Ekonomik açıdan zorlu 2018 yılını geride bırakmak üzere olan Türkiye, 2019 yılında da zor günler geçirebilir
2008 yılında “mortgage krizi” sonrası ABD’nin ve 2011 yılında “borç krizi” sonrasında Avrupa’nın, merkez bankaları vasıtasıyla likiditeyi artıran hamleleri ile beraber ticareti artırıcı hamleleri işe yaramış ve gerek kendi ekonomileri gerekse dünya ticareti iyiye doğru gitmiştir. IMF verilerine göre; 2016 yılında % 3.3 büyüyen dünya ekonomisi 2017 yılında % 3.7 büyümüştür. 2017 sonu itibariyle dünya ekonomisi içinde ABD 19.4 trilyon dolarlık ekonomi ile birinci sıradaki yerini korurken, 12.0 trilyon dolarlık Çin ikinci sırada yer almıştır. Türkiye ise 850 milyar dolarlık GSYH ile dünya ekonomisi içinde 17. sırada yer almaktadır.
ABD Başkanı Trump’ın vergi indirimleri ile desteklediği hamleler sayesinde ABD ekonomisi 2018 yılında oldukça ciddi bir büyüme süreci geçirdi. 2017’de % 2.2 büyüyen ABD’de 2018 yılı ilk çeyreğinde % 2.0, ikinci çeyreğinde % 4.2, 3. çeyreğinde % 3.5 büyüme yaşandı. Üstelik bu süreçte işsizlik oranı % 3.7’ye kadar düştü. ABD borsa endeksleri de rekor seviyelere yükselerek tasarruflara yüksek getiri sağladı. Bu güçlü ekonomik gelişme karşısında Merkez Bankası FED, faizleri her üç ayda bir artırarak ekonomideki ısınmanın aşırıya kaçmasını önlemeye çalışıyor. Tabi bu durum, doların dünyadaki maliyetini de artırıcı etki yapıyor. 2 yıl önce Libor oranı % 1 seviyesinin altında iken günümüzde % 2.5 seviyelerinde seyrediyor. Diğer taraftan parasal genişleme nedeniyle 4.5 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşan FED, bilançosunu da küçültmek amaçlı hamleler yapılıyor. FED'in bilanço küçültmesinin piyasalara yansıması; 2018’de 420 milyar USD, 2019’da 600 milyar USD, 2020’de 600 milyar USD ve 2021’de 350 milyar USD olarak beklenmektedir. Bu kadar paranın piyasadan çekilmesi doların önümüzdeki dönemde bir miktar kıtlık sorunu yaşanmasını da beraberinde getirecektir. Zaten Türkiye dahil gelişmekte olan ülkelerde, son bir yılda yerel para birimlerinin dolara karşı ciddi değer kayıpları yaşamaya başladığını gözlemledik. Gelişmekte olan ekonomilerin birçoğunun 10 yıl öncesine kıyasla daha yüksek düzeyde özel ve kamu borçlarının olması, bu ülkeleri daha savunmasız bırakmaktadır.
Trump’ın Çin’e karşı önce 50 milyar USD sonra 200 milyar USD ithal ürüne ek gümrük vergisi koyması ve 2019’da bu ek vergilere devam edeceğinin niyetini açıklaması dünya ticaret savaşlarının gelecek yıl da süreceğini gösteriyor. Ancak bu durum dolaylı olarak ABD ekonomisine negatif etki gösterecek. Gerek FED’in faiz artırımları gerekse azalacak ticaret nedeniyle IMF, ABD’nin 2019 yılı büyüme beklentisini % 2.7’den % 2.5’e indirirken; Moodys aynı yıl için % 2.3 öngörüyor. Hatta Moodys, 2020’de ABD büyümesinin mali teşviklerin azalmasıyla % 1.5’e kadar ineceğini hesaplıyor.
IMF, 2018 yılı küresel büyüme beklentisini yükselen riskler nedeniyle %3.9'dan %3.7'ye indirmiştir. Küresel büyümeye yönelik negatif revizyona gelişmiş ülke piyasa ekonomilerine yönelik büyüme tahminlerindeki aşağı yönlü revizeler sebep olmuştur. Özellikle Arjantin, Brezilya, Meksika, İran ve Türkiye için ciddi ölçüde aşağı yönlü revizyonlara gidilmiştir.
Kaynak: IMF ve OECD
Türkiye 2008 küresel krizi sonrasında hızlı büyüyen ülkeler arasında üst sıralarda yer almıştır. 2010-2016 döneminde yıllık ortalama büyüme oranı % 6.7 olarak gerçekleşmiş ve küresel kriz öncesi dönemdeki yüksek büyüme performansına yaklaşmıştır. 2017’nin ilk iki çeyreğinde % 5.3 büyüyen GSYH, 3. çeyrekte % 11.5 ile rekor bir artış yaşarken 4. çeyrekte % 7.3 büyümüştür. 2018 yılının ilk çeyreğinde de % 7.3 büyüyen ekonomideki bu hızlı gidiş beraberinde sorunları da getirmiştir. 7 Mart’ta Moodys Türkiye’nin kredi notunu indirirken 8 Mart’ta cari açık verisi beklentilerin üzerinde geldi. Bu tarihten sonra dolar ve faiz yükselişi başladı.
Türkiye’de 18 Nisan 2018’de erken seçim kararı alındı. Erken seçim sürecinde, dolardaki yükseliş sürerken ABD ile gerilimin artmasıyla dolar kuru seçim sonrasında da yükselmeye devam etti. 13 Ağustos 2018 tarihinde Türk Lirası, dünyadaki 192 ülkenin parasının 186’sına karşı tarihinin en düşük seviyesini gördü. Ancak bu tarihten sonra gerek Merkez Bankasının gösterge faizi % 24.0’e yükseltmesi, gerekse piyasadaki gerçek döviz talebini azaltacak sözleşmelerin TL’ye çevrilmesi zorunluluğu ve TBB’nin borçlu şirketlerin vadelerinin yapılandırılması kararı ile piyasa rahatladı.
