Çeşitli bankalardaki kariyerim boyunca McKinsey ve benzeri danışmanlık firmaları ile defalarca çalışmak durumunda kaldım. Bankaların ölçekleri bu tip önde gelen danışmanlık firmaları ile çalışmaya elverişlidir. Faydalı çalışma ve önerilerinin yanısıra, yararsız önerileri ve/veya yetersiz çalışmalarını da gördüm. Yaklaşık 10 yıl bankacılık sektöründe genel müdürlük yapmış, uluslararası mali sistemi bilen ve halen finans sektörünün tek sivil toplum kuruluşunun başındaki adam olarak taşları yerine oturtmak ve kafanızı faydalı konularda karıştırma gereği görüyorum.
Ülkemiz konusundaki sevdamı ve duyduğum sorumluluğu da; ana babası devlet memuru olup devlet okullarında okumuş, yalnızca yerli kurumlarda çalışmış, ülkemiz söz konusu olduğunda da riskleri çekinmeden almam sebebiyle, beni bilenler bilir..
Ekonomi rakamlarımız Kozmik Oda konusu mudur?
Değerli arkadaşlar söz konusu ekonomi ile ilgili rakamlar oldu mu kozmik odamız söz konusu olmaz. Uluslararası camianın bir üyesi ve açık bir ekonomi iseniz rakamlar konusunda gizli saklınız olmaz ve olmamalıdır da… Yönetimler ulusal bütçelerini ve merkez bankalarının verilerini, meclislerine dolayısı ile halklarına sunarlar. Halkın gözetimi için de bu gereklidir. Ayrıca uluslararası camianın parçası her ülke istatistik standartları ile birbirine bağlıdır.
Tüm rakamlar hafif bir makyaj kaldırır ancak bunun sadeleştirmesini zaten işin uzmanları ayıklayarak yapar. Makyaj akar arkadaşlar. Makyaj işi abartılıp, bir de estetik müdahaleler başladı mı bir daha size inanan da olmaz.
Peki, bir kozmik odanız varsa yani veriler açıkladığınızdan farklı ise -ki bu durumda çift bilançonuz var demektir- neler olur? Ekonomi ile konularda yatırımcılar ve borç verenler siz şeffaf davranmıyorsanız bir şeylerin ters gittiğini halkınızdan önce öğrenir en kötü ihtimali düşünerek pozisyon alır. Bu da sizin alacağınız kredi ve yatırımın kalitesini etkiler. Yeterince şeffaf değilseniz; az miktarda, bol teminatlı ve pahalı kredi kullanırsınız. Yatırım çekerken de fazlası ile iskonto talep ederler, garantiler isterler. Yani şeffaf olmamanızın bedelini her durumda fazlası ile ödersiniz. Keşke en baştan açık davransaydım dersiniz.
Tabi ki her ülkenin kendine has sırları olur ancak genel ekonomi rakamları bu kapsamda değildir.
McKinsey nasıl çalışır ve faydalı mıdır?
McKinsey ve benzer firmaların çalışma prensipleri hemen hepsinde aynıdır. Bu firmaların çalışma şekilleri, gerçekleştirmek istediğiniz amaç için size kendi kütüphanelerinde olan dünyadaki en iyi uygulama örneklerini sunmaktır. Eğer talep ederseniz teşhis (diognastic) çalışması ile sizin mevcut durumunuzu analiz ederek bir resminizi çekerler ve en iyi uygulamalara benzemek için yapacaklarınızı içeren bir reçete verirler. Reçeteye ne kadar uygun yaşadığınızı da danışmanlık ücretinizi ödediğiniz sürece size sürekli raporlarlar. Metodolojileri ise çok öğreticidir. Aslında bir diyetisyene benzetebiliriz. Siz kendiniz kilo veremiyorsanız bir diyetisyene başvurursunuz ve diyetisyen sizi analiz ederek kilo vermenize yardımcı bir metot sunar. Siz kilonuzun bilinmesini istemez, karnınızı içeri çekip atletik biriyim der, korse giyip giysilerinizle sakladığınızı da düşünseniz o fazla kilolar bir yerden kendini gösterir en son tartıda gerçek çıkar zaten. Bu arada siz dünyadan bir şey istemedikçe kimse kilonuzla da ilgilenmez. Kafasında sizle ilgili bir fikri vardır ona inanır.
Bu şirketler en çalışkan mezunları işe alır. Kendi kurum kültürleri ile çalışanları yetiştirirler. Çalışanların çoğunlukla icra tecrübeleri olmaz. Bu en zayıf yanlarıdır. Danışmanlık projelerinin başarısı konusunda diğer önemli bir zorluk, danışmanlık alınan konuların çoğu zaman sosyal bilim konusu olmasındadır. Yani önerilerin doğruluğu ve başarı getirmesi birçok faktöre göre değişkenlik gösterir.
McKinsey ve benzerleri eskiden daha faydalıydı. Zira bilgiye ve işin uzmanlarına erişim çok zordu. Google ve diğer açık kaynaklar bu denli gelişmemişken, bizim için “Google” gazetelerin kuponla dağıttığı “Ana Britannica Ansiklopedisi” idi. Yurtdışından zahmetle getirdiğimiz kitaplarla, sınırlı ingilizcemizle derinleşmeye çalışırdık. Eskiden derken 100 yıl öncesini değil 90’lar ve 2000’lerin başı böyleydi ve şimdiki 40 yaş üstü yönetici kuşak öyle yetişti. O zamanlar dünyadaki en iyi örnekleri detayıyla karşımızda bulmak paha biçilmezdi. Artık öyle değil. Açık kaynakların gelişimi ile artık “bilmek” belirleyici olmaktan çıktı. Yapabilmek ve icra becerisi ön plana çıktı. İyi fikrin öneminin bile bir işin olmasında ancak %15 önemli olduğu keşfedildi.
Ancak yararlanmayı bilirseniz, halen bu şirketler ile çalışmak çok faydalıdır. Şirketteki kadrolar ne yapılacağını çok iyi biliyor bile olsa değişim/dönüşüm sancılı ve paydaşları etkileyeceği için kararları duygusallıktan arındırmak için 3. bir kişiye söyletmek, “bak ben demiyorum danışmanlık firması diyor” demek için bile sıkça başvurulan bir yöntemdir.
Ancak önerileri arasındaki seçim yaparken ve uygulamaya geçildiğinde bünyedeki icra becerisinin ve hepsinden önemlisi işverenin niyetinin belirleyici olacağı unutulmamalıdır.
Peki, McKinsey güvenilir midir?
Güvenilirliğin tanımı muğlaktır. Kime göre neye göre? Örneğin siz fabrikanızı daha verimli ve rekabetçi hale getirmek, endüstri 4.0’a hazırlamak için dijital bir dönüşüm yapıyor ve bunun için McKinsey’i tutuyorsunuz diyelim. Bu projenin bir parçası olarak, fabrikanızdan dönüşüm nedeniyle personel çıkarmanız gerekiyor ve bunu şirketinizde en doğru personeliniz kalacak şekilde yapmak istiyorsunuz. McKinsey her bir işi ve ona karşılık gelen yetkinliği analiz ederek size öneriler getirecektir. İşten çıkarılanlar veya görev etkinliği azalanlara göre McKinsey güvenilir olmayan bir şirket olacaktır. Ayrıca çalışmanın kapsamını geniş tutturup, önerileriniz yönetim katını da kapsasın dediğiniz de pandoranın kutusunu açmış olursunuz ve genellikle değişim/dönüşüm orada durur. Zira işveren genellikle iç dengeleri ve yılların alışkanlıklarını değiştirmekte zorlanacağından önerinin o kısmını uygulamaz. Halbuki dönüşümün en önemli bacağı orasıdır. Şirket beklenen performansı göstermez ise suçlu genellikle danışmanlık şirketi olur.
Sonuç
İlk sonuç: McKinsey ekonomik sırlarımızı öğrenecek, elimizi görecek ve bunu bize karşı kullanmak isteyenlerin eline de verilerimiz geçecek korkusu yersizdir.
Tek başına bu danışmanlık firması ile çalışmak yerli ve milli tercihlerden sapıldığı anlamına gelmez. Dışarıdan paraya ihtiyaç duyuyorsanız para hangi dilden anlıyorsa aynı dilden konuşacaksınız.
