28 Mayıs 2020 Perşembe

Ünlü borsacıdan yatırımcılara 5 öneri

89 yaşındaki Amerikalı kurt yatırımcı Buffett, korona virüs sürecinde zarar edince hemen yeni hamleler yapmaya başladı. İşte 70 milyar dolarlık serveti olan Buffett’ı yönlendiren 5 yatırım sırrı...
Korona virüs salgını sürecinde zarar ettiği yatırımlar olsa da ABD’li ünlü yatırımcı Warren Buffett, bugüne kadar yaptığı hamlelerle dünyanın en zengin 5. ismi olmayı başardı. Buffett 70 milyar dolarlık bir servete sahip.

Amerika’nın en ‘iyimser’ yatırımcısı olarak tanınan 89 yaşındaki Buffett’ın korona virüs sürecindeki hamleleri ve bundan sonra hangi yatırımlara yöneleceği tüm dünyada dikkatle takip ediliyor. Kısa süre önce Washington Post gazetesi Buffett’ın son dönemde havayolu şirketi hisselerinden uzaklaştığını ve portföyündeki bazı otomotiv ile bankacılık şirketi hisselerini azalttığını haberleştirdi.

Piyasalar Warren Buffett’ın hamlelerini takip ederken gözler yeniden Buffett’ın yatırım prensipleri hakkında ipuçları veren ‘Kartopu’ (Snowball) adlı biyografik kitaba çevrildi.

Değişim ve risk...

Alice Schroeder’in kaleme aldığı 2008 basımı kitap Warren Buffett’ın hayatını anlatıyor ve yatırım sırlarını keşfetmeye olanak sağlıyor. Medium.com sitesinde kitapta Buffett’ın yatırımlarına yön veren 5 ana özellik şöyle özetlendi:

1-Değişimi zamanında fark edin: Zaman içinde talep ve buna bağlı olarak arz modeli değişir. Değişime hep hazır olmak gerekli.

2-Farklı olun: Yüzlerce dükkânda satılan şeyi siz de satmaya kalkarsanız alıcı bulamazsınız. Kalabalıklardan farklılaşmaya çalışın. Farklı olmazsanız fark edilmezsiniz.      

3-Risk alın: Belirlilik iyidir ama sizi büyütmez. Hep yaptığınızı yapmaya devam ederseniz yatay gidersiniz. Yeni şeyler öğrenin, yeni alanlara girin. Risk alan meyvesini toplar.  

4-Gelecek planınız olsun: Hep ileri düşünün ve ilerisi için plan yapın. Kısa vadeli kârı değil, uzun vadeli hedefleri düşünün. Uzakmış gibi görünebilirler ama kısa vadeden her zaman daha büyüktürler.

5-Sürekli yeni fırsat arayın: İyi bir fikre sahip olabilirsiniz ama bu fikri aklınızdan çıkarmayı da bilmek lazım yoksa yeni bir iyi fikriniz olmaz. Bir plan sizi bir yere kadar taşır. Büyümek için hep yeniliklerin peşinde olmak lazım.


27 Mayıs 2020 Çarşamba

Türkiye'nin döviz rezervi sorunsalı

Son günlerin en çok tartışılan konularından biri ve genellikle ‘vurmak’ ya da ‘övmek’ bağlamında ilgi görüyor. Oysa ülkelerin döviz rezervlerinin bambaşka bir hikayesi var.

Özellikle 90’ların ani duruş ortamından ve ödemeler dengesi krizlerinden sonra birçok gelişen ülke / emerging market (EM) rezerv biriktirmesi gerektiğini anladı. 80’lerde birçok Latin Amerika ülkesi, 94’te Türkiye, 95’te Meksika, 97’de Asya, 98’de Rusya, 99’da Brezilya ve 2000’lerde Türkiye, Arjantin diye devam eden kur krizlerinde sonra...

Elbette o yılların kur rejimleri dalgalı değildi. Küresel sermaye akımları yaygın değildi. Ülkelerin finansal ve makro yapıları bugünkü miktarlarda döviz giriş ve çıkışlarını yönetmeye uygun değildi. Bankacılık kanunları ve regülasyonlar eksikti. Adeta bir orman kanunu ortamındaydık.

