şirketin net kar marjı ne kadar istikrarlı? Şirket her yıl istikrarlı kâr ediyor mu? Hesaplanışı ise; son beş yıldaki net kar marjı ortalaması/ Son beş yıldaki net kar marjı standart sapması
Alıntı:
http://finans.mynet.com/haber/detay/haber-analiz/96-bine-giderken-one-cikan-hisseler/86676/27#haber-baslik
Özsermaye Büyüme Oranı: Şirketin özsermayesi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde kaç arttı ya da azaldı.
Esas Faaliyet Kârı Büyüme Oranı: Şirketin esas faaliyetinden elde ettiği kar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde kaç değişti?
Net Kâr Büyüme Oranı: Şirketin ettiği net kar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde kaç değişti?
Fiyat/Kazanç Oranı: Şirketin piyasa değeri, yıllık net karının kaç katı ediyor?
Piyasa Değeri/Defter Değeri Oranı: Şirketin piyasa değeri, şirketin özvarlıklarının kaç katı ediyor?
Piyasa Değeri/Net Satış: Şirketin piyasa değeri yıllık cirosunun kaç katı ediyor?
Sharp Net Kar Marjı Rasyosu: Şirketin net kar marjı ne kadar istikrarlı? Şirket her yıl istikrarlı kâr ediyor mu? Hesaplanışı ise; son beş yıldaki net kar marjı ortalaması/ Son beş yıldaki net kar marjı standart sapması
Alıntı:
http://finans.mynet.com/haber/detay/haber-analiz/96-bine-giderken-one-cikan-hisseler/86676/27#haber-baslik
12 Mayıs 2013 Pazar
Borsa’da hisselerin yarısı rekora duyarsız - 12.05.2013
Geçen haftalarda endeksin dolar bazında rekoru yakalayabileceğini, 90 bin puanı aşabileceğini belirtmiştik.
Bu tahminimiz geçen hafta gerçekleşti. Borsa’nın piyasa değeri olarak yüzde 66’sına sahip olan yabancı yatırımcıların ağırlıkta olduğu banka hisseleri, holdingler ve birkaç büyük şirket hariç tutulduğunda, rekorların yatırımcıyı çok fazla memnun etmediği ortada. Yeni halka arz edilen şirketler başta olmak üzere, 150-200 kadar şirket bir önceki rekor seviyelerinin çok ama çok altında işlem görmekte. Benim görebildiğim kadarıyla tabloda yer verdiğim şirketlerin dışında onlarca şirket yükselişten nasibini alamadığı gibi düşüş trendlerinde kayıplar yaşıyorlar. Doğal olarak azınlıkta kalan yerli yatırımcılar sürekli hisse senedi değiştirerek bu durumdan kurtulmaya çalışırken mayınlı araziden geçiyorlar. Tespitlerime göre yükselen şirketlerin ortak noktası yabancı yatırımcıların ilgi göstermesinde yatıyor. Bu ilginin ana sebebi kârlılık. Bu şirketler önceki yıllara göre kârlılıklarını artırarak öz sermayelerini güçlendiriyorlar. Sektör olarak bakıldığında bankacılık, petrol ve türevleri, çimento ve otomotiv yabancı yatırımcıların en fazla tercih ettikleri ve temettü gelirinden faydalandıkları sektörler. Bu grubu oluşturan hisselere yönelik son iki yıldır sürekli net alıcı konumundalar. Faizlerdeki düşüşler ağırlıklı olarak bankacılık ve otomotiv sektöründe kârlılıkları artırınca ilgi tamamen bu hisselerde yoğunlaşmış. Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse son iki yılda yabancı ilgisinin neredeyse tamamen bittiği sportif AŞ hisselerinde fiyatlar zirve noktalarından neredeyse yüzde 60-70 aralığında geri gelmiş durumda. Bunun sebebi kârlılığı ve temettü gelirini ortadan kaldıran gelişmeler sonrası yabancı yatırımcıların devreden çıkarak bu sektörü terk etmelerinden kaynaklanıyor. Temettünün olmadığı yerde yabancı yatırımcıyı tutmak neredeyse imkansız gibi. Bu hisselerde peş peşe yapılan bedelli sermaye artırımları da yatırımcıyı küstürdü.