İkinci sonuç: McKinsey’le çalışmak bir özgüven ifadesidir. Bakın hedeflerimi söylüyor ve açık bir yol haritası ortaya koyuyorum. Bunu uyguladığımı halkımızın yanı sıra dünya alem görebilir demektir. Gizlimiz saklımız yok anlamına gelir.
Üçüncü sonuç: McKinsey’le çalışmak faydalıdır. Bu konuda ödenecek ücretin tartışılması yersizdir. Ülkemizdeki pekçok özel kurum dahi hizmet alabilmektedir. Kaldı ki devlet kurumlarımız uzun yıllardır McKinsey, Boston Consulting vb. kurumlardan hizmet almaktadır.
Dördüncü sonuç: McKinsey’de birçok yabancı kurumda olduğu gibi ülkemizin en çalışkan ve parlak gençlerimiz de görev yapmaktadır. Ülkelerinin menfaatine olacak en iyi çalışmayı ellerinden geldiği ölçüde yapacaklardır.
Beşinci sonuç: Ülkemizde yetişen uygulamacı ve uzmanlar sürekli kriz tehdit, tecrübesi ve sınırlı kaynaklar ile başardıkları ile danışmanlık firmalarında çalışanlarından çok daha iyi donanıma sahip olabilirler. Ancak uluslararası geçerliliği olan bir kaşe bu işlerde önemlidir.
Altıncı sonuç: Ülkemiz ilk defa ödemeler dengesi problemine sürüklenmiş değil. Cari açığa dayalı ekonomik büyüme modellerimizin bir sonucu olarak son 35 yılda birçok defa benzer durumlar ile karşılaştık. McKinsey’e iş verirken işi yönetecek Bakanlık Ofisi’nin de deneyimli insanlarımızdan oluşması faydalı olacaktır. Böyle bir ofiste benzer eski krizleri yaşamış ve yönetmiş eski Hazine, Maliye, BDDK, SPK ve bankacılık kurumlarımızın yöneticilerinden insanlar bulunmalıdır. Çünkü McKinsey’in önerileri arasında faydalı olanların yanı sıra; yan etkisi sağlayacağı faydadan daha yüksek, parlak gözüken ancak yararsız, önerilmemiş ancak geçmişte faydaları görülmüş vb. birçok tecrübeye ihtiyaç bulunan kararlar almak gerekecektir.
Son Sonuç: Artık en azından ülkemizin önde gelen bir yerli danışmanlık şirketini ülkemiz çıkarabilmelidir. Bu konuda hepimize görevler düşmektedir.
http://www.finansgundem.com/yazarlar/mckinsey-nedir-ne-degildir-yazisi/1349062
7 Ekim 2018 Pazar
Sözleşmelerde TL dönemi resmen başladı
Hazine ve Maliye Bakanlığı, dövizle işlem yasağına ilişkin tebliği Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Dövizle yapılan eski sözleşmelerin TL'ye çevrilmesinde 2 Ocak 2018 tarihli Merkez Bankası döviz kurları dikkate alınacak
Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 13 Eylül'de yayımlanan Türk Lirası'nın değerinin korunmasıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin uygulanmasına ilişkin tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı, sözleşmelerde TL dönemi resmen başladı.
Yayımlanan tebliğ ile birlikte, Türkiye’de yerleşik kişilerin dövize endeksli gayrimenkul, menkul, iş, hizmet sözleşmeleri yapmasının önüne geçen ve mevcuttaki sözleşmelerin TL’ye çevrilmesine ilişkin esasları belirleyen düzenlemenin detayları netlik kazandı.
Döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedeller taraflarca Türk Lirası yeniden belirlenirken mutabakata varılamazsa; 2 Ocak 2018 tarihinden önce akdedilen sözleşmelerdeki döviz bedelinin Türk Lirasına çevrilmesinde, 2 Ocak 2018 tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru esas alınacak.
Resmi Gazete'de yer alan tebliğin döviz cinsinden ve dövize endeksli sözleşmeleri içeren 8’inci maddesinde değişikliğe gidilerek, Türk Lirası ile yapılması zorunlu sözleşmeler ve istisna kapsamındaki sözleşmeler 25 başlık altında yeniden düzenlendi.
Türkiye’de yerleşik kişiler, kendi aralarında akdedecekleri, gayrimenkul satış, kiralama sözleşmeleri ile iş ve hizmet sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramayacak.
Dövize endeksli kararlaştırılabilecek sözleşmeler
Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında yapacakları sözleşmeler dışında kalan menkul satış ve kiralama sözleşmelerinde, bilişim teknolojileri kapsamında yurt dışında üretilen yazılımlara ilişkin satış sözleşmelerinde, donanım ve yazılımlara ilişkin lisans ve hizmet sözleşmelerinde, gemilere ilişkin finansal kiralama (leasing) sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilecek.
Türkiye Cumhuriyeti ile vatandaşlık bağı bulunmayan Türkiye’de yerleşik kişilerin taraf olduğu iş sözleşmelerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketlerinin taraf olduğu gayrimenkul satış ve gayrimenkul kiralama dışında kalan sözleşmelerde, kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu döviz cinsinden veya dövize endeksli ihaleler, sözleşmeler ve milletlerarası antlaşmaların ifası kapsamında olmak kaydıyla; yüklenicilerin üçüncü taraflarla akdedeceği gayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmeleri dışında kalan sözleşmelerde, Hazine ve Maliye Bakanlığının gerçekleştirdiği işlemlerle ilgili olarak bankaların taraf olduğu sözleşmelerde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilecek. Sermaye Piyasası Kanunu ile bu Kanuna dayalı olarak yapılan düzenlemeler çerçevesinde sermaye piyasası araçlarının (yabancı sermaye piyasası araçları ve depo sertifikaları ile yabancı yatırım fonu payları da dahil olmak üzere) döviz cinsinden oluşturulması, ihracı, alım satımı ve yapılan işlemlere ilişkin yükümlülükleri döviz cinsinden kararlaştırılabilecek.
Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile serbest bölgelerdeki şirketlerin taraf olduğu iş ve hizmet sözleşmelerinde, sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilecek.
Türkiye’de yerleşik yolcu, yük veya posta taşıma faaliyetinde bulunan ticari hava yolu işletmeleri; hava taşıma araçlarına, motorlarına ve bunların aksam ve parçalarına yönelik teknik bakım hizmeti veren şirketler; sivil havacılık mevzuatı kapsamında havalimanlarında yer hizmetleri yapmak üzere çalışma ruhsatı alan veya yetkilendirilen kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği statüsündeki kuruluşlar ile söz konusu kuruluşların kurdukları işletme ve şirketler ile doğrudan veya dolaylı olarak sermayelerinde en az %50 hisse oranına sahip olduğu ortaklıkların Türkiye’de yerleşik kişilerle döviz cinsinden veya dövize endeksli bedeller içeren gayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmeleri haricindeki sözleşmeleri akdedebilecek.
Sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayan sözleşmeler kapsamında düzenlenecek kıymetli evraklarda yer alan bedeller döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecek.
Uluslararası piyasalarda fiyatı döviz cinsinden belirlenen kıymetli madenlere veya emtiaya endekslenen ve dolaylı olarak dövize endekslenen sözleşmeler, dövize endeksli sözleşme olarak değerlendirilecek.
Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışındaki şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, işlettiği veya yönettiği fonlar, yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile doğrudan ya da dolaylı olarak sahipliklerinde bulunan şirketler, Türkiye’de yerleşik olarak değerlendirilecek.
Akdedilecek sözleşmelerde istisna kapsamına alınan, tebliğ değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten önce akdedilmiş bulunan sözleşmeler de anılan geçici madde hükmünden istisna sayılacak. Bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce akdedilmiş bulunan iş makineleri dahil taşıt kiralama sözleşmeleri anılan geçici madde hükmünden istisna sayılacak.
Bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedellerin taraflarca Türk parası olarak yeniden belirlenmesi zorunlu olacak.
Anlaşmazlık halinde 2 Ocak 2018 kuru esas alınacak
Döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedeller taraflarca Türk Lirası yeniden belirlenirken mutabakata varılamazsa; 2 Ocak 2018 tarihinden önce akdedilen sözleşmelerdeki Döviz bedelinin TL’ye çevrilmesinde, 2 Ocak’taki Merkez Bankası efektif satış kuru esas alınacak. Taraflar anlaşırsa, farklı bedeller üzerinden de TL’ye geçiş yapabilecekler. Yeni belirlenen bedeller, her yıl Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) artışa göre güncellenecek.
Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 13 Eylül'de yayımlanan Türk Lirası'nın değerinin korunmasıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin uygulanmasına ilişkin tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı, sözleşmelerde TL dönemi resmen başladı.
Yayımlanan tebliğ ile birlikte, Türkiye’de yerleşik kişilerin dövize endeksli gayrimenkul, menkul, iş, hizmet sözleşmeleri yapmasının önüne geçen ve mevcuttaki sözleşmelerin TL’ye çevrilmesine ilişkin esasları belirleyen düzenlemenin detayları netlik kazandı.
Döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedeller taraflarca Türk Lirası yeniden belirlenirken mutabakata varılamazsa; 2 Ocak 2018 tarihinden önce akdedilen sözleşmelerdeki döviz bedelinin Türk Lirasına çevrilmesinde, 2 Ocak 2018 tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru esas alınacak.
Resmi Gazete'de yer alan tebliğin döviz cinsinden ve dövize endeksli sözleşmeleri içeren 8’inci maddesinde değişikliğe gidilerek, Türk Lirası ile yapılması zorunlu sözleşmeler ve istisna kapsamındaki sözleşmeler 25 başlık altında yeniden düzenlendi.
Türkiye’de yerleşik kişiler, kendi aralarında akdedecekleri, gayrimenkul satış, kiralama sözleşmeleri ile iş ve hizmet sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramayacak.
Dövize endeksli kararlaştırılabilecek sözleşmeler
Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında yapacakları sözleşmeler dışında kalan menkul satış ve kiralama sözleşmelerinde, bilişim teknolojileri kapsamında yurt dışında üretilen yazılımlara ilişkin satış sözleşmelerinde, donanım ve yazılımlara ilişkin lisans ve hizmet sözleşmelerinde, gemilere ilişkin finansal kiralama (leasing) sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilecek.
Türkiye Cumhuriyeti ile vatandaşlık bağı bulunmayan Türkiye’de yerleşik kişilerin taraf olduğu iş sözleşmelerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketlerinin taraf olduğu gayrimenkul satış ve gayrimenkul kiralama dışında kalan sözleşmelerde, kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu döviz cinsinden veya dövize endeksli ihaleler, sözleşmeler ve milletlerarası antlaşmaların ifası kapsamında olmak kaydıyla; yüklenicilerin üçüncü taraflarla akdedeceği gayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmeleri dışında kalan sözleşmelerde, Hazine ve Maliye Bakanlığının gerçekleştirdiği işlemlerle ilgili olarak bankaların taraf olduğu sözleşmelerde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilecek. Sermaye Piyasası Kanunu ile bu Kanuna dayalı olarak yapılan düzenlemeler çerçevesinde sermaye piyasası araçlarının (yabancı sermaye piyasası araçları ve depo sertifikaları ile yabancı yatırım fonu payları da dahil olmak üzere) döviz cinsinden oluşturulması, ihracı, alım satımı ve yapılan işlemlere ilişkin yükümlülükleri döviz cinsinden kararlaştırılabilecek.
Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile serbest bölgelerdeki şirketlerin taraf olduğu iş ve hizmet sözleşmelerinde, sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilecek.
Türkiye’de yerleşik yolcu, yük veya posta taşıma faaliyetinde bulunan ticari hava yolu işletmeleri; hava taşıma araçlarına, motorlarına ve bunların aksam ve parçalarına yönelik teknik bakım hizmeti veren şirketler; sivil havacılık mevzuatı kapsamında havalimanlarında yer hizmetleri yapmak üzere çalışma ruhsatı alan veya yetkilendirilen kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği statüsündeki kuruluşlar ile söz konusu kuruluşların kurdukları işletme ve şirketler ile doğrudan veya dolaylı olarak sermayelerinde en az %50 hisse oranına sahip olduğu ortaklıkların Türkiye’de yerleşik kişilerle döviz cinsinden veya dövize endeksli bedeller içeren gayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmeleri haricindeki sözleşmeleri akdedebilecek.
Sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayan sözleşmeler kapsamında düzenlenecek kıymetli evraklarda yer alan bedeller döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenebilecek.
Uluslararası piyasalarda fiyatı döviz cinsinden belirlenen kıymetli madenlere veya emtiaya endekslenen ve dolaylı olarak dövize endekslenen sözleşmeler, dövize endeksli sözleşme olarak değerlendirilecek.
Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışındaki şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, işlettiği veya yönettiği fonlar, yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile doğrudan ya da dolaylı olarak sahipliklerinde bulunan şirketler, Türkiye’de yerleşik olarak değerlendirilecek.
Akdedilecek sözleşmelerde istisna kapsamına alınan, tebliğ değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten önce akdedilmiş bulunan sözleşmeler de anılan geçici madde hükmünden istisna sayılacak. Bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce akdedilmiş bulunan iş makineleri dahil taşıt kiralama sözleşmeleri anılan geçici madde hükmünden istisna sayılacak.
Bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedellerin taraflarca Türk parası olarak yeniden belirlenmesi zorunlu olacak.
Anlaşmazlık halinde 2 Ocak 2018 kuru esas alınacak
Döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedeller taraflarca Türk Lirası yeniden belirlenirken mutabakata varılamazsa; 2 Ocak 2018 tarihinden önce akdedilen sözleşmelerdeki Döviz bedelinin TL’ye çevrilmesinde, 2 Ocak’taki Merkez Bankası efektif satış kuru esas alınacak. Taraflar anlaşırsa, farklı bedeller üzerinden de TL’ye geçiş yapabilecekler. Yeni belirlenen bedeller, her yıl Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) artışa göre güncellenecek.
6 Ekim 2018 Cumartesi
'Yerli logo'da esaslar belirlendi
Tüketicilere sunulan malların etiketlerinde ve fiyat listelerinde yer verilmesi zorunlu olan yerli üretim logosunun kullanımına ilişkin esaslar belirlendi.
Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan Ticaret Bakanlığı tebliğine göre, etiketlerde ve fiyat listelerinde; malın üretim yeri, ayırıcı özelliği, tüm vergiler dâhil satış fiyatı ve birim fiyatı, bu fiyatının uygulanmaya başladığı tarih ile üretim yeri Türkiye olan mallar için Bakanlıkça tespit ve ilan edilen şekil, logo veya işaret yer alacak.
Sanayi Sicili Kanununun 1. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen işletmeler tarafından Türkiye’de üretilen mallar, Türkiye’de üretilen el ve ev sanatları ürünleri ile Gümrük Kanununun 18. maddesinde sayılan ürünlerden Türkiye’de elde edilen veya üretilen mallar yerli üretim sayılacak.
Bakanlık, belediyeler ve ilgili odalar bu tebliğ hükümlerinin uygulanması ve izlenmesine ilişkin işleri yürütmekle görevli olacak.
Aykırı uygulamaların tespit edilmesi halinde, gereği yapılmak üzere aykırı uygulamayı yapanın merkezinin bulunduğu valiliğe gönderilecek.
Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan Ticaret Bakanlığı tebliğine göre, etiketlerde ve fiyat listelerinde; malın üretim yeri, ayırıcı özelliği, tüm vergiler dâhil satış fiyatı ve birim fiyatı, bu fiyatının uygulanmaya başladığı tarih ile üretim yeri Türkiye olan mallar için Bakanlıkça tespit ve ilan edilen şekil, logo veya işaret yer alacak.
Sanayi Sicili Kanununun 1. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen işletmeler tarafından Türkiye’de üretilen mallar, Türkiye’de üretilen el ve ev sanatları ürünleri ile Gümrük Kanununun 18. maddesinde sayılan ürünlerden Türkiye’de elde edilen veya üretilen mallar yerli üretim sayılacak.
Bakanlık, belediyeler ve ilgili odalar bu tebliğ hükümlerinin uygulanması ve izlenmesine ilişkin işleri yürütmekle görevli olacak.
Aykırı uygulamaların tespit edilmesi halinde, gereği yapılmak üzere aykırı uygulamayı yapanın merkezinin bulunduğu valiliğe gönderilecek.