20 Eylül’de Hazine ve Maliye Bakanı tarafından açıklanan Yeni Ekonomi Programı-YEP göre 2019’da büyüme yavaşlasa da % 2.3 büyüme gerçekleşecek ve ardından 2020’de % 3.5, 2021’de % 5.0 ile ciddi anlamda güçlenecektir.
Türkiye’nin 2019 yılında resesyona girmesi bekleniyor. Yani ikiden fazla çeyreksel dönemde ekonomi küçülecek. 2019 yılı ilk ve ikinci çeyreklerde baz etkisiyle negatif rakamları göreceğiz. Ancak diğer çeyrekler için net bir tahmin zor. Diğer taraftan Türkiye’nin stagflasyona girip girmeyeceği, tahmini yapanlara göre değişiyor. Stagflasyon, ülkede işsizlik oranı artarken fiyatların da yükseldiği durumu anlatır.
Maliye Bakanlığı Yeni Ekonomi Programına göre 2019 yılında yüksek enflasyon ve yüksek işsizliğe karşılık düşük de olsa pozitif bir büyüme beklemekte, Türkiye'nin stagflasyona girmeyeceği öngörülmektedir. IMF ve OECD ise stagflasyon öngörüyor: IMF, 2019’da % 0.4 büyümeye karşın işsizliğin % 12.3’e çıkmasını beklerken OECD 2019 yılı büyüme tahminini 21 Kasım’da -% 0.4’e çekmiş ve işsizliğin % 12.7’ye çıkacağını tahmin etmiştir. 2019 yılı için Kredi derecelendirme şirketlerinin Türkiye’ye bakışı ise daha negatiftir: 2019 yılı için S&P % 0.5, Fitch % 1.9, Moodys % 2.0 küçülme bekliyor.
Türkiye’nin resesyon sürecine girmesiyle beraber dış talepte sert bir azalma görülüyor. Bunu en net, cari açık veren ekonominin cari fazla vermesi ile görüyoruz. Son açıklanan veriye göre 2017 Eylül ayında 4.441 milyon Dolar açık veren cari işlemler hesabı, 2018 yılının Eylül ayında 1.830 milyon dolar fazla verdi. Bunun sonucunda son 1 yıllık cari işlemler açığı 46 milyar dolara geriledi. Ekim ayında da bu fazla vermenin rekor seviyeye çıkması bekleniyor. YEP’e göre cari işlemler açığının milli gelire oranının 2019 yılında % 3.3’e, 2020 yılında % 2.7’ye, 2021 yılında ise % 2.6’ya düşmesi beklenmektedir.
Görünen o ki biraz zor bir yıl bizi bekliyor. Ancak bu çözümsüz değil. Umarız, 2008 krizinin teğet geçmesi gibi bunu da atlatırız.
Yunus Kaya
Borsagundem
27 Kasım 2018 Salı
Asgari ücretlinin sofrasından ayda 44 ekmek eksildi
Enflasyondaki artışın asgari ücretlilerin maaşını erittiği açıklandı. Yılbaşında maaşıyla 370.2 adet ekmek alabilen asgari ücreti şimdi 326 ekmek alabiliyor
Asgari ücretlinin maaşı enflasyon karşısında eridi. 10 aylık enflasyon yüzde 22.5 artarken, 1.603 liralık asgari ücretin 360.6 lirası yüksek enflasyon karşısında eridi. Yılbaşında 370.2 ekmek alabilen asgari ücretlinin sofrasından 44.4 ekmek eksildi.
Sözcü'den Recep Genel'in haberine göre, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ocak ayında dana etinin kilogram fiyatı 40 liraydı. 1.603 lira maaş alan bir asgari ücretli maaşı ile 40 kilogram et alabiliyordu. Ekim ayında dana etinin fiyatı 45.3 liraya ulaştı. Asgari ücretlinin alabildiği et miktarı yaklaşık 5 kilogramlık kayıpla 35.3 kilograma geriledi. Aynı şekilde, asgari ücretli maaşı ile TÜİK verilerine göre kilogram fiyatı 4.33 liradan 370.2 ekmek alabiliyordu. Ekim ayında ise ekmeğin fiyatı 4.92 liraya yükselirken, asgari ücretlinin sofrasından da 44.4 ekmek eksilmiş oldu. Asgari ücretlinin alabildiği ekmek miktarı da 325.8'e geriledi.
Merkez Bankası'nın 2019 yılı için enflasyon beklentisi yüzde 15.2, Yeni Ekonomi Programı'na (YEP) göre hükümetin beklentisinin ise yüzde 15.9 seviyesinde bulunduğu dikkate alındığında çalışanlar için asgari ücretin kaç lira olacağı hayati bir öneme sahip olacak. Çalışanlar kayıplarını telafi edecek ve gelecek yılın enflasyon oranlarını karşılayacak bir zam bekliyor.
