29 Mart 2019 Cuma

TBB'den yeni internet sitesi - finansalokuryazar.tbb.org.tr

TBB, finansal okuryazarlık düzeylerini artırmak amacıyla yeni bir internet sitesini kullanıma açtı.
Türkiye Bankalar Birliği (TBB), finansal okuryazarlık düzeyinin artırılması amacıyla yeni internet sitesini kullanıma açtı.

TBB'den yapılan açıklamaya göre TBB, bankaların önem ve etkinliğinin arttığı bu dönemde, farklı meslek grupları ve bireylerin finansal okuryazarlık düzeylerini artırmak amacıyla hazırladığı yeni internet sitesini kullanıma açtı.

İlk etapta özellikle bankacılık ve finans alanında uzmanlaşmayı veya bilgi birikimini artırmayı amaçlayan muhabirlere yönelik hazırlanan eğitim videolarında, bankalar ve bankacılık faaliyetlerini tanıtmak ve genel olarak bankaların işleyiş mekanizması konusunda bilgi vermek hedeflendi.

Sitedeki "Online Eğitim" sekmesi altından ulaşılan eğitim modülünde; bankaların ekonomideki rolü, bankalar nasıl kaynak sağlar ve bunları nasıl kullanır, risklerini nasıl yönetir, sermaye yeterlilik oranı (rasyosu) nasıl hesaplanır ve neyi ifade eder, bankalarda kârlılık analizi nasıl yapılır, bir banka hastalığı ‘likidite riski’ ve yönetimi gibi başlıklarda bilgilendirici videolar yer alıyor.

Sitede ayrıca, finansal okuryazarlık kavramına dair temel bilgilere, Türkiye ve dünyadan karşılaştırmalı verilere yer veriliyor. Kullanıcılar ‘finansal okuryazarlık seviye ölçme anketi’ ile mevcut bilgilerini sınama imkânı bulabiliyor.

Daha sonraki etaplarda bankacılar ve öğrencilere yönelik eğitim modüllerinin de ekleneceği Finansal Okur Yazar adlı sitenin finansal sistem ve bankacılık sektörü hakkında faydalı bir kaynak olması hedefleniyor.

Siteye "finansalokuryazar.tbb.org.tr" veya "foy.tbb.org.tr" adreslerinden erişim sağlanabiliyor.


28 Mart 2019 Perşembe

Bali’den Türkiye ve kurla ilgili çarpıcı açıklamalar

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye'nin şapkasından tavşan çıkarmayı hep başaran bir ülke olduğunu belirterek, "Ekonomik devinimin yılın ikinci yarısında kademeli toparlanmayla normal rayına girmesini bekliyorum" dedi. Sabah Gazetesi'nden Dilek Güngör'e konuşan Adnan Bali gündeme ilişkin önemli açıklamlarda bulundu. İşte Bali'nin açıklamaları...

"Ağustosta bir türbülans yaşadık. Şimdi normalleşmeye başladık" diyoruz. Gerçekten durum böyle mi?
Ağustos 2018'de, saf ekonomik nedenlerle değil, onun dışındaki faktörlerin anormal şekilde devreye girdiği bir süreç yaşadık. Türk-Amerikan ilişkilerinde olağanüstü gerginliklerin, en üst seviyede Türkiye'ye yaptırım bile uygulanabileceğinin konuşulduğu, Türkiye'nin arzu etmese bile serbest piyasa uygulamalarından sapmak durumunda kalabileceği gibi hiç bizim konuşmadığımız gündemler ortaya çıktı. Sonra biraz ilişkilerdeki iyileşmeler, alınan tedbirlerle şu andaki seviyelere geldi. Öte yandan, daralan bir ekonomi, hızla yükselen kurlar, yüksek faiz herkesin projeksiyonunu ciddi oranda bozdu.

Peki seçimden sonrası bahar mı kış mı?

Şöyle anlatayım: Bir ekonominin seyrini etkileyebilecek 3 aktör vardır. Birincisi kamu sektörü, ikincisi reel sektör artı hane halkı, üçüncüsü de finans sektörü. Kamu ile bankacılık sektörü, dışında oluşabilecek sorunları absorbe edebilme, rehabilite edebilmeye dönük kapasiteleri var ise problemler çözülür. Yok eğer kendisi sorun içerindeyse, yeterli kapasitelere sahip değil ise problemleri çözme yeteneği zor olur. Bu yönüyle bakıldığında, şu anda Türkiye ekonomisinin hem kamunun hem de bankacılık sisteminin imkânları, kapasitesi, opsiyonları var.