Bugün durum çok daha değişmiş durumda. Yine de o günlerin getirdiği ihtiyatlılık duygusu ve küresel ticaretten alınan payın artışı ile birlikte artık hemen tüm EM bolca rezerv biriktirmiş durumda. BIS raporuna göre rezervlerin büyüklüğü ortalama, milli gelirlerin %5’inden %30’una yükseldi*.

Bugünlerde en sıcak tartışma konularından biri de ülkemizin rezervlerinin yeterli olup olmadığı. Son 7 yılda rezervleri yarı yarıya inen ve 51 milyar dolara inen ülkemiz için bu seviyenin yetersiz olduğu ve bunun bir döviz krizine dönüşebileceği yönünde tartışmalar görüyoruz. Rezervleri bölüp, net ve brüt ayrımı yapan da var; farklı metotlar ile durumun ciddiyetini ortaya koyan da.

Öncelikle birkaç basit girişle başlarsak, rezervlere brüt bakmanın faydalı olabileceğini ve bunun kabul edilen yol olduğunu söylemek gerekir. Gerek IMF katalogları gerekse de derecelendirme kuruluşları bu metodu kullanırlar. Brüte değil nete bakmak lazım diyenler brütün de rezerv olduğu gerçeğini gözden kaçırmamalıdırlar.

Örneğin, TCMB’nin brüt rezervi içinde olan yabancı para zorunlu karşılıklar ilgili bankanın bir dış borç ödemesi yaparken ihtiyacı olması halinde kendi nezdinde bulunan bu karşılıkları bankaya iade edebilir. Banka ödemesini yapar. Böylelikle, atıl olarak görünen brüt rezervin de işe yarar olduğu görülebilir.

Bir diğer konu olan net rezervlerse piyasa beklentilerini etkileme gücüne sahip olduğu için kur seviyesi üstünde ve oynaklık üstünde baskı kurabilir. Bu sebeple net rezervler de tamamen konu dışıdır diyemeyiz. Ne var ki önemli ölçüde belirleyici olan ve tüm dünyanın kabul ettiği şüphesiz ki brüt rezervdir. Aşağıdaki grafikler ve tüm rezerv yazını da bunun üstüne yapılmıştır.

Peki Türkiye’nin rezervler yeterli midir? Bir basamak yukarı çıkıp şunu soralım: Hangi ülkelerin rezervleri yeterlidir? Bunu ölçmenin kolay bir yolu yoktur. Çünkü dünya ile ilişkisi olan ve küresel sistem içinde yer alan hemen her EM belli miktarda döviz yedeğine sahiptir. Öyleyse nasıl ölçeceğiz? Hele ki bunun ortak kabul görmüş bir yolu yoksa? (Aşağıda birkaç yabancı kaynak da paylaştım).

Kullanılan 4 yöntemden biri ülke rezervlerinin 3 aylık ithalatı karşılayabilmesidir. Ülkenin hesaplarından döviz çıkış talebi sadece yerleşik olmayanlardan gelmez elbette. Vatandaşlar da paralarını dövize çevirmek isteyebilirler. Bu sebeple para tabanına oranını da kullanıyoruz. Sonraki yıllarda artan dış borçların en azından bir bölümünü, en kısa vadeli olanını tamamen kapatabilecek kadar rezerv var mı diye de bakılmaya başlandı. Son olarak ise IMF’nin kullandığı ve 4’lü bir bileşimi olan ARA göstergesi.

Aşağıda 2017 yıl sonu itibari ile şimdikine yakın bir tablo görmek mümkün. Yukarıda andığım 4 göstergeye göre ülkelerin neredeyse yarısı bir ya da daha fazla kriteri tutturamıyorlar. Stres zamanlarında bu ülkelerin kurları daha fazla değer yitirebiliyor.