TÜİK'e göre aralık ayından bu yana enflasyonun 22.5 arttığı dikkate alındığında net 1.603 liralık asgari ücretin 360.6 lirası enflasyon karşısında eridi. Yani, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (Türk-İş) asgari ücretin net 2.000 lira olması yönündeki talebi dikkate alındığında dar gelirliler bu ücreti aldığında ancak enflasyon karşısındaki kayıplarını telafi ederken, 36.4 liralık da bir fark almış olacak. Net 2.000 lira asgari ücret talebinde bulunan Türk-İş bu durumu göz önünde bulundurarak asgari ücretten vergi alınmaması çağrısı yaptı. Ücretli çalışanlar üzerinde ağır vergi yükü bulunduğunu açıklayan Türk-İş, kazanç üzerinden alınan verginin yaklaşık üçte ikisini ücretlilerin ödediğine dikkat çekti. Türk-İş'in açıklamasında "Yılbaşında yüzde 15 olarak kesilen vergi miktarı, iki kattan daha fazla artarak yıl sonunda yüzde 35'e çıkmaktadır" sözlerine yer verildi.
YOKSULLUK SINIRI 1.990 LİRA ARTTI
Türk-İş'in her ay düzenli olarak yayınladığı açlık ve yoksulluk sınırı verilerine göre ocak ayında 4 kişilik ailenin açlık sınırı 1.615 TL, yoksulluk sınırı 5.262 liraydı. Ocak ayında bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 1.998 TL olarak gerçekleşti. Ekim ayında ise açlık sınırı 304 liralık artışla 1.919 TL'ye yoksulluk sınırı 990 liralık artışla 6.252 liraya yükseldi. Evli olmayan çocuksuz bir çalışanın yaşam maliyeti de 362 liralık artışla aylık 2.360 TL olarak hesaplandı. Yine Türk-İş'in verilerine göre 12 aylık dönemde mutfak enflasyonundaki artış yüzde 24.28 liraya ulaştı.
Asgari ücretlinin maaşı enflasyon karşısında eridi. 10 aylık enflasyon yüzde 22.5 artarken, 1.603 liralık asgari ücretin 360.6 lirası yüksek enflasyon karşısında eridi. Yılbaşında 370.2 ekmek alabilen asgari ücretlinin sofrasından 44.4 ekmek eksildi.
Sözcü'den Recep Genel'in haberine göre, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ocak ayında dana etinin kilogram fiyatı 40 liraydı. 1.603 lira maaş alan bir asgari ücretli maaşı ile 40 kilogram et alabiliyordu. Ekim ayında dana etinin fiyatı 45.3 liraya ulaştı. Asgari ücretlinin alabildiği et miktarı yaklaşık 5 kilogramlık kayıpla 35.3 kilograma geriledi. Aynı şekilde, asgari ücretli maaşı ile TÜİK verilerine göre kilogram fiyatı 4.33 liradan 370.2 ekmek alabiliyordu. Ekim ayında ise ekmeğin fiyatı 4.92 liraya yükselirken, asgari ücretlinin sofrasından da 44.4 ekmek eksilmiş oldu. Asgari ücretlinin alabildiği ekmek miktarı da 325.8'e geriledi.
Merkez Bankası'nın 2019 yılı için enflasyon beklentisi yüzde 15.2, Yeni Ekonomi Programı'na (YEP) göre hükümetin beklentisinin ise yüzde 15.9 seviyesinde bulunduğu dikkate alındığında çalışanlar için asgari ücretin kaç lira olacağı hayati bir öneme sahip olacak. Çalışanlar kayıplarını telafi edecek ve gelecek yılın enflasyon oranlarını karşılayacak bir zam bekliyor.
TÜİK'e göre aralık ayından bu yana enflasyonun 22.5 arttığı dikkate alındığında net 1.603 liralık asgari ücretin 360.6 lirası enflasyon karşısında eridi. Yani, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (Türk-İş) asgari ücretin net 2.000 lira olması yönündeki talebi dikkate alındığında dar gelirliler bu ücreti aldığında ancak enflasyon karşısındaki kayıplarını telafi ederken, 36.4 liralık da bir fark almış olacak. Net 2.000 lira asgari ücret talebinde bulunan Türk-İş bu durumu göz önünde bulundurarak asgari ücretten vergi alınmaması çağrısı yaptı. Ücretli çalışanlar üzerinde ağır vergi yükü bulunduğunu açıklayan Türk-İş, kazanç üzerinden alınan verginin yaklaşık üçte ikisini ücretlilerin ödediğine dikkat çekti. Türk-İş'in açıklamasında "Yılbaşında yüzde 15 olarak kesilen vergi miktarı, iki kattan daha fazla artarak yıl sonunda yüzde 35'e çıkmaktadır" sözlerine yer verildi.
YOKSULLUK SINIRI 1.990 LİRA ARTTI
Türk-İş'in her ay düzenli olarak yayınladığı açlık ve yoksulluk sınırı verilerine göre ocak ayında 4 kişilik ailenin açlık sınırı 1.615 TL, yoksulluk sınırı 5.262 liraydı. Ocak ayında bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 1.998 TL olarak gerçekleşti. Ekim ayında ise açlık sınırı 304 liralık artışla 1.919 TL'ye yoksulluk sınırı 990 liralık artışla 6.252 liraya yükseldi. Evli olmayan çocuksuz bir çalışanın yaşam maliyeti de 362 liralık artışla aylık 2.360 TL olarak hesaplandı. Yine Türk-İş'in verilerine göre 12 aylık dönemde mutfak enflasyonundaki artış yüzde 24.28 liraya ulaştı.
22 Kasım 2018 Perşembe
Yemek kartlarında yeni dönem yarın başlıyor
Ticaret Bakanlığı tarafından Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmeliği'ne geçtiğimiz haziran ayında eklenen ve Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren yemek kartı düzenlemesi için tanınan 6 aylık süre yarın itibariyle sona eriyor.
Yeni Şafak'tan Kenan Biter'in haberine göre Türkiye’deki 100 bine yakın işletme ve 4 milyonun üzerindeki kullanıcıyı yakından ilgilendiren yeni yasal düzenleme ile birlikte yemek kartlarındaki yüzde 12’lere kadar çıkan komisyon oranları yüzde 6'ya kadar indirilecek.
