Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) resmi web sitesi üzerinden paylaşılan bilgilere göre Merkez Bankası, Bankalararası Kart Merkezi‘ne hakim ortak oldu.
Merkez Bankası tarafından yapılan resmi açıklama şöyle:
“12 Kasım 2019 tarihli ve 7192 sayılı Kanun ile, 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun’un 8. maddesinin dördüncü fıkrası olarak eklenen hüküm uyarınca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına (TCMB) “ödeme ve menkul kıymet mutabakat sistemlerinin kesintisiz işletimini sağlamak amacıyla sistemik öneme sahip kurulmuş veya kurulacak sistem işleticilerine hissedar olabilme” yetkisi verilmiştir.
Bankalararası Kart Merkezi A.Ş. (BKM), Bankamızdan aldığı izinler kapsamında faaliyet göstermektedir ve gerçekleştirdiği faaliyetler nedeniyle Ülkemiz ödeme sistemleri açısından sistemik öneme sahip bir sistem işleticisi olarak değerlendirilmektedir.
TCMB, ödemeler altyapısına ve yenilikçi iş yapış yöntemlerine ilişkin önemli geliştirme alanları belirlemiştir. Bu doğrultuda yapılacak çalışmalar açısından BKM’nin, mevcut durumda üstlendiği ve temel olarak kartlı ödemeler alanına odaklanan rollerine ilave olarak önemli görevler üstlenmesi planlanmaktadır.
Bu kapsamda TCMB, 6493 sayılı Kanun’un 8. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca BKM’ye hâkim ortak olarak hissedar olmuştur.
Kamuoyunun bilgisine sunulur.”
1 Mayıs 2020 Cuma
30 Nisan 2020 Perşembe
Bugün tavan tavan, yarın taban taban
Unutulmamalı ki açıldığı anda tavan yapan bu hisselerde satışa dönüldüğünde bu defa da taban taban gitmesi ve satışa dahi imkân vermemesi olasılık dahilinde.
Borsa 101 bin seviyelerinde hareket ederken BIST 100 şirketlerinin ortalama piyasa değeri/defter değeri oranı 1.01 seviyesinde bulunuyor. Ancak bazı hisselerin defter değeri altı katına çıktı. BIST Tüm-100 Endeksi’nde yer alan 255 hissenin 200 tanesi defter değerinin üzerinde işlem görüyor. Her gün yüzde 10’luk primle açılan bu hisseler belli hikayelerle yükseliyor. Ancak unutulmamalı ki açıldığı anda tavan yapan bu hisselerde satışa dönüldüğünde bu defa da taban taban gitmesi ve satışa dahi imkân vermemesi olasılık dahilinde. Benzer hikayelerin yaşandığı birçok hissede aynı mağduriyetlerin yaşanma ihtimali var.
Un, su prim yaptı
Son bir ayın en fazla değer kazanan BIST Tüm-100 hisselerine bakıldığında tanı kiti geliştiren şirketler ile un sektörünün öncü firmaları, su, bilişim şirketleri öne çıktı. Turizmin dip yaptığı, ekonomilerin durma noktasına geldiği ortamda kapasitenin üzerinde un tüketilmeyeceğine göre bu şirketlerin de defter değerlerinin kat kat üzerinde piyasa değerleri ile işlem görmeleri anlamlı değil.
Söz konusu hisselerin sermayelerinin düşük olması, farklı beklentilerin gündemde olması hisselerin hızlı değerlenmesine neden olabilmekte. Yüksek değer artışları günlük % 0.01’lik marjlarda dolaşan hisselere göre adrenalinlerinin yüksek olması yatırımcıların ilgisini çekiyor. Kısa sürede zengin olma isteği, aylarca beklenen hisseler yerine riski yüksek bu hisselere yönelime yol açıyor.
ZEYNEP AKTAŞ
MİLLİYET
Borsa 101 bin seviyelerinde hareket ederken BIST 100 şirketlerinin ortalama piyasa değeri/defter değeri oranı 1.01 seviyesinde bulunuyor. Ancak bazı hisselerin defter değeri altı katına çıktı. BIST Tüm-100 Endeksi’nde yer alan 255 hissenin 200 tanesi defter değerinin üzerinde işlem görüyor. Her gün yüzde 10’luk primle açılan bu hisseler belli hikayelerle yükseliyor. Ancak unutulmamalı ki açıldığı anda tavan yapan bu hisselerde satışa dönüldüğünde bu defa da taban taban gitmesi ve satışa dahi imkân vermemesi olasılık dahilinde. Benzer hikayelerin yaşandığı birçok hissede aynı mağduriyetlerin yaşanma ihtimali var.
Un, su prim yaptı
Son bir ayın en fazla değer kazanan BIST Tüm-100 hisselerine bakıldığında tanı kiti geliştiren şirketler ile un sektörünün öncü firmaları, su, bilişim şirketleri öne çıktı. Turizmin dip yaptığı, ekonomilerin durma noktasına geldiği ortamda kapasitenin üzerinde un tüketilmeyeceğine göre bu şirketlerin de defter değerlerinin kat kat üzerinde piyasa değerleri ile işlem görmeleri anlamlı değil.
Söz konusu hisselerin sermayelerinin düşük olması, farklı beklentilerin gündemde olması hisselerin hızlı değerlenmesine neden olabilmekte. Yüksek değer artışları günlük % 0.01’lik marjlarda dolaşan hisselere göre adrenalinlerinin yüksek olması yatırımcıların ilgisini çekiyor. Kısa sürede zengin olma isteği, aylarca beklenen hisseler yerine riski yüksek bu hisselere yönelime yol açıyor.
ZEYNEP AKTAŞ
MİLLİYET
28 Nisan 2020 Salı
Taşıt alım satımı Takasbank üzerinden yapılabilecek
Merkez Bankası, iki faaliyet konusunun Takasbank'ın faaliyetleri arasına eklenmesine karar verdi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), iki faaliyet konusunun İstanbul Takas ve Saklama Bankası AŞ'nin (Takasbank) gerçekleştirebileceği faaliyetler çerçevesinde
onaylanmasına karar verdi.
Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan TCMB kararlarına göre, "Taşıt alım satım bedelinin Takasbank aracılığı ile ödenmesi" ve "Tezgahüstü türev ürünler için takas ve merkezi karşı taraf hizmeti sunması" faaliyetleri, Takasbank'a verilmiş olan faaliyet izni kapsamına alındı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), iki faaliyet konusunun İstanbul Takas ve Saklama Bankası AŞ'nin (Takasbank) gerçekleştirebileceği faaliyetler çerçevesinde
onaylanmasına karar verdi.
Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan TCMB kararlarına göre, "Taşıt alım satım bedelinin Takasbank aracılığı ile ödenmesi" ve "Tezgahüstü türev ürünler için takas ve merkezi karşı taraf hizmeti sunması" faaliyetleri, Takasbank'a verilmiş olan faaliyet izni kapsamına alındı.
5 risk göstergesi
1-Türkiye’nin beş yıllık kredi risk primi CDS 651’li seviyelerden 594’e geriledi. Ancak hala 300 seviyesinin üzerinde seyretmesi olumsuz. Yatırımcıların riskli varlılara yönelmesi noktasında ise 150’ye çekilmesi gerekiyor.
