6 Ocak 2018 Cumartesi

‘Geleceğin yakıtı’ olarak gösterilen toryumda Türkiye, Hindistan’dan sonra ikinci büyük toryum rezervine sahip

Nükleerin geleceği toryumda mı

Uranyum gibi bir nükleer enerji hammaddesi olan toryumun, daha güvenli ve temiz olduğu görüşü dillendiriliyor. ‘Geleceğin yakıtı’ olarak gösterilen toryumda, Türkiye dünyanın en büyük ikinci rezervlerine sahip
Son yıllarda nükleer enerjinin gelecekteki yakıtının toryum olabileceği görüşü daha sık gündeme geliyor. Bu önemli madenin en büyük ikinci rezervine ise Türkiye sahip. Merve Erdil'in Hürriyet'te yer alan toryumun geleceğiyle ilgili haber şöyle:

Aralık ayında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun düzenlediği 7. AB İnsan Hakları Film Günleri’nde Myriam Tonelotto’nun “Toryum: Nükleer Enerjinin Bilinmeyen Tarafı” belgeseli de gösterildi. Film gösteriminin ardından Tonelotto ve Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Fizik Profesörü Metin Arık’ın katıldığı panelde moderatör olarak yer aldım. Böylece toryumu ilk kez etraflıca dinleme ve tartışma imkânım oldu. Aslında filmin adı toryum gerçeğini çok güzel özetlemiş: Nükleer Enerjinin Bilinmeyen Tarafı. Çünkü baktığınızda nükleer enerjinin ilk aşamalarında uranyum gibi toryum ile çalışabilecek nükleer reaktörler de gündeme geliyor. Ancak toryum, askeri amaçlı kullanıma kapalı olduğu için çalışmalar uzunca bir süre rafa kalkıyor. Bununla beraber son yıllarda toryumun adı daha sık gündeme gelmeye başladı. Çünkü “daha güvenli” bir nükleer enerji alternatifi olabileceğini savunanlar var. Türkiye açısından da oldukça önemli çünkü ülkemiz toryum rezervinde dünyada ikinci sırada bulunuyor. Toryum hakkında merak ettiklerimizi Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) Bilim Komitesi Üyesi Prof. Dr. Saleh Sultansoy’a sorduk. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde de öğretim üyesi olan Sultansoy, “Şu anki bilimsel verilere göre, Türkiye toryum rezervleri bakımından dünyada ikinci sırada. Aslında birinci sırada çünkü Eskişehir’deki rezervler bilindiğinden daha çok. Eskişehir’deki bilinen rezervler bin yıl boyunca Türkiye’nin elektrik enerjisini karşılayabilir” diyor.

ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI MÜMKÜN MÜ?

Toryum, tıpkı uranyum gibi bir nükleer enerji hammaddesi. Ancak nükleer enerjinin ortaya çıkması ilk başlarda nükleer silahlar için yapılan uranyum ve plütonyum araştırmalarıyla bağlantılı olduğu için, toryum çalışmaları çoğunlukla terk ediliyor. Yine de son yıllarda toryum yakıtlı nükleer santrallerle ilgili bir canlanma söz konusu. Özellikle zengin toryum rezervlerine sahip ülkelerin, toryumun endüstriyel ölçekte kullanımına yönelmesi bekleniyor. Bu konudaki uzman isimlerden Prof. Dr. Sultansoy, toryumun Türkiye’nin enerji bağımsızlığı açısından da önemli olabileceğini söylüyor. Türkiye’nin cari açığının en önemli iki nedeninin enerji kaynakları ve ileri teknoloji ürünlerin ithalatı olduğunu vurgulayan Sultansoy’a göre, Türkiye toryum sayesinde kendi yakıtını kullanarak enerji üretebilir. Sultansoy, “Türkiye’nin kurulu gücü bugün 80 gigavat civarında. Türkiye’de kişi başına enerji tüketimi dünya ortalamasının biraz üzerinde ama halen gelişmiş ülkelerin üçte-dörtte biri kadar. O tüketim düzeyine ulaşmak için neredeyse 200-250 GW arasında güç kaynağı kurmak gerekiyor. Bunun yarısı toryumdan olsa, dışa olan bağımlılık yarı yarıya düşüyor” görüşünü dile getiriyor.