Bir başka gösterge ise kıyaslama. EM içinde rezervlerin milli hasılaya oranı %30’larda. Ancak küçük kutucukta görüldüğü gibi yönetilen kur rejimlerinde rezerv biriktirme ihtiyacı çok daha fazla. Uluslar Arası Ödemeler Bankasına (BIS) göre dalgalı kabul edilen (biz de buraya dahil edilmişiz) kur rejimlerinde rezerv büyüklükleri ortalama %20’ler düzeyinde. Türkiye son verilere göre bu oranın yarısı kadar rezerve sahip.

Ancak hem tabloda gösterildiği gibi hem de uzunca anlatmaya çalıştığım gibi doğru seviye nedir, bilen de yok.



Kaynak: IMF, BIS, Bloomberg HT

Rezervlerin tek başına alınarak döviz kurunun yönünün tayin edilmesi mümkün değil. Örneğin Türkiye son yıllarda 80 milyar dolarlık cari açığını ekonomik yavaşlama sebebiyle artıya çevirmiş durumda. 12 aylık fonlama ihtiyaçları da 220 milyar dolardan 170’lere inmiş halde. Çünkü üretim ve tüketim cepheleri tam randımanlı işlemiyor. Bunun sonucunda ihtiyaç da azalıyor.

Bir başka konu, Türkiye’nin döviz rejiminde ve sermaye akımlarında özellikle son kur krizinin ardından (2018 eylül) artık başka bir yol tutmuş olmasıdır. ABD’nin açıkça finansal tehditleri ve Başkan Trump’un twitter yoluyla tehdit etmesi, 2016 Temmuz’da başlayan darbe girişimi sürecinin devamı olarak okunmuş ve ekonomi yönetimi serbest piyasa kuralları ve döviz oynaklığı arasında bir trade off / ödünleşme görmüştür.

Bunun ardından kısa vadeli döviz hareketliliği azaltılmak istenmiş ve çeşitli düzenlemeler (swap kısıtlamaları, BDDK önlemleri, TCMB karşılık politikaları gibi) ile döviz kurundaki oynaklık sınırlandırılmak istenmiştir. Bu, piyasa oyuncuları tarafından yatırım iklimini bozucu olarak görülmüş ve sermaye çıkışları şiddetlenmiştir. Ekonomi yönetimi bu çıkışları rezervler ile finanse etmiş ve kamu bankaları kanalıyla döviz satışları başlamıştır.

Satışların başladığı tarihten bu yana rezervlerde 60 milyar dolardan fazla erime görülmüştür. Bugün, tartışmayı yaratan bu seviyenin düşük rezervler / kur üstünde baskı / baskı sebebiyle daha fazla rezerv satışı / düşük rezervler / kur üstünde baskı negatif geri beslemesi ile bir kur krizi çıkabileceği korkusudur. Covid19 sonrasında sermaye akımları EM’den sert çıkış yönünde olunca bu tartışma alevlenmiştir.

Ancak tartışmanın ıskaladığı en net konulardan biri Türkiye’nin yeni finansal ve ekonomik yapısıdır.

Konu kanımca şu şekilde ele alınmalıdır. Türkiye tek haneye inmiş yabancı bono sahipliği, %56’ya kadar geri çekilerek yeni düşükler gören yabancı hisse senedi sahipliği, nette 20 milyar doların da altına inen bilanço dışı yabancı para pozisyonu gibi göstergelere sahiptir. Ekonomik güçlükler sebebi ile yerlilerin döviz alımları durmuştur. Yavaş ekonomi sebebi ile ithalat kanalı çalışmamaktadır. Bu sebeple döviz ihtiyacı git gide azalmaktadır. Döviz rezervleri yeterliliği konusu ekonomik döngünün durumu sebebi ile kadük bir tartışma haline gelmiştir.

Ayrıca Türkiye’nin oluşturmuş olduğu düşük serbestisi olan sermaye akımları modeli sebebiyle de aşırı stres anları haricinde döviz kurunun gidişatı yönetilebilir hale gelmiştir. Bir kur krizi olasılığı düşüktür. Kurdaki oynaklık ve döviz kurunda yeni yüksekler görülmesini takiben bir döviz kuru krizinden söz etmek için Türkiye’nin ya akımları daha serbest hale getirmesi ya da hiç döviz girdisi sağlamadan devamlı olarak piyasaya döviz satması gerekir. Enflasyonun kontrol altında tutulduğu senaryoda bu epeyce güç görünmektedir.