İskonto dönemi sona eriyor
22 Kasım'dan sonra yemek kartı hizmeti veren kuruluşlar, sözleşme yaptıkları özel ve kamu sektöründeki işverenlere doğrudan ya da dolaylı olarak herhangi bir iskonto da uygulayamayacak. İş yeri sahipleri de yemek kartı şitketlerinden iskonto ya da başka bir menfaat talep edemeyecek.
Yüzde 6 sınırı
Düzenlemeyle yemek kartı hizmeti veren kuruluşların anlaşmalı olduğu işletmelere uyguladığı ve yüzde 12’lere varan komisyon oranı da yüzde 6'yı geçemeyecek.
Bakım ve depozito bedeli talep edilemeyecek
Yine yemek kartı şirketleri sözleşmeyle belirlenen komisyon dışında, uygulama barındırma, kira, sarf malzemesi, işletim, teknik destek, bakım bedeli ve depozito gibi adlar altında da herhangi bir bedel talep edemeyecek.
Karttaki bakiyeler devredilebilecek
Ay sonu veya yıl sonu itibarıyla yemek kartında kalan bakiye, herhangi bir şart aranmaksızın bir sonraki aya veya yıla devredilebilecek. Düzenleme ile artık her önüne gelen yemek kartı da çıkaramayacak.
Önüne gelen kart çıkaramayacak
Yemek kartı hizmeti sunmak isteyen kuruluşlar, faaliyete başlamadan önce Bakanlığa bildirimde bulunacak. Düzenleme yemek kartlarıyla aynı amaçla kullanılan yemek çekleri, çevrimiçi sistemler ve benzeri uygulamalar içinde uygulanacak.
Pastayı 6 firma yiyor
Türkiye’de çok sayıda yemek kartı hizmeti veren şirket bulunurken pastayı ise 6 şirket yiyor. Söz konusu kurumların işletmelerden aldığı komisyon oranları ise yüzde 12’lere kadar varıyor. Bu da işletmelerin karlılığını büyük ölçüde düşürerek sıkıntıya girmesine hatta kapanmalara kadar giden sonuçlara yol açıyor. Yüzde 12’lik komisyonun karın yüzde 40’ı anlamına geliyor.
Talep edilen oran 3-4 arasındaydı
Düzenlemeye ilişkin yenisafak.com’a konuşan Tüm Restoranlar, Lokantalar ve Tedarikçiler Derneği (TÜRES) Genel Başkanı Ramazan Bingöl, kendilerinin komisyon oranı talebinin yüzde 3-4 arasında olduğunu ve bu anlamda komisyon oranlarının hala yüksek olmakla birlikte eskiye nazaran çok önemli bir yol kat edildiğinin farkında olduklarını belirterek, ‘’ Düzenleme gerçekleşmeden önce yemek kartı firmalarınca gerek Bakanlığımız nezaretinde gerek İTO nezaretinde pek çok kez bir araya geldik. Ancak kendi içimizde bir orta yol bulamayacağımız için kararı her iki tarafı da dinleyen bakanlığımız verdi. Hayırlı uğurlu olsun. Yemek kartı firmalarının varlığını sektörümüz açısından çok önemsiyoruz. Sektörümüze katkı sağladıkları gibi kayıt dışının önlenmesinde de rol oynuyor ve ülke ekonomisine katkı sağlıyorlar.’’ dedi.
22 Kasım’dan sonra komisyon oranlarına yüzde 6’lık üst sınır uygulanacağına da değinen Bingöl, komisyon dışında, artık uygulama, barındırma, kira, sarf malzemesi, işletim, teknik destek ve bakım bedeli ile depozito gibi adlar altında herhangi bir bedel talep edilmeyeceğini de söyledi.
Yemek fiyatlarına indirim olarak yansıyacak
Düzenlemenin tüketiciye yansımana ilişkin de konuşan Bingöl, ‘’Düzenleme sonrası işletmeler daha uygun fiyattan ürün satabilecek. Bu da tüketicinin cebinden daha az para çıkacağı anlamına geliyor. Yakın zamanda TÜRES olarak enflasyon ile mücadele kapsamında üyelerimiz ile yüzde 10 indirim kampanyası başlattık. Bu yasanın uygulamaya konulacağının bilinmesi kampanyaya katılım oranını etkiledi ve daha çok işletme bu kampanyamıza destek verdi.’’ diye konuştu.
Uymayan şirkete ciddi para cezası yolda
Belirlenen komisyon oranını üstüne çıkılması ve alınması yasak bedellerin alınması halinde rekabetin korunması kanunu kapsamında yer alan ceza yönetmeliğinin gerektirdiği yaptırımların uygulanacağını da kaydeden Bingöl, böyle bir ihlal durumunda yemek kartı firmalarının ciddi idari para cezaları ile karşı karşıya kalabileceklerini de söyledi.
Yeni Şafak'tan Kenan Biter'in haberine göre Türkiye’deki 100 bine yakın işletme ve 4 milyonun üzerindeki kullanıcıyı yakından ilgilendiren yeni yasal düzenleme ile birlikte yemek kartlarındaki yüzde 12’lere kadar çıkan komisyon oranları yüzde 6'ya kadar indirilecek.
İskonto dönemi sona eriyor
22 Kasım'dan sonra yemek kartı hizmeti veren kuruluşlar, sözleşme yaptıkları özel ve kamu sektöründeki işverenlere doğrudan ya da dolaylı olarak herhangi bir iskonto da uygulayamayacak. İş yeri sahipleri de yemek kartı şitketlerinden iskonto ya da başka bir menfaat talep edemeyecek.