TOPARLANMA İKİNCİ YARIDA BAŞLAR

Ama bankacılık sektöründe sorunlu kredilerde artış var. Bu risk değil mi?

Şu andaki sorunlu kredi oranları Türk bankacılık sisteminin görmediği oranlar değil. Nitekim, 2009 global krizi sırasında yüzde 6'lı seviyeleri görmüştük.
O seviyeleri sağlıklı bir şekilde yöneterek, firmalarımızı da sermayeleri de koruyabildik.
Sorunlu kredi oranının yılsonunda yüzde 6.5-7'leri bulmasını mümkün görürüm. Bunlar bizim yönetemeyeceğimiz oranlar hiç değil.
Bankacılıkta, 2019'un en önemli inisiyatifi kredi yönetimi ve aktif kalitelerinin iyileştirmeleri yönündeki performanslar olacak.

Kurdaki artış bankaları olumsuz etkilemiyor mu? Özkaynak erimiyor mu?

Bugün bankacılık sisteminin özkaynağı, bu kadar kur artışına rağmen 70, 80 milyar dolar civarında… 2001'de 10 milyar dolar özkaynak vardı. Bugün bankacılık sisteminin açık pozisyonu yok. 2001'de özkaynağın 3.5 katı kadar bilanço dışı bilanço içi açık pozisyon vardı. Bu kadarlık bir devalüasyon, bütün sistemin özkaynağını tüketebiliyordu. Nitekim öyle olmuştu. Bugün sermaye yeterlilik rasyosu yüzde 16'nın üzerinde. Dönüp 2001'e bakın, sermaye yeterlilik rasyosu kavram olarak bile yok. Bugün bankacılık sistemi hakiki işini yapıyor.
Toplam krediler bilançonun aktifinin yüzde 60'ından fazlasını oluşturuyor. Dolayısıyla, ben bugünkü tecrübemiz ve imkânlarımızla bunları çözebileceğimizi düşünüyorum.

Ekonomide çarklar ne zaman döner?

Hanehalkı böyle dönemlerde taleplerini ancak ertelenemez olanlara indirgiyor. Kısa vadeli tüketime, gıdaya dönük harcamalar yapıyor ama onun ötesindekileri bir miktar öteleliyor. Bu daima ve aşağıya doğru gidecek bir süreç değil. Eninde sonunda ekonominin her sektörde farklı stok tükenme periyotları var. Bir noktada o ihtiyaçların bile karşılanması için çarkların altta dönmesi lazım.
Böyle bir toparlanma için mayısın 2. yarısından itibaren gelecek göstergelere bakmamız gerek.

FORMAL RAPORA DEĞİL SAHAYA BAK

Yabancı kuruluşların olumsuz tespitleri oluyor. Sahada durum nedir?

Sadece formal raporlar, beklenti anketleri, ekonomiye ilişkin değişik kuruluşların gözlemleri gibi daha akademik bir zeminde değil, sahadan doğrudan beslenerek bunu yapabiliyor olmalıyız. Yani irili ufaklı müşterilerimizin siparişlerini, taleplerini, iş hacimlerini takip etmemiz lazım... Ben bu yaklaşımın çok faydasını gördüm. Çoğu kez üst yapıda hâlâ geriden gelen verilerle, senaryolar olumsuz yazılırken alt tarafın nasıl hareketlendiğini gözlemledim.

Ne gibi mesela...

2009'un ilk çeyrekte yüzde 14'ün üzerinde daraldık. Kamu, ekonomiyi destekleyici politikalar uygulamıştı. Ekonomi ile ilgili beklentiler bozulmuştu. Ben o zaman nisan sonu gibi sahada çok temas yapmaya başladım. Burada da kendime çıpa olarak seçtiğim şey, ticari araçların seyridir. Onlar boş gitmez. Gidiyorsa mutlaka bir şey taşıyordur, bir şey taşıyorsa onu bir yerden alınmıştır, alındığı yer bir şey üretmektedir. O tarihlerde ben siparişler fena olmamaya başladı derken, altta "biz siparişleri doldurduk" diyen yapıyı gördük. Ben de "arkadaşlar altta devinim başladı" dedim. Saha ile teması kestiğiniz andan itibaren formal raporlarla alttaki hakikat arasındaki zaman farkının etkisine düşüyorsunuz.

