13 Kasım 2018 Salı

Apple'ın piyasa değeri 200 milyar dolar eridi

iPhone satışları 2018’de de 2019’da da düşecek” tahminin Apple’ı vurdu. Şirketin piyasa değeri 5 haftada 190 milyar dolar eridi
ABD borsalarının tarihindeki ilk 1 trilyon dolarlık şirket olmayı başaran Apple’ın piyasa değerini, iPhone satış beklentilerindeki düşüş vurdu. 3 Ekim’de 1.1 trilyon doları aşan şirketin piyasa değeri dün itibariyle 920 milyar dolara kadar düştü.

Son 5 haftalık süreçte 190 milyar dolar eriyen Apple’ın bu sert düşüşünde 2019 yılının ilk çeyreğinden itibaren iPhone satışlarının yıllık bazda gerileyeceği yönündeki analizler etkili oldu.

1980 yılında halka arz edilerek borsada işlem görmeye başlayan Apple’ın piyasa değeri 2010 yılında 190 milyar dolar seviyesine ulaşmıştı. Diğer bir deyişle şirketin 30 yılda ulaştığı rakam, 5 haftalık bir süreçte eridi. Apple’ın borsada kaybettiği bu değer, Yunanistan’ın toplam milli gelirine eşit bir düzeyde.

JP Morgan’ın son analizi, Apple’ın iPhone satışlarının hem 2018 yılı hem de 2019 yılı genelinde yıllık bazda düşeceğinin ortaya koyarken, buna sebep olarak ise gelişmekte olan pazarlardaki zorlu makro ekonomik koşullar gösterildi.

Apple'ın 3 Ekim 2018'de 232 dolarla tarihi zirvesine çıkan hisse fiyatı, 12 Kasım 2018 itibariyle yüzde 16.3 düşüşle 194 dolar seviyesine kadar düştü.

TİM COOK, TÜRKİYE’YE DE BAĞLAMIŞTI...

Apple’ın en yeni akıllı telefon modelleri iPhone Xs ve iPhone Xs Max satışları yüksek fiyatlarının da etkisiyle henüz istenilen seviyelere ulaşmazken, bir kötü haber de şirketin bir diğer yeni modeli iPhone XR ile ilgili geldi.

TF International Securities, yüksek fiyatları ve Huawei başta olmak üzere Çinli zorlu rakipleri nedeniyle iPhone XR satış tahminlerini 100 milyondan 70 milyona düşürdüğünü duyurdu.

Küresel akıllı telefon pazarındaki satışlar dört çeyrektir aralıksız düşerken, Apple’ın son açıkladığı finansal sonuçların ardından Apple CEO’su Tim Cook da yaşanan daralmaya dikkat çekmiş ve Türkiye, Hindistan, Brezilya ve Rusya gibi gelişmekte olan pazarlarda satışlarının iyi gitmediğini açıklamıştı.

Şirketin bu ayın başında yaptığı “Artık iPhone satış adetlerini açıklamayacağız” duyurusu da iPhone’un geleceğine ilişkin satış tahminlerinin düşürülmesinde belirleyici olmuştu.

(Necdet Çalışkan/Habertürk)

11 Kasım 2018 Pazar

Reform yapmayı erteledik, kaybettik

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, “Reform yapmak yerine hızla ve kolayca, bol ve ucuz parayla büyümeyi tercih ettiğimizde, bunun bedelini eninde sonunda yüksek enflasyon, yüksek cari açık ve yükselen faizler ile ödedik” dedi.
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, sadece iş dünyasının değil, bugün ülkedeki herkesin ana gündeminde önceliğin ekonomi olduğunu söyledi. Bilecik, “Türkiye’nin içinde bulunduğu sorun borçluluk ya da cari açık sorunu değil, kur ve faiz de değildir. Sorun bizim seçimlerimiz” dedi. Genç Yönetici ve İş İnsanları Derneği’nin ‘Başarı: Dijital Dönüşümde Konferansı’nda konuşan Erol Bilecik, şu tespitlerde bulundu:  Ekonomimiz ciddî zorluklarla karşı karşıya. İstediğiniz geleceği kurmaya çalışmazsanız, elde ettiğiniz geleceğe katlanmak durumunda kalırsınız. Ekonomide istediklerimizi elde edebilmek için ilk önce istemeden elde ettiklerimizin analizini beraber yapmamızda fayda görüyorum.