Yüzde 6 sınırı
Düzenlemeyle yemek kartı hizmeti veren kuruluşların anlaşmalı olduğu işletmelere uyguladığı ve yüzde 12’lere varan komisyon oranı da yüzde 6'yı geçemeyecek.
Bakım ve depozito bedeli talep edilemeyecek
Yine yemek kartı şirketleri sözleşmeyle belirlenen komisyon dışında, uygulama barındırma, kira, sarf malzemesi, işletim, teknik destek, bakım bedeli ve depozito gibi adlar altında da herhangi bir bedel talep edemeyecek.
Karttaki bakiyeler devredilebilecek
Ay sonu veya yıl sonu itibarıyla yemek kartında kalan bakiye, herhangi bir şart aranmaksızın bir sonraki aya veya yıla devredilebilecek. Düzenleme ile artık her önüne gelen yemek kartı da çıkaramayacak.
Önüne gelen kart çıkaramayacak
Yemek kartı hizmeti sunmak isteyen kuruluşlar, faaliyete başlamadan önce Bakanlığa bildirimde bulunacak. Düzenleme yemek kartlarıyla aynı amaçla kullanılan yemek çekleri, çevrimiçi sistemler ve benzeri uygulamalar içinde uygulanacak.
Pastayı 6 firma yiyor
Türkiye’de çok sayıda yemek kartı hizmeti veren şirket bulunurken pastayı ise 6 şirket yiyor. Söz konusu kurumların işletmelerden aldığı komisyon oranları ise yüzde 12’lere kadar varıyor. Bu da işletmelerin karlılığını büyük ölçüde düşürerek sıkıntıya girmesine hatta kapanmalara kadar giden sonuçlara yol açıyor. Yüzde 12’lik komisyonun karın yüzde 40’ı anlamına geliyor.
Talep edilen oran 3-4 arasındaydı
Düzenlemeye ilişkin yenisafak.com’a konuşan Tüm Restoranlar, Lokantalar ve Tedarikçiler Derneği (TÜRES) Genel Başkanı Ramazan Bingöl, kendilerinin komisyon oranı talebinin yüzde 3-4 arasında olduğunu ve bu anlamda komisyon oranlarının hala yüksek olmakla birlikte eskiye nazaran çok önemli bir yol kat edildiğinin farkında olduklarını belirterek, ‘’ Düzenleme gerçekleşmeden önce yemek kartı firmalarınca gerek Bakanlığımız nezaretinde gerek İTO nezaretinde pek çok kez bir araya geldik. Ancak kendi içimizde bir orta yol bulamayacağımız için kararı her iki tarafı da dinleyen bakanlığımız verdi. Hayırlı uğurlu olsun. Yemek kartı firmalarının varlığını sektörümüz açısından çok önemsiyoruz. Sektörümüze katkı sağladıkları gibi kayıt dışının önlenmesinde de rol oynuyor ve ülke ekonomisine katkı sağlıyorlar.’’ dedi.
22 Kasım’dan sonra komisyon oranlarına yüzde 6’lık üst sınır uygulanacağına da değinen Bingöl, komisyon dışında, artık uygulama, barındırma, kira, sarf malzemesi, işletim, teknik destek ve bakım bedeli ile depozito gibi adlar altında herhangi bir bedel talep edilmeyeceğini de söyledi.
Yemek fiyatlarına indirim olarak yansıyacak
Düzenlemenin tüketiciye yansımana ilişkin de konuşan Bingöl, ‘’Düzenleme sonrası işletmeler daha uygun fiyattan ürün satabilecek. Bu da tüketicinin cebinden daha az para çıkacağı anlamına geliyor. Yakın zamanda TÜRES olarak enflasyon ile mücadele kapsamında üyelerimiz ile yüzde 10 indirim kampanyası başlattık. Bu yasanın uygulamaya konulacağının bilinmesi kampanyaya katılım oranını etkiledi ve daha çok işletme bu kampanyamıza destek verdi.’’ diye konuştu.
Uymayan şirkete ciddi para cezası yolda
Belirlenen komisyon oranını üstüne çıkılması ve alınması yasak bedellerin alınması halinde rekabetin korunması kanunu kapsamında yer alan ceza yönetmeliğinin gerektirdiği yaptırımların uygulanacağını da kaydeden Bingöl, böyle bir ihlal durumunda yemek kartı firmalarının ciddi idari para cezaları ile karşı karşıya kalabileceklerini de söyledi.
BM'de yarım milyar dolarlık seyahat harcaması istifa getirdi
Haziran 2016'dan bu yana BM Çevre Programı Direktörü olarak görev yapan Solheim, seyahat ve otel giderlerinin yaklaşım yarım milyar doları bulduğunun ortaya çıkması üzerine istifa etti
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Direktörü Norveçli Erik Solheim'nin seyahat harcamalarının yaklaşık 500 milyon doları bulduğu ortaya çıktı.
İngiliz The Guardian gazetesi, Solheim'ın 668 günün 529'unu seyahat ederek geçirdiği, uçak ve otel masraflarının yaklaşık yarım milyar doları bulduğunu yazdı.
BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric ise yaptığı açıklamada, Genel Sekter Antonio Guterres'in Solheim'ın istifasını kabul ettiğini duyurdu.
Solheim, Haziran 2016'dan beri Nairobi merkezli BM Çevre Programı'nın direktörü olarak görev yapıyordu.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Direktörü Norveçli Erik Solheim'nin seyahat harcamalarının yaklaşık 500 milyon doları bulduğu ortaya çıktı.
İngiliz The Guardian gazetesi, Solheim'ın 668 günün 529'unu seyahat ederek geçirdiği, uçak ve otel masraflarının yaklaşık yarım milyar doları bulduğunu yazdı.
BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric ise yaptığı açıklamada, Genel Sekter Antonio Guterres'in Solheim'ın istifasını kabul ettiğini duyurdu.
Solheim, Haziran 2016'dan beri Nairobi merkezli BM Çevre Programı'nın direktörü olarak görev yapıyordu.
Giorgetti: Açığa satışa yasak getirilmeli
Italya İtalya Kabine Müsteşarı Giorgetti, hisse piyasalarında mağduriyetler yaratan açığa satış uygulamasının yasaklanmasını istedi
İtalya Kabine Müsteşarı Giancarlo Giorgetti, İtalya'da hisse senetlerinde açığa satışın yasaklanması çağırısı yaptı.
Repubblica gazetesinin haberine göre Giorgetti gazetecilere yaptığı açıklamada, "Açığa satışın İtalya'da yasaklanacağını umuyoruz" diye konuştu.
AÇIĞA SATIŞ NEDİR?
Bir hisse senedini açığa satmak aslında sahip olmadığınız ama siz satış işlemini yaptıktan sonra fiyatının düşmesini beklediğiniz hisse senedini satmak anlamına gelir.
Aynı şekilde bir şirketin bu yıl fazlaca kar edeceğini duyduğunuz zaman da hemen o şirketin hisse senetlerine yatırım yapmak istersiniz. Çünkü düşük fiyattan alacaksınız ve beklediğiniz süre geldiğinde fiyatı yükseldiği için alım – satım farkından kar edeceksiniz.
Değer kaybedecek hisseler genelle tercih edilmeyen hisselerdir. Çünkü bu hisselerin alımı bir kar getirmek, aksine zarar getirir. Elinizde bu hisselerden varsa ve düşme eğilimine girdiyse ya zaman kaybetmeden satarsınız ya da uzun vadede tutmaya devam edersiniz. Ama açığa satış dediğimiz işlem sayesinde değeri düşecek olan hisse senetlerinden de kar edersiniz.
Borsada açığa satış işlemi bazılarına göre oldukça riskli ve uzak durulması gereken bir işlem türdür. Ama bu işlem yasaldır; çünkü borsada gerçek fiyatların oluşmasında bu işlemi yapan kişilerin de katkısı vardır. Ama bu işlemin manipülasyonla oldukça ince bir ayrımı vardır ve para kazanayım derken bir suça dahil olmak istemezsiniz.
Açığa satış işlemleri SPK tarafından belirli düzenlemelere tabi tutulmakta olup, yine açığa satışa konu menkul kıymetlerin listesi de SPK tarafından yayınlanmaktadır. Açığa satış emri verilirken yatırımcının hesabında en az %50 oranında özkaynak bulunması gerekmektedir. İşlemin sürdürülmesi için ise özkaynak oranının minimum %35 oranında devam etmesi gerekmektedir. Aksi halde yatırımcıya özkaynak tamamlama bildirimi gönderilir.
İtalya Kabine Müsteşarı Giancarlo Giorgetti, İtalya'da hisse senetlerinde açığa satışın yasaklanması çağırısı yaptı.
Repubblica gazetesinin haberine göre Giorgetti gazetecilere yaptığı açıklamada, "Açığa satışın İtalya'da yasaklanacağını umuyoruz" diye konuştu.
AÇIĞA SATIŞ NEDİR?
Bir hisse senedini açığa satmak aslında sahip olmadığınız ama siz satış işlemini yaptıktan sonra fiyatının düşmesini beklediğiniz hisse senedini satmak anlamına gelir.
Aynı şekilde bir şirketin bu yıl fazlaca kar edeceğini duyduğunuz zaman da hemen o şirketin hisse senetlerine yatırım yapmak istersiniz. Çünkü düşük fiyattan alacaksınız ve beklediğiniz süre geldiğinde fiyatı yükseldiği için alım – satım farkından kar edeceksiniz.
Değer kaybedecek hisseler genelle tercih edilmeyen hisselerdir. Çünkü bu hisselerin alımı bir kar getirmek, aksine zarar getirir. Elinizde bu hisselerden varsa ve düşme eğilimine girdiyse ya zaman kaybetmeden satarsınız ya da uzun vadede tutmaya devam edersiniz. Ama açığa satış dediğimiz işlem sayesinde değeri düşecek olan hisse senetlerinden de kar edersiniz.
Borsada açığa satış işlemi bazılarına göre oldukça riskli ve uzak durulması gereken bir işlem türdür. Ama bu işlem yasaldır; çünkü borsada gerçek fiyatların oluşmasında bu işlemi yapan kişilerin de katkısı vardır. Ama bu işlemin manipülasyonla oldukça ince bir ayrımı vardır ve para kazanayım derken bir suça dahil olmak istemezsiniz.
Açığa satış işlemleri SPK tarafından belirli düzenlemelere tabi tutulmakta olup, yine açığa satışa konu menkul kıymetlerin listesi de SPK tarafından yayınlanmaktadır. Açığa satış emri verilirken yatırımcının hesabında en az %50 oranında özkaynak bulunması gerekmektedir. İşlemin sürdürülmesi için ise özkaynak oranının minimum %35 oranında devam etmesi gerekmektedir. Aksi halde yatırımcıya özkaynak tamamlama bildirimi gönderilir.
18 Kasım 2018 Pazar
"9 ayda yaklaşık 6,4 milyar liralık yatırım yaptık"
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç, "Son 5 senede yaptığımız yaklaşık 35 milyar TL'lik yatırımın üzerine bu yılın 9 ayında yaklaşık 6,4 milyar TL yatırım gerçekleştirdik." değerlendirmesinde bulundu
Koç Holding'ten yapılan açıklamaya göre, şirketin, Türkiye'nin dört bir yanındaki Koç topluluğu bayilerini bir araya getirerek görüş alışverişinde bulunmak amacıyla düzenlediği Anadolu Buluşmaları'nın 27'ncisi Adana'da gerçekleşti.