2- Korku endeksi VIX düşüşte. 34,71 seviyesine geriledi. Bu iyi ancak hala 30 seviyesinin üzerinde. 20’lere gerilemesi normalleşme belirtisi olur.
3- Petrol fiyatlarındaki aşırı gerileme ve 20.31’lerin test edilmesi enerji maliyetleri için olumlu gözükse de piyasalar açısından olumsuz sinyal üretiyor. 40’lı seviyelere doğru hareketlenme normalleşme işareti olarak algılanacaktır.
4-Dolar/TL kuru 6.9866 seviyesinde. Kurun 7.00 sınırında olması olumsuz. 6.80’lerin altına kayması TL varlıklardaki hareketlenmeyi destekleyebilir.
5- Yabancının borsadaki payı diplerden dönmüş gibi. Yüzde 59.27 seviyesinde fakat hala sınır seviye olan yüzde 60 aşılmış değil. Emeklilik fonlarındaki hisse oranı 20 Nisan’da yüzde 11.58 seviyesindeyken 27 Nisan’da yüzde 11.33 oldu. Yeniden 13’lerin üzerine çıkması hisselerdeki değerlenmeyi getirecektir. Yatırım fonlarındaki hisse oranı ise 21 Nisan’da yüzde 5.25’ten 27 Nisan’da yüzde 5.08’e geriledi. Yatırım fonlarının da Hisse azaltmaması ve yüzde 5’in altına düşürmemesi bu aşamada önemli.
Zeynep Aktaş
Milliyet
2- Korku endeksi VIX düşüşte. 34,71 seviyesine geriledi. Bu iyi ancak hala 30 seviyesinin üzerinde. 20’lere gerilemesi normalleşme belirtisi olur.
3- Petrol fiyatlarındaki aşırı gerileme ve 20.31’lerin test edilmesi enerji maliyetleri için olumlu gözükse de piyasalar açısından olumsuz sinyal üretiyor. 40’lı seviyelere doğru hareketlenme normalleşme işareti olarak algılanacaktır.
4-Dolar/TL kuru 6.9866 seviyesinde. Kurun 7.00 sınırında olması olumsuz. 6.80’lerin altına kayması TL varlıklardaki hareketlenmeyi destekleyebilir.
5- Yabancının borsadaki payı diplerden dönmüş gibi. Yüzde 59.27 seviyesinde fakat hala sınır seviye olan yüzde 60 aşılmış değil. Emeklilik fonlarındaki hisse oranı 20 Nisan’da yüzde 11.58 seviyesindeyken 27 Nisan’da yüzde 11.33 oldu. Yeniden 13’lerin üzerine çıkması hisselerdeki değerlenmeyi getirecektir. Yatırım fonlarındaki hisse oranı ise 21 Nisan’da yüzde 5.25’ten 27 Nisan’da yüzde 5.08’e geriledi. Yatırım fonlarının da Hisse azaltmaması ve yüzde 5’in altına düşürmemesi bu aşamada önemli.
Zeynep Aktaş
Milliyet
Dünya'da salgın sonrası kilit ülke: Türkiye
Küresel salgın; arz zinciri, stratejik ürünler, güvenlik, güven, ortak hareket etme, lojistik gibi kavramlar üzerinden küresel ticareti tartışmaya açarken, uzmanlar, Türkiye'nin avantajlı konumda bulunduğunu belirtiyor.
Yeni tip korona virüs (Kovid-19) salgınıyla birlikte arz zinciri, stratejik ürünler, güvenlik, güven, ortak hareket etme, lojistik gibi kavramlar üzerinden küresel ticaret yeniden tartışılmaya başlanırken, uzmanlar, Türkiye'nin coğrafi konumu, lojistik ağları, aksamayan tedarik zinciri, acil durumlara müdahale kapasitesi, sağlam sağlık sistemi ve kriz yönetme becerisi gibi daha birçok unsurla birlikte avantajlı konumda bulunduğunu belirtiyor.
Dünya ticaretinin en önemli ülkelerinden Çin'de başlayan ve tüm dünyaya yayılan salgın hastalık, hayatın her alanında etkisini gösteriyor. Bazı ülkelerde hayat durma noktasına gelirken, bazı ülkelerde de kısmi kısıtlamalarla ticaret devam ediyor.
Kovid-19 salgını, hem arz hem de talep kanallarıyla küresel ticarete önemli sekte vururken, ticaret partnerleri, üretilen ürünler ve arz zinciri sorgulanır hale geldi.
ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin Çin'in salgına ilişkin bilgileri eksik verdiği iddiasıyla başlayan güvensizliği, küresel ticaretin yarınının nasıl şekilleneceği sorusunu da gündeme getirdi.
Ticaretin en büyük arz sağlayıcısı konumundaki Çin'in kısmen devre dışı kalması durumunda bu ülkenin yerini hangi ülkelerin alabileceği üzerinde çalışmalar başladı.
Uzmanlar, Türkiye'nin coğrafi konumu, lojistik ağ bağlantıları, üretim kapasitesi, insan kaynağı, bilgi ve becerisi gibi birçok yönüyle avantajlı konumda bulunduğunu belirtiyor.
Türkiye'nin salgın sonrası küresel ticarette yaşanacak yeni döneme hazırlıklı olması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, Türkiye'nin bu süreçten pozitif çıkacağını ifade ediyor.
"Ülkelerin küresel tedarik zincirlerindeki kopan ilişkilerin bir yerinde Türkiye'yi değerlendireceklerini düşünüyorum. Bu durumlara da Türkiye'nin iyi hazırlanıp gerekli tepkileri vermesi gerekiyor"
"Çin de, diğer ülkeler de arz zincirini dağıtacak"
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Saltoğlu, video konferans yöntemiyle küresel ticaretin kısa, orta ve uzun vadede nasıl değişeceğine, Türkiye'nin buradaki konumuna ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Salgın sonrasında küresel ticaretin nasıl değişeceğine ilişkin iki değişik perspektif olduğunu aktaran Saltoğlu, ilk görüşün, artık ülkelerin daha da ortak hareket edeceği anlayışını benimsediği olduğunu belirtti.
Saltoğlu, ikinci görüşün ise ülkelerin, hükümetlerin, şirketlerin daha içe kapanacağı veya stratejik ürünler tarafında içe kapanarak kendilerini özgünleştirme konusunda bir yol izleyeceği anlayışını benimsediği olduğunu bildirdi.
Pragmatik anlamda ikinci görüşün yaşanabileceğini düşündüğünü ifade eden Saltoğlu, özellikle her ülkenin kritik ürünleri kendi içinde de yapabileceği bir döneme gidilebileceğini söyledi.