REFORMLARA ÖNCELİK VERELİM

Bundan sonra tartışılmaz bir şekilde finansal istikrara, enflasyonun olması gerektiği gibi düşük tek hanelerde tutulmasına gereken değeri ve önemi verirsek, büyümeyi ucuz sıcak para ile değil, reformlarla ekonomimizi köklerinden besleyerek artırmayı hedeflersek bir daha böyle zorluklarla karşı karşıya kalmayız. Hatayı yapmaktan değil, tekrarlamaktan korkulmalı. Bu zorlu dönemi atlatmak için uygulayacağımız çözümlerde de sonrasındaki politikalarda da önce hatalarımızla yüzleşmeliyiz.

BEDEL ÖDEDİK

Küresel krizden bu yana ekonomi kesintisiz büyümüş olsa da kırılganlıklar arttı. Sonuçta, hem TL çok ciddî değer kaybına uğradı hem enflasyon son derece yüksek seviyelere ulaştı. Yükselen finansman maliyetleriyle birlikte ülkemize girmekte olan sermaye azaldı ve ekonomimiz küçülmeye başladı. Türkiye’nin içinde bulunduğu sorun borçluluk ya da cari açık sorunu değildir, kur ya da faizin nereye geldiği de değildir. Sorun bizim seçimlerimizdir. Reform yapmak yerine hızla ve kolayca, bol ve ucuz parayla büyümeyi tercih ettiğimizde, bunun bedelini eninde sonunda yüksek enflasyon, yüksek cari açık ve yükselen faizler ile ödedik.


Çare üretim ekonomisi

Yumuşak karnımız cari açık

ASO Başkanı Nurettin Özdebir, ekonomi politikalarının üretim ve sanayi odaklı olması gerektiğine işaret ederek, “10 yılda bir kriz yaşamamızın sebebi bizim yumuşak karnımız olan cari açık. Cari açığı azaltmak için Ar-Ge, inovasyon ve verimlilik üzerinde çalışmalıyız. Üretim ekonomisine dönülmediği sürece yine Brunson krizleriyle karşı karşıya kalırız” dedi.

Yüksek üretim stratejileri

özdebir, gelecek dönemde yüksek enflasyonun gelir dağılımında önemli hasarlar bırakabileceğini belirterek, ticaret ve kur savaşlarında artık ülkelerin en büyük silahının üretim olduğuna ve dünya ile rekabet edip ekonomik tehditleri savuşturmak için yüksek teknolojili, katma değeri yüksek üretim stratejileri oluşturulması gerektiğine dikkat çekti.

***

ASO Başkanı Nurettin Özdebir: Çare üretim ekonomisi

ASO Başkanı Nurettin Özdebir, kaynak oluşturma yerine kaynak bulmaya odaklanılmaması gerektiğini söyledi.



Ankara Sanayi Odas (ASO) Başkanı Özdebir, kurun aşağı yönlü hareketiyle birlikte sıcak para girişinin başlayacağını ve bu durumun suni iyileşme algısı ortaya çıkaracağını belirterek, kaynak oluşturma yerine kaynak bulmaya odaklanılmaması gerektiğini söyledi. Dünya gazetesinden Yeşim Ardıç’ın haberine göre,  ASO Ekim ayı meclis toplantısında konuşan Özdebir, doların 7.5 liradan 5.5 liraya kadar gerilemesinin kur açısından başarıdan söz edilebileceğini belirtirken, bunun yüksek faiz ortamında yabancı yatırımcıların ilgisinin artmasından kaynaklandığını bildirdi. Türkiye’nin yıllarca kısa vadeli sermaye yatırımları ile TL’yi değerli hale getirdiğini ifade eden Özdebir, “Gelen bu para ekonomide sanal bir zenginlik yaratmış ve gelen sermaye katma değeri olmayan alanlar da kullanılması kaçınılmaz sonu getirmiştir” dedi. Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu, yeniden ülkeye sıcak para girmeye başlayacağını vurgulayan Özdebir, “Yeniden TL’yi yabancı ülkelerin parasıyla değerlendireceğiz. Yine suni bir iyileşme algısı ortaya çıkacak. Sonrası çok daha önemli. Geçmişten ders çıkartamadığımız sürece gelecekle ilgili kaygılar ortaya çıkıyor” diye konuştu.