BU İŞİN BABASI ALVIN WEINBERG

Sultansoy, başlangıçta uranyuma yönelmenin nedeninin askeri amaçlı olduğunu vurgulayarak, “Toryum askeri amaçlı kullanılabilse o da olurdu” diyor. Bugün toryumun önündeki engellerden birinin geleneksel nükleer endüstrisi olduğunu da savunan Sultansoy, şunları anlatıyor: “ABD’li nükleer fiizkçi Alvin Weinberg ve takımı Oak Ridge laboratuvarlarında bu konuda çalıştı ve çalışır durumda enerji üretecek düzeyde bir şeyler yaptılar. Fakat bu konu 1960’ların sonunda birden bire kapatıldı. Birinci ikincil nesil nükleer teknolojiler bombaya yönelik geliştirilen teknolojilerdi, sonradan enerji üretimine dönüştüler. Üçüncü nesil reaktörlerde patlama mümkün değil, atık problemi vardı. Toryum reaktörleri atık problemini de çözüyor. Almanya, Çin, Hindistan epey bir şeyler yapmış. Çalışabilirliği gösterilmiş, enerji de üretilmiş, gereken destek olmadığı için süreç devam etmemiş. Son 15 yıldır toryuma yönelim var. Engellere rağmen epeyce gelişmeler var bu konuda. Toryum kullanmak için üç yöntem var: İlki geleneksel reaktörlere yüzde 90-95 civarında toryum eklemek, yüzde 5 uranyum veya plütonyum kullanarak, bunun ticarileşmesi önümüzdeki 5-10 yıl. Üçüncü nesil teknolojilerin yaklaşık yarısı bu şekilde çalışabilir. İkinci yöntem ‘molten salt’ denilen erimiş tuz reaktörü, geleneksel teknolojiden biraz farklı ama daha güvenli bir sistem. Ticarileşmesi 10-15 yıl. Avrupa Birliği’nde bu konuda çalışılıyor. Ne kadar azalsa da atık problemi kalıyor onda. En optimum sistem hızlandırıcı sürümlü sistem, proton hızlandırıcısı kullanılıyor. Hızlandırıcı sayesinde nötron üretebiliyorum. Bu nötronları toryumda kullanabiliyorum. Uranyum ve plütonyum gereksinimi yok. Tam bağımsız bir şey oluyor çünkü plütonyumu dışardan almak, uranyumu zenginleştirmek gerekiyor. Hızlandırıcı sürümlü sistemin ticarileşmesi ise 15-20 yıl. Bununla ilgili çalışmalar Çin, Hindistan, İngiltere’de, Japonya’da ve Kore gibi ülkelerde devam ediyor.”

DÜNYANIN ENERJİ KAYNAĞI OLMAYA ADAY

SULTANSOY, toryum reaktörlerinin 2030’lu yıllarda dünyada ana enerji kaynağı olmaya aday olduğunu vurguluyor. Toryumun uranyuma göre bir avantajının da dünyada daha yaygın bir coğrafyada bulunması olduğu belirtiliyor. Buna göre uranyumdan üç kat daha fazla toryum var. Toryumun bu kadar bol miktarda bulunmasının da gelecekte toryum yakıtlı nükleer reaktörler açısından yeni alternatifler sunması bekleniyor. Bununla birlikte, toryumun radyoaktif doğasından kaynaklanan sağlık ve çevre sorunlarının, toryum pazarının büyümesini engellemesi de öngörüler arasında.

DEPOLAMA SORUNLARI DEVAM EDİYOR

TENVA’nın, “Türkiye’de Toryum: Enerji, Ekonomi ve Siyasette Fırsatlar” başlıklı raporunda, hızlandırıcı sürümlü toryum sistemlerinin, geleneksel reaktörlerde oluşan nükleer atıkların bertaraf edilmesi için imkân sağladığı savunuluyor. Raporda, “Uygun yakıt tasarımı sayesinde, toryumun tamamı reaksiyona sokularak güç üretimi gerçekleştirilebilir. Hâlbuki uranyum temelli reaktörlerde, uranyumun ancak yüzde 10 kadarı kullanılabiliyor ve geri kalan kısmı atılmak zorunda kalınıyor. Bu tip toryum reaktörlerinde açığa çıkan atığın bir sorunu özellikle yan ürün olan U-233’ün sebep olduğu sert gama ışınları gibi zararlı ışınların çıkması ve depolama konusundaki sorunlardan bazılarının devam ediyor olması” deniliyor. Toryum rezervlerine ilişkin değerlendirmeler ise şöyle: “MTA’ya göre Türkiye’deki kanıtlanmış toryum rezervi 380 bin ton. OECD ve UAEA’ya göre ise Türkiye’deki toryum rezervi asgari 744 bin ton olup Türkiye, Hindistan’dan sonra ikinci büyük toryum rezervine sahip.”