Koç Topluluğu'nun Adana, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Mersin, Niğde ve Osmaniye'deki 300'e yakın bayisinin bir araya geldiği etkinliğin açılışında konuşan Ömer Koç, dünya genelinde iş yapma biçimlerinin ve tüketici alışkanlıklarının önemli bir değişim geçirdiğini bildirdi.
"Dördüncü Endüstri Devrimi" ya da "Dijital Çağ" olarak adlandırılan bu yeni dönemde ancak teknolojiyi ve kaynaklarını etkin kullanan ülkelerin dünyada söz sahibi olabileceğini vurgulayan Koç, böyle bir küresel tablo içinde, Türkiye'yi yeni dijital çağda rekabetçi kılacak ortamın hazırlanması da önem kazandığını kaydetti.
Koç, "Bu çerçevede ülkemiz de dünyadaki baş döndürücü gelişime ve değişime ayak uyduracak; hatta bunu şekillendirecek nesilleri yetiştirebildiğimiz ölçüde aydınlık ve çağdaş bir geleceğimiz olacağına inanıyorum. 100. yılımıza doğru emin adımlarla ilerlerken küreselleşmeye, yenilikçiliğe, teknolojiye ve yaratıcılığa verdiğimiz önemle büyümeye devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.
"KOMBİNE CİROMUZ MİLLİ GELİRİN YÜZDE 7'SİNE EŞDEĞER"
Koç, yurt içinde ve yurt dışında yaşanan ekonomik ve siyasi dalgalanmalara rağmen ülke sanayisine en fazla yatırım yapan topluluk olmayı sürdürdüklerini belirterek, şu bilgileri verdi.
"Son 5 senede yaptığımız yaklaşık 35 milyar TL'lik yatırımın üzerine bu yılın 9 ayında yaklaşık 6,4 milyar TL yatırım gerçekleştirdik. Yatırımlarımıza devam ederken mali yapımızı sağlam tutuyor, risk yönetimi sistemlerimize özel önem vermeyi sürdürüyoruz. Bu hassasiyetimizin özellikle içinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda daha da önem kazandığını görüyoruz. Topluluğumuzun yarattığı kombine ciro, Türkiye milli gelirinin yüzde 7'sine eşdeğerdir. Şirketlerimiz ülkemizin ihracatının yüzde 10'unu gerçekleştiriyor. Ne mutlu ki, bu sene de ciro büyüklüğü ve ihracat sıralamalarının ilk 10'unda dört şirketimiz yer aldı.
İhracat pazarlarımızı çeşitlendirme stratejimizin yine bu dönemde ne kadar doğru bir karar olduğunu görüyoruz. Elde ettiğimiz gelirler sonucu Topluluk olarak ödediğimiz vergiler, ülkemizin vergi gelirlerinin yüzde 8’ine tekabül etmektedir."
Koç, Türkiye'deki özel sektör Ar-Ge yatırımlarında, Ar-Ge merkezi sayısında ve Ar-Ge personeli istihdamında açık ara önde olduklarını belirterek, 2007-2017 döneminde yaklaşık 8,2 milyar liralık Ar-Ge harcaması gerçekleştirdiklerini bildirdi.
Ömer Koç, "Borsa İstanbul'da halka açık şirketlerimizin piyasa değeri toplam piyasa değerinin yüzde 19'udur. En büyük piyasa değerine sahip şirket Koç Holding'dir. En önemlisi de ülkemize gurur kaynağı kurumlar ve insanlar kazandırmaya devam ediyoruz. Yıllardır iftiharla taşıdığımız bu bayrak, bayilerimizle birlikte ülkemiz için yarattığımız en büyük değerdir. Sayısı sekiz bini aşan bu bayi gücü, Topluluğumuzun en önemli rekabet avantajıdır." ifadelerini kullandı.
"DİJİTAL DÖNÜŞÜME DE LİDERLİK ETMEYİ HEDEFLİYORUZ"
Koç Holding Üst Yöneticisi (CEO) Levent Çakıroğlu ise iş modellerinin hızla değişitiğini ve dönüştüğünü belirterek, bu kapsamda yeni teknolojiler ve iş modelleriyle hep bir adım önde olmaya, çevre dostu, üstün nitelikli ürünler ve hizmetlerle tüketicileri için değer yaratmaya ve pazar liderliklerini pekiştirmeye devam ettiklerini anlattı.
"Küresel vizyonumuz ve sürdürülebilir büyüme stratejimiz çerçevesinde teknoloji, Ar-Ge, inovasyon ve insan kaynağımızı geliştirmek için kesintisiz yatırım yapıyoruz." ifadesini kullanan Çakıroğlu, şunları kaydetti:
"Bu hedefle, dijital teknolojilerin sunduğu fırsatlardan en etkin şekilde faydalanıp yeni büyüme alanları yaratmak üzere Koç Holding liderliğinde 'Dijital Dönüşüm Programı' başlattık. Amacımız dijital teknolojilerin sunduğu fırsatlardan tüm şirketlerimizin en yüksek seviyede yararlanmasını sağlamak, müşterilerimize benzersiz bir deneyim ve ilave değer yaratmak, hızla değişen rekabet ortamında şirketlerimizi daha da güçlendirmek ve gelecek vaat eden yeni iş alanları yaratmak. Böylece Türkiye'de dijital dönüşüme de liderlik etmeyi ve ülkemizin geleceğine değer katmayı hedefliyoruz."