Son olarak, 2017’den bu yana oldukça volatil olan makro yapı dövizin adeta uçması ile finansal riskler biriktirmiştir. Bu sebeple, ekonomi yönetimi şirketleri ayakta tutmaya çalışmaktadır. Burada seçilen yol herkesin mümkün olduğunca yaşatılmasıdır. Bunun yolu da ucuz krediden geçiyor. Sermaye akımları ve döviz kur tam olarak serbest olsa faizlerin seviyesi daha yukarıda oluşabilir. Bu da kredi büyümesine zarar verir. Bu sebeple de yeni bir yapı denenmiştir.

Bana göre tartışılması gereken ve aslolan iki konu bulunmaktadır.

1/ Yeni kurulan sistemde yurt içine yönelecek sermaye akımlarının iştahı kırılmaktadır. Türkiye’nin güçlü büyüme kaydedeceği yıllarda gereken fonlama nereden gelecek? Türkiye ithal ikame modeline düşündüğü kadar hızlı geçiş yapabilmiş midir? Yoksa prematüre bir ön kabulle mi değişimi zorlamaktadır?

2/ Yeni finansal mimari ve ekonomik yapı artık sadece kısa vadeli göstergeler ya da rezervler gibi sonuçlar üstünden okunamaz. Sağlıklı analiz yapmak isteyenler Türkiye’nin modernleşme / Batılılaşma çabalarından bugünlere ve kalkınmacı / muhafazakar kanadın Batı okumasına bakmalılar. Artık cevap bu değişimi okumadan verilebilir değil.

* https://www.bis.org/publ/bppdf/bispap104a_rh.pdf

** Avrupa Merkez Bankası da konuya değinmiş ancak döviz rezerv yeterliliği konusunda bir veriden yana tavır almamıştır https://www.ecb.europa.eu/pub/economic-bulletin/articles/2019/html/ecb.ebart201907_01~c2ae75e217.en.html#toc2

*** ABD Hazinesi de yönergelerinden birinde konuyu irdelemiş ancak fazla döviz rezervi biriktirmenin risklerini de vurgulamıştır https://www.treasury.gov/resource-center/international/exchange-rate-policies/Documents/2006_Appendix-3.pdf


Gökhan Şen
Bloomberg HT


21 Mayıs 2020 Perşembe

Bireysel yatırımcı borsaya dönüyor, Riske dikkat edilmeli

Küçük hisseler altınla yarıştı!

Küçük ve sığ hisselerin ortalama çıkışı son 2 yıldır altınla yarışıyor. 2019’da küçük hisselerden oluşan BIST Tüm-100 Endeks yüzde 76.38 yükseldi. SPK, yatırımcı mağduriyetini sınırlayabilmek için hisselere bir takım tedbirler getirdi. Bu noktada aracı kurumların bireysel yatırımcıları uyarması  önemli. Aksi taktirde 20 yıl önce oluşan mağduriyetlerle borsaya sırtını dönen bireysel yatırımcıların yeni bir mağduriyetle bir 20 yıl daha beklenmesi gerekebilir.

Bireysel yatırımcı borsaya dönüyor

Sermaye piyasalarında faizlerin düşüşü ve yabancıların hızlı çekilmesiyle borsaya gelen bireysel yatırımcıda artış var.

Ağırlıklı olarak sığ ve zayıf hisselere yönelen bireysel yatırımcılar, ciddi bir riski de üstlenmeye başladılar.

Riske dikkat edilmeli

Sermaye piyasalarının temel aktörleri, borsayı yeniden keşfeden bireysel yatırımcıyı bilinçlendiremediği takdirde yeni mağduriyetler yaşanabilir.