TARTIŞMALI ENERJİ KAYNAĞI NÜKLEER

NÜKLEER enerji, tüm yöntemleriyle günümüz dünyasında büyük oranda tartışmalı olmayı sürdürüyor. Özellikle Fukuşima gibi örnekler mevcutken, nükleer erimelerin ve uzun vadeli atığın tehlikeleri halen tartışılan konuların başını çekiyor. Yenilenebilir enerji ve pil teknolojilerindeki gelişmeler bu kadar hızlıyken, nükleer teknolojilerin geleceği açısından belirsizlikler de ortaya çıkıyor. Araştırmalara göre ayrı kulvarlarda yarışsalar dahi nükleer enerjiye rakip olan güneş enerjisi 2050 yılına kadar birincil elektrik kaynağı haline gelebilir. Bunun en çarpıcı örneği ise nükleer patlamanın yaşandığı Çernobil’de dev bir güneş santralinin kurulacak olması. Aynı şekilde adı felaketle özdeşleşen Fukuşima’da da güneş enerisi santralleri kuruluyor. Greenpeace, “Nükleer enerji hali hazırda dünya çapında yenilenebilir enerjilerden daha az enerji üretiyor ve önümüzdeki yıllarda nükleer enerjinin payı daha da azalacak” görüşünde.

Alıntı:

5 Ocak 2018 Cuma

Merkez Bankası'nın altın rekoru

Merkez Bankası 2017 yılını 7.9 milyar dolarlık bir döviz rezervi kaybıyla bitirirken, altın dahil toplam rezervler 1.6 milyar dolar arttı. Bu tabloda bankanın döviz rezervlerini altına çevirme kararı etkili oldu.

Döviz rezervleri azalırken, bankanın altın rezervleri 187.7 tonluk bir artışla tüm zamanların rekoru olan 564.8 tona ulaştı. Bu artışta, zorunlu karşılıklar için bankaların Merkez Bankası’na yatırdığı ilave 102 tona yakın altına, yine bankanın kendi mülkiyetindeki altınları 86 tona yakın miktarda artırma kararı da etkili oldu. Merkez Bankası rezerv politikasıyla yıllarca hiç değiştirmeden 116 tonda tuttuğu kendi mülkiyetindeki altın rezervlerini, mayıs ayından itibaren arttırmaya başlamıştı; döviz rezervlerinden yaklaşık 5 milyar dolarlık bölümünü altına çevirerek 2017 sonunda 202 tona ulaşmış oldu.


Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/merkez-bankasinin-altin-rekoru/1265113



3 Ocak 2018 Çarşamba

Cumhuriyet tarihinin en iyi ikinci ihracatı

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın geçici verilerine göre 2017 yılında Cumhuriyet tarihinin en iyi ikinci ihracatı yapıldı. 157.1 milyar dolarlık ihracatın 23.9 milyar dolarını ise lokomotif sektör otomotiv yaptı
Türkiye ihracatçısı 2017’yi oldukça iyi geçirdi. Her sektör geçen yıla göre ihracatını arttırmayı başardı. Henüz Türkiye İhracatçıları Birliği (TİM) ihracat verilerini açıklamadı ama Gümrük ve Ticaret Bakanlığı her ayın ikinci günü geçici dış ticaret verilerini kamuoyu ile paylaşıyor. Gümrük Bakanlığı’nın dün açıkladığı verilere göre 2017 Aralık ayında ihracat yüzde 8.59 arttı ve 13 milyar 881 milyon dolara ulaştı. Orta Vadeli Program’da 156.5 milyar dolar olarak belirlenen 2017 ihracat hedefi ise 157.1 milyar dolara ulaşılarak aşıldı. 2014 yılında ihracat rekoru 157.6 milyar dolarla kırılmıştı.

ARALIK REKORU

TİM verilerini bugün Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ile Ankara’da açıklayacak. Her ayın ikinci günü verileri yayımlayan Gümrük Bakanlığı’na göre ise bu yıl aralıkta ihracat yüzde 8.59, ithalat yüzde 27.68 arttı. 13.8 milyar dolar tarihin en yüksek aralık ihracatı. İthalat ise 23 milyar 452 milyon dolar. 2017 Aralık ayında en çok ihraç edilen otomotiv sektörü oldu. 2 milyar 100 milyon dolarlık ihracat yapan otomotivin 2017 ihracatı ise 23 milyar 971 milyon dolar. Bu otomotiv sektörü için rekor. Tüm yıl otomotiv sektörü ihracatın öncüsü olmuştu. Yeni anlaşmalar ile yeni model üretimleri bu rekorda etkili oldu. Kazan ve makine ihracatı 14 milyar 56 milyon dolar ve kıymetli taşlar, madenler, altın ihracatı 10 milyar 886 milyon dolara ulaştı.