Yeni dönemde "kritik ürünleri her durumda üretelim, geri kalan ürünlerin ticaretini beraber yapalım" anlayışının benimsenebileceğini aktaran Saltoğlu, şunları kaydetti:
"ABD açısından bakılınca, özellikle Çin'le ilişkilerinde hata yaptı. Arz zinciri çerçevesinde bir ülkeye bu denli yoğunlaşma bir risk yönetimi olarak ortaya çıkıyor. Bu onlar için hataydı. Çin'e sert tepki vermek ya da tazminat gibi şeyler konuşuluyor. Bunların ne kadarının yapılabileceğini zaman gösterecek. Her durumda ilişkilerin eskisi gibi olmayacağını düşünüyorum. Çin'in de, diğer ülkelerin de arz zincirini dağıtması gerekecek. Bir şeklide dengelenme sağlanacak. Globalleşme düşünülenin çok ötesine gitti. Burada kaynak dağılımını da tekrardan düşünmek gerekiyor. Özellikle ABD açısından bakıldığında, sofistike ürünlerde aşırı Ar-Ge yapılıyor. Mars'ta koloni kurma ya da kişisel gen konusunda çok uçuk Ar-Ge'ler yapılırken, hastanelerle ilgili çok temel eksikliklerin olduğu görülüyor. Buradan ülkelere sosyal anlamda da çokça mesaj çıkacaktır. ABD, Çin'le ilişkilerini tekrar sorgulayacaktır. Bu oldukça maliyetli de bir süreç. Bunu zamana yayacaktır. Bu ölçekte bir tedarik zincirini de hemen bulamayacağı için ilişkileri bir süre daha devam edecek gibi duruyor. Tedarik zincirinin başka ülkelere kaydırılması kaçınılmaz."
"AB'de ilişkiler tekrar sorgulanacak"
Burak Saltoğlu, AB tarafına bakıldığında, zaten iyi gitmeyen sürecin bir nebze daha zorlu hale geldiğini söyledi.
Almanya'nın bir sürü artılarından ötürü süreçten az etkilenirken, İtalya ve İspanya'nın çok ciddi sorunları bulunduğunu aktaran Saltoğlu, şunları kaydetti:
"Ortak bir tahvil çıkartıp bu ülkelerin sorununu çözmek için AB'nin bir fedakarlık yapmasını beklersiniz ancak izlediğimiz kadarıyla gerektiği kadar bir desteğin olmadığını görüyoruz. Burada da ilişkilerin tekrar sorgulanması noktasına gidiliyor. Belki cesur laflar söylemek için çok erken... Ancak bazı şeylerin yeniden sorgulanacağı, bazı ülkelerin bazı konulardaki ideolojilerini tekrar gözden geçireceği, halkın da bu çerçevede politik tercihlerini ya da duyarlılıklarını daha sosyal yanlara doğru evireceği bir yapıya en azından ulaşılabilirse daha farklı finansal ve politik ortam için belli zemin var. Neoliberal yapının belli yerlerde çok etkili olmadığını görüyoruz. Aslında pür neoliberal dönüşümün sancılarını globalleşmeyle de birlikte ilk stres testini yaşıyoruz. İlk tepkiyi burada göreceğiz. Törpülenme gerekiyordu ama çok tatsız bir ders oldu."
"Türkiye belli noktalarda avantaj sağlayacak"
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saltoğlu, yeni dönemde Türkiye'nin küresel ticaretteki yerine ilişkin soru üzerine, Türkiye'nin belli noktalarda avantaj sağlayacağını vurguladı.
Türkiye'nin, ölçek anlamında küresel ticarette yapacağı ve yapamayacağı şeyler olduğuna dikkati çeken Saltoğlu, "Tekstilde Çin'de bir sorun olunca küçük çapta olanlar Türkiye'ye dönüyordu. Çip üretimi gibi Çin'in ileride olduğu ürünlerin üretimini yapamayabiliriz. Bu süreçten Türkiye'nin zararlı çıkmayacağı kesin. Ülkelerin küresel tedarik zincirlerindeki kopan ilişkilerin bir yerinde Türkiye'yi değerlendireceklerini düşünüyorum. Bu durumlara da Türkiye'nin iyi hazırlanıp gerekli tepkileri vermesi gerekiyor. AB içinde de etkili bir konuma gidebiliriz. Kriz sonrasında kartlar yeniden dağılırken, Türkiye'nin yeri olacak ve doğru oyununu oynarsa avantajlı çıkabilir." değerlendirmelerinde bulundu.
"Küresel ölçekte finans ve üretim yeniden şekillenirken, jeopolitik önemi ve tarihsel süreci ile hem batı hem doğu penceresine açık Türkiye, bu süreci fırsata çevirecek potansiyeli barındırıyor"
"Tedarik zincirinde yeni stratejik ortaklıklar ve arayışlar gündeme gelecek"
AA Analisti ve Stratejist Cüneyt Paksoy da küresel salgının bütün dünyada hem finansal hem mali birçok önlemi aktive ettiğini, masadaki herkesin ana amacının, global ölçekte likidite krizine bağlı finansal bir çöküşü engellemek ve üretim-istihdam denklemini korumak olarak kodlandığını söyledi.
ABD, AB, Çin ve Japonya merkezli finansal genişleme önlemlerine Uluslararası Para Fonu'nun da (IMF) direkt destek vererek ülkelerin birbirinden bağımsız ve birbirine bağımlı global ölçekte finansal gerekliliklerini yerine getirmelerinin amaçlandığını kaydeden Paksoy, "Bu kadar basılan ve basılacak paranın finans piyasalarının dengesi dışında zaman içinde 2008'den farklı olarak bu sefer adım adım reel sektöre de etki etmesi bekleniyor. Bu adımlar, hükümetlerin aldığı devasa boyutta mali önlemler ve destekleme paketleriyle ekstra motive edilirken, bütün amaç virüs eğrisi tepe yapıp bu süreçte kapanan dünyanın tekrar adım adım açılana kadarki süreçte en az hasarla süreci atlatmak olarak şekilleniyor." ifadelerini kullandı.
Paksoy, bu sürecin getireceği hasar tespitinin, büyüme beklentilerinin ciddi şekilde aşağı yönlü revize edilmeleri ile daralan ekonomiler üzerinden yapıldığını söyledi.
Bu süreçte hasar görecek üretim-tedarik-tüketim zinciri yanında şekil değiştirecek ihracat-ithalat döngüsünün de ciddi önem taşıdığına işaret eden Paksoy, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Yeni alışkanlıklar, değişen ezberler ve yeni normaller, hem finans piyasalarını hem üretim sürecini değiştirmeye aday görünüyor. Teknolojinin daha çok öne çıkacağı yeni sanayileşme modelleri yanında tedarik zincirinde yeni stratejik ortaklıklar ve arayışlar gündeme geleceğe benziyor. ABD-Çin ticaret savaşları, virüs öncesi mola vermiş gibi görünse de virüs sonrası bu savaş, boyut kazanarak ve cephe genişleterek artacağa benziyor. Virüs sürecinden sorumlu olarak görülen Çin'e karşı global mutabakat gün geçtikçe güçlenirken, tazminat dışında bu ülkeye karşı ciddi yaptırımların olma ihtimali yüksek sesle konuşuluyor. Çin, bu itibar kaybını atlatabilmek için elinden geleni yapmak istese de yeni dönemde üretimde değişime hazır olan tedarik zincirini tamamlayabilecek ve finans sistemini yeni döneme hızlı uyarlayacak ülkeler için önemli fırsatların doğacağı çok açık."
"Türkiye için her adımda önemli fırsatlar gelecek"
Cüneyt Paksoy, küresel salgının zirve yapıp kapalı olan dünyanın tekrar açılarak normalleşme sürecine girdiği andan itibaren 2020 yılına "değişim ve buna bağlı üretimle büyüme" iddiasıyla giren Türkiye için her adımda önemli fırsatların geleceğini söyledi.