Bunların dışında bir hikayesi olan ya da beklenti içinde olan bazı düşük sermayeli şirketlerde ise yerli spekülatörler bedelsiz avına çıkmış durumda ve bu nedenle bu hisseler de Borsa’da ilgi görmeye devam ediyor. Borsa’da hiç yükselmeyen ya da son düşüşte kan kaybederek düşüş eğilimine giren sanki krizdeymiş gibi hareket eden hisselerin durumuna gelecek olursak... Bu şirketlerin büyük bir kısmındaki düşüşün sebebi, özellikle yeni halka arz edilen şirketlerde ya yüksek fiyatlama ile halka açılma ya da patronlarının kendi şirketlerine güvenmeyerek halka arz sonrası hisse satışına devam etmesi ve bilançolarının çok zayıf olmasından kaynaklanıyor. Üst üste gelen bedelli sermaye artışlarına rağmen bu gelirlerin nerede kullanıldığının tam olarak bilinmemesi ve müzmin zararlar yabancı yatırımcıyı bir tarafa bırakın, yerli yatırımcıların da bu tip hisselerden uzaklaşmasına sebep oluyor.
Diğer grupta ise yabancı yatırımcı olmasına rağmen istenilen bilanço performansına sahip olunamama etkili oluyor. Zira bu şirketlere yabancı ilgisi zaman zaman artıyor. Ancak bilanço kârlılığı olmaması ve şirketlerin kâr dağıtım politikaları, beklenen yükselişlerin gecikmesine sebep oluyor. Ancak birkaç hisse gecikmeli de olsa bu yükselişe katılmayı bekliyor. Bir olumlu haber ya da olumlu gelebilecek ilk çeyrek bilanço sonrası yükselmeyen bazı şirketlere de talep olabilir. Yatırımları devam eden, kâr düşüşü veya zararı bu yüzden olan şirketler önümüzdeki yıllarda şu anki durumdan sıyrılarak hem kazanç sağlayabilirler hem de Borsa’da hisse fiyatları hızla yükselebilir. Müzmin bir şekilde öz kaynak sorunu yaşayan ve çıkış yolu bulamayan şirketlerde ise durum biraz sıkıntılı gözüküyor.
Sonuç olarak maalesef Borsa’ya ilgiyi artıralım derken sayıca çok fazla halka arza rağmen yatırımcı sayısının artmaması, Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin değil de orta ve küçük ölçekli şirketlerin borsaya açılmalarına müsaade edilmesi, bu şirketlerin sermaye piyasalarında tecrübesiz olması ve yüksek fiyatla açılmaları ve zarar eden kuruluşlar olmaları yatırımcıyı kaçırdı. Yabancı ilgisi ile güçlü ve kârlı şirketlerin şu anki fiyatlarını da yüksek bulan yerli yatırımcının, ilgisini ucuz ama riskli hisselere kaydırması da ayrı bir sorun teşkil etti. Sonuç olarak piyasalarda endeksi oluşturan ve hesaplamalarda kullanılan banka ve büyük ölçekli 20-30 kadar şirketteki yükselişler rekorun kırılmasında etkili olurken bu yükselişe katılamayan onlarca hatta yüzlerce şirkete yatırım yapan yatırımcılar sıranın kendilerine gelmesini endişeyle bekliyorlar.
Altın, yön arıyor
Beklentilerin üstünde gelen ABD istihdam verileri ve Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indirimi sonrası parite 1,32 direnç noktasını aşamamıştı. Geçen hafta da benzer şekilde ABD ekonomisinin toparlanmaya devam ettiği sinyalini güçlendiren veriler sonrası, parite 1.30 psikolojik desteğinin altına gerileyerek 1.2989 seviyesinden kapattı. Altın fiyatları büyük düşüşün ardından tepki alımlarıyla 1487 seviyelerine kadar yükseldiyse de tahminlerimiz doğrultusunda düşüş eğilimini sürdürerek 1427 dolar/ons seviyelerine kadar geriledi. Petrol ise şimdilik gelişmelerden fazla etkilenmeyerek 103,91 seviyesinden kapattı.