TUZU KURULARIN KREDİ TALEPLERİNİ AYRIŞTIRIYORUZ

Son dönemde gelen kredi talepleri ne tür…

Bu konjonktürde işletme sermayesi kredi talepleri daraldı. Başka türlü talepler başladı: İhtiyaç saikiyle kredi talebi, ihtiyat saikiyle kredi talebi... Birincisi; personel ücretleri, bir finans kuruluşuna olan taksiti ödeme veya tedarik, hammadde temini gibi artık ertelenemez, ötelenemez, akut hale gelmiş bir ihtiyacı karşılamak için gelen talep... Kredi fiyatına, vadesine, onun özelliklerine duyarlılığını kaybetmiş bir kredi ihtiyacı... Bu çoğu kez kredi kalitesi, talep edenin ödeyebilirliği açısından bankacılık sistemi tarafından maalesef endişelerle karşılanabilen bir taleptir. İkincisi; ben öyle tabir ediyorum, tuzu kuruların talebi... İhtiyat saikiyle, yani tedbiren kredi kullanımı. Aslında somut bir ihtiyaç yok. Ama "Ortalık biraz karışık. Daha kötüye giderse, bankacılık sisteminden kredi temin edemem, alıp kenarda tutayım" düşüncesiyle gelen talep. Maliyeti yüksek ama bir nevi sigorta, kasko yaptırmak gibi bir şey... Ben bu kredi talepleri karşısında bankacılık sisteminin yine de iyi ayrıştırmalar yapmaya çalışarak gayret gösterdiğini düşünüyorum.

SARMALDAN ÇIKIŞ KATMA DEĞERLİ ÜRETİMLE OLUR

Dış kaynak sarmalından nasıl çıkılacak?

Bu sarmaldan firmalara kullandırılan kredi mantığıyla çıkılacak. Eğer bir firma işinden, kullandığı kredinin maliyetinden daha yüksek bir getiri elde ediyorsa, bu hesap pozitiftir. Onun için o krediyi kullanmak, sermaye birikimi ve değer yaratma açısından önemlidir. Gelişmekte olan bir ülkenin bu sarmalı kırabilmesi için de en önemli şey, katma değerli üretim. Bu da inovasyondan, girişimden, bir fikirden başlayacak. İnovasyon ile fikrin ham bir seviyede olmasını kast etmiyorum. Çünkü bizim memlekette ham fikir epey çok. Onun için de epey kaynağı israf ederiz. Bir fark yaratacak olan, fikrin ticarileşip tatbik kabiliyeti olan bir safhaya getirilmesidir. O fikrin belirli bir evrimleşmeyle ticarileşip, değer yaratacak hale gelmesini sağlayabilmektir. Bunun da ben bir iklim meselesi olduğunu düşünüyorum. Ortamın buna müsait olması lazım. İkinci olarak da 'iş yapma endeksi'nde sürekli üste çıkmayı hedefleyeceksiniz. Ödevlerinizi yapacaksınız. Türkiye, bu konuda fena değil. 2009'da 73. sıradaydık, Ekim 2018'de 43. sıraya yükseldik. Ayrıca güçlü bir lojistik ağımız var. Çok hızlı büyüme dönemlerinde Çin gibi ölçek ekonomileri kazanır. Ortalama büyüme dönemleri Türkiye için coğrafi konumu nedeniyle önemli fırsat.

Şimdi de bu gözleminiz var mı peki?

Türkiye enteresan bir ülke. Türkiye, şapkasından tavşan çıkartmayı bir şekilde hep başarabilen bir ülke... Temennimiz de öyle tabii. Ekonomik devinimin yılın ikinci yarısında kademeli toparlanmayla normal rayına girmesini bekliyorum.

10 YILDA 7 MİLYONDAN FAZLA KİŞİYE İŞ YARATILDI

Seçimlerden sonra ekonomide size göre neler yapılması gerekir?