Çıkar çatışmaları petrol pazarını dalgalandırabilir
Dünya düşük karbonlu geleceğe geçiş sürecinde Rusya, Suudi Arabistan ve ABD arasındaki stratejik çıkar çatışmasının küresel petrol pazarında "yıkıcı" bir fiyat dalgalanmasına yol açabileceği belirtildi
Düşük karbonlu geleceğe geçiş sürecinde üç büyük petrol üreticisi Rusya, Suudi Arabistan ve ABDarasındaki stratejik çıkar çatışmasının küresel pazarda "yıkıcı" bir fiyat dalgalanmasına yol açabileceği ifade edildi.
Rusya Ulusal Araştırma Üniversitesi Enerji Politikaları Merkezi Başkanı Dr. Vitaliy Yermakov'un, Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi için hazırladığı "Rusya, Suudi Arabistan ve ABD: Üç Büyük Petrol Üreticisi Arasında Tedarik Dinamikleri" başlıklı rapor üniversitede düzenlenen toplatıda kamuoyu ile paylaşıldı.
Üç büyük petrol üreticisi ülkenin piyasayı nasıl şekillendirdiğinin incelendiği rapora göre, son 5 yılda küresel petrol piyasalarında ticaretin temelleri yeniden şekillendi.
Küresel pazardaki stratejik çıkar mücadelesi nedeniyle petrol piyasaları 2014-2018 döneminde sancılı bir yeniden dengelenme süreci yaşadı.
ABD'de kaya petrolünün düşük fiyatlara karşı dayanıklılık göstermesi, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü(OPEC) üreticileri üzerinde finansal strese neden oldu.
Son yıllarda petrolde net ihracatçı konumuna geçen ABD'de, kaya petrol üreticileri küresel arz eğrisindeki pozisyonlarını güvence altına alarak operasyonlarında kar elde etti.
Rapora göre, Suudi Arabistan'ın üretimde kesintiye giderek fiyatları yükseltme çabası, ABD'nin arz esnekliği sebebiyle kesintiye uğrayabilir.
Petrol fiyatlarının Haziran 2014'ten 2016'ya kadar düşük seyretmesi Rusya için zorluklara yol açtı. Buna rağmen Rusya 2017'de dünyanın bir numaralı petrol üreticisi oldu ve fiyatlar düşük seviyelerdeyken bile petrol üretebildiğini kanıtladı.
Rapora göre, dünya düşük karbonlu geleceğe geçiş sürecinde üç büyük petrol üreticisi Rusya, Suudi Arabistan ve ABD arasındaki stratejik çıkar çatışması küresel pazarda yıkıcı bir fiyat dalgalanmasına yol açabilir.
"Rusya-OPEC anlaşması Rusya'ya istikrar sağladı"
Yermakov toplantıda yaptığı konuşmada, petrol fiyatlarındaki hızlı değişime dikkati çekerek, Amerika, Rusya ve Suudi Arabistan'ın toplam petrol üretiminin tüm dünyadaki üretimin neredeyse üçte birine denk geldiğini belirtti.
Üretimdeki artışın petrol fiyatlarını düşürdüğünü vurgulayan Yermakov, "Amerika'nın üretim artışı herkes için sürpriz oldu. Petrol ticareti yeni coğrafyalara kaydı, özellikle Amerika, Avrupa ve Asya pazarlarını hedeflemeye başladı. Diğer taraftan Suudi Arabistan OPEC'te daha etkin rol oynamaya başladı." dedi.
Rusya ve OPEC arasında yapılan anlaşmanın beklenenden daha uzun soluklu olduğunu belirten Yermakov, anlaşmayla piyasadaki fazla petrolün tüketildiğini ve bu durumu piyasaya bir denge getirdiğini ifade etti.
Düşük karbonlu geleceğe geçiş sürecinde üç büyük petrol üreticisi Rusya, Suudi Arabistan ve ABDarasındaki stratejik çıkar çatışmasının küresel pazarda "yıkıcı" bir fiyat dalgalanmasına yol açabileceği ifade edildi.
Rusya Ulusal Araştırma Üniversitesi Enerji Politikaları Merkezi Başkanı Dr. Vitaliy Yermakov'un, Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi için hazırladığı "Rusya, Suudi Arabistan ve ABD: Üç Büyük Petrol Üreticisi Arasında Tedarik Dinamikleri" başlıklı rapor üniversitede düzenlenen toplatıda kamuoyu ile paylaşıldı.
Üç büyük petrol üreticisi ülkenin piyasayı nasıl şekillendirdiğinin incelendiği rapora göre, son 5 yılda küresel petrol piyasalarında ticaretin temelleri yeniden şekillendi.
Küresel pazardaki stratejik çıkar mücadelesi nedeniyle petrol piyasaları 2014-2018 döneminde sancılı bir yeniden dengelenme süreci yaşadı.
ABD'de kaya petrolünün düşük fiyatlara karşı dayanıklılık göstermesi, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü(OPEC) üreticileri üzerinde finansal strese neden oldu.
Son yıllarda petrolde net ihracatçı konumuna geçen ABD'de, kaya petrol üreticileri küresel arz eğrisindeki pozisyonlarını güvence altına alarak operasyonlarında kar elde etti.
Rapora göre, Suudi Arabistan'ın üretimde kesintiye giderek fiyatları yükseltme çabası, ABD'nin arz esnekliği sebebiyle kesintiye uğrayabilir.
Petrol fiyatlarının Haziran 2014'ten 2016'ya kadar düşük seyretmesi Rusya için zorluklara yol açtı. Buna rağmen Rusya 2017'de dünyanın bir numaralı petrol üreticisi oldu ve fiyatlar düşük seviyelerdeyken bile petrol üretebildiğini kanıtladı.
Rapora göre, dünya düşük karbonlu geleceğe geçiş sürecinde üç büyük petrol üreticisi Rusya, Suudi Arabistan ve ABD arasındaki stratejik çıkar çatışması küresel pazarda yıkıcı bir fiyat dalgalanmasına yol açabilir.
"Rusya-OPEC anlaşması Rusya'ya istikrar sağladı"
Yermakov toplantıda yaptığı konuşmada, petrol fiyatlarındaki hızlı değişime dikkati çekerek, Amerika, Rusya ve Suudi Arabistan'ın toplam petrol üretiminin tüm dünyadaki üretimin neredeyse üçte birine denk geldiğini belirtti.
Üretimdeki artışın petrol fiyatlarını düşürdüğünü vurgulayan Yermakov, "Amerika'nın üretim artışı herkes için sürpriz oldu. Petrol ticareti yeni coğrafyalara kaydı, özellikle Amerika, Avrupa ve Asya pazarlarını hedeflemeye başladı. Diğer taraftan Suudi Arabistan OPEC'te daha etkin rol oynamaya başladı." dedi.
Rusya ve OPEC arasında yapılan anlaşmanın beklenenden daha uzun soluklu olduğunu belirten Yermakov, anlaşmayla piyasadaki fazla petrolün tüketildiğini ve bu durumu piyasaya bir denge getirdiğini ifade etti.
3 Ekim 2018 Çarşamba
McKinsey Türkiye için geçmişte hizmet verdi mi
Türkiye'ye danışmanlık hizmeti verecek olan McKinsey şirketi geçmişte Türkiye ile çalıştı mı? Hangi ülkelere danışmanlık hizmeti veriyor
2 hafta önce açıklanan Yeni Ekonomik Program kapsamında maliyetleri düşürmek ve gelirleri artırmak için kurulması öngörülen Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi'nin çalışmaları için dünyanın önde gelen danışmanlık firması McKinsey ile anlaşma sağlandı.
Söz konusu anlaşma tartışma yaratırken, maliyeti ve verilecek hizmetin ayrıntılarına dair net bir açıklama yapılmış değil.
Yöneltilen soruları yanıtlamayan McKinsey, müşterileri için yaptıkları çalışmalar ve siyasi anlaşmalarla ilgili yorum yapmıyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı da söz konusu danışmanlığın icra fonksiyonu ve yetkisi olmayacağını açıkladı.
1980'li yılların ortasında Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) başvuru sürecine yardımcı olduğunu söyleyen McKinsey, 1990'ların ortasında özelleştirme ve 2000'lerin başında da el konulan bankaların yeniden yapılandırılması konularında dönemin yönetimlerine danışmanlık hizmeti verdi.
McKinsey ayrıca, AB'den çıkış sürecinde İngiltere hükümetinden Lübnan'a; Azerbaycan'dan Suudi Arabistan'a kadar birçok hükümete ekonomi politikaları konusunda danışmanlık hizmeti vermiş bir firma.