Japonya’nın para arzını genişleterek Yen’in değerini düşürmeye devam etmesi, ABD Merkez Bankası FED’in tahvil alımlarına devam etmesine rağmen Avrupa’nın hâlâ faiz indirmek zorunda kalışı parite ve altını baskıda tutuyor. Paritenin sınırları belli. Altın fiyatlarını tahmin etmek ise daha güç. Ons 12 yılda 8 kat yükseldi ve düzeltme hareketine geçti. Belki de son 12 yılın yükselişinin en önemli düzeltme hareketini yapıyor. Her yükseliş sonrası biraz daha zayıflayarak kayıplarını artırıyor. Daha ne kadar düşebilir, sorusuna cevap verebilmek için hem ekonomik gelişmelerin hem de siyasi gelişmelerin sonucunu beklemek gerekir. Herhangi bir savaş ya da belirsizliğe yol açacak bir çatışma olmazsa bu ekonomik gidişata göre 1300 hatta daha da aşağıları görmesi mümkün, yükselişe geçmesi zor olan onsun 1527 doları geçmediği sürece dip arayışını sürdürmesi daha güçlü ihtimal.
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/ekonomi/borsada-hisselerin-yarisi-rekora-duyarsiz_2088776.html
11 Mayıs 2013 Cumartesi
Hisse Alımı
Analistlere göre, yatırımcılar, büyüyen, satış gelirlerini ve karlılığını artıran, borç oranlarını düşüren, ayrıca değerleme olarak çarpanları (F/K (fiyat/kazanç), PD/DD (piyasa değeri/defter değeri) borsa ortalamalarına yakın veya altında işlem gören şirket hisseleri arasında seçimler yapmalı.
23 Nisan 2013 Salı
Vergi affı geliyor
Vergisini zamanında ödeyenler de kârlı
Bu tür vergi aflarına bazı kesimlerden tepki gelmesi normaldir. Ancak şunu da belirteyim ki tarihimizde böylesi aflar çokça çıkarılmıştır. Vergi Dünyası dergisinin 249’uncu sayısında yayımlanan araştırmamda da belirtmiştim; Cumhuriyet tarihinde ortalama her iki yılda bir vergi affı veya alacakların yeniden yapılandırılması için bir uygulama getirilmiş. Vergi afları mükelleflerin kendilerini toparlamalarını, geçmişlerini temizlemeleri ve vergi anlamında devletle barışmalarını sağlar. Birikmiş borçların ödenmesi veya matrah artırımı gibi uygulamalar sayesinde ödenen peşin vergiler de işin devlet tarafından güzel görünen yanı. 2004’te Kemal Unakıtan döneminde uygulanan afta IMF 250 milyon TL’lik bir gelir beklerken Hazine’ye 4,5 milyar TL ek kaynak girmişti. Bu başarı IMF’i bile şaşırtmıştı. Geçtiğimiz affa göre ülkemizde ekonomik kriz yaşanmadığını düşündüğümüzde yüksek gelirin elde edileceğini söylemek hayalcilik olmasa gerek.