Türkiye, genç nüfusa sahip dinamik bir ülke... Hızlı büyümek zorunda… Bu ülkede her yıl 800 bin genç işgücüne katılıyor. İşsizliği aynı seviyede tutmak için bile her yıl en az 800 bin yeni istihdam yaratmanız gerekiyor. Aslında, son 10 yılda 7 milyonun üzerinde iş yaratıldı. Ama işgücüne katılım daha fazla olduğu için işsizlik aşağıya çekilemedi. Bu açıdan baktığımızda, Türkiye'nin her yıl en az yüzde 4-5 oranında, potansiyeline yakın bir büyüme kaydetmesi şart. Yüzde 4-5 ve üzeri büyümeler ise Türkiye'nin kendi tasarrufları ile finanse edebildiği bir büyüme oranı değil. Bunu yapma mecburiyetiniz var ama bunu yapabilmek için yeterli kaynağınız yok. O zaman ne yapıyorsunuz? Dış kaynak kullanıyorsunuz. Dış kaynak, dış konjonktür açısından olumlu ve sürdürülebilir olduğu sürece bu imkânlardan yararlanılıyor. Ama her hızlı büyüme dönemimiz, özellikle dış kaynağın bir miktar daralma eğilimine girdiği, para politikalarının yeniden normalleştiği dönemlerde bir dış açık sorunuyla kesintiye uğruyor.

27 Mart 2019 Çarşamba

Arçelik: 7 ülkede 18 tesisi olan, 140'dan fazla ülkede hizmet

Arçelik A.Ş., beyaz eşya, tüketici elektroniği, küçük ev aletleri ve mutfak aksesuarları alanlarında üretim, pazarlama, satış ve satış sonrası müşteri hizmetleri faaliyetlerini yürütmektedir. Türkiye beyaz eşya pazarında yaklaşık %50 Pazar payıyla lider konumunda bulunurken, şirket markalarından Beko, Avrupa’da ikinci beyaz eşya markası konumundadır.

Global Pazar

Arçelik, dünya çapında 30.000 çalışanı, Türkiye, Rusya, Çin, Güney Afrika, Tayland, Romanya ve Pakistan’da olmak üzere 7 ülkede 18 üretim tesisi, 31 ülkede satış ve pazarlama ofisi ve 11 markasıyla 140’dan fazla ülkede ürün ve hizmet sunmaktadır. Avrupa’da üçüncü büyük beyaz eşya şirketi iken şirketin global markalarından olan Beko, Avrupa’da ikinci büyük beyaz eşya şirketi konumundadır. Avrupa – Ortadoğu – Afrika bölgesinde, üçüncü büyük beyaz eşya oyuncusu olup, şirketin Defy markası Güney Afrika’da liderliğini sürdürmektedir.

Asya Faaliyetleri…

Güneydoğu Asya ASEAN yatırımlarıyla üretimini global olarak da genişleten şirket, büyüme stratejisi kapsamında 2018 yılında Hindistan’ın önde gelen şirket grubu Tata ile kurduğu ortaklık neticesinde Beko markalı ürünlerini Hindistan pazarında satışa sunmuştur. Hindistan’da 2019 yılında temelleri atılan buzdolabı fabrikasının 2019 yılının ikinci yarısında buzdolabı üretimine başlaması planlanıyor. Hindistan pazarı için ana kategorideki diğer ürünleri Türkiye başta olmak üzere Arçelik’in üretim ağından tedarik edilecek. Hindistan’da 10 yıl içinde 1 milyar doları aşan ciro yüzde 10’nun üzerinde pazar payı hedefleniyor.

Uluslararası yatırımlarına devam eden Arçelik, son olarak Bangladeş pazarına girmeye hazırlanıyor. Ülkenin en büyük perakende ağına sahip beyaz eşya üreticisi Singer Bangladesh’in yaklaşık %57’lik hissesine sahip olan Hollanda merkezli Reail Holdings’i 75 milyon dolara satın almak üzere anlaşma imzaladı. Böylelikle şirket Hindistan’dan sonra Bangladeş yatırımıyla da İpek Yolu üzerindeki küresel büyüme stratejilerine yönelik önemli bir adım daha attı.