Yapılan anlaşma, McKinsey ve tepkilerle ilgili şu ana kadar tüm bilinenleri 5 soruda inceledik.
McKinsey ile hükümetin yaptığı anlaşma neleri içeriyor?
Anlaşmanın ayrıntıları henüz bilinmiyor. Yapılan anlaşmanın kapsamı, bedeli ve sunulacak hizmetlerle ilgili taraflardan detaylı bir açıklama gelmedi.
Hükümet ile McKinsey arasındaki anlaşma, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından Perşembe günü New York'ta açıklandı.
Albayrak, Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından düzenlenen 9. Türkiye Yatırım Konferansı'nda yaptığı kouşmada, "Yeni program bünyesinde kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik. 16 bakanlıktan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek" dedi.
McKinsey'nin basın bölümü, müşterileri ve verdikleri hizmetlerle ilgili herhangi bir açıklama yapmadıklarını söyledi.
McKinsey, BBC Türkçe'nin gönderdiği beş soruya verdiği kısa yanıtta, "Konuyla ilgili bizimle temasa geçtiğiniz için teşekkür ederiz. Gerek müşterilerimize için yaptığımız çalışmalar gerekse de ticari anlaşmalarla ilgili yorum yapmıyoruz. Sizi Türk hükümetinin haftasonunda konuyla ilgili yaptığı açıklamaya yönlendirmek istiyoruz" dedi.
Söz konusu açıklama Cumartesi günü Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapıldı.
Açıklamada, 20 Eylül tarihinde açıklanan Yeni Ekonomik Program kapsamında kamu harcamalarında tasarruf sağlanması ve ek gelir yaratacak tedbirlerin alınması amacıyla Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi'nin kurulacağı belirtildi.
Diğer bakanlıklardan temsilcilerin de görev yapacağının ifade edildiği bu ofis için danışmanlık hizmeti alınmasına karar verildiği vurgulandı.
Açıklamada, "Söz konusu danışmanlığın, hiçbir icra fonksiyonu ya da yetkisi olmayacaktır. Çalışma alanı tek taraflı ve dünyadaki en başarılı modellerin Türkiye'ye kazandırılması ile sınırlı olacaktır. Türkiye'de ilk defa hayata geçirilecek böyle bir ofisin en doğru modelle kurgulanması sonrasında, güçlü ve yerli insan kaynağımız ile kamuda büyük bir değişim ve dönüşüm süreci başlayacaktır" denildi.
McKinsey daha önce Türkiye'de hükümet ve kamuyla iş yaptı mı?
Evet.
Firmanın Türkçe web sitesinde, hükümet ile ilk olarak 1980'li yılların ortasında Türkiye'nin AB başvurusunu "şekillendirmesine" yardımcı olduğu belirtiliyor.
McKinsey'nin 1990'lı yıllardan itibaren de özellikle bankacılık ve özelleştirme alanında devletin farklı birimlerine danışmanlık yaptığı görülüyor.
İstanbul ofisini 1995 yılında kuran McKinsey, bu dönemde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'na danışmanlık hizmeti sundu.
Ancak, 1996 yılında Başbakanlığa bağlı Yüksek Denetleme Kurulu, McKinsey'nin özelleştirme konusundaki hizmetlerinin yeterli olmadığı ve beklentileri karşılamadığı yönünde bir rapor hazırladı. McKinsey Türkiye yönetimi ise hatanın kendisinde olmadığını belirterek, özelleştirmeyle ilgili düzenlemeleri eleştirdi ve o dönem Türkiye'de uluslararası standartların bulunmadığını belirtti.
McKinsey'nin Türkiye'de kamu sektörü için danışmanlık faaliyeti verdiği bir diğer dönem de 2000 ve 2001'deki ekonomik kriz sonrası.
Şirket, 2000 yılında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesindeki 8 bankanın satış stratejileri konusunda danışmanlık hizmeti verdi.
Aynı yıl içerisinde TRT'nin yeniden yapılandırılması için bir plan geliştiren McKinsey'nin bu hizmeti için 1 milyon dolar aldığına dair bazı haberler basında yer almıştı.
McKinsey, daha sonra 2004'te de dönemin ekonomi yönetiminin talebi üzerine Ziraat Bankası ve Halk Bankası'nın özelleştirmesine yönelik yol haritası ve 2001 krizi sonrası TMSF'ye devredilen Pamukbank'ın Halkbank'a entegrasyonu için çalışma yaptı.
McKinsey ne zaman kuruldu?
McKinsey, özel ve kamu sektörüne hizmet sunan, dünyanın en büyük yönetim danışmanlığı firmaları arasında yer alıyor.
ABD merkezli firma, 1926 yılında James Oscar McKinsey tarafından kuruldu. Şu anki yapısına ise 1939 yılındaki yeniden yapılandırmanın ardından kavuştu.
Dünya genelinde 60'tan fazla ülkede ofisi ve toplamda 10 binden fazla çalışanı var.
McKinsey'nin Türkiye'de ise Ankara ve İstanbul'da olmak üzere 2 ofisi bulunuyor.
Şirketin Türkçe internet sitesinde yer alan bilgiye göre, 2000'li yılların başında İstanbul ofisindeki danışman kadrosu 30'a ulaşan firma, verdiği hizmetleri şöyle sıralıyor:
"Türkiye'nin otomotiv sektörünün standartlarını iyileştirmekten, Türkiye'nin en kârlı bankası için bir genişleme programı yürütülmesine; Türkiye'nin en büyük televizyon üreticisinin yeniden yapılandırılmasından, grup şirketlerin insan kaynaklarının yönetimine ve kurumsal yönetişime uzanan bir proje çeşitliliği sağlanmıştır."
Yaptığı işler ve iş ortakları konusunda ketumluğuyla bilinen McKinsey'nin internet sitesinde "büyümenin teşvik edilmesini ve ekonomik fırsatların kullanımını" amaçlayan stratejiler geliştirmek ve uygulamak için hükümetlerle birlikte çalıştıkları belirtiliyor.
McKinsey'nin web sitesinde bugüne kadar hangi ülkelerle çalıştıklarına dair bir bilgi verilmiyor. Ancak yaptıkları işlere örnek olarak şunlar sıralanıyor:
Batı Avrupa'da atıl durumda bulunan bir çelik merkezini, modern bir BT ve lojistik merkezine dönüştürerek, işsizliğin yüzde 60'ının azaltılması
Orta Doğu'da gelişmekte olan bir ekonominin düşük maliyetli işgücü modelinden yüksek değere sahip işlere odaklanarak, daha üretici ekonomik bir yapıya dönüşmesine yardım
Doğu Afrika'daki büyük bir ülke için daha kapsayıcı bir büyüme ve tarımsal dönüşüm stratejisi hazırlama ve bu stratejinin uygulanması için bir yapı oluşturma
McKinsey daha önce hangi ülkelerde faaliyet gösterdi?
McKinsey'nin daha önce danışmanlık yaptığı ülkeler arasında Lübnan, Suudi Arabistan, Azerbaycan, Pakistan, Myanmar, Porto Riko ve İngiltere de var.
Lübnan: Dünyanın en yüksek borca sahip üçüncü ülkesi olan Lübnan, ekonomisini düzlüğe çıkarmak ve uluslararası kamuoyunun mülteciler için vermeyi taahhüt ettiği 11 milyar dolarlık finansman için gereken koşulları yerine getirebilmek için Ocak ayında McKinsey ile anlaştı. McKinsey, Temmuz ayında 1000 sayfalık bir rapor sundu. Raporda, bir varlık yönetim şirketi kurulması, ülkenin yatırım bankacılığı üssüne dönüştürülmesi ve avokado ile tıbbi amaçlı marihuana yetiştiriciliğine başlanması gibi bir dizi öneri yer alıyor. McKinsey'nin sunduğu danışmanlık hizmeti karşılığında 1,5 milyon dolar aldığı öne sürülüyor.
