9 Ekim 2020 Cuma

Yuan dolar karşısında 17 yılın en yüksek noktasında

 Tatilden geri dönen Çin piyasalarında hareketli bir gün yaşandı. Borsalar yüzde 2'ye yakın primlenirken Çin yuanı, ABD doları karşısında son 17 yılın zirvesine tırmandı.

Uzun tatilden geri dönen Çin piyasalarında yuan, ABD doları karşısında değer kazandı. Çin yuanı, ABD'de 3 Kasım'da yapılacak seçimi Joe Biden'in kazanacağına işaret eden anketlerin etkisi ile ABD doları karşısında 17 yılın en yüksek seviyesine çıktı.


Yuanın bugün gösterdiği değer artışı 2005 yılından bu yana tek bir günde yaşanan en yüksek artış olarak kayıtlara geçti.


Güne ABD doları karşısında 6.7365 seviyesinden başlayan yuan, 6.7084 seviyesine kadar güçlendi.


Analistler, ABD'de seçimi Biden'in kazanması halinde Çin ile ABD ilişkilerindeki havanın değişeceği, ABD'nin tek taraflı uygulamaya kolduğu tarifeleri kaldırabileceği beklentilerinin ön planda olduğunu ifade ediyorlar.


Borsa, döviz veya altına yatırılan 100 TL 10 yılda ne oldu?

 Rakamlar son 10 yılın en kârlı yatırım aracı altın diyor. Bu yıl içerisinde de dövizdeki hareket dikkat çekiyor. 10 yıl boyunca 2 yıl üst üste getiri şampiyonu olan bir yatırım aracı ise yok.

2018 yılında başlayan döviz krizi pandemi etkisiyle bu yıl çok daha fazla hissediliyor. Türk Lirası dolar ve euro karşısında değer kaybediyor.


Döviz kurlarının etkisiyle yükselen enflasyon vatandaşları, hem birikimlerinin değer kaybetmemesi için hem de tasarrufları artsın diye çeşitli yatırım araçlarına yöneliyor.


YILLARA GÖRE HANGİ YATIRIM ARACI EN ÇOK KAZANDIRDI?


Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan ‘Finansal yatırım araçlarının yıllara göre dönemsel reel getiri oranları’ verilerine göre son 10 yılda Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS), borsa, altın, euro ve dolardan hiçbiri iki yıl üst üste en çok kazandıran yatırım aracı olamadı.


DOLAR


2010 ve 2019 yıllarını kapsayan süreçte dolar, 2015 ve 2018 yıllarında TÜFE ile indirgendiğinde sırasıyla yüzde 16.95 ve yüzde 15 kazandırarak bu 10 yıllık sürede 2 defa en çok kazandıran yatırım aracı oldu. 2010 yılında 100 TL’si ile dolar alan birinin enflasyona indirgenmiş kazancı 2019 yılında yüzde 26 oldu. 2010 yılında 100 TL’si ile dolar alan birisi enflasyondan arındırılmış hali ile yaklaşık 26 TL kazanç elde etti.


ALTIN


2010 ve 2019 yıllarını kapsayan süreçte altın, 2011 ve 2016 yıllarında TÜFE ile indirgendiğinde sırasıyla yüzde 31.06 ve yüzde 19.20 kazandırarak 2 defa en çok kazandıran yatırım aracı oldu. 2010 yılında 100 TL’sini altına yatıran birinin 2019 yılında enflasyona indirgenmiş kazancı yaklaşık 100 TL oldu ve toplam parası yaklaşık 200 TL’ye çıktı. Altın son 10 yılın en çok kazandıran yatırım aracı konumunda.


EURO


2010 ve 2019 yıllarını kapsayan süreçte euro, sadece 2013 yılında en çok kazandıran yatırım aracı olurken o yıl, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 12.72 kazandırarak zirvede yer aldı. 2010 yılında 100 TL ile euro satın alan birinin 2019 yılında enflasyona indirgenmiş kazancı yaklaşık 23 TL oldu.


DEVLET İÇ BORÇLANMA SENEDİ (DİBS)


DİBS (tahvil) de sadece bir defa, 2019 yılında en çok kazandıran yatırım aracı oldu. DİBS geride bıraktığımız yıl TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 18.96 getiri sağladı.


BORSA 4 YIL EN ÇOK KAZANDIRAN YATIRIM ARACI OLDU


Geride bıraktığımız 10 yılı kapsayan 2010-2019 döneminde borsa, 2010, 2012, 2014 ve 2017 yıllarında yatırımcısına en fazla kazandıran finansal yatırım aracı oldu. Borsa, TÜFE ile indirgendiğinde sırasıyla yüzde 23.62, yüzde 37.31, yüzde 9.81 ve yüzde 27.92 getiri sağladı.