ALTIN İTHALATI

En fazla ithalat ise her yıl olduğu gibi mineral yakıt, yağlar oldu. Doğal kaynaklara sahip olmadığımız ve enerjide dışa bağımlılık oranımız yüksek olduğu için ithalatta da ilk sıra daima mineral yağlar ve yakıtlar, ürünler oluyor. 2017’de bu grubun ithalatı 38 milyar 370 milyon dolar oldu. İkincilik ise 27 milyar 261 milyon dolar ile kazanlar ve makinelerde. Üçüncü sırada 21 milyar 171 milyon dolar ile elektrikli makineler yer alıyor. Kıymetli taşlar, madenler, altın ise 2016 yılına göre yüzde 147.1 artışla 17 milyar 806 milyon dolar ithalatla dördüncü.

EN FAZLA İHRACAT DA İTHALAT DA ARA MALINA

GÜMRÜK Bakanlığı’nın verilerine göre 2017 yılında en fazla ihracatı 73.1 milyar dolar ile hammadde, ara malı grubu yaptı. İkincilik 64.9 milyar dolar ile tüketim mallarında. Sermaye malı ihracatı ise 18.3 milyar dolar olarak hesaplandı. İthalatta da birincilik 171.8 milyar dolar ile hammadde, ara malında. İkinci 33.1 milyar dolar ile yatırım malları, son olarak da 28.4 milyar dolar ile tüketim malları geliyor.

BAE VE ABD’YE HIZLI YÜKSELİŞ

GÜMRÜK Bakanlığı verilerine göre 2017 yılında en çok ihracat 15.2 milyar dolarla Almanya’ya yapıldı. İkincilik 9.6 milyar dolarla İngiltere’de. Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yüzde 70.03’lük artışla 9 milyar 194 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Bu sıçrayışta kimya ile altın takı, mücevher ihracatındaki artış etkili. ABD’ye ise ihracat yüzde 30.66 arttı. En fazla ithalat yaptığımız ülke 23.3 milyar dolarla Çin. İkinci 21.3 milyar dolarla Almanya, ve üçüncülük 20 milyar dolar ile Rusya’da. (Hürriyet / Şebnem Turhan)






Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/cumhuriyet-tarihinin-en-iyi-ikinci-ihracati/1264734



Dünyanın en büyük yatırımcısı BlackRock

Ortalama yatırımcıların gözünde, BlackRock görünür değil. Keza wifi ve oksijen de öyle. Ancak New York merkezli finans devi küresel yatırımın dokusunun derinliklerine işlemiş bir yapı: Dünyanın en büyük varlık yöneticisinin portföyünde müşterilerine ait toplamda yaklaşık 6 trilyon dolarlık bir varlık yer alıyor. Bu miktar dünyada ABD ve Çin haricinde her ülkenin GSYİH’sinden daha büyük ki bu da, BlackRock’un yatırım kararlarının her büyük küresel pazarda etkileri hissedilen dalgalar oluşturması anlamına geliyor.

BlackRock 1,5 trilyon doları iShares ailesine yatırılanlarla beraber en büyük, pasif fon borsaları (EFT) sağlayıcısı konumunda. Ayrıca, BlackRock’un elindeki, çoğunun aktif olarak yönetildiği kurumsal hisse ve bono varlıkları EFT portföyünden daha büyük; şirketin 135 yatırımcıdan oluşan ekibinin bu paranın nereye aktarılabileceğiyle ilgili tercihleri nice başka yatırımcıyı etkiliyor.

Alıntı:
http://www.finansgundem.com/foto-haber/parlak-sektorler-hangisi/1264970

Şimşek'e göre 2018'in fırsat ve riskleri

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’le dış kaynaktan küresel piyasalara, dövizle borçtan Varlık Fonu’na ve büyümeye kadar 2018’in fırsat ve risklerini anlattı. İşte Bakan Şimşek’e sorular ve yanıtları.

- 2018 yılında Türkiye ihtiyacı olan 210 milyar dolar dış kaynağı temin etmede zorlanır mı?

Dış kaynak bulmada zorlanmayacağız. Bunun birkaç nedeni var.

- Klasik fonlama bölgemiz olan Batı ile ilişkilerimiz daha iyi. AB ile Türkiye ilişkeleri kopmayacak. Son vize krizinde de gördük ki, Türkiye-ABD ilişkileri de daha kötüye gitmeyecek. Türkiye’nin ilişkilerindeki belirsizlikleri azaltması dış kaynak bulmada bir miktar rahatlatıcı rol oynayacaktır. Türkiye’nin bugün kısa vadeli olarak belli sıkıntıları olsa da, orta ve uzun vadeli geleceğinin iyi olacağı beklentisi, insanlar ve kurumları Türkiye riskini almaya yöneltiyor.