Yabancı yatırımcı kademeli olarak çekiliyor ve artık daha kısa vadeli hareket ediyor. Düşen mevduat getirisine alternatif olarak borsaya gelinmesi oldukça iyi. Geçen yılın kasım ayında 1.171.399 olan yatırımcı sayısı nisan sonunda 1.420.333’e çıktı ve mayıs sonunda daha da artmış olacak.

Ancak bireysel yatırımcıların iktisadi bir dayanağı olmayan zarardaki hatta faaliyeti dahi olmayan firmaların hisselerine yönelmesi ileriye yönelik ciddi bir riski de beraberinde getireceği göz ardı edilmemeli. 

(Zeynep Aktaş - Milliyet)

20 Mayıs 2020 Çarşamba

18 milyarlık Ilısu Barajı'nda ilk türbin devreye girdi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan video konferans yöntemiyle iştirak ettiği, Ilısu Barajı Enerji Santrali 1. Tribün Devreye Alınma Töreni'ne katıldı.
Türkiye'nin vizyon projesi olan Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında kurulan Ilısu Barajı Hidroelektrik Santrali'nin altı tribününden ilki, törenle hizmete alındı.

Proje kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü tarafından yapımı tamamlanan, başta Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin tamamının kalkınmasına katkı sağlayacak Ilısu Barajı Hidroelektrik Santrali'nde (HES) su tutma çalışmalarında da sona gelindi.

Ön yüzü beton kaplamalı kaya dolgu barajlar kategorisinde, gövde hacmi ve kret uzunluğu bakımından Atatürk Barajı'ndan sonra Türkiye'nin ikinci büyük barajı Ilısu'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın müjdelediği üzere 6 türbinden biri 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'nda devreye alınıyor.

TBMM'nin kuruluşunun 100. yıl dönümü dolayısıyla 23 Nisan 2020'de Ilısu Barajı ve HES Projesi'nde ilk türbin test amaçlı döndürülmüştü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın törende yaptığı açıklama şöyle;

Ilısu Barajı ve Hidroelektrik santralimizin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Veysel Eroğlu Bey’e şahsım adına teşekkür ediyorum. Yüklenici firmalara çok teşekkür ediyorum. Mühendisinden işçisine kadar herkesi kutluyorum. 2008 yılından beri, kredisinden inşaasına her aşamasında pek çok engellemeyle karşılaşan bu eseri ülkemize kazandırdık. Terör örgütlerinden yurtdışındaki finans kuruluşlarına kadar yıllarca bu barajın yapımına engel olmak isteyen herkesin bugün karşımızdaki eserin ihtişamı karşısında ezildiğini inanıyorum.

Başta ana muhalefet olmak üzere hele hele aşırı uç muhalifler buranın yapımı karşısında merak ediyorum ne diyecekler. Bölgenin çiftçisi için toprakları için en önemli sulama imkanlarından tutunuz içme suyuna varıncaya kadar her şey burada. Enerji imkanları burada. Laf değil eser üretme siyasetimizin somut bir örneği duruyor.

Ve kendi ülkesini yabancılara şikayet edenlere, kendi halkına silah çekenlere verdiğimiz en güzel cevap bu muhteşem eserdir. Ilısu Barajı’ndan esecek barış , kardeşlik ve huzur rüzgarı bu topraklarda dalga dalga hissettirecektir. Yıllık enerji üretim kapasitesi 4.1 milyar kilowatt saat olan santralimizin 200 megawatt gücündeki birinci ünitesini hizmete alıyoruz. Her ay bir türbini hizmete alıp Ilısu’yu yıl sonuna kadar faaliyete geçireceğiz.

Ilısu’nun maliyeti yeniden yerleşim, tarihi varlıkların korunması ve inşaatı 18 milyar lirayı buldu. Barajın inşaatı konusunda en çok istismar edilen tüm tarihi varlıklar özenle korunmuştur. Bu tür çalışmalar için 200 milyon liralık kaynak kullanılmıştı. Tesisin ekonomiye yıllık katkısının 2.8 milyar lira olmasını bekliyoruz. Temelden yüksekliği 135 metre, toplam su depolama hacmi 10.6 milyar metreküp olan Dicle Nehri’ne taktığımız nadide gerdanlık GAP projesine en önemli unsurlarından biridir.