"Küresel ölçekte finans ve üretim yeniden şekillenirken, jeopolitik önemi ve tarihsel süreci ile hem batı hem doğu penceresine açık Türkiye, bu süreci fırsata çevirecek potansiyeli barındırıyor" diyen Paksoy, Türkiye'nin savunma sanayi başta olmak üzere son dönemde bazı sektörlerde başlayan değişim rüzgarını daha da güçlendirip, virüs sürecinden en hızlı şekilde ve en az hasarla çıkıp, üretimde stratejik sektörleri belirleyip çabuk ve etkin bir şekilde katma değerli ürünlere doğru hızlanması halinde bu sürecin kazananı olma ihtimalinin artacağını söyledi.
Paksoy, şunları kaydetti:
"Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın son dönemde aldığı kararların en önemlilerinden olan ve Türkiye'nin hikayesini eş zamanlı anlatacak ve stratejik merkezlerde konuşlanacak kadronun etkin kullanımı; ikili, üçlü ve bölgesel iş birlikleri ve direkt kurulacak ilişkilerle pozitif etki kaldıraçlı bir şekilde artacaktır. Üretimi desteklerken YEP rotasyonu içerisinde 2019 disiplin ve dengelenme sürecinde sağlanan finansal istikrarın korunması ve virüsle mücadelede şu ana kadar kazanılan başarılı sürecin devamı, Türkiye'nin yeni döneme hazırlığında ve yeni dönemin kazananı olması konusunda konumunu ekstra güçlendirecektir."
Yeni tip korona virüs (Kovid-19) salgınıyla birlikte arz zinciri, stratejik ürünler, güvenlik, güven, ortak hareket etme, lojistik gibi kavramlar üzerinden küresel ticaret yeniden tartışılmaya başlanırken, uzmanlar, Türkiye'nin coğrafi konumu, lojistik ağları, aksamayan tedarik zinciri, acil durumlara müdahale kapasitesi, sağlam sağlık sistemi ve kriz yönetme becerisi gibi daha birçok unsurla birlikte avantajlı konumda bulunduğunu belirtiyor.
Dünya ticaretinin en önemli ülkelerinden Çin'de başlayan ve tüm dünyaya yayılan salgın hastalık, hayatın her alanında etkisini gösteriyor. Bazı ülkelerde hayat durma noktasına gelirken, bazı ülkelerde de kısmi kısıtlamalarla ticaret devam ediyor.
Kovid-19 salgını, hem arz hem de talep kanallarıyla küresel ticarete önemli sekte vururken, ticaret partnerleri, üretilen ürünler ve arz zinciri sorgulanır hale geldi.
ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin Çin'in salgına ilişkin bilgileri eksik verdiği iddiasıyla başlayan güvensizliği, küresel ticaretin yarınının nasıl şekilleneceği sorusunu da gündeme getirdi.
Ticaretin en büyük arz sağlayıcısı konumundaki Çin'in kısmen devre dışı kalması durumunda bu ülkenin yerini hangi ülkelerin alabileceği üzerinde çalışmalar başladı.
Uzmanlar, Türkiye'nin coğrafi konumu, lojistik ağ bağlantıları, üretim kapasitesi, insan kaynağı, bilgi ve becerisi gibi birçok yönüyle avantajlı konumda bulunduğunu belirtiyor.
Türkiye'nin salgın sonrası küresel ticarette yaşanacak yeni döneme hazırlıklı olması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, Türkiye'nin bu süreçten pozitif çıkacağını ifade ediyor.
"Ülkelerin küresel tedarik zincirlerindeki kopan ilişkilerin bir yerinde Türkiye'yi değerlendireceklerini düşünüyorum. Bu durumlara da Türkiye'nin iyi hazırlanıp gerekli tepkileri vermesi gerekiyor"
"Çin de, diğer ülkeler de arz zincirini dağıtacak"
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Saltoğlu, video konferans yöntemiyle küresel ticaretin kısa, orta ve uzun vadede nasıl değişeceğine, Türkiye'nin buradaki konumuna ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Salgın sonrasında küresel ticaretin nasıl değişeceğine ilişkin iki değişik perspektif olduğunu aktaran Saltoğlu, ilk görüşün, artık ülkelerin daha da ortak hareket edeceği anlayışını benimsediği olduğunu belirtti.
Saltoğlu, ikinci görüşün ise ülkelerin, hükümetlerin, şirketlerin daha içe kapanacağı veya stratejik ürünler tarafında içe kapanarak kendilerini özgünleştirme konusunda bir yol izleyeceği anlayışını benimsediği olduğunu bildirdi.
Pragmatik anlamda ikinci görüşün yaşanabileceğini düşündüğünü ifade eden Saltoğlu, özellikle her ülkenin kritik ürünleri kendi içinde de yapabileceği bir döneme gidilebileceğini söyledi.
Yeni dönemde "kritik ürünleri her durumda üretelim, geri kalan ürünlerin ticaretini beraber yapalım" anlayışının benimsenebileceğini aktaran Saltoğlu, şunları kaydetti:
"ABD açısından bakılınca, özellikle Çin'le ilişkilerinde hata yaptı. Arz zinciri çerçevesinde bir ülkeye bu denli yoğunlaşma bir risk yönetimi olarak ortaya çıkıyor. Bu onlar için hataydı. Çin'e sert tepki vermek ya da tazminat gibi şeyler konuşuluyor. Bunların ne kadarının yapılabileceğini zaman gösterecek. Her durumda ilişkilerin eskisi gibi olmayacağını düşünüyorum. Çin'in de, diğer ülkelerin de arz zincirini dağıtması gerekecek. Bir şeklide dengelenme sağlanacak. Globalleşme düşünülenin çok ötesine gitti. Burada kaynak dağılımını da tekrardan düşünmek gerekiyor. Özellikle ABD açısından bakıldığında, sofistike ürünlerde aşırı Ar-Ge yapılıyor. Mars'ta koloni kurma ya da kişisel gen konusunda çok uçuk Ar-Ge'ler yapılırken, hastanelerle ilgili çok temel eksikliklerin olduğu görülüyor. Buradan ülkelere sosyal anlamda da çokça mesaj çıkacaktır. ABD, Çin'le ilişkilerini tekrar sorgulayacaktır. Bu oldukça maliyetli de bir süreç. Bunu zamana yayacaktır. Bu ölçekte bir tedarik zincirini de hemen bulamayacağı için ilişkileri bir süre daha devam edecek gibi duruyor. Tedarik zincirinin başka ülkelere kaydırılması kaçınılmaz."
"AB'de ilişkiler tekrar sorgulanacak"
Burak Saltoğlu, AB tarafına bakıldığında, zaten iyi gitmeyen sürecin bir nebze daha zorlu hale geldiğini söyledi.