Koç Holding'ten yapılan açıklamaya göre, şirketin, Türkiye'nin dört bir yanındaki Koç topluluğu bayilerini bir araya getirerek görüş alışverişinde bulunmak amacıyla düzenlediği Anadolu Buluşmaları'nın 27'ncisi Adana'da gerçekleşti.
Koç Topluluğu'nun Adana, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Mersin, Niğde ve Osmaniye'deki 300'e yakın bayisinin bir araya geldiği etkinliğin açılışında konuşan Ömer Koç, dünya genelinde iş yapma biçimlerinin ve tüketici alışkanlıklarının önemli bir değişim geçirdiğini bildirdi.
"Dördüncü Endüstri Devrimi" ya da "Dijital Çağ" olarak adlandırılan bu yeni dönemde ancak teknolojiyi ve kaynaklarını etkin kullanan ülkelerin dünyada söz sahibi olabileceğini vurgulayan Koç, böyle bir küresel tablo içinde, Türkiye'yi yeni dijital çağda rekabetçi kılacak ortamın hazırlanması da önem kazandığını kaydetti.
Koç, "Bu çerçevede ülkemiz de dünyadaki baş döndürücü gelişime ve değişime ayak uyduracak; hatta bunu şekillendirecek nesilleri yetiştirebildiğimiz ölçüde aydınlık ve çağdaş bir geleceğimiz olacağına inanıyorum. 100. yılımıza doğru emin adımlarla ilerlerken küreselleşmeye, yenilikçiliğe, teknolojiye ve yaratıcılığa verdiğimiz önemle büyümeye devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.
"KOMBİNE CİROMUZ MİLLİ GELİRİN YÜZDE 7'SİNE EŞDEĞER"
Koç, yurt içinde ve yurt dışında yaşanan ekonomik ve siyasi dalgalanmalara rağmen ülke sanayisine en fazla yatırım yapan topluluk olmayı sürdürdüklerini belirterek, şu bilgileri verdi.
"Son 5 senede yaptığımız yaklaşık 35 milyar TL'lik yatırımın üzerine bu yılın 9 ayında yaklaşık 6,4 milyar TL yatırım gerçekleştirdik. Yatırımlarımıza devam ederken mali yapımızı sağlam tutuyor, risk yönetimi sistemlerimize özel önem vermeyi sürdürüyoruz. Bu hassasiyetimizin özellikle içinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda daha da önem kazandığını görüyoruz. Topluluğumuzun yarattığı kombine ciro, Türkiye milli gelirinin yüzde 7'sine eşdeğerdir. Şirketlerimiz ülkemizin ihracatının yüzde 10'unu gerçekleştiriyor. Ne mutlu ki, bu sene de ciro büyüklüğü ve ihracat sıralamalarının ilk 10'unda dört şirketimiz yer aldı.
İhracat pazarlarımızı çeşitlendirme stratejimizin yine bu dönemde ne kadar doğru bir karar olduğunu görüyoruz. Elde ettiğimiz gelirler sonucu Topluluk olarak ödediğimiz vergiler, ülkemizin vergi gelirlerinin yüzde 8’ine tekabül etmektedir."
Koç, Türkiye'deki özel sektör Ar-Ge yatırımlarında, Ar-Ge merkezi sayısında ve Ar-Ge personeli istihdamında açık ara önde olduklarını belirterek, 2007-2017 döneminde yaklaşık 8,2 milyar liralık Ar-Ge harcaması gerçekleştirdiklerini bildirdi.
Ömer Koç, "Borsa İstanbul'da halka açık şirketlerimizin piyasa değeri toplam piyasa değerinin yüzde 19'udur. En büyük piyasa değerine sahip şirket Koç Holding'dir. En önemlisi de ülkemize gurur kaynağı kurumlar ve insanlar kazandırmaya devam ediyoruz. Yıllardır iftiharla taşıdığımız bu bayrak, bayilerimizle birlikte ülkemiz için yarattığımız en büyük değerdir. Sayısı sekiz bini aşan bu bayi gücü, Topluluğumuzun en önemli rekabet avantajıdır." ifadelerini kullandı.
"DİJİTAL DÖNÜŞÜME DE LİDERLİK ETMEYİ HEDEFLİYORUZ"
Koç Holding Üst Yöneticisi (CEO) Levent Çakıroğlu ise iş modellerinin hızla değişitiğini ve dönüştüğünü belirterek, bu kapsamda yeni teknolojiler ve iş modelleriyle hep bir adım önde olmaya, çevre dostu, üstün nitelikli ürünler ve hizmetlerle tüketicileri için değer yaratmaya ve pazar liderliklerini pekiştirmeye devam ettiklerini anlattı.
"Küresel vizyonumuz ve sürdürülebilir büyüme stratejimiz çerçevesinde teknoloji, Ar-Ge, inovasyon ve insan kaynağımızı geliştirmek için kesintisiz yatırım yapıyoruz." ifadesini kullanan Çakıroğlu, şunları kaydetti:
"Bu hedefle, dijital teknolojilerin sunduğu fırsatlardan en etkin şekilde faydalanıp yeni büyüme alanları yaratmak üzere Koç Holding liderliğinde 'Dijital Dönüşüm Programı' başlattık. Amacımız dijital teknolojilerin sunduğu fırsatlardan tüm şirketlerimizin en yüksek seviyede yararlanmasını sağlamak, müşterilerimize benzersiz bir deneyim ve ilave değer yaratmak, hızla değişen rekabet ortamında şirketlerimizi daha da güçlendirmek ve gelecek vaat eden yeni iş alanları yaratmak. Böylece Türkiye'de dijital dönüşüme de liderlik etmeyi ve ülkemizin geleceğine değer katmayı hedefliyoruz."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