- İkinci nedenimiz, borçlanma bölgelerimizde ciddi bir çeşitlendirme çalışmasına girmemizdir. Ciddi fon birikimlerinin olduğu yeni ülkelere yöneliyoruz artık. İlk defa Rusya’da road show yaptık. Ruble cinsinden tahvil piyasasını yokladık, ilk tepkiler olumlu, 2018’de burada borçlanmayı deneyeceğiz. Bunun yanında Çin’in borçlanma pazarı Panga piyasasına da girme kararı aldık. Türkiye’de faaliyete geçen Çinli ICBC bankasının da aracılığıyla finansal ilişkilerimizi geliştireceğiz. Çin güçlü tasarrufların olduğu bir ülke. Japonya’ya gideceğiz ve Samurai piyasasından da kaynak bulma ihtimalimiz var. Ortadoğu da dünyada güçlü finansman kaynaklarından biri ve bizim de bu bölgeyle güçlü ilişkilerimiz var. Bu bölgeyi de daha fazla kullanmaya kararlıyız.

Yani geleneksel fon sağlayıcılarımıza ilaveten yeni fon sağlayıcı kaynakları da devreye sokacağız. Daha geniş bir tabandan dış kaynak sağlama yoluna gideceğiz.

- Kaldı ki, roll-over edeceğimiz dış borcun önemli bir kısmı ticari ilişki kaynaklıdır. Bu ilişki içinde bu borçların çevrilmesinde sıkıntı beklenemez.

- Politika belirsizliklerinin azalması, ekonominin çeşitli şoklara karşı dayanıklılığını ispat etmesi de Türkiye’nin yeni kaynak bulmasına katkı veriyor.

- Bu tartışma ve soru işaretleri hep Türkiye’nin yüksek borçlu olmasından değil mi?

- Aslında Türkiye yüksek borçlu bir ülke değildir. Bunun için toplam borca bakmak lazımdır. Türkiye’de tüm kesimlerin yani hanehalkı, finans sektörü, reel sektör ve kamunun toplam bocunun milli gelire oranı yüzde 144 seviyesindedir. Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler ortalaması ise yüzde 219’dur. Biz bu ortalamanın üçte ikisi civarındayız ve düşüğüz.

- Bir başka gösterge de faiz ödemesidir. Türkiye’nin toplam dış borç faiz ödemesinin milli gelire oranı 15 yıl önce yüzde 1.9 iken, 2017’nin üçüncü çeyreği itibarıyla yüzde 0.7’ye indi ve yaklaşık yarı yarıya düştü.

- Sorun olan özel sektörün Dövizle borçlanmasıdır. Bu konuda da bir makro ihtiyati çerçeve hazırladık, onlar da bundan sonra Döviz riskini daha iyi yönetecekler.

- Türkiye Varlık Fonu size bağlı değil ama Hazine sizde ve uzun yıllar da uluslararası yatırım bankacılığı yaptınız. Bu Fon’un iyi ve etkin çalışması sizce nasıl olabilir?

Madem ki sordunuz, ideal çalışma biçiminin nasıl olması gerektiğini belirteyim. Bence Varlık Fonu’nun üç fonksiyonu olmalı.

- Varlık Fonu portföyüne aldığı şirketlerin performansını ve değerini artıracak bir strateji izlemeli. Bunun için şirketlerin ciddi bir yeniden yapılanmasını sağlamalı, şirketlerin önünü açmalı ve süratle büyümelerini hedeflemeli. Yani Varlık Fonu hem yeni şirketlerin katılımı ile güçlenip büyürken, hem de sahibi olduğu mevcut şirketlerinin büyümesi ve değerlenmesi yoluyla da büyümeli.

- Yine Türkiye Varlık Fonu teknolojik yatırımlara, savunma ve havacılık gibi stratejik yatırımlara, Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak girişimlere katılmalı ve öncülük etmeli. Kamu altyapı yatırımlarına da finansman sağlayabilmeli.

Ortaya koyduğu performansıyla dünyadan kaynak çekmelidir. Bu kaynaklar uzun vadeli ve sermaye biçiminde olmalı, ülke borcunu artırıcı veya borç biçiminde değil.

Bu üç fonksiyonu yerine getiren bir varlık fonu ülkenin kalkınmasına önemli katkılar sağlar.

- Özel sektörün dövizle borçlanmasını önemli ölçüde sınırlandırmada ne aşamadayız?

Biz çalışmamızı sonlandırdık ve taslağı Başbakanlığa sunduk. Dövizle borcun büyük kısmı 2 bin büyük şirketin. Küçük kısmı da 23 bin şirketin. Küçük şirketler içinde ihracatçı olmayan ve döviz kazancı olmayan varsa bir kere bunlar dövizle borçlanamayacak. İhracatı olanlara da ihracatına oranla borçlanma olanağı getiriyoruz. Büyük şirketleri ise koruma satın almaya yöneltiyoruz.