Grafik 6: Arçelik’in Faaliyet Gösterdiği Ülkeler




Satış Dağılımı

Şirketin 2017 yılına kıyasla 2018 yurtiçi ve yurtdışı satışlarında konsolide net satış cirosu 26.904 milyon TL’ye ulaşarak %29 oranında artış göstermiştir. Konsolide satışların yaklaşık %69’luk kısmı uluslararası satışlardan oluşmuştur. 2018 yılında Türkiye’de satışlar %4 artarken, uluslararası dağılımda Türkiye’nin satışlarında yaklaşık %8 daralma görülmüştür.





Etiyopya'da düşen uçağın pilotları MACS sisteminden habersizdi

Etiyopya'da düşen Boeing 737 Max 8 tipi yolcu uçağıyla ilgili incelemelerde, pilotların kazayı tetikleyen MACS sistemini bilmedikleri ve otomatik sistemden çıkmak için sadece 40 saniyesinin bulunduğu tespit edildi
Etiyopya Havayollarına ait Boeing 737 Max 8 tipi yolcu uçağının yaklaşık 3 hafta önce düşmesinden sonra başlatılan incelemeler sonucunda kazayı MACS adlı yazılımın tetiklediği belirlendi. Yapılan simülasyonlarda, pilotların kazadan önce arızalı otomatik sistemden çıkmak için sadece 40 saniyesinin bulunduğu tespit edildi.

New York Times Gazetesinde yer alan haberde, geçen ekim ayında Endonezya'da aynı sebepten düştüğüne inanılan, aynı tip Boeing 737 Max 8 uçağının uçuşu canlandırılarak, uçağın otomatik sisteminin pilotlar tarafından yeniden test edildiği belirtildi.

Uçuş simülasyonu ile yapılan testlerde, sistemdeki bir sensörün arızalanarak, uçağın durmasının önlenmesi için tasarlanmış MACS olarak bilinen yazılımı tetiklediği belirlendi.

Simülasyonu gerçekleştiren ve adı açıklanmayan yetkililere göre, söz konusu tetiklenmeden sonra otomatik sistemin pilotlar tarafından devre dışı bırakılıp, Boeing 737 Max'in burun dalışını önleyebilmek için en fazla 40 saniye zamanı olduğunun anlaşıldığı ifade edildi.

"MÜRETTEBAT SİSTEMDEN HABERSİZDİ"

Havacılık güvenliği danışmanı ve eski Boeing 737 pilotu John Cox, Endonezya'da düşen Lion Air'a ait uçak kazasında pilotların kontrolü otomatik sistemden devralmak için defalarca uğraşmış olabileceklerini, ancak sensörden gelen yanlış okumalar nedeniyle güçlü otomatik sistemin tekrar devreye girerek uçağın burnunu sürekli dalış pozisyonunda tuttuğu sonucuna vardıklarını ifade etti.

Cox, "Bu sorunu çözmek için çok sınırlı bir zaman vardı ve muhtemelen uçaktaki mürettebat bu sistemin varlığından bile habersizdi." ifadesini kullandı.

Simülasyonların değerlendirildiği toplantılara katılan bir kaynak, Boeing şirketinin, sistemdeki sorunları açık şekilde kabul ettiğini ve şirketin daha az hata ile pilotlar üzerinde daha fazla kontrolün sağlanabileceği yazılım güncellemesi önermesini beklediklerini kaydetti.

Söz konusu yazılım güncellemesinin, ABD Federal Havacılık İdaresi tarafından onaylanması gerektiğine işaret edilen haberde, Pilotlar Sendikasının da önerilen değişikliğe sıcak baktığı, ancak son kararın güncellenmiş yazılım üzerindeki eğitim ve denemelerden sonra verileceği belirtildi.

Endonezya'nın Lion Hava Yollarına ait "B737 Max 8" tipi uçağı da geçen yıl 29 Ekim'de Cakarta'dan Sumatra Adası'ndaki Pangkal Pinang şehrine gitmek üzere havalandıktan kısa bir süre sonra denize çakılmış ve 189 kişi yaşamını yitirmişti. Bu kaza, "B737 Max 8" tipi uçakların ilk kazası olarak tarihe geçmişti.