Böylesi aflardan genelde vatandaşlık görevini zamanında ve düzenli yerine getirenler rahatsız olur. Ben bu konuda da farklı düşünüyorum. Öncelikle zor duruma düşmenin vergi beyan etmeme veya borcunu zamanında ödememenin herkes için yaşanabilecek bir olgu olduğunu belirteyim. Bu bilerek de olabilir, bilgisizlikten veya hatalı olarak bazı gelirlerin beyan edilmemesi şeklinde de gerçekleşebilir. İşler planlandığı gibi gitmediği için, kişisel veya ailevi sıkıntılar (hastalık, geçimsizlik vs.) yaşandığı için veya farklı dışsal faktörlerin etkisiyle insanlar vergi yükümlülüğünü bir şekilde ihmal etmiş olabilir. Bu ihmaller yılların geçmesiyle gecikme faizleriyle, cezalarla katlanıyor ve başa çıkılamaz bir hal alıyor. Vergi afları bu durumdaki kişilere ekonomik ve toplumsal hayata dönüş için ciddi bir fırsat sunuyor. Üstelik aftan faydalananların ödeyeceği vergiler, diğer kayıtlı ve düzenli çalışan mükelleflerin üzerindeki yükü de hafifletecektir. En basitinden af sayesinde bütçeye fazladan girecek kaynak kadar yük, kayıtlı mükelleflerin sırtından alınmış olacaktır. Diğer yandan vergisel yükümlülüklerini zamanında yerine getirenler bir şey kaybetmiş olmuyor. Aksine bu süreçte kendileri ihalelere girme, işlerini rahatça yürütme, korkulu rüya görmeme gibi imkânlara da sahip olmuşlardır. Ayrıca hemen herkesin bir şekilde ya kendisi veya bir yakınının bu aflardan faydalanacağını da unutmamak gerekir. Bu yüzden af sözüne çok tepki göstermemek, bu fikre sahip çıkmak gerekir.
Alıntıdır:
http://www.zaman.com.tr/ekonomi/vergi-affi-geliyor_2081484.html
Bu tür vergi aflarına bazı kesimlerden tepki gelmesi normaldir. Ancak şunu da belirteyim ki tarihimizde böylesi aflar çokça çıkarılmıştır. Vergi Dünyası dergisinin 249’uncu sayısında yayımlanan araştırmamda da belirtmiştim; Cumhuriyet tarihinde ortalama her iki yılda bir vergi affı veya alacakların yeniden yapılandırılması için bir uygulama getirilmiş. Vergi afları mükelleflerin kendilerini toparlamalarını, geçmişlerini temizlemeleri ve vergi anlamında devletle barışmalarını sağlar. Birikmiş borçların ödenmesi veya matrah artırımı gibi uygulamalar sayesinde ödenen peşin vergiler de işin devlet tarafından güzel görünen yanı. 2004’te Kemal Unakıtan döneminde uygulanan afta IMF 250 milyon TL’lik bir gelir beklerken Hazine’ye 4,5 milyar TL ek kaynak girmişti. Bu başarı IMF’i bile şaşırtmıştı. Geçtiğimiz affa göre ülkemizde ekonomik kriz yaşanmadığını düşündüğümüzde yüksek gelirin elde edileceğini söylemek hayalcilik olmasa gerek.
Böylesi aflardan genelde vatandaşlık görevini zamanında ve düzenli yerine getirenler rahatsız olur. Ben bu konuda da farklı düşünüyorum. Öncelikle zor duruma düşmenin vergi beyan etmeme veya borcunu zamanında ödememenin herkes için yaşanabilecek bir olgu olduğunu belirteyim. Bu bilerek de olabilir, bilgisizlikten veya hatalı olarak bazı gelirlerin beyan edilmemesi şeklinde de gerçekleşebilir. İşler planlandığı gibi gitmediği için, kişisel veya ailevi sıkıntılar (hastalık, geçimsizlik vs.) yaşandığı için veya farklı dışsal faktörlerin etkisiyle insanlar vergi yükümlülüğünü bir şekilde ihmal etmiş olabilir. Bu ihmaller yılların geçmesiyle gecikme faizleriyle, cezalarla katlanıyor ve başa çıkılamaz bir hal alıyor. Vergi afları bu durumdaki kişilere ekonomik ve toplumsal hayata dönüş için ciddi bir fırsat sunuyor. Üstelik aftan faydalananların ödeyeceği vergiler, diğer kayıtlı ve düzenli çalışan mükelleflerin üzerindeki yükü de hafifletecektir. En basitinden af sayesinde bütçeye fazladan girecek kaynak kadar yük, kayıtlı mükelleflerin sırtından alınmış olacaktır. Diğer yandan vergisel yükümlülüklerini zamanında yerine getirenler bir şey kaybetmiş olmuyor. Aksine bu süreçte kendileri ihalelere girme, işlerini rahatça yürütme, korkulu rüya görmeme gibi imkânlara da sahip olmuşlardır. Ayrıca hemen herkesin bir şekilde ya kendisi veya bir yakınının bu aflardan faydalanacağını da unutmamak gerekir. Bu yüzden af sözüne çok tepki göstermemek, bu fikre sahip çıkmak gerekir.