- 2018’in büyümesi ne olabilir ve bunu ne sağlayacak?

Büyüme oranının ne olabileceğini programa yazdık. Bunun dışında bir öngörüm yok, büyümeyi yüzde 5.5 bekliyoruz.

- Bunun nedenlerinden biri, 2017’de istihdamın güçlü seyretmiş olmasıdır. Eylül itibarıyla yılbaşından bu yana 1.2 milyon vatandaşımıza yeni iş bulduk. Bu rakam 2006- 2016 dönem ortalamasının 2.3 katıdır. Bu çok ciddi bir başarıdır. İstihdam artışı bu yıl tüketimi ve büyümeyi destekleyecek. Önümüzdeki dönemde de yatırım yaparak istihdam sağlamaya devam edeceğiz. İstihdamın tüketim üzerinde kredi artışı kadar önemi vardır.

- Kredi Garanti Fonu aracılığıyla geçen yıl 202 bin şirkete 210 milyar liralık kaynak kullandırdık. Kredilerin yüzde 75’ini de KOBİ’ler kullandı. Sonucu meydanda. Bu yıl da 140 milyar liralık daha kaynak kullandıracağız. Bakanlar Kurulu imzasına açıldı. Bunu da uzun vadeli sanayi yatırımları ve ihracatı destekleyerek ekonomik katma değeri maksimize edecek alanlara yönlendireceğiz.

- Kapasite kullanımları yüzde 80’e geldi. Yatırımlarda bir canlanma başladı. Yılın üçüncü çeyreğindeki makine teçhizat yatırımları yüzde 15.8 arttı. 2018’de makine teçhizat yatırımlarında artış devam edebilir. Böylece büyüme yatırımlarla da desteklenecek.

- İhracatta çift haneli artışın bu yıl da devamını bekliyoruz. Çünkü dünya ekonomisinde büyüme iyi olacak ve toplamda yüzde 3.5’in üzerinde bir oran bekleniyor. Bizim asıl ihracat pazarımız olan AB’nin ekonomisi de canlı ve yüzde 2.5’e yaklaşan bir büyüme olacak. Bunun yanında Türkiye kur üzerinden bir miktar rekabet gücü de kazanmış durumda. İhracat artışı ekonomik büyümeyi destekleyecek. Yine ihracat pazarlarındaki müteahhitlik hizmetleri ve gelirleri de destekleyici bir rol oynayacak.

- Turizm sektörü önemli oranda toparlandı. Bu toparlanmanın da devam edeceği anlaşılıyor. Turist sayısı açısından 2014’ü yakaladıktan sonra iş gelirleri toparlamaya dönecek. Büyümeye buradan da bir artış gelecek.

Bütün bu gelişmelerle büyüme 2018’de güçlü kalacak, geniş tabanlı olacak ve istihdamı destekleyici olacak.

- Türkiye ekonomisiyle ilgili yeni yıl öngörüleriniz nedir?

Son yıllarda çok büyük şoklarla karşı karşıya kaldık. Bir miktar mali alanı kullanarak iyi direnç gösterdik ama ekonominin temelleri de sağlamdı. Reel ekonomi açısından 2017’de oldukça başarılıydık. Büyüme güçlü ve kapsayıcıydı.

- Ekonomide en kötüsünün geride kaldığını, yılın ilk çeyreğinde gereken adımları attıktan ve istihdam ile büyümeyi artırmayı hedefledikten sonra söylemiştim. Beklediğimiz iyi sonuçları da aldık.

- Ama bunların yan etkileri de oldu. Cari açık daha yükseldi. Enflasyon oldukça yüksek seyretti. Bütçe açığı da, reel ekonomi destekleri nedeniyle bir miktar büyüdü.

- Bu yıl güveni bozacak ilave şoklar olmayacağı kanaatindeyim. Suriye olayları kısmen sükûnet devresine girdi. FETÖ kalkışması gibi ilave bir şok olasılığını da düşük buluyorum.

- Bu çerçevede büyümemiz devam eder. Ama bu seneki kadar yüksek olmayabilir.

- 2017’ye oranla bütçede bir miktar iyileşme olabilir.

- Enflasyonda iyileşme aralık ayı rakamlarının açıklanmasıyla başlar.

- Cari açıkta iyileşme olur. Çünkü resmi önemli ölçüde bozan unsurlardan biri altın ithalatındaki artıştır. Geçmişteki gerçekleşmelerden dolayı bunun devam etmeyeceğini varsayıyorum. İhracat artacak, turizmde hem gelen turist sayısında artış olacak hem de turist başına harcama artacak ve sonuçta turizm gelirlerimiz yükselecek. Cari açıkta aşağıya doğru bir trend bekliyorum. Geçmiş yıllarda bu denli hızlı büyüdüğümüz dönemlerde yüzde 9 dolayında cari açıkla karşılaşıyorduk. Cari açığın azaltılması için enerjide dışa bağımlılığı azaltıyoruz. Sektörel dönüşümü sağlıyoruz ve tasarrufları artırıyoruz.