Almanya'nın bir sürü artılarından ötürü süreçten az etkilenirken, İtalya ve İspanya'nın çok ciddi sorunları bulunduğunu aktaran Saltoğlu, şunları kaydetti:
"Ortak bir tahvil çıkartıp bu ülkelerin sorununu çözmek için AB'nin bir fedakarlık yapmasını beklersiniz ancak izlediğimiz kadarıyla gerektiği kadar bir desteğin olmadığını görüyoruz. Burada da ilişkilerin tekrar sorgulanması noktasına gidiliyor. Belki cesur laflar söylemek için çok erken... Ancak bazı şeylerin yeniden sorgulanacağı, bazı ülkelerin bazı konulardaki ideolojilerini tekrar gözden geçireceği, halkın da bu çerçevede politik tercihlerini ya da duyarlılıklarını daha sosyal yanlara doğru evireceği bir yapıya en azından ulaşılabilirse daha farklı finansal ve politik ortam için belli zemin var. Neoliberal yapının belli yerlerde çok etkili olmadığını görüyoruz. Aslında pür neoliberal dönüşümün sancılarını globalleşmeyle de birlikte ilk stres testini yaşıyoruz. İlk tepkiyi burada göreceğiz. Törpülenme gerekiyordu ama çok tatsız bir ders oldu."
"Türkiye belli noktalarda avantaj sağlayacak"
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saltoğlu, yeni dönemde Türkiye'nin küresel ticaretteki yerine ilişkin soru üzerine, Türkiye'nin belli noktalarda avantaj sağlayacağını vurguladı.
Türkiye'nin, ölçek anlamında küresel ticarette yapacağı ve yapamayacağı şeyler olduğuna dikkati çeken Saltoğlu, "Tekstilde Çin'de bir sorun olunca küçük çapta olanlar Türkiye'ye dönüyordu. Çip üretimi gibi Çin'in ileride olduğu ürünlerin üretimini yapamayabiliriz. Bu süreçten Türkiye'nin zararlı çıkmayacağı kesin. Ülkelerin küresel tedarik zincirlerindeki kopan ilişkilerin bir yerinde Türkiye'yi değerlendireceklerini düşünüyorum. Bu durumlara da Türkiye'nin iyi hazırlanıp gerekli tepkileri vermesi gerekiyor. AB içinde de etkili bir konuma gidebiliriz. Kriz sonrasında kartlar yeniden dağılırken, Türkiye'nin yeri olacak ve doğru oyununu oynarsa avantajlı çıkabilir." değerlendirmelerinde bulundu.
"Küresel ölçekte finans ve üretim yeniden şekillenirken, jeopolitik önemi ve tarihsel süreci ile hem batı hem doğu penceresine açık Türkiye, bu süreci fırsata çevirecek potansiyeli barındırıyor"
"Tedarik zincirinde yeni stratejik ortaklıklar ve arayışlar gündeme gelecek"
AA Analisti ve Stratejist Cüneyt Paksoy da küresel salgının bütün dünyada hem finansal hem mali birçok önlemi aktive ettiğini, masadaki herkesin ana amacının, global ölçekte likidite krizine bağlı finansal bir çöküşü engellemek ve üretim-istihdam denklemini korumak olarak kodlandığını söyledi.
ABD, AB, Çin ve Japonya merkezli finansal genişleme önlemlerine Uluslararası Para Fonu'nun da (IMF) direkt destek vererek ülkelerin birbirinden bağımsız ve birbirine bağımlı global ölçekte finansal gerekliliklerini yerine getirmelerinin amaçlandığını kaydeden Paksoy, "Bu kadar basılan ve basılacak paranın finans piyasalarının dengesi dışında zaman içinde 2008'den farklı olarak bu sefer adım adım reel sektöre de etki etmesi bekleniyor. Bu adımlar, hükümetlerin aldığı devasa boyutta mali önlemler ve destekleme paketleriyle ekstra motive edilirken, bütün amaç virüs eğrisi tepe yapıp bu süreçte kapanan dünyanın tekrar adım adım açılana kadarki süreçte en az hasarla süreci atlatmak olarak şekilleniyor." ifadelerini kullandı.
Paksoy, bu sürecin getireceği hasar tespitinin, büyüme beklentilerinin ciddi şekilde aşağı yönlü revize edilmeleri ile daralan ekonomiler üzerinden yapıldığını söyledi.
Bu süreçte hasar görecek üretim-tedarik-tüketim zinciri yanında şekil değiştirecek ihracat-ithalat döngüsünün de ciddi önem taşıdığına işaret eden Paksoy, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Yeni alışkanlıklar, değişen ezberler ve yeni normaller, hem finans piyasalarını hem üretim sürecini değiştirmeye aday görünüyor. Teknolojinin daha çok öne çıkacağı yeni sanayileşme modelleri yanında tedarik zincirinde yeni stratejik ortaklıklar ve arayışlar gündeme geleceğe benziyor. ABD-Çin ticaret savaşları, virüs öncesi mola vermiş gibi görünse de virüs sonrası bu savaş, boyut kazanarak ve cephe genişleterek artacağa benziyor. Virüs sürecinden sorumlu olarak görülen Çin'e karşı global mutabakat gün geçtikçe güçlenirken, tazminat dışında bu ülkeye karşı ciddi yaptırımların olma ihtimali yüksek sesle konuşuluyor. Çin, bu itibar kaybını atlatabilmek için elinden geleni yapmak istese de yeni dönemde üretimde değişime hazır olan tedarik zincirini tamamlayabilecek ve finans sistemini yeni döneme hızlı uyarlayacak ülkeler için önemli fırsatların doğacağı çok açık."
"Türkiye için her adımda önemli fırsatlar gelecek"
Cüneyt Paksoy, küresel salgının zirve yapıp kapalı olan dünyanın tekrar açılarak normalleşme sürecine girdiği andan itibaren 2020 yılına "değişim ve buna bağlı üretimle büyüme" iddiasıyla giren Türkiye için her adımda önemli fırsatların geleceğini söyledi.
"Küresel ölçekte finans ve üretim yeniden şekillenirken, jeopolitik önemi ve tarihsel süreci ile hem batı hem doğu penceresine açık Türkiye, bu süreci fırsata çevirecek potansiyeli barındırıyor" diyen Paksoy, Türkiye'nin savunma sanayi başta olmak üzere son dönemde bazı sektörlerde başlayan değişim rüzgarını daha da güçlendirip, virüs sürecinden en hızlı şekilde ve en az hasarla çıkıp, üretimde stratejik sektörleri belirleyip çabuk ve etkin bir şekilde katma değerli ürünlere doğru hızlanması halinde bu sürecin kazananı olma ihtimalinin artacağını söyledi.
Paksoy, şunları kaydetti:
"Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın son dönemde aldığı kararların en önemlilerinden olan ve Türkiye'nin hikayesini eş zamanlı anlatacak ve stratejik merkezlerde konuşlanacak kadronun etkin kullanımı; ikili, üçlü ve bölgesel iş birlikleri ve direkt kurulacak ilişkilerle pozitif etki kaldıraçlı bir şekilde artacaktır. Üretimi desteklerken YEP rotasyonu içerisinde 2019 disiplin ve dengelenme sürecinde sağlanan finansal istikrarın korunması ve virüsle mücadelede şu ana kadar kazanılan başarılı sürecin devamı, Türkiye'nin yeni döneme hazırlığında ve yeni dönemin kazananı olması konusunda konumunu ekstra güçlendirecektir."