Suudi Arabistan: Financial Times'ta Ocak 2016'da yayımlanan bir haberde, Suudi iş adamlarının kendi aralarında Planlama Bakanlığı'nın adının McKinsey Bakanlığı olarak değiştirildiği yönünde espriler yapmaya başladığı belirtiliyor. Aynı haberde, McKinsey'nin veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın ekonomi politikalarının gelişmesinde etkili bir güce dönüştüğü ifade ediliyor. Prens Selman da "birçok alanda McKinsey ile birlikte çalışma yürüttüklerini" açıkladı. McKinsey'nin Aralık 2015'te hazırladığı "Suudi Arabistan Ekonomisini Petrolün Ötesine Geçirmek" başlıklı rapor, Suudi ekonomisinin petrol dışı alanlara yatırım yaparak gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi amacıyla geliştirilen strateji belgesi Vizyon 2030'un da temel dayanağını oluşturuyor.
Azerbaycan: Petrol fiyatlarındaki düşüşün büyümeyi yavaşlatması ve mali yapıyı olumsuz etkilemesinin ardından, Eylül 2016'da McKinsey'nin kapısını çaldı. Azeri yönetimi, McKinsey'den petrol fiyatlarındaki düşüşün ışığında 2025 yılına kadar bir ekonomik yol haritası hazırlamasını istedi.
Pakistan: Hükümet, 2011 yılında ekonomi ve kamu politikaları alanında danışmanlık yapan "Planlama Komisyonu"ndan ekonomik öncelikleri içeren "Vizyon 2025" adlı bir strateji belgesi hazırlamasını istedi. Ancak Komisyon'un söz konusu belgeyi aylarca hazırlayamamasının ardından Planlama, Kalkınma ve Reform Bakanlığı, McKinsey'den danışmanlık hizmeti almaya karar verdi. 2013 yılında McKinsey ile "sosyal ekonomik vizyon" geliştirilmesi için anlaşma yapıldı.
Myanmar: McKinsey, Myanmar hükümeti için bir ekonomik reform raporu hazırladı. 135 sayfalık raporun, 4 ay süren saha çalışması, veri analizi ve hem hükümet hem de özel sektör ile yapılan görüşmeler neticesinde hazırlandığı belirtildi. Raporda atılacak adımlarla Myanmar hükümetinin 2023 yılına kadar 300 milyar dolarlık bir ekonomiye dönüşebileceği öne sürüldü.
Porto Riko: McKinsey'nin en fazla tartışma yaratan işlerinden biri olarak gösteriliyor. McKinsey, borç yeniden yapılandırmasına odaklanan mali yapının ve finans sisteminin yeniden yapılandırmasıyla ilgili çalışmalar yürütüyor. Dünyanın en borçlu ülkelerinden biri olan Porto Riko'nun bu çalışmanın ardından borçlarının bir kısmını ödeyemeyeceğini ilan etme riski bulunuyor. Amerikan New York Times gazetesine göre, 2016 yılından bu yana danışmanlık yürüten McKinsey'nin verdiği danışmanlık hizmeti karşılığında şu ana kadar 50 milyon dolarlık ödeme aldığı belirtiliyor. Ancak esas tartışma yaratan McKinsey'nin elinde Porto Rico tahvillerinin bulunması. McKinsey'nin yapacağı çalışma tamamlandığında yaklaşık 20 milyon dolar değerindeki bu tahvillerin değerini de doğrudan belirleyecek. Bu nedenle ortada bir çıkar çatışması olduğu tartışmaları yapılıyor.
İngiltere: Avrupa Birliği'nden çıkış sürecinde (Brexit), McKinsey'nin kapısını çaldı. İngiliz hükümeti, Ocak 2018'de 3 aylığına 888 bin dolarlık bir anlaşma kapsamında McKinsey'den danışmanlık hizmeti aldı. McKinsey'nin "yeni gümrük ortaklıkları modelinin ticari fizibilitesi" konusunda danışmanlık yaptığı açıklandı.(BBC)
2 hafta önce açıklanan Yeni Ekonomik Program kapsamında maliyetleri düşürmek ve gelirleri artırmak için kurulması öngörülen Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi'nin çalışmaları için dünyanın önde gelen danışmanlık firması McKinsey ile anlaşma sağlandı.
Söz konusu anlaşma tartışma yaratırken, maliyeti ve verilecek hizmetin ayrıntılarına dair net bir açıklama yapılmış değil.
Yöneltilen soruları yanıtlamayan McKinsey, müşterileri için yaptıkları çalışmalar ve siyasi anlaşmalarla ilgili yorum yapmıyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı da söz konusu danışmanlığın icra fonksiyonu ve yetkisi olmayacağını açıkladı.
1980'li yılların ortasında Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) başvuru sürecine yardımcı olduğunu söyleyen McKinsey, 1990'ların ortasında özelleştirme ve 2000'lerin başında da el konulan bankaların yeniden yapılandırılması konularında dönemin yönetimlerine danışmanlık hizmeti verdi.
McKinsey ayrıca, AB'den çıkış sürecinde İngiltere hükümetinden Lübnan'a; Azerbaycan'dan Suudi Arabistan'a kadar birçok hükümete ekonomi politikaları konusunda danışmanlık hizmeti vermiş bir firma.
Yapılan anlaşma, McKinsey ve tepkilerle ilgili şu ana kadar tüm bilinenleri 5 soruda inceledik.
McKinsey ile hükümetin yaptığı anlaşma neleri içeriyor?
Anlaşmanın ayrıntıları henüz bilinmiyor. Yapılan anlaşmanın kapsamı, bedeli ve sunulacak hizmetlerle ilgili taraflardan detaylı bir açıklama gelmedi.
Hükümet ile McKinsey arasındaki anlaşma, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından Perşembe günü New York'ta açıklandı.
Albayrak, Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından düzenlenen 9. Türkiye Yatırım Konferansı'nda yaptığı kouşmada, "Yeni program bünyesinde kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik. 16 bakanlıktan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek" dedi.
McKinsey'nin basın bölümü, müşterileri ve verdikleri hizmetlerle ilgili herhangi bir açıklama yapmadıklarını söyledi.
McKinsey, BBC Türkçe'nin gönderdiği beş soruya verdiği kısa yanıtta, "Konuyla ilgili bizimle temasa geçtiğiniz için teşekkür ederiz. Gerek müşterilerimize için yaptığımız çalışmalar gerekse de ticari anlaşmalarla ilgili yorum yapmıyoruz. Sizi Türk hükümetinin haftasonunda konuyla ilgili yaptığı açıklamaya yönlendirmek istiyoruz" dedi.
Söz konusu açıklama Cumartesi günü Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapıldı.
Açıklamada, 20 Eylül tarihinde açıklanan Yeni Ekonomik Program kapsamında kamu harcamalarında tasarruf sağlanması ve ek gelir yaratacak tedbirlerin alınması amacıyla Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi'nin kurulacağı belirtildi.
Diğer bakanlıklardan temsilcilerin de görev yapacağının ifade edildiği bu ofis için danışmanlık hizmeti alınmasına karar verildiği vurgulandı.
Açıklamada, "Söz konusu danışmanlığın, hiçbir icra fonksiyonu ya da yetkisi olmayacaktır. Çalışma alanı tek taraflı ve dünyadaki en başarılı modellerin Türkiye'ye kazandırılması ile sınırlı olacaktır. Türkiye'de ilk defa hayata geçirilecek böyle bir ofisin en doğru modelle kurgulanması sonrasında, güçlü ve yerli insan kaynağımız ile kamuda büyük bir değişim ve dönüşüm süreci başlayacaktır" denildi.
McKinsey daha önce Türkiye'de hükümet ve kamuyla iş yaptı mı?
Evet.
Firmanın Türkçe web sitesinde, hükümet ile ilk olarak 1980'li yılların ortasında Türkiye'nin AB başvurusunu "şekillendirmesine" yardımcı olduğu belirtiliyor.
McKinsey'nin 1990'lı yıllardan itibaren de özellikle bankacılık ve özelleştirme alanında devletin farklı birimlerine danışmanlık yaptığı görülüyor.
İstanbul ofisini 1995 yılında kuran McKinsey, bu dönemde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'na danışmanlık hizmeti sundu.
Ancak, 1996 yılında Başbakanlığa bağlı Yüksek Denetleme Kurulu, McKinsey'nin özelleştirme konusundaki hizmetlerinin yeterli olmadığı ve beklentileri karşılamadığı yönünde bir rapor hazırladı. McKinsey Türkiye yönetimi ise hatanın kendisinde olmadığını belirterek, özelleştirmeyle ilgili düzenlemeleri eleştirdi ve o dönem Türkiye'de uluslararası standartların bulunmadığını belirtti.