Alıntıdır:
http://www.zaman.com.tr/ekonomi/vergi-affi-geliyor_2081484.html
20 Nisan 2013 Cumartesi
Hisse seçimi
Analistler bu kapsamda şirketlerin borsadaki fiyat/kazanç (F/K), piyasa değeri/defter değeri (PD/DD) ve firma değeri/FAVÖK (faiz giderleri, amortisman giderleri ve vergi öncesi kar) oranlarına bakılmasını tavsiye ediyor. Peki, bu oranlar ne anlama geliyor?
F/K oranının şirketin karlılığı ve sermayesiyle fiyatı arasında orantı kurduğunu belirten analistler, “Bu oran ne kadar düşükse hisse senedi de o kadar ucuzdur” diyor. Dolayısıyla F/K’sı endeks ortalamasının altında olan hisseler, bu değerleme yöntemine göre yükseliş potansiyeli taşıyor.
PD/DD oranı ise, şirketin öz sermayesi üzerinden hesaplanan defter değeri ile borsada işlem gören değerinin oranlanmasıyla ortaya çıkıyor. Bu oranın 1’den küçük olması, ilgili şirketin borsada defter değerinin altında işlem gördüğü, yani ucuz olduğu anlamına geliyor. Söz konusu oran da hissenin yükseliş potansiyeli taşıdığını gösteren bir başka gösterge.
Firma değeri /FAVÖK verisi ise şirket değerini, faiz giderleri, amortisman giderleri ve vergi öncesi karı üzerinden değerlendiriyor. Oran, şirketin asıl faaliyet karını dikkate alması açısından önemli. Analistlere göre, F/K gibi bu oranın da sektör ve endeks ortalamalarının altında seyretmesi, hissenin ucuz kaldığı anlamına geliyor.
Hisse seçiminde şirketin faaliyet alanlarındaki etkinliklerinin, borçluluk oranlarının, karlılık rasyolarının ve gelecek projeksiyonlarının da önemli olduğunu kaydeden Koca, bütün bunların önemli olduğu kanısında.
Hisseleri belirlemek için öncelikle iyi bilanço açıklayan ve kendi geçmişine veya piyasaya göre daha düşük çarpanlardan işlem görenler bulunmalı. Yatırımcılar bu nedenle gelen bilançoları geçen yıla veya geçen çeyreğe göre karşılaştırmalı. Burada bakacakları kalemlerse, satış gelirleri, operasyonel performans, net kar... Bunların artıp artmadığına ve şirketin borçluluğunun azalıp azalmadığına da bakılmalı. Ayrıca özsermayesini güçlendirmiş hisseler de önemli. Yatırımcılar bütün bunlara bakarak bir sıralama yapmalı. Ardından söz konusu kriterleri sağlayan hisseler arasında F/K’sı, PP/DD’i kendi geçmişine, bulunduğu sektöre, piyasaya göre çok yüksek olmayanlara bakarak seçenekler biraz daha daraltılmalı.
Bütün bunların ardından belirlenen şirketin geleceğine yönelik beklentileriyle piyasanın genel gidişatı ve hisse grafikleri (teknik analiz) dikkate alınarak seçim yapılmalı. Bu elemenin çok kolay bir işlem olmadığını söyleyen Barkın Yalçın, “Konuyu çok iyi bilmeyenler profesyonel yardım almalılar. Yoksa kulaktan dolma, yalan yanlış yapılan çalışmalar yatırımcıları yanıltır” diyor.