26 Nisan 2020 Pazar
Petrol düştü kiralık tanker kalmadı
Depolarını ağzına kadar ucuz petrolle dolduran rafineriler daha fazlası için kiralık tanker arayışına girdi. Tanker gemilerinin kiraları uçarken, şirketlerinin değeri ise hızla yükseliyor.
Korona virüs salgını, yüzyılların dev sektörü petrolde dengeleri alt üst etti. Salgın hastalık nedeniyle seyahatlerin durması ve yüzbinlerce işletmenin üretime ara vermesi, dünyadaki günlük petrol tüketimini 100 milyon varilden 30 milyon varile düşürdü. Her geçen gün rekorunu daha da geliştirerek çakılmaya devam eden petrol fiyatları 20 dolarında altına düştü. Sene başında 66 dolardan işlem gören Brent petrolün varil fiyatı hafta içinde 18 dolar civarına kadar geriledi. Hafta başında ABD’nin Batı Teksas (West Texas Intermediate/WTI) tipi ham petrolün varil fiyatının tarihte ilk kez sıfırın altına düşerek eksi 37 dolara kadar geriledi.
İTHALATÇILARDA BU FIRSAT KAÇMAZ
Bu durum petrol üreticisi ülkeler için büyük bir travma olsa da, petrol ithalatçısı ülkeler için fırsat oldu. Petrol ithalatçısı ülke ve şirketler, ham petrol varil fiyatının 20 doların altında düşmesini fırsata çevirmek istiyor. Depolarını ağzına kadar dolduran rafineri ve ithalatçı firmalar daha fazlası için kiralık tanker arayışına girdi. Uluslararası sularda şu aralar kıymete binen petrol tankerleri yoğun mesai yapıyor.
TANKERLER KIYMETE BİNDİ
Türkiye’nin de aralarında bulunduğu petrol ithalatçısı ülkeler petrolde düşük fiyattan olabildiğince faydalanmak adına petrol piyasasını yakından takip ediyor. Depolama şirketleri dört koldan petrolü taşıtacak tanker ararken, sektör temsilcileri bir müddet daha kiralık tanker bulmanın zor olduğunu belirtiyor. Bilgi aldığımız armatör ve denizcilik şirketleri yetkilileri; tanker gemilerin kiralarının talep doğrultusunda arttığı ifade ediyor. Uluslararası piyasalarda tanker şirketlerinin hisse değerleri hızlıca yükselmeye başladı.
7 MİLYAR METREKÜPLÜK DEPOLAR DOLDURULDU
Türkiye’de 100 üzerinde akaryakıt depo ve antreposu bulunuyor. Yaklaşık 7 milyar metreküp civarında olan Türkiye’deki ham petrol depolama kapasitesinin tamamına yakınının dolduğu belirtiliyor. Salgınla mücadelede şalteri indirmeyerek ekonomisini canlı tutmaya çalışan Türkiye’de de tüketimin azalması ham petrol sirkülasyonunun düşürdü. Türkiye’nin günlük petrol ürünleri tüketimi yaklaşık 100 bin metreküp civarında bulunuyor. Türkiye’nin 70 günlük ihtiyacını karşılayacak miktarda depo kapasitesi var.
DÜNYANIN EN BÜYÜĞÜNDE BOŞ YER KALMADI
Dünyanın en büyük bağımsız petrol depolama şirketi, koronavirüs salgınından dolayı hızla artan petrol bolluğundan dolayı, traderların ham petrol ve rafine akaryakıt depolamaları için neredeyse hiç boş yerleri kalmadığını duyurdu. Rotterdam merkezli Royal Vopak NV’nin baş finans yetkilisi Gerard Paulides, verdiği mülakatta, “Petrol tarafında terminallerimiz için mümkün olan tüm kapasite tamamen satıldı” dedi ve “Vopak için, bakım olmayanlar dışında dünya çapında eldeki tüm kapasite neredeyse tükendi ve duyuyorum ki dünyanın kalan kısmında da kapasitesi dolan yegane şirket biz değiliz” şeklinde görüş bildirdi.
Korona virüs salgını, yüzyılların dev sektörü petrolde dengeleri alt üst etti. Salgın hastalık nedeniyle seyahatlerin durması ve yüzbinlerce işletmenin üretime ara vermesi, dünyadaki günlük petrol tüketimini 100 milyon varilden 30 milyon varile düşürdü. Her geçen gün rekorunu daha da geliştirerek çakılmaya devam eden petrol fiyatları 20 dolarında altına düştü. Sene başında 66 dolardan işlem gören Brent petrolün varil fiyatı hafta içinde 18 dolar civarına kadar geriledi. Hafta başında ABD’nin Batı Teksas (West Texas Intermediate/WTI) tipi ham petrolün varil fiyatının tarihte ilk kez sıfırın altına düşerek eksi 37 dolara kadar geriledi.
İTHALATÇILARDA BU FIRSAT KAÇMAZ
Bu durum petrol üreticisi ülkeler için büyük bir travma olsa da, petrol ithalatçısı ülkeler için fırsat oldu. Petrol ithalatçısı ülke ve şirketler, ham petrol varil fiyatının 20 doların altında düşmesini fırsata çevirmek istiyor. Depolarını ağzına kadar dolduran rafineri ve ithalatçı firmalar daha fazlası için kiralık tanker arayışına girdi. Uluslararası sularda şu aralar kıymete binen petrol tankerleri yoğun mesai yapıyor.
TANKERLER KIYMETE BİNDİ
Türkiye’nin de aralarında bulunduğu petrol ithalatçısı ülkeler petrolde düşük fiyattan olabildiğince faydalanmak adına petrol piyasasını yakından takip ediyor. Depolama şirketleri dört koldan petrolü taşıtacak tanker ararken, sektör temsilcileri bir müddet daha kiralık tanker bulmanın zor olduğunu belirtiyor. Bilgi aldığımız armatör ve denizcilik şirketleri yetkilileri; tanker gemilerin kiralarının talep doğrultusunda arttığı ifade ediyor. Uluslararası piyasalarda tanker şirketlerinin hisse değerleri hızlıca yükselmeye başladı.
7 MİLYAR METREKÜPLÜK DEPOLAR DOLDURULDU
Türkiye’de 100 üzerinde akaryakıt depo ve antreposu bulunuyor. Yaklaşık 7 milyar metreküp civarında olan Türkiye’deki ham petrol depolama kapasitesinin tamamına yakınının dolduğu belirtiliyor. Salgınla mücadelede şalteri indirmeyerek ekonomisini canlı tutmaya çalışan Türkiye’de de tüketimin azalması ham petrol sirkülasyonunun düşürdü. Türkiye’nin günlük petrol ürünleri tüketimi yaklaşık 100 bin metreküp civarında bulunuyor. Türkiye’nin 70 günlük ihtiyacını karşılayacak miktarda depo kapasitesi var.
DÜNYANIN EN BÜYÜĞÜNDE BOŞ YER KALMADI
Dünyanın en büyük bağımsız petrol depolama şirketi, koronavirüs salgınından dolayı hızla artan petrol bolluğundan dolayı, traderların ham petrol ve rafine akaryakıt depolamaları için neredeyse hiç boş yerleri kalmadığını duyurdu. Rotterdam merkezli Royal Vopak NV’nin baş finans yetkilisi Gerard Paulides, verdiği mülakatta, “Petrol tarafında terminallerimiz için mümkün olan tüm kapasite tamamen satıldı” dedi ve “Vopak için, bakım olmayanlar dışında dünya çapında eldeki tüm kapasite neredeyse tükendi ve duyuyorum ki dünyanın kalan kısmında da kapasitesi dolan yegane şirket biz değiliz” şeklinde görüş bildirdi.