McKinsey'nin Türkiye'de kamu sektörü için danışmanlık faaliyeti verdiği bir diğer dönem de 2000 ve 2001'deki ekonomik kriz sonrası.
Şirket, 2000 yılında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesindeki 8 bankanın satış stratejileri konusunda danışmanlık hizmeti verdi.
Aynı yıl içerisinde TRT'nin yeniden yapılandırılması için bir plan geliştiren McKinsey'nin bu hizmeti için 1 milyon dolar aldığına dair bazı haberler basında yer almıştı.
McKinsey, daha sonra 2004'te de dönemin ekonomi yönetiminin talebi üzerine Ziraat Bankası ve Halk Bankası'nın özelleştirmesine yönelik yol haritası ve 2001 krizi sonrası TMSF'ye devredilen Pamukbank'ın Halkbank'a entegrasyonu için çalışma yaptı.
McKinsey ne zaman kuruldu?
McKinsey, özel ve kamu sektörüne hizmet sunan, dünyanın en büyük yönetim danışmanlığı firmaları arasında yer alıyor.
ABD merkezli firma, 1926 yılında James Oscar McKinsey tarafından kuruldu. Şu anki yapısına ise 1939 yılındaki yeniden yapılandırmanın ardından kavuştu.
Dünya genelinde 60'tan fazla ülkede ofisi ve toplamda 10 binden fazla çalışanı var.
McKinsey'nin Türkiye'de ise Ankara ve İstanbul'da olmak üzere 2 ofisi bulunuyor.
Şirketin Türkçe internet sitesinde yer alan bilgiye göre, 2000'li yılların başında İstanbul ofisindeki danışman kadrosu 30'a ulaşan firma, verdiği hizmetleri şöyle sıralıyor:
"Türkiye'nin otomotiv sektörünün standartlarını iyileştirmekten, Türkiye'nin en kârlı bankası için bir genişleme programı yürütülmesine; Türkiye'nin en büyük televizyon üreticisinin yeniden yapılandırılmasından, grup şirketlerin insan kaynaklarının yönetimine ve kurumsal yönetişime uzanan bir proje çeşitliliği sağlanmıştır."
Yaptığı işler ve iş ortakları konusunda ketumluğuyla bilinen McKinsey'nin internet sitesinde "büyümenin teşvik edilmesini ve ekonomik fırsatların kullanımını" amaçlayan stratejiler geliştirmek ve uygulamak için hükümetlerle birlikte çalıştıkları belirtiliyor.
McKinsey'nin web sitesinde bugüne kadar hangi ülkelerle çalıştıklarına dair bir bilgi verilmiyor. Ancak yaptıkları işlere örnek olarak şunlar sıralanıyor:
Batı Avrupa'da atıl durumda bulunan bir çelik merkezini, modern bir BT ve lojistik merkezine dönüştürerek, işsizliğin yüzde 60'ının azaltılması
Orta Doğu'da gelişmekte olan bir ekonominin düşük maliyetli işgücü modelinden yüksek değere sahip işlere odaklanarak, daha üretici ekonomik bir yapıya dönüşmesine yardım
Doğu Afrika'daki büyük bir ülke için daha kapsayıcı bir büyüme ve tarımsal dönüşüm stratejisi hazırlama ve bu stratejinin uygulanması için bir yapı oluşturma
McKinsey daha önce hangi ülkelerde faaliyet gösterdi?
McKinsey'nin daha önce danışmanlık yaptığı ülkeler arasında Lübnan, Suudi Arabistan, Azerbaycan, Pakistan, Myanmar, Porto Riko ve İngiltere de var.
Lübnan: Dünyanın en yüksek borca sahip üçüncü ülkesi olan Lübnan, ekonomisini düzlüğe çıkarmak ve uluslararası kamuoyunun mülteciler için vermeyi taahhüt ettiği 11 milyar dolarlık finansman için gereken koşulları yerine getirebilmek için Ocak ayında McKinsey ile anlaştı. McKinsey, Temmuz ayında 1000 sayfalık bir rapor sundu. Raporda, bir varlık yönetim şirketi kurulması, ülkenin yatırım bankacılığı üssüne dönüştürülmesi ve avokado ile tıbbi amaçlı marihuana yetiştiriciliğine başlanması gibi bir dizi öneri yer alıyor. McKinsey'nin sunduğu danışmanlık hizmeti karşılığında 1,5 milyon dolar aldığı öne sürülüyor.
Suudi Arabistan: Financial Times'ta Ocak 2016'da yayımlanan bir haberde, Suudi iş adamlarının kendi aralarında Planlama Bakanlığı'nın adının McKinsey Bakanlığı olarak değiştirildiği yönünde espriler yapmaya başladığı belirtiliyor. Aynı haberde, McKinsey'nin veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın ekonomi politikalarının gelişmesinde etkili bir güce dönüştüğü ifade ediliyor. Prens Selman da "birçok alanda McKinsey ile birlikte çalışma yürüttüklerini" açıkladı. McKinsey'nin Aralık 2015'te hazırladığı "Suudi Arabistan Ekonomisini Petrolün Ötesine Geçirmek" başlıklı rapor, Suudi ekonomisinin petrol dışı alanlara yatırım yaparak gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi amacıyla geliştirilen strateji belgesi Vizyon 2030'un da temel dayanağını oluşturuyor.
Azerbaycan: Petrol fiyatlarındaki düşüşün büyümeyi yavaşlatması ve mali yapıyı olumsuz etkilemesinin ardından, Eylül 2016'da McKinsey'nin kapısını çaldı. Azeri yönetimi, McKinsey'den petrol fiyatlarındaki düşüşün ışığında 2025 yılına kadar bir ekonomik yol haritası hazırlamasını istedi.
Pakistan: Hükümet, 2011 yılında ekonomi ve kamu politikaları alanında danışmanlık yapan "Planlama Komisyonu"ndan ekonomik öncelikleri içeren "Vizyon 2025" adlı bir strateji belgesi hazırlamasını istedi. Ancak Komisyon'un söz konusu belgeyi aylarca hazırlayamamasının ardından Planlama, Kalkınma ve Reform Bakanlığı, McKinsey'den danışmanlık hizmeti almaya karar verdi. 2013 yılında McKinsey ile "sosyal ekonomik vizyon" geliştirilmesi için anlaşma yapıldı.
Myanmar: McKinsey, Myanmar hükümeti için bir ekonomik reform raporu hazırladı. 135 sayfalık raporun, 4 ay süren saha çalışması, veri analizi ve hem hükümet hem de özel sektör ile yapılan görüşmeler neticesinde hazırlandığı belirtildi. Raporda atılacak adımlarla Myanmar hükümetinin 2023 yılına kadar 300 milyar dolarlık bir ekonomiye dönüşebileceği öne sürüldü.
Porto Riko: McKinsey'nin en fazla tartışma yaratan işlerinden biri olarak gösteriliyor. McKinsey, borç yeniden yapılandırmasına odaklanan mali yapının ve finans sisteminin yeniden yapılandırmasıyla ilgili çalışmalar yürütüyor. Dünyanın en borçlu ülkelerinden biri olan Porto Riko'nun bu çalışmanın ardından borçlarının bir kısmını ödeyemeyeceğini ilan etme riski bulunuyor. Amerikan New York Times gazetesine göre, 2016 yılından bu yana danışmanlık yürüten McKinsey'nin verdiği danışmanlık hizmeti karşılığında şu ana kadar 50 milyon dolarlık ödeme aldığı belirtiliyor. Ancak esas tartışma yaratan McKinsey'nin elinde Porto Rico tahvillerinin bulunması. McKinsey'nin yapacağı çalışma tamamlandığında yaklaşık 20 milyon dolar değerindeki bu tahvillerin değerini de doğrudan belirleyecek. Bu nedenle ortada bir çıkar çatışması olduğu tartışmaları yapılıyor.
İngiltere: Avrupa Birliği'nden çıkış sürecinde (Brexit), McKinsey'nin kapısını çaldı. İngiliz hükümeti, Ocak 2018'de 3 aylığına 888 bin dolarlık bir anlaşma kapsamında McKinsey'den danışmanlık hizmeti aldı. McKinsey'nin "yeni gümrük ortaklıkları modelinin ticari fizibilitesi" konusunda danışmanlık yaptığı açıklandı.(BBC)
30 Eylül 2018 Pazar
Merkez bankaları altın topluyor
Geçen yılın ilk yarısında 178,6 ton altın toplayan merkez bankaları, 2018'in aynı döneminde rezervlerine 193,3 ton altın ekledi
Dünya Altın Konseyi'nin (WGC) Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) verilerinden derleyerek hazırladığı rapora göre, küresel merkez bankalarının sahip olduğu altın rezervleri 2018'in ilk yarısında 33 bin 763,6 tona yükseldi.