Alıntıdır:
http://finans.mynet.com/haber/detay/haber-analiz/fiyati-dusuk-prim-potansiyeli-yuksek-8-hisse/85700/6#haber-baslik
14 Nisan 2013 Pazar
Bedelsiz hisse vermek
Analistler bedelsiz sermaye artışı haberlerinin hisse senedi fiyatlarında yükselişlere yol açabileceğini ancak hisse seçiminde tek kriterin bu olmaması konusunda uyarıyor...
Para dergisinden İdil Taraklı'nın haberine göre; yatırımcıların hisse seçiminde önemli kriterlerden biri olan bedelsiz potansiyeli; şirketin geçmiş yıl kârı, gayrimenkul satış kârı ve yabancı para kur farkları gibi kalemlerin ödenmiş sermayeye bölünmesiyle elde ediliyor.
Bir başka deyişle, şirketlerin ortaklarından nakit talep etmeden, kendi iç kaynaklarını sermayesine eklemek suretiyle sermaye artırımı yapması, yatırımcılar tarafından “bedelsiz hisse vermek” olarak değerlendiriliyor. Şirketlerin bedelsiz hisse vermesinin bir başka anlamı da bilançolarında yüksek kârlılık beklediklerinin bir göstergesi olarak görülüyor. Kısacası bedelsiz hisse senedi verebilen şirketlerin güçlü finansallara sahip olduklarını söylemek yanlış olmaz.
İntegral Menkul Değerler Kıdemli Analisti Ozan Batu, bir şirketin bedelsiz sermaye artırımına gidebilmesi için geçmiş yıl kâr oranı, varsa gayrimenkul satış kazancı ve hisse senedi ihraç primlerinin yüksek düzeyde olması gerektiğini hatırlatıyor. Batu, bir şirketin bedelsiz sermaye artırımı açıklamasının potansiyel olarak son çeyreklik dönemlerde olumlu bilanço seviyesine ulaştığı anlamına geldiğini de belirtiyor.
Bunun hisse üzerinde pozitif bir etki yarattığını kaydeden Batu, “Olumlu bilanço sonuçları sergileyen şirket hisselerinde bedelsiz beklentisi sebebiyle sert artışlar görülebiliyor” diyor. Yatırımcılara bu durumda çok aceleci davranmamalarını öneren Batu, bu tip hisselerde borsada genel kâr realizasyonları olduğunda alım yapılmasını tavsiye ediyor.
ATIG Menkul Değerler Araştırma Departman Yönetmeni Osman Kadri Koca da hisse senedi seçiminde bedelsiz potansiyelinin tek başına belirleyici etken olmasa da özellikle orta ve uzun vadeli yatırım tercihlerinde önemli olduğu kanısında.
Koca, endeksin yatay trendinde de bedelsiz potansiyeli yüksek hisselerde pozitif ayrışmanın yaşandığını söylüyor.
“Hisse seçiminde ‘bedelsiz potansiyeli’ temel olarak etkili bir faktör olmamalı” diyen Gedik Yatırım Araştırma Müdürü Onur Mutlu’ya göre, öncelik şirketin büyüme potansiyeli, mali yapısı ve karlılığı gibi temel göstergeleri olmalı. Şirketlerin “bedelsiz hisse” vermesinin şirkete ya da yatırımcıya bir yararı olmadığını düşünen Mutlu, şöyle devam ediyor:
“Ancak, şirketler zaman içerisinde öz sermayelerinde biriken yedekleri ya da daha önce primli olarak yaptıkları bedelli sermaye artırımları varsa, buradan kaynaklanan emisyon primlerini sermayelerine ekleyebiliyor. Piyasada bir şirketin bedelsiz sermaye artışı yapacağı haberi, bazen hisse senedi fiyatında yükselişlere yol açabiliyor. Yatırımcılar bu konuda dikkatli olmalı ve sadece bu haberlere dayalı yatırım kararı vermemeliler.”
Kaynak:
http://finans.mynet.com/haber/detay/haber-analiz/bedelsiz-potansiyeli-olan-10-hisse/85464
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)