Sanayi Bakanı yerli ventilatörün başarı hikayesini anlattı
Sanayi ve Teknoloji Bakanı 14 günlük kısa bir sürede korona virüs sürecinde hayat kurtarma rolü olan solunum cihazlarının seri üretime geçiş sürecini paylaştı
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, 14 günde seri üretimine geçilen yüzde 100 yerli ve milli yoğun bakım solunum cihazının dünya standartlarında olduğunu belirterek, "Türk mühendisleri projede Millî Mücadele süreci şuuruyla hareket ettiler." dedi.
Varank, AA muhabirine, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinesinde, Sağlık Bakanlığının iş birliğiyle Arçelik, Aselsan, Baykar ve Biosys tarafından geliştirilen ve testlerden başarıyla geçtikten sonra hastanedeki ilk kullanımlarında hekimlerden tam not alan yerli yoğun bakım solunum cihazının üretim sürecine ve bundan sonra atılacak adımlara ilişkin değerlendirmede bulundu.
Cihazın 14 gün gibi kısa bir sürede seri üretim bandından indirildiğini, yüzde 100 yerli ve milli olduğunu ifade eden Varank, ilk ürünlerin Başakşehir Şehir Hastanesi'nde kullanıma sunulduğunu söyledi.
Varank, cihazın üretimi için bir araya gelen ekiplerin bu sürece asla para kazanmak amaçlı bakmadıklarını belirterek, "Ben mühendislerimizin teknik çalışmalarının raporlarını her gün okudum. Türk mühendisleri projede Milli Mücadele süreci şuuruyla hareket ettiler. Her biri gecelerini gündüzlerine katarak fedakârca çalıştılar. Yurt dışından ithal edilmesinde zorlanılan, hatta iki katı fiyatına alınmaya çalışılıp bize gönderilmeyen ürünlerin 2-3 gün gibi kısa bir sürede yerlileştirildiğini birebir takip ettim. Bu fedakarlıkla olabilecek bir şey." diye konuştu.
Virüs Türkiye'ye gelmeden önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla, Sağlık Bakanlığı ile birlikte hareket ederek çalıştıklarını anlatan Varank, şöyle devam etti:
"Ülkemizin ihtiyaç duyabileceği ve bu virüsle mücadelede gereksinim arz eden ürünler ve malzemeler için planlamalarımızı çok sıkı bir biçimde yapmaya başladık. Bildiğiniz gibi bu virüsün en önemli özelliği akciğerlerde tutunması ve onları işlevsiz hale getirmesi. Bu hastalıkla mücadele edilebilmesi için en önemli araçlardan birinin yoğun bakım solunum cihazları olduğu tüm dünya tarafından anlaşılmış oldu."
"Bu cihazları ülkemizde üretebiliriz diye yola çıktık"
Varank, yoğun bakım solunum cihazı ihtiyacını kısa sürede fark ederek Türkiye'de bu alanda yapılan çalışmaları araştırdıklarını belirterek, "Bakanlığımızın çok çeşitli destekleriyle ortaya çıkmış bir girişimcilik firması vardı, ismi Biosys. Bu firmanın yoğun bakım solunum cihazları ürettiğini tespit ettik. Bu cihazlar ancak pilot seviyede üretilmişti. Tüm Türkiye'de 12 tane üretildiğini ve bazı hastanelerde kullanıldığını belirledik. Bunun üzerine arkadaşlarımızla bir planlama yaptık ve dedik ki 'Biz bu cihazları ülkemizde üretebiliriz.' Böylece yola çıktık." dedi.
"Tüm dünyanın peşine düştüğü cihaz"
Bu 4 büyük firmanın yanında, özellikle KOBİ ölçeğindeki tedarikçilerin de projenin içinde yer aldığını anlatan Varank, "Örneğin bir kauçuk firmamız sadece bu aletlerde kullanılan contaların üretimi için fabrikasını açtı. Milli Mücadele olarak adlandırabileceğimiz bu birliktelik neticesinde, 14 gün gibi kısa bir sürede tüm dünyanın peşine düştüğü, hastaların tedavisinde en önemli sağlık aletlerinden birisi olan bu yoğun bakım solunum cihazının seri üretimini gerçekleştirmiş olduk." diye konuştu.
Türkiye'nin sağlık alanındaki yatırımları göz dolduruyor
"Belki bizim bu cihaza bu süreçte hiç ihtiyacımız olmayacak. Çünkü altyapımız sağlam ama biz her hal ve şartta eğer ileride ihtiyacımız olursa diye bunları yerli ve milli olarak çok hızlı bir şekilde üretmiş olduk." ifadelerini kullanan Varank, cihazın seri üretiminin ihtiyaç halinde kullanılmak üzere başlatıldığını dile getirdi.
"Cihazların ihracatını da yapabiliriz"
Cihazların sadece Türkiye için üretilmediğini belirten Varank, "Biz bu cihazları aynı zamanda insanlık için ürettik. Eğer Sayın Cumhurbaşkanımız uygun görürse, bu cihazın ihracatı da yapılabilir. Çünkü dünya standartlarında bir alet ürettiğimize inanıyoruz." dedi.
Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında Türkiye'nin teknolojiyi sadece kullanan değil, teknolojiyi üreten bir ülke olmasını istediklerini vurgulayan Varank, şöyle devam etti:
"Bunun yolunun nereden geçtiği belli. Ülke olarak Ar-Ge'ye ve insana yatırım yapmamız lazım. Biz de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, bizim bakanlığımız özelinde Ar-Ge'ye ve bu çalışmaları gerçekleştirecek insana yatırım yapıyoruz. Girişimcilerimize yatırım yapıyoruz ve 18 senede yaptığımız bu yatırımlar sayesinde gerçekten önemli bir noktaya geldik. Zaten savunma sanayisindeki başarılarımızı, özellikle son operasyonlarımızdan sonra bütün dünya konuşmaya başlamıştı. İşte biz bu yakaladığımız şuuru, bu anlayışı sanayinin bütün alanlarına yaymak istiyoruz."
Hedef yüksek teknolojili ürünler
Varank, gelecek dönemde sağlık endüstrisi alanında ilave katma değer oluşturacak yüksek teknolojili ürünlerin üretilmesi için destekler vermeye devam edeceklerini dile getirdi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bu alanda çok farklı politika enstrümanlarının bulunduğuna dikkati çeken Varank, şunları kaydetti:
"TÜBİTAK ile Ar-Ge'yi destekliyoruz. KOSGEB ile bunun yatırımını yapacakları teşvik etmeye çalışıyoruz. Kalkınma ajanslarımız yereldeki şirketleri bularak bunlara yatırım yapıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Ar-Ge'ye olan destekleri sağlık alanında da devam edecek. Şu anda dünyada yine ses getireceğine inandığımız projelerimizin arkasından gidiyoruz. Mesela Aselsan yerli ve milli MR cihazı geliştirmek üzere. Bunlarla beraber yürüttüğümüz, üniversitelerimizin işin içine dahil olduğu projelerimiz var. Biz sağlık sektöründe de hem kendimize yeten hem de dünyaya çare olacak ülke konumuna inşallah önümüzdeki dönemde geleceğiz."