Makro açıdan bakınca enflasyon ve cari açıkta iyileşmenin yanına istihdam artışı ve makul büyümeyi koyduğumuzda ekonomideki resmin oldukça iyi olacağını düşünüyorum.

ENFLASYONLA KÜRESEL FAİZDE SENKRONİZE ARTIŞ İHTİMALİ ARTIYOR

- Sizce yeni yılın zorluğunu nerede aramalı?

Merkez bankalarının parasal genişlemeye gitmeleri dünyada enflasyon yaratmadı. Bir miktar parasal sıkılaştırma başladı ama bu da henüz ortada enflasyon olmadığı için piyasalar tarafından tolere edildi. Fakat bu, enflasyon kalıcı bir şekilde ortaya çıkmayacak anlamına gelmiyor. Şu ana kadar çıkmadıysa parasal genişlemeye ve işsizliğin azalmasına rağmen ücretlerin tepki vermemesindendi.

Ama petrol fiyatları artıyor, emtia fiyatları yükseliyor. Varlık fiyatlarının artışıyla da enflasyonun bir miktar başını kaldırma riski var. Hatta ücret artışlarının başlamasıyla merkez bankalarının senkronize bir parasal sıkılaştırmaya gitme ve faizleri artırma ihtiyacı artabilir. Bu ilave sıkılaştırmanın getireceği bir miktar olumsuz etkiler yaşanabilir. Maliyet artışları olabilir.

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/simseke-gore-2018in-firsat-ve-riskleri/1264407

A, B, C, D Grubu hisseler neyi temsil eder?

Borsa İstanbul'da 4 gruba ayrılmış olan hisseler vardır ve her biri farklı işleyiş biçimine sahiptir
BİST’te işlem gören hisse senetlerinin Fiili Dolaşımdaki Pay (FDP) değerlerine göre, farklı kategorilere ayrılarak, farklı alım satım kurallarına bağlanması amaçlanmıştı.

Bu amaç doğrultusunda ABC Düzenlemesi adı altında hisse senetleri A-B-C ve D grubu olarak kategorilendirmeye tabi tutuldu.

Bu kategorilere göre:

A Grubu hisseler: 30 milyon lira FDP değer olan paylar A grubuna dahil edilmişyir. Bu paylar sürekli müzayede yöntemine tabidir. Kredili alım, açığa satış, ödünç alma veya verme işlemlerine konu olabilirler.

B Grubu hisseler: 30 milyon liradan düşük ancak 10 milyon liradan fazla FDP değeri olan paylar B grubu olarak nitelendirildi. Bu paylar sürekli müzayede yöntemine tabidir. Kredili alım, açığa satış, ödünç alma vya ödünç verme işlemlerine (yüzde 50 özkaynak kabul edilerek) konu olabilirler.

C Grubu hisseler: 10 milyon lira altında kalan paylar C grubu olarak sınıflandırılmıştır. Piyasa yapıcısı veya likidite sağlayıcısına sahip olması durumunda sürekli müzayede işlem yöntemine, piyasa yapıcısı veya likidite sağlayıcısına sahip olmaması durumunda tek fiyat işem yöntemine tabi olmaktadırlar. Kredili alım işlemi veya açığa satışa konu olamazlar. Kredili alım, açığa satış, ödünç alma veya ödünç verme işlemlerinde özkaynak olarak kabul edilemiyorlar.

D Grubu hisseler: BİST pay piyasası dışında kalan, Gelişen İşletmeler Piyasası, Serbest İşlem Platformu, Nitelikli Yatırımcı İhraç Pazarı ve Gözaltı Pazarı’nda işşem gören paylar D grubu olarka sınırlandırılmıştı. Kredili alım işlemi veya açığa satışa konu olamazlar.

Hisse senetlerinin dahil oldukları gruplar Ocak-Haziran ve Temmuz-Aralık olmak üzere 6 ayda bir güncelleniyor.

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/a-b-c-d-grubu-hisseler-neyi-temsil-eder/1264636


1 Ocak 2018 Pazartesi

Borsada potansiyel büyük

Borsa İstanbul’da BIST 100 Endeksi, yılın son işlem gününde 115.840’ı görürken tüm zamanların en yüksek seviyesini test etmiş oldu. Endeks günü yüzde 0.74 değer kazancıyla 115.333’ten tamamladı. Toplam işlem hacmi 5.6 milyar lira düzeyinde gerçekleşti. Küresel piyasalarda korku endeksi olarak adlandırılan VIX Endeksi, en düşük seviyesi olan 9’u gördükten sonra gerçekleştirdiği çıkışla 11’e gelmesine rağmen hâlâ diplerde. Bu da küresel piyasalardaki iyimserliğin sürmesine neden oluyor. VIX’de medyadan gelecek olası yükselişler iyimserliğin bozulma sinyalini oluşturacaktır.