Bu dev eser 1200 megawattlık toplam kurulu gücüyle ülkemizin en büyük 4, dolgu hacmi açısından da 2. Barajıdır. Beton kaplı kaya dolgu baraj tipinde ise Ilısu dünyada bir numaradır. Burada toplanan suları Cizre barajına bırakarak 1.1 milyar kw saat enerji üretip arazileri sulayabileceğiz. Buradan sesleniyorum! Çiftçilere ne yaptınız? Suya hasret topraklar çiftçinin gönlüne su serpmişti. Ne yaptığımızı anladın mı Bay Kemal.
 
Ilısu Barajı’ndan en büyük faydayı görecek olan Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak illerindeki vatandaşlarımızı hayırlı olsun diyorum. Herhalde terör örgütleri bu sudan da nasibini almazlar diye düşünüyorum. Çünkü onların bu barajları kullanım emelleri farklıydı. Türkiye Cumhuriyet tarihi boyunca hep siyasi ve sosyal tartışmaların için de kaybolup giderken çağın temel hizmetlerinden mahrum kalan milletimiz çok büyük acılar çekmiştir.

Biz 18 yıl önce Türkiye’yi demokraside ve ekonomide dünyanın en ileri ülkeleri arasında yükseltme azmiyle yola çıktığımızda birileri birkaç yıl iktidarda kalıp gideceğimizi düşünüyordu. Ama biz planlarımızı programlarımızı hedeflerimizi çeyrek asırlık yarım asırlık bir asırlık dilimlere göre yaparak geçmişten beri tüm siyasetçilerin teslim olduğu kısır döngüyü kırdık. Ve dedik ki eğitim, sağlık, adalet, emniyet bu dört temel taş üzerinde Türkiye’yi yükselteceğiz.

Ve buna daha sonra ulaşımı, tarımı ilave ettik. Güçlenen Türkiye’yi inşa ettik. Her seçimde milletimiz artan oranda oy vererek doğru yolda ilerlediğimizi gösterdi. Hamdolsun sadece 18 yılda bizden önceki 79 yıldaki yapılanların tamamının kimi alanlarda 5 katı, kimi alanlarda 10 katı ve daha fazla hizmet üretmeye başladık. Ekonomimizin altyapısını da makro düzeyde dünyanın en üst ligine çıkma seviyene getirdik. Eğitim, sağlık, adalet ve emniyet temelinde ülkemizi kalkındırırken ulaşımdan tarıma enerjiden turizme hiçbir alanı ihmal etmedik.

Geçtiğimiz 18 yılda 8362 tesisi ülkemize kazandırdık. Türkiye 2002 yılında 276 baraja sahipti, 585 baraj daha ekledik. Ana muhalefetin başı konuşuyor, israftan bahsediyor. Bu yatırımlar mı israf? 79 yılda bunların nesi vardı? Bunların üzerine inşa ettiklerimiz ortada. Şunu bir defa unutmayalım. Gözünüz vardır görmezsiniz, o ayrı mesele. Diliniz vardır, gerçekleri konuşmazsınız o da ayrı mesele. Ama bu millet gerçeklerin hepsini görüyor.

"17 BARAJ AÇILIŞINI DAHA YAPACAĞIZ"

Önümüzde inşallah peyderpey onları da göreceksin Bay Kemal ve muhalifler. Cumhur İttifakı’nı bir kenara koyuyorum. Dimdik bu yolda yürüyeceğiz. 17 baraj açılışını daha yapacağız. Bunları bir ay arayla belki daha kısa.

Bu yaz bu konularda zenginlik dönemi olacak. Enerjide suda. Türkiye 2002 yılında 97 hidroelektrik santrali vardı. Biz buna 587 hidroelektrik santrali daha ekledik. Türkiye enerji alanında devrim gerçekleştiren ülkelerden biridir. Türkiye 2002 yılında 84 içme suyu tesisine sahipti, 247 tesis daha ekleyerek 4.5 milyar metreküpe yakın sağlıklı içme suyu kazandırdık. 18 yılda 18 milyon dekar araziyi üretime açtı.