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, 14 günde seri üretimine geçilen yüzde 100 yerli ve milli yoğun bakım solunum cihazının dünya standartlarında olduğunu belirterek, "Türk mühendisleri projede Millî Mücadele süreci şuuruyla hareket ettiler." dedi.
Varank, AA muhabirine, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinesinde, Sağlık Bakanlığının iş birliğiyle Arçelik, Aselsan, Baykar ve Biosys tarafından geliştirilen ve testlerden başarıyla geçtikten sonra hastanedeki ilk kullanımlarında hekimlerden tam not alan yerli yoğun bakım solunum cihazının üretim sürecine ve bundan sonra atılacak adımlara ilişkin değerlendirmede bulundu.
Cihazın 14 gün gibi kısa bir sürede seri üretim bandından indirildiğini, yüzde 100 yerli ve milli olduğunu ifade eden Varank, ilk ürünlerin Başakşehir Şehir Hastanesi'nde kullanıma sunulduğunu söyledi.
Varank, cihazın üretimi için bir araya gelen ekiplerin bu sürece asla para kazanmak amaçlı bakmadıklarını belirterek, "Ben mühendislerimizin teknik çalışmalarının raporlarını her gün okudum. Türk mühendisleri projede Milli Mücadele süreci şuuruyla hareket ettiler. Her biri gecelerini gündüzlerine katarak fedakârca çalıştılar. Yurt dışından ithal edilmesinde zorlanılan, hatta iki katı fiyatına alınmaya çalışılıp bize gönderilmeyen ürünlerin 2-3 gün gibi kısa bir sürede yerlileştirildiğini birebir takip ettim. Bu fedakarlıkla olabilecek bir şey." diye konuştu.
Virüs Türkiye'ye gelmeden önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla, Sağlık Bakanlığı ile birlikte hareket ederek çalıştıklarını anlatan Varank, şöyle devam etti:
"Ülkemizin ihtiyaç duyabileceği ve bu virüsle mücadelede gereksinim arz eden ürünler ve malzemeler için planlamalarımızı çok sıkı bir biçimde yapmaya başladık. Bildiğiniz gibi bu virüsün en önemli özelliği akciğerlerde tutunması ve onları işlevsiz hale getirmesi. Bu hastalıkla mücadele edilebilmesi için en önemli araçlardan birinin yoğun bakım solunum cihazları olduğu tüm dünya tarafından anlaşılmış oldu."
"Bu cihazları ülkemizde üretebiliriz diye yola çıktık"
Varank, yoğun bakım solunum cihazı ihtiyacını kısa sürede fark ederek Türkiye'de bu alanda yapılan çalışmaları araştırdıklarını belirterek, "Bakanlığımızın çok çeşitli destekleriyle ortaya çıkmış bir girişimcilik firması vardı, ismi Biosys. Bu firmanın yoğun bakım solunum cihazları ürettiğini tespit ettik. Bu cihazlar ancak pilot seviyede üretilmişti. Tüm Türkiye'de 12 tane üretildiğini ve bazı hastanelerde kullanıldığını belirledik. Bunun üzerine arkadaşlarımızla bir planlama yaptık ve dedik ki 'Biz bu cihazları ülkemizde üretebiliriz.' Böylece yola çıktık." dedi.
"Tüm dünyanın peşine düştüğü cihaz"
Bu 4 büyük firmanın yanında, özellikle KOBİ ölçeğindeki tedarikçilerin de projenin içinde yer aldığını anlatan Varank, "Örneğin bir kauçuk firmamız sadece bu aletlerde kullanılan contaların üretimi için fabrikasını açtı. Milli Mücadele olarak adlandırabileceğimiz bu birliktelik neticesinde, 14 gün gibi kısa bir sürede tüm dünyanın peşine düştüğü, hastaların tedavisinde en önemli sağlık aletlerinden birisi olan bu yoğun bakım solunum cihazının seri üretimini gerçekleştirmiş olduk." diye konuştu.
Türkiye'nin sağlık alanındaki yatırımları göz dolduruyor
"Belki bizim bu cihaza bu süreçte hiç ihtiyacımız olmayacak. Çünkü altyapımız sağlam ama biz her hal ve şartta eğer ileride ihtiyacımız olursa diye bunları yerli ve milli olarak çok hızlı bir şekilde üretmiş olduk." ifadelerini kullanan Varank, cihazın seri üretiminin ihtiyaç halinde kullanılmak üzere başlatıldığını dile getirdi.
"Cihazların ihracatını da yapabiliriz"
Cihazların sadece Türkiye için üretilmediğini belirten Varank, "Biz bu cihazları aynı zamanda insanlık için ürettik. Eğer Sayın Cumhurbaşkanımız uygun görürse, bu cihazın ihracatı da yapılabilir. Çünkü dünya standartlarında bir alet ürettiğimize inanıyoruz." dedi.
Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında Türkiye'nin teknolojiyi sadece kullanan değil, teknolojiyi üreten bir ülke olmasını istediklerini vurgulayan Varank, şöyle devam etti:
"Bunun yolunun nereden geçtiği belli. Ülke olarak Ar-Ge'ye ve insana yatırım yapmamız lazım. Biz de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, bizim bakanlığımız özelinde Ar-Ge'ye ve bu çalışmaları gerçekleştirecek insana yatırım yapıyoruz. Girişimcilerimize yatırım yapıyoruz ve 18 senede yaptığımız bu yatırımlar sayesinde gerçekten önemli bir noktaya geldik. Zaten savunma sanayisindeki başarılarımızı, özellikle son operasyonlarımızdan sonra bütün dünya konuşmaya başlamıştı. İşte biz bu yakaladığımız şuuru, bu anlayışı sanayinin bütün alanlarına yaymak istiyoruz."
Hedef yüksek teknolojili ürünler
Varank, gelecek dönemde sağlık endüstrisi alanında ilave katma değer oluşturacak yüksek teknolojili ürünlerin üretilmesi için destekler vermeye devam edeceklerini dile getirdi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bu alanda çok farklı politika enstrümanlarının bulunduğuna dikkati çeken Varank, şunları kaydetti:
"TÜBİTAK ile Ar-Ge'yi destekliyoruz. KOSGEB ile bunun yatırımını yapacakları teşvik etmeye çalışıyoruz. Kalkınma ajanslarımız yereldeki şirketleri bularak bunlara yatırım yapıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Ar-Ge'ye olan destekleri sağlık alanında da devam edecek. Şu anda dünyada yine ses getireceğine inandığımız projelerimizin arkasından gidiyoruz. Mesela Aselsan yerli ve milli MR cihazı geliştirmek üzere. Bunlarla beraber yürüttüğümüz, üniversitelerimizin işin içine dahil olduğu projelerimiz var. Biz sağlık sektöründe de hem kendimize yeten hem de dünyaya çare olacak ülke konumuna inşallah önümüzdeki dönemde geleceğiz."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)