‘Sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor’

Mevcut ekonomi politikalarının kaynak yoluşturmaktan ziyade kaynak bulmaya odaklandığını vurgulayan Özdebir, “Geçmişten hala ders çıkartmadığımızı düşünüyorum. Üretim ekonomisine dönülmediği sürece yine Brunson krizleri ile karşı karşıya kalacağız” ifadelerini kullandı. Dolar kurunda yaşanan gerilemenin, ekonomik sorunların bertaraf edildiği anlamına gelmemesi gerektiğine işaret eden Özdebir, “Finansal sistemde yaşamış olduğumuz sorunların nedeni reel sektörde yaşanan daralmanın bir sonucu olduğu unutulmamalıdır. Yapısal sorunlarımız hala devam ediyor. Ekonomideki temel sorunların bir an önce net olarak belirlenip çözüm odaklı politikaların ivedi bir şekilde uygulamaya geçmesi gerekir. Özellikle yüksek enflasyon, yüksek faiz ve yüksek cari açık pozisyonunda ekonomimizde kırılganlıklar derinleşerek devam ediyor.” diye konuştu.

Dünya ülkeleri başka çağa geçiş yapıyor

Artık ülkelerin en büyük silâhının üretim olduğuna değinen Özdebir, ekonomik tehditler savuşturulmak isteniyorsa, yüksek teknolojili katma değeri yüksek üretim stratejisi oluşturulması gerektiğini belirtti. Ar-Ge ile birlikte teknoloji üretimi, yüksek teknolojili mal üretimine katkı sağlayacağını ve kaynak oluşturmak açısından önemli fırsatları ortaya çıkaracağını söyleyen Özdebir, “Biz bu sorunlarda uğraşmaya devam ederken gelişmiş ülkeler robot teknolojisinin en üst seviyesine geldiler. Korkum şu dur ki biz ekonomik sorunlarla didişirken dünya ülkeleri başka bir çağa geçiş yapıyor ve biz gene gerilerde kalıp yetişemeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.


Orta Doğu'nun gözde ürünü oldu: '60 ülkeye ihraç ediliyor'

60 ülkeye ihraç edilen Elazığ'ın "vişne mermeri" Orta Doğu ülkelerindeki bir çok rezidans, otel ve konutta kullanılıyor.
Elazığ'ın "vişne mermeri", ihraç edildiği Orta Doğu ülkelerindeki bir çok prestijli rezidans, otel ve konut projesine zenginlik katıyor.

Dünyanın bilinen en büyük vişne mermeri rezervinin bulunduğu Alacakaya Mermer, ürünlerini 60 ülkeye gönderiyor.

Bu yıl 35 bin ton ham mermer ve 300 bin metrekare işlenmiş ürün ihracatı hedefleyen firma, işlenmiş ürünlerinin yarısını Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar ve Bahreyn'deki prestijli projeler için gönderiyor.



Alacakaya Mermer İhracat Müdürü Salih Tufan, vişne mermerinin, rengi ve beyaz damarlı yapısıyla dünya çapında büyük ilgi gördüğünü söyledi.