Türkiye’de ABD ile vize sorununun ortadan kalkmasıyla birlikte yükselişine ivme kazandıran Borsa, Türkiye’nin kredi risk priminin düşmesiyle birlikte yükselişini güçlendirdi. Hisselerde yüksek getiriler oluşurken dolar/TL kuru 3.79 seviyesine geriledi. Hisseler TL bazında zirvede ancak dolar bazında 2013 yılında test edilen 50.000 seviyesindeki zirvenin hâlâ yüzde 40 altında bulunuyor. BIST 100 Endeksi dolar bazında 30.521 seviyesinde.

Borsa TL bazında 115 bin seviyenin üzerinde kalıcı olarak kalabilirse endeksin dolar bazında 40.000’li seviyelere doğru hareketinin güçlendiğini görebiliriz. Bu da dolar bazında yüzde 33 getiri potansiyeline işaret ediyor.

Kazandıran sektörler

Ulaştırma, maden ve metal ana sektörleri yılın en fazla değer kazanan sektörleri oldu. 2017 yılına dip seviyelerde giren ulaştırma sektörü hisseleri yıl boyunca çıkışını sürdürürken yabancı yatırımcıların bu hisselerde alım yapması yükselişlerin güçlenmesini sağladı. Maden sektörü hisseleri yıl boyunca yatırımcıların takibinde oldu. Metal Ana sektörü ise büyümede yakalanan güçlü ivme ve artan kârlılıklarla çıkışta.

% 1000 kazandıran var

Borsada BIST 100 Endeksi yüzde 47 değer kazanırken,Yeşil Yatırım Holding yüzde 1851, Beyaz Filo yüzde 1030 değer kazandı.

İzmir Fırça ise yatırımcılarına yüzde 800 kazanç sağladı. Bu yüksek getiriler hisse senetlerinin tahtalarının sığ olmasından ve çok düşük hacimdeki işlemlerle hisselerin prim yapmasından kaynaklanıyor. Yatırımcıların hisse senetlerinin gerçek değerlerini görerek aşırı değerli hisse senetlerinden uzak durmasında fayda var.

BIST’i beşe katlayanlar

Borsada BIST 100 Endeksi 2017 yılında yüzde 47 değer kazandı. Ancak BIST 100’de yer alan Yataş yüzde 438, Sasa yüzde 393, Banvit yüzde 232.61, Gözde 216.20, Türk Hava Yolları yüzde 213 ve Koza Madencilik yüzde 201’lik getirisi ile endeksin getirisini beşe katlayarak yüzde 200’ün üzerinde prim yaptı. Türk Hava Yolları 15 Temmuz’dan sonra dip seviyelere gerilemiş aşırı değer kaybetmişti. Turizm sektöründe dipten dönüş, satış ve kârlılıkta gözlenen düzelme, yeni havalimanına ilişkin beklentiler, şirketin hisselerine olumlu yansıdı.

Yılı zirve seviyesinde tamamlayan iki hisse senedi var. Bu hisseler TAV Hava Limanları ve Trakya Cam. Tav Hava Limanları 22.46 ile yılı en yüksek seviyeden tamamlarken Trakya Cam’ın kapanış fiyatı da  4.62 TL’den gerçekleşti. Her iki hisse senedi için de olumlu beklentiler devam ediyor.

Gram altın alım fırsatı verecek

Dolar/TL kurunun düşüşe geçmesiyle birlikte, dolar ile fiyatlandığı için gram altında da geri çekilme gözlenebilir. Ancak bu geri çekilme gram altın, çeyrek, cumhuriyet altını almak isteyenler için fırsat oluşturacak. Gram altın yıl içerisinde 165-170’li seviyeleri görebilir.

Dolar 3.70’in altına kayabilir

Dolar/TL kurunun 2017 kapanışı TCMB kuru ile 3.77, serbest piyasa kapanışı ise 3.79 seviyesinden gerçekleşti. Dolar/TL’de dalgalanmalar yaşansa da aşağı doğru trend devam ediyor. Kur, 3.70 seviyesinin de altına gerileyerek alım fırsatı verebilir. Yılın ilk çeyreğinde dolar/TL için düşük seyrin süreceği gözleniyor. (Zeynep Aktaş/ Milliyet)





Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/2018de-piyasalari-bekleyen-10-firsat-10-risk/1263945