En son Etiyopya Hava Yollarına ait Boeing 737 Max 8 tipi yolcu uçağı da 10 Mart'ta Addis Ababa'dan Kenya'nın başkenti Nairobi'ye gitmek için havalandıktan kısa süre sonra düşmüş, uçaktaki 157 kişi hayatını kaybetmişti.

Etiyopya Ulaştırma Bakanı Dağmawit Moges, düşen uçağın Fransa'da analiz edilen kara kutusunun ön incelemeleri sonucunda, Etiyopya'daki uçak kazasıyla Endonezya'da meydana gelen uçak kazasının nedenlerinin benzer olduğunun tespit edildiğini söylemişti.

ABD'den Kapalıçarşı'daki 2 döviz bürosuna yaptırım kararı

ABD Maliye Bakanlığı'nın İran'a para aktardıkları gerekçesiyle yaptırım kararı aldığı şirketler listesinde Kapalıçarşı’da bulunan Atlas Döviz ve Ansar Döviz şirketleri de yer alıyor
ABD Maliye Bakanlığı’ndan aralarında Türkiye’deki bazı şirket ve kişilerin de olduğu bir dizi kurum ve kişilere İran Devrim Muhafızları’na para aktardıkları gerekçesiyle yeni yaptırım geldi. Türkiye, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki bazı kişi ve şirketler dolaylı yaptırım listesine alındı.

ABD Maliye Bakanlığı’nın internet sitesinde paylaşılan açıklamada İran, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan bu şirket ve kişilerin İran Devrim Muhafızları’na milyarlarca euro para aktardığı belirtildi. Bu 3 ülkede bulunan ve İran Devrim Muhafızları ve İran Savunma Bakanlığı ve Silahlı Kuvvetler ve Lojistik ile bağlantılı olan paravan şirketler dahil olmak üzere 25 kişi ve kurumun kara listeye alındığı belirtildi.

ABD Maliye Bakanlığı’nın hedef aldığı kurumlar arasında bankalar ve başka mali kurumlar da yer alıyor. ABD Maliye Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan açıklamada yaptırım listesinde Türkiye’den Eminönü Kapalı Çarşı’da bulunan Atlas Döviz ve Ansar Döviz şirketiyle bağlantılı İran vatandaşı Ali Shams Mulavi ve yine Ansar Döviz şirketiyle bağlantılı Türk vatandaşı Süleyman Sakan bulunuyor.

ABD Maliye Bakanı Steve Mnuchin “İran, Türkiye ve BAE’de bulunan geniş bir paravan şirket ağı ve kişileri, İran rejiminin gizli şekilde bir milyar doları aşkın paratı transfer etmek için kullandığı tezgahı bozmak için hedef alıyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD Maliye Bakanı, İran Devrim Muhafızları’nın İran hükümetine terörün finanse edilmesi ve Ortadoğu’nun istikrarsızlaştırılması konusunda yardım etmek için yaptırımları delmeye devam ettiğini belirtti.

Trump yönetimi İran ile 2015’te varılan nükleer anlaşmadan çekilmiş ve ardından da Tahran’a yönelik yaptırımları yeniden devreye sokmuş, İran Devrim Muhafızları’nın İran dışındaki operasyonlarından sorumlu Kudüs Gücü’ne yönelik olarak da yeni yaptırımlar getirmişti.

İran’ın güvenlik anlamında en güçlü kurumu olan İran Devrim Muhafızları, İran ekonomisinde büyük paya sahip. İran Devrim Muhafızları, İran siyasi sisteminde de büyük nüfuza sahip.

ABD'den Rus gazını Avrupa'dan silme kararı

ABD Kongresi, Rus gazının Avrupa'ya sevkini önlemek maksadıyla hazırlanan tasarıyı onayladı
Kongre onayladı: "ABD, Avrupa doğalgaz pazarında Rusya'nın ayağını kaydıracak"
ABD Kongresi, Rus doğalgazının Avrupa’ya sevkiyatının önüne geçilmesine yönelik adımlar atılmasını öngören yasa tasarısını onayladı. Yasa tasarısı, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin, doğalgaz ve petrol satın alırken “Moskova’nın çıkarlarına hizmet etmemeleri” yönünde ikna edilmelerini öngörüyor.
Moskovski Komsomolets gazetesinin haberine göre Washington, bunun “Avrupa devletlerinin enerji güvenliklerinin sağlamlaştırılması” için gerekli bir adım olduğunu öne sürüyor.