Teknolojiye ayak uyduramayan şirketler havlu atmak zorunda kalacak

Salgın sürecinde insanların evlerinden iş yapma alışkanlığı kazandığını ve bunun da teknoloji sayesinde gerçekleştiğini vurgulayan Mark Mobius, "Teknoloji şüphesiz ki hayatımızı, üretkenliğimizi sürekli iyileştiriyor, ürün ve hizmetlerin fiyatlarının düşmesini sağlıyor. Dolayısıyla hayatımızı muazzam şekilde etkilediği bir gerçek. Son dönemde iletişimin yaygınlaşması, yüksek hızlı haberleşme, internet ve şu an kullandığımız video konferans uygulaması gibi araçlar teknolojiye ivme kazandırmış durumda. 10-15 yıl öncesine kadar bunları yapamıyorduk. Yapabilsek bile şimdiki gibi ücretsiz ya da düşük maliyetli değildi. Tüm bu değişim, ülkeler ve bilhassa da şirketler nezdinde inanılmaz bir etkiye sahip. Teknolojiye ayak uyduramayan şirketler havlu atmak zorunda kalacak." şeklinde konuştu.


19 Mayıs 2020 Salı

Türkiye'nin en yüksek baraj inşaatında 193 metreye ulaşıldı

Türkiye'nin en yüksek, 'çift eğrilikli ince kemer baraj tipi' kategorisinde ise dünyanın 3'üncü en yüksek barajı olacak Yusufeli Barajı'nın 2021 yılında devreye alınması planlanıyor.

Türkiye sınırları içinde 410 kilometrelik uzunluğa sahip Kuzeydoğu Anadolu’nun en büyük nehirlerinden, Artvin’deki Çoruh Nehri üzerinde yapımına devam edilen Yusufeli Barajı ve HES Projesi inşaatı sürüyor. 275 metre gövde yüksekliği ile Türkiye’nin en yüksek, dünyanın ise 'çift eğrilikli ince kemer baraj tipi' kategorisinde 3’üncü en yüksek barajı olacak Yusufeli Barajı’nda, 558 megavat kurulu güce sahip santral ile 650 bin nüfuslu bir şehrin elektrik ihtiyacı karşılanabilecek. Türkiye’nin öz kaynakları ile tamamı Türk mühendisler tarafından inşa edilen baraj projesinde, 193 metre gövde yüksekliğine ulaşıldı. Türkiye'nin en prestijli projelerinden Yusufeli Barajı'nın, 2021 yılında devreye alınması planlanıyor.

1 MİLYON 300 BİN METREKÜPLÜK İMALAT KALDI

Limak Proje Müdürü Feridun Ünsal, çalışmaların 24 saat aralıksız sürdürüldüğünü belirterek, toplam 4 milyon metreküplük beton imalatı olacak ana yapıda 1 milyon 300 bin metre küp kaldığını söyledi. Ünsal, "Yusufeli Baraj çalışmalarımız 24 saat aralıksız devam ediyor. Barajımızda toplamda 4500 personelimiz 24 saat çalışıyor. Baraj imalatlarında günlük ortalama 6500 ile 7500 metreküp beton dökülüyor. Yaklaşık 2 milyon 700 bin metreküplük imalatı tamamlamış bulunuyoruz. Toplam 4 milyon metreküplük imalatımızdan 1 milyon 300 bin metreküplük imalatımız kaldı. Bizim toplam gövde yüksekliğimiz 275 metre, şu an için maksimum yüksekliğimiz 193 metre kalan yüksekliğimiz 82 metre bu sene ekim ayına kadar gövde imalatını tamamlamayı planlamaktayız. Yapımı tamamlandığında ekonomiye yıllık 250 milyon dolarlık katkı sağlayacak. 2021 yılı nisan ayında su tutmaya başlayacağız" diye konuştu.