Vişne mermerinin bugüne kadar Kabe, Beyaz Saray, Burç Halife'de kullanıldığını ifade eden Tufan, şöyle konuştu:

"Geçmiş yıllardan farklı olarak Orta Doğu ülkelerine iki kat artışla 150 bin metrekare işlenmiş ürün ihracatı gerçekleştireceğiz. Bunun 50 bin metrekaresini ihracatımızın lokomotifi konumundaki vişne mermeri teşkil ediyor. Çünkü vişne mermeri hem daha pahalı hem de gelen firmalar daha çok vişne mermeri için geliyor."



Mescid-i Haram'daki projelere vişne mermeri

Tufan, 2018 yılında Orta Doğu ülkelerindeki büyük inşaat firmalarıyla prestijli projelerde anlaşmaya vardıklarını dile getirdi.

Bunlardan birinin Kabe'nin de bulunduğu Mescid-i Haram'ın genişletilmesi amacıyla Omar Dağı'nda 245 bin metrekarelik alanda yapılan Jabal Omar Projesi olduğunu aktan Tufan, şunları kaydetti:

"Kutsal topraklarda yer alan Jabal Omar adıyla içinde devasa otellerin ve rezidansların olduğu bir yerleşim alanı inşa ediliyor. Kabe'nin yanında yer alan Jabal Omar'daki lüks mekanları ürettiğimiz mermer çeşitlerimiz süsleyecek."

Ürünlerinin dünyadaki gözde mekanların vazgeçilmez dekoratif ürünlerinden biri olduğunu dile getiren Tufan, şöyle devam etti:

"Dünyadaki seçkin mekanlar arasında yer alacak Mohammed Bin Rashid City'de yine vişne mermerimiz yer alacak. Bu projelerin yanı sıra Katar, Kuveyt, Abu Dabi ve Bahreyn'de bir çok gözde mekanda kullanılmak üzere vişne mermerini ihraç ediyoruz. Bu yılki 150 bin metrekarelik ihracatımızla Orta Doğu ülkelerine adeta bir çıkartma yaptık diyebiliriz."

Türkiye'nin gururu olan ve dünyanın en büyük hava limanı olma özelliği taşıyan İstanbul Yeni Havalimanı'nda da Elazığ vişne mermerinin kullanıldığını aktaran Tufan, "Bugün 60 ülkeye ihracatını yaptığımız vişne mermerimiz dünyada seçkin mekanları süsleyen, mekanlara zenginlik katan önemli bir unsur haline gelmiştir." diye konuştu.




10 Kasım 2018 Cumartesi

Zorda olan işletmelere devletten destek

Kur saldırıları sonrası üretimini kısmen azaltmak zorunda kalan firmalara kısa çalışma ödeneği müjdesi geldi. İşsizlik sigortasında da 120 gün şartı esnetiliyor
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın açıkladığı Enflasyonla Topyekün Mücadele Programı'nda duyurulan işvereni rahatlatacak kısa çalışma ödeneği konusunda adım atıldı. Hükümet, ağustosta yaşanan kur saldırıları nedeniyle üretimlerini kısmen azaltmak durumunda kalan firmalara kısa çalışma ödeneği kapısını açtı.

Kısa çalışma ödeneği yönetmeliğinde yapılan değişiklikle, dışsal etkiler kaynaklı dönemsel durumlar 'zorlayıcı sebep' tanımına alındı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın yönetmelikte yaptığı değişiklikle, "İşverenin kendi sevk ve idaresinden kaynaklanmayan, önceden kestirilemeyen, bunun sonucu olarak bertaraf edilmesine imkân bulunmayan, geçici olarak çalışma süresinin azaltılması veya faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulması ile sonuçlanan dışsal etkilerden kaynaklanan dönemsel durumları ya da deprem, yangın, su baskını, heyelan, salgın hastalık, seferberlik gibi durumları"na 'zorlayıcı sebep' tanımı getirildi.

Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, düzenlemeyle zora düşen firmaların elemanlarını çıkarmak zorunda kalmayacağını belirterek, "Kur saldırılarıyla bazı firmalarımız sıkıntı yaşadı, üretimlerini kısmi olarak azaltmak durumunda kaldı. Başkan Recep Tayyip Erdoğan ve bakanlarımıza kısa çalışma ödeneği uygulamasının da süratle hayata geçirilmesini içeren rapor sunduk. Düzenlemenin işçilerimizi çıkarmadan sıkıntılarımızı aşmak için önemli bir fonksiyon üstleneceğine inanıyorum" dedi. Özdebir, işçilerin işsiz kalması durumunda 10 ay süreyle maaşlarını bu fondan almak zorunda kalacağına işaret ederek, "Düzenlemeyle fon daha az ödeme yapmış olacak. Dolayısıyla bu hem çalışanın, hem de fonun lehine bir durum" dedi.


KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ NEDİR?

Kısa çalışma uygulaması, genel ekonomik, sektörel kriz veya zorlayıcı sebeplerle haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak en az üçte bir azaltılması ya da faaliyetin tamamen, kısmen en az dört hafta süreyle durdurulması hallerinde, işyerinde üç ayı geçmemek üzere sigortalılara çalışamadıkları dönem için gelir desteği sağlayan bir uygulama. Bakanlar Kurulu kararıyla 6 aya kadar uzatılabiliyor.

JP Morgan çalışanından manipülasyon itirafı

Dünyanın en büyük yatırım bankalarından JP Morgan`da trader (al-satçı) olarak çalışan John Edmonds, yıllardır başta altın olmak üzere kıymetli metal (gümüş, platin, paladyum vs) piyasalarında manipülasyon yaptığını itiraf etti
New York'ta yaşayan 36 yaşındaki John Edmonds, Connecticut Mahkemesi'ne 9 Ekim'de verdiği yeminli ifadede emtia piyasasında sahtecilik, dolandırıcılık yapmak için komplo kurmak, emtia fiyatlarında manipülasyon ve sahte alım satım emirleri girme suçlarını kabul etti.

Başsavcı yardımcısı Bryan Benczkowski konu ile ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"Yaklaşık 2009'dan 2015'e kadar John Edmonds, vadeli kıymetli metal piyasalarını manipüle etmek üzere çok yönlü bir sahtecilik operasyonunda yer aldı. Bu operasyon öncelikle, Edmonds'ın aslında hiçbir zaman uygulanmayacak sahte alım satım emirlerini piyasaya girerek kendisine çıkar sağlamasına dayanıyordu."

FBI direktör yardımcısı Charge Sweeney ise aynı konuda yaptığı açıklamada sahte emirlerin fiyatları Edmonds ve bankadaki diğer suç ortaklarının para kazanmasını sağlayacak şekilde hareket ettirdiğini belirtti.

Sweeney, şöyle devam etti:

"Edmonds ayrıca, bu taktikleri bankadaki (JP Morgan) daha üst düzey traderlardan öğrendiğini, bu yöntemleri yüzlerce kez kullandığını ve bu işlemlerde yöneticilerinin de onayı olduğunu kabul etti."

ABD Adalet Bakanlığı da yaptığı açıklamada, söz konusu olay ile ilgili soruşturmanın devam ettiğini bildirdi. Bakanlık ayrıca bu operasyonlarla zarara uğradığını düşünen bireysel yatırımcıları kendisine başvurmaya davet etti.

9 Kasım 2018 Cuma

Ponzi sistemi nedir?

Saadet Zinciri diğer adıyla Ponzi düzeni (Ponzi şeması), ilk kez Charles Ponzi tarafından 1910 yılında uygulanan hileli bir yatırım şeklidir.

Her zaman ortalamanın üzerinde kazanç sağlamayı vaat eden sistem ilk önce bu beklentileri karşılamayı sağlar. Bu durumda yeni gelen yatırımcıların paralarını eski yatırımcılara ödeyerek kullanır ve ponzi sisteminin gelişmesi sağlanır.

Ponzi sistemleri hiçbir zaman meşru yatırım yapmaz. Bunun yerine yatırımcıların paralarını kullanarak birbirine aktarır. Yeni yatırımcı gelmediği takdirde ise sistem bir süre sonra çöker.