ABD’nin aynı zamanda, Avrupa doğalgaz pazarının bir bölümünü Rusya’nın elinden almayı hedeflediği belirtiliyor.

Yasa tasarısı, Avrupa’nın Rusya’ya olan doğalgaz bağımlılığının azaltılmasının, bu pazarda rekabetin artırılmasının, ABD’li şirketlerin Avrupa’nın enerji atlyapısına yatırımlarının ve ABD’den Avrupa’ya yakıt ihracatının artırılmasının sağlanması gibi maddeler içeriyor.

Avrupa’nın yakıt ithalatında Rusya’nın payı 2018 yılında yüzde 36,7 olarak kaydedildi.

Rusya, Avrupa’ya sıvılaştırılmış doğalgaz satışında ABD’yi ve Katar’ı geride bırakarak ilk sıraya yerleşti. Rusya’nın “Yamal SPG” projesinden Avrupa’ya şubat ayı boyunca 1,41 milyon ton sıvılaştırılmış doğalgaz sevkiyatı yapıldı.

Kur oynaklığı neden arttı ve durulacak mı?

Dolar kuru Ağustos kur şokundan bu yana en büyük dalgalanmalarından birini yaşıyor. TCMB ilk atağı durdurarak dolar kurunda 5,84’den 5,34’lere düşüşü sağladı. Peki, bundan sonra ne olacak?

Dolar kurunda 22 Mart Cuma gününden bu yana olağan dışı fiyat hareketleri gözleniyor. Seçim öncesinde yaşanan aşırı fiyat hareketliliğini durdurmak için aksiyon alan Merkez Bankası spekülatörlerin önünü kapatınca TL bulmak maliyetli hale geldi. Londra swap piyasasında gecelik faizler yüzde 475’lere kadar çıktı. Dolar/TL kuru Cuma günü gördüğü 5,84’lü seviyelerden 5,4250’lere kadar geriledi.

Fiktif fiyat hareketleri
Fiktif fiyat hareketleri ile dolar kurunda büyük dalgalanmalara neden olan yurtdışı oyuncular TCMB’nin etkin atağı ile durulmuş görünüyor. Dolar/TL kuru 5,50 seviyesinin de altına geriledi. Dolar kurunda yaşanan sert düşüş kapatılan pozisyonlardan kaynaklanıyor.

Faiz zorlanıyor
Kurdaki bu hareketler bir yandan da TCMB’nin faizi artırmasını zorluyor. Aşırı oynaklık ve artan fiyatlar karşısında TCMB’nin harekete geçerek yüksek bir faiz artırımı gerçekleştirmesi için piyasa oyuncuları sıkıştırıyor.

Gecelik borç verme oranı yüzde 25,50 seviyesinde bulunuyor.

Geç likidite penceresi faiz oranı ise yüzde 27 seviyesinde.

TCMB’nin politika faizi yüzde 24 seviyesinde bulunuyordu. Son Cuma günü gerçekleşen atak ile TCMB piyasayı yüzde 25 ile 27 aralığından fonlamaya başladı.

Yerliler de aldı
Piyasadaki hareketlere baktığımızda Cuma günü dolar kuru değer kazanmaya başladığında birçok yerli yatırımcı da dolar aldı. Ana beklenti kurun Ağustos 2018’de olduğu gibi hızla yukarı tırmanacağı idi.

Spekülatif döviz talebi durdu
Gelişmelere baktığımızda ilk aşamada spekülatif döviz talebinin durduğunu görüyoz. Swap faizi Londra’da  %475’lere kadar çıkınca TL ihtiyacının ne boyutta olduğunu da gösterdi. Bu nedenle kurdaki geri çekilme sert oldu.

Şimdi doların seyri ne olacak?
Spekülatif döviz talebinin sönmesi mutlaka ki Türk Lirası’nda değerlenmeye neden olacaktır. Ancak burada asıl dengelenme, son dönemde yoğun şekilde döviz alan yerli yatırımcıların satışa geçmeleri ile görülecektir.