ÇORUH HAVZASI'NA 143 PROJE PLANLANDI

Yıllık ortalama debisi 6,3 milyar metreküp olan Çoruh Nehri'nin kaynak kısmındaki Laleli Barajı ile daha aşağı kesiminde yer alan TBMM 85'inci Yıl Muratlı Barajı arasında kurulan santrallerde toplam 2 bin 632 megawatt kapasiteyle yılda 8,631 gigawatt elektrik üretilecek. Çoruh Havzası'nın yan kolları ile birlikte toplamda 143 adet baraj ve HES projesi ile yılda 14 bin 552 gigawatt elektrik üretimi gerçekleştirilmiş olacak.

27.03.2020


Ilısu Barajı’nda elektrik üretimi yarın başlıyor

Ilısu Barajı’nda elektrik üretimi yarın başlıyor. Altı tribünden oluşan barajın ilk tribününün açılışı yarın gerçekleştirilecek. Barajla, enerji üretiminden ekonomiye yıllık 412 milyon dolar katkı sağlanacak. Proje, 18 milyar liraya mal oldu.
FINANSGUNDEM.COM-ANKARA

Türkiye'nin en büyük elektrik üretimi projelerinden biri olan Ilısu Barajı'nın altı tribününden ilki, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda hizmete alınıyor. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın video konferans yöntemiyle katılacağı ilk tribünün hizmete alınma törenine; Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez de katılacak.

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, Dicle Nehri üzerine inşa edilen ve kurulu güç bakımından Atatürk, Karakaya ve Keban Barajlarından sonra Türkiye’nin dördüncü büyüğü konumunda bulunan Ilısu Barajı’nın önyüzü beton kaplı kaya dolgu baraj tipinde dolgu hacmi ve gövde uzunluğu bakımından ise dünyada birinci sırada yer aldığını ifade etti. Pakdemirli, tesisin, temelden 135 metre yüksekliğe, 24 milyon metreküp dolgu hacmine ve bin 820 metre kret uzunluğuna sahip olduğunu dile getirdi.

YILSONUNDA TAM KAPASİTEYLE ÇALIŞACAK

Pakdemirli, inşa edilen Ilısu Barajı ve hidroelektrik santralinin, her biri 200 MW gücünde 6 tribünden oluştuğunu belirterek, şunları kaydetti:

“İlk tribünün hizmete girmesiyle yıllık 687 milyon kWh elektrik enerjisi üretilecek ve ekonomiye ilave 355 milyon lira katkı sağlanacak. Bu üretim rakamı 1 milyon nüfuslu bir şehrin yıllık enerji ihtiyacının karşılanması anlamına geliyor.

Daha sonra ise her ay bir tribünün daha hizmete alınmasıyla yılsonuna kadar barajın tam kapasiteyle üretime geçmesini hedefliyoruz. Toplam kurulu gücü 1200 MW olan santral tam kapasite ile devreye girdiğinde, yılda ortalama 4120 GWh enerji üretimi gerçekleştirilecek. Böylece sadece enerji üretiminden ekonomiye yıllık 412 milyon dolar katkı sağlanacak. Bu üretim rakamıyla 6 milyon nüfuslu bir şehrin yıllık enerji ihtiyacı karşılanabilecek.”

ILISU PROJESİ 18 MİLYAR LİRAYA MAL OLDU

Baraj inşaatı kapsamında, araçların zorlukla geçtiği Midyat- Dargeçit yolunun yeniden yapıldığını belirten Pakdemirli, bu çerçevede 52 km ulaşım yolu ile Dicle Nehri üzerine 250 metre uzunluğunda köprü inşa edildiğini, ayrıca Batman-Siirt-Şırnak ve Diyarbakır’a ait köylerde de 237 km asfalt kaplı köy yolunu yapmaya başladıklarını söyledi.

Bakan Pakdemirli, Ilısu projesinin baraj, yeniden yerleşim, tarihi ve kültürel varlıkların korunması ve diğer inşaatlar ile yaklaşık 18 milyar liraya mal olduğunu kaydetti.