(Sözcü) 


ABD'de Biden seçilirse Türkiye’yi zor bir süreç bekliyor

Önümüzdeki dönemde TL varlıkların cazip olabileceği bir döneme girilebilir mi? Bu sene bütçe açığı iyimser tahminle 250 milyar lira olacak. Özel sektöre kaynak aktarma şansı yok. Yeni Ekonomi Programı'nda ortaya konulan hedeflerden kalkarak hesap edersek, yüzde 5 büyüme ile, 2021'deki hedefler tutacaksa, nereden baksan 275 ila 300 milyar arasında kaynak ihtiyacı var. Kolay değil. Öte yandan, sıkılaştırma ve TL'yi cazip hale getirme yönünde bazı adımlar atıldı zaten. Yetmez tabii. Stopajın düşürülmesi, öyle dolarizasyonu durduracak güçte değil. Ancak 6 Ağustos'tan bu yana yapılan değişikliklerin derinleştirilerek, daha önce faiz düşürmeye yönelik son bir yılda atılan adımların tersine çevrileceği beklentisi var bende. Cari açığın 2021'de azalacağını da hesaba katarsak, Türk lirası varlıkların cazip olabileceği bir döneme girilebilir mi? Tabii bununla birlikte, şimdi kısıtlamalar kaldırılmaya başlandı. Devamı gelirse, mesela geçen hafta konuştuğumuz aktif rasyosunda da adım atılırsa, döviz ihtiyacının azaldığı bir ortamda, TL faizlerinin de cazip hale gelmesi, döviz piyasasında yeni bir dengeye yol açar mı?


Ağaoğlu: Bence bunu söylemek pek mümkün değil. Bunun arkasında ne var dersen, mesela Kıbrıs’ta Maraş’ı açıyoruz. Bu gibi gelişmelere gebeyiz. Sahilleri de kullanıma açacak mıyız bilmiyorum.


Güldağ: Müteahhitler bekliyor...


Ağaoğlu: Öte taraftan S-400’ler Sinop’a doğru yola çıktı diyoruz. Bir taraftan da Azerbaycan-Ermenistan meselesi var. Doğu Akdeniz sorunu bitmiş değil.


Güldağ: Avrupa ile limoniyiz. Suriye duruyor. İran meselesi, Irak meselesi, doğru tabii de...


Ağaoğlu: Bunların hepsine baktığımızda Türkiye’nin iç politikası ile birlikte zorlu bir dış politika tarafı da var. Bu ortamda para politikasını yönetmek çok zor. Salı günü Hazine bono ihraç etti. Aynı gün Maraş ve S-400 meseleleri ortaya çıktı. Tabii ki fiyatı riskli bir yerde, 6.4’te oluştu. Dünyada faizler düşük olduğu için borçlarını ödemeye sadık olan bir ülkeye borç vermek isteyen birileri çıkabilir. Ama bunun maliyeti çok yüksek. Yani şimdi baktığımızda yüzde 6.4 dolar bazında bir getiriyi elde edebilecek kaç tane iş yapıyoruz Türkiye’de? Diyelim ki bu sektörler normalde ekonomiye 2.4 bir etki sağlıyor. O zaman 6.4 ile 2.4 arasındaki farkı halk olarak biz ödeyeceğiz. Böyle bir durumda TL’nin cazip olması bir tarafa, yani radikal bir takım adımlar atmak gerekiyor ki risk birimimiz, CDS'lerimiz azalsın.


Güldağ: Tespitin biraz önce konuştuklarımızla da örtüştü. Yani çok yüksek maliyetli borçlanıyoruz ama kendimizi çok ucuza satıyoruz. Şu andaki fotoğrafbunu gösteriyor.


ABD'de Biden seçilirse Türkiye’yi zor bir süreç bekliyor


Güldağ: Saati kurdum salı gecesi Biden-Trump düellosunu izledim baştan sona. Önceki akşam da Harris-Pence karşı karşıyaydı. Ona çok düello diyemeyeceğim ama. Tempo düşüktü. O kadar ki, Pence'in kafasındaki sinek bile park etti kaldı dakikalarca...


Ağaoğlu: Amerikan seçimleri önemli... Son yaptığım çalışmalarda da, 'ne olacak' diyenlere ABD seçimlerini beklemek gerektiğini söyledim.


Güldağ: Ne öngörüyorsun?