Geçen yılın ilk yarısında 178,6 ton altın alan merkez bankaları, 2018'in aynı döneminde rezervlerine 193,3 ton altın ekledi. Böylece Merkez bankalarının bu yılın ilk yarıda gerçekleştirdikleri altın alımı 2015'ten bu yana en yüksek seviyeye işaret etti.
Söz konusu alımlarda Rusya, Türkiye ve Kazakistan önemli rol oynadı. İlk yarıda toplam altın alımlarının yüzde 86'sı söz konusu 3 ülke tarafından gerçekleştirildi.
Altın alımlarında Rusya ilk sırada
Merkez bankalarının 2017 başından itibaren gerçekleştirdiği altın alım miktarında Rusya 383,3 tonla ilk sırada yer aldı. Türkiye ise 2017 başından bu yana altın rezervlerini en hızlı artıran ülkeler sıralamasında Rusya'nın ardından 125,8 tonla ikinci oldu. Listede üçüncü sıraya yerleşen Kazakistan ise, bu dönemde altın rezervlerini 68,4 ton artırdı.
AA muhabirine konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan AA Finans Analisti İslam Memiş, WGC'nin yayınladığı rapora göre merkez bankalarının, 2018'in ilk yarısında toplam altın talebinin yüzde 10'unu oluşturduğunu kaydetti.
Merkez bankalarının altın talebini artırmasını "Finansal tedbir" olarak değerlendiren Memiş, "ABD Başkanı Donald Trump’ın tutumu küresel finans piyasalarını rahatsız ettiğinden ileride çıkabilecek sorunlar için erken tedbirler alınıyor. Diğer yandan Orta Doğu’da jeopolitik risklerin artıyor olması da altın talebinin artmasında etkili oldu." değerlendirmesinde bulundu.
Merkez bankaları dolar ve tahvile güvenmiyor
Memiş, gelecek yılın finans piyasaları için zorlu geçebileceğini, ticaret savaşları, doğal felaketler ve savaş risklerinin dünya ekonomileri üzerinde etkili olabileceğini belirterek, bu sebeple güvenilir liman olarak altın talebinin artacağını ifade etti.
Altın talebinin artması ve dolar varlıklarında bekledikleri gerilemenin altının ons fiyatında yükselişe neden olabileceğini ifade eden Memiş, önümüzdeki yılın altının ons fiyatının en çok konuşulacağı dönem olabileceğini dile getirdi.
Memiş, teknik olarak altının ons fiyatının 1.350-1.400-1.450-1.500 dolar seviyelerine kadar yükselebileceğini belirterek, "Dünya merkez bankaları, dolar ve tahvillere güvenmiyor. Fiziki altın hem ticari enstruman hem de yatırım araçları içinde en çok kazandıran olmaya devam edebilir. Altının ons fiyatında yaşanan düşüşler hem yatırımcısına hem de merkez bankalarına iyi bir alım fırsatı verdiğini düşünüyorum." değerlendirmesinde bulundu.
Altın enflasyondan korunma aracı
GCM Araştırma Uzmanı Enver Erkan da, merkez bankalarının bilançolarını uzun vadeli stratejiler çerçevesinde oluşturduklarını kaydetti.
Bu nedenle merkez bankalarının portföy çeşitlendirmesi yaptığını ifade eden Erkan, altının stratejik bir rezerv aracı olduğunu ve piyasalardaki instabilite zamanlarında bir enflasyondan korunma aracı olarak değerlendirilebileceğini söyledi.
Erkan, fiziksel talep unsuru ile merkez bankalarının uzun vadeli bilanço çeşitlendirme stratejileri kapsamında yaptıkları altın alımını veya altın rezervlerini artırma durumu arasında bir ilişki kurmak ve buradan "fiziksel talep artıyor, altın fiyatları çıkacak" şeklinde bir çıkarım yapmanın çok doğru olmadığını dile getirdi.
Dünya Altın Konseyi'nin (WGC) Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) verilerinden derleyerek hazırladığı rapora göre, küresel merkez bankalarının sahip olduğu altın rezervleri 2018'in ilk yarısında 33 bin 763,6 tona yükseldi.
Geçen yılın ilk yarısında 178,6 ton altın alan merkez bankaları, 2018'in aynı döneminde rezervlerine 193,3 ton altın ekledi. Böylece Merkez bankalarının bu yılın ilk yarıda gerçekleştirdikleri altın alımı 2015'ten bu yana en yüksek seviyeye işaret etti.
Söz konusu alımlarda Rusya, Türkiye ve Kazakistan önemli rol oynadı. İlk yarıda toplam altın alımlarının yüzde 86'sı söz konusu 3 ülke tarafından gerçekleştirildi.
Altın alımlarında Rusya ilk sırada
Merkez bankalarının 2017 başından itibaren gerçekleştirdiği altın alım miktarında Rusya 383,3 tonla ilk sırada yer aldı. Türkiye ise 2017 başından bu yana altın rezervlerini en hızlı artıran ülkeler sıralamasında Rusya'nın ardından 125,8 tonla ikinci oldu. Listede üçüncü sıraya yerleşen Kazakistan ise, bu dönemde altın rezervlerini 68,4 ton artırdı.
AA muhabirine konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan AA Finans Analisti İslam Memiş, WGC'nin yayınladığı rapora göre merkez bankalarının, 2018'in ilk yarısında toplam altın talebinin yüzde 10'unu oluşturduğunu kaydetti.
Merkez bankalarının altın talebini artırmasını "Finansal tedbir" olarak değerlendiren Memiş, "ABD Başkanı Donald Trump’ın tutumu küresel finans piyasalarını rahatsız ettiğinden ileride çıkabilecek sorunlar için erken tedbirler alınıyor. Diğer yandan Orta Doğu’da jeopolitik risklerin artıyor olması da altın talebinin artmasında etkili oldu." değerlendirmesinde bulundu.
Merkez bankaları dolar ve tahvile güvenmiyor
Memiş, gelecek yılın finans piyasaları için zorlu geçebileceğini, ticaret savaşları, doğal felaketler ve savaş risklerinin dünya ekonomileri üzerinde etkili olabileceğini belirterek, bu sebeple güvenilir liman olarak altın talebinin artacağını ifade etti.
Altın talebinin artması ve dolar varlıklarında bekledikleri gerilemenin altının ons fiyatında yükselişe neden olabileceğini ifade eden Memiş, önümüzdeki yılın altının ons fiyatının en çok konuşulacağı dönem olabileceğini dile getirdi.
Memiş, teknik olarak altının ons fiyatının 1.350-1.400-1.450-1.500 dolar seviyelerine kadar yükselebileceğini belirterek, "Dünya merkez bankaları, dolar ve tahvillere güvenmiyor. Fiziki altın hem ticari enstruman hem de yatırım araçları içinde en çok kazandıran olmaya devam edebilir. Altının ons fiyatında yaşanan düşüşler hem yatırımcısına hem de merkez bankalarına iyi bir alım fırsatı verdiğini düşünüyorum." değerlendirmesinde bulundu.
Altın enflasyondan korunma aracı
GCM Araştırma Uzmanı Enver Erkan da, merkez bankalarının bilançolarını uzun vadeli stratejiler çerçevesinde oluşturduklarını kaydetti.
Bu nedenle merkez bankalarının portföy çeşitlendirmesi yaptığını ifade eden Erkan, altının stratejik bir rezerv aracı olduğunu ve piyasalardaki instabilite zamanlarında bir enflasyondan korunma aracı olarak değerlendirilebileceğini söyledi.
Erkan, fiziksel talep unsuru ile merkez bankalarının uzun vadeli bilanço çeşitlendirme stratejileri kapsamında yaptıkları altın alımını veya altın rezervlerini artırma durumu arasında bir ilişki kurmak ve buradan "fiziksel talep artıyor, altın fiyatları çıkacak" şeklinde bir çıkarım yapmanın çok doğru olmadığını dile getirdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)