Ağaoğlu: Trump olduğu sürece dijital, 5G savaşı, ticaret savaşları devam edecek. Biden  olduğunda ise Batı ittifakını biraz daha öne çıkaracak. Biden gelirse daha güçlü dolar taraftarı olacağını düşünüyorum. Bu seçimler, piyasada güçlü dolar-zayıf dolar olarak yorumlanacak. Seçim ne olacak tahminim yok ama kim seçilirse ne olurla ilgili analizim var. Biden'ın seçilmesi bir çıt daha olumsuz bir resim ortaya çıkarabilir. Türkiye'nin zorlu bir dönemi olur ama bu da yönetilemez diye bir şey yok. Üstelik, Biden'ın tavrı da seçim sonrası da değişebilir.


Güldağ: Katılıyorum ama piyasalar biraz erken karar verdi gibi geliyor bana. Trump da kazanabilir...


Ben her halükarda Türkiye'yi zor bir süreç bekliyor derim. Ama önce seçim bir olsun bakalım hayırlısıyla. Çünkü görünen o ki biz ABD Başkanı'nı ancak aralıkta, belki de 2021 yılında göreceğiz. Bütün bunların ötesinde, ABD'de bir kırılma var. Bunu sadece düellodaki seviye düşüklüğüne bakarak söylemiyorum. ABD kendini liberal demokrasinin kalesi görüyordu. Şimdi o kale her yerden toplarla dövülüyor. Liberal demokrasiye ilişkin bir tükenişin de işaretlerini her yerde görmek mümkün. Müthiş bir kutuplaşma var. Trump düello sırasında, beyaz ırkçı gruplara ilişkin ne diyorsunuz diye sorulunca, 'geri çekilip hazır beklesinler' gibi birşey söyledi. Olacak iş değil! Trump Biden'a 'seni hangi ordu birimi, hangi polis gücü' destekliyor diye soruyor. Mektupla oy olmaz. Kaybedersem gitmem diyor... Hasılı, ABD'de işler zıvanadan ha çıktı ha çıkacak...


Ağaoğlu: Üstelik her iki grup da ağır silahlı. Ben olayı sosyolojik olarak görmekle birlikte ekonomik olarak da görüyorum. Globalleşmenin çok ciddi negatif sonuçları oldu. En önemli sonuç gelir dağılımındaki bozulma oldu. Bu gelir dağılımından en çok etkilenen insanlar ister istemez radikalleşiyor. Ve önce popülist, sonra otoriter, sonra totaliter, sonra da diktatörü seçiyorlar. Bu sadece ABD'ye has bir şey de değil. Bu sorun dünyanın hemen her yerinde var.


MB önümüzdeki toplantıda en az 175 baz puan artış yapmalı


Güldağ: Merkez Bankası'nı yeniden Faiz artıracak gibi görüyorum ben...


Ağaoğlu: Evet, işler değişti. Önümüzdeki toplantıda en az 175 baz puanlık faiz artışı yapması gerekiyor. Yani TL'yi cazip hale getirecek veya TL'nin enflasyon karşısındaki faizini dengeleyebilecek bir noktaya gelinmesi gerekiyor. Yoksa kurun daha da yukarı çıkması riski var. Bizim kendimizi ucuza satmayı durdurmamız lazım. Kurdaki istikrarı bu yüzden, daha önce başarılı olmuş enstrümanlarla sağlamamız lazım.


Güldağ: Aynen katılıyorum. Bu yönde adımlar atılmasını da bekliyorum. Hükümet de, ekonomi yönetimi de, tam yumurta kapıya geldiği anda bir şekilde bunu rayına oturtacak adımları atıyor. Rus uçağı olayında gördük. Oruç Reis olayında gördük. 625 baz puan faiz artışında gördük. Yine gereken adım geç de olsa gelecek hissiyatındayım...


Ağaoğlu: Bu hissin çok da yanıltıcı değil. Ama söz uçar yazı kalır. Bunu resmi olarak deklare etmediğimiz sürece herkesin kafasında bir soru işareti olacak. Oysa soruları kafalardan kaldırmamız lazım. Israrcı olacağımız konuları ise daha iyi anlatmamız lazım.


Güldağ: Tahminin 175 baz puan mı?


Ağaoğlu: Tahminimi daha net söyleyeyim; 100 baz puan bekliyorum ama 175 baz puan olması lazım. Eğer bu politikayı izleyecek olurlarsa, başka bir şey yapmasına gerek yok. O zaman Dolar-TL'de kurun yılı düşerek kapatmasını, 7.50-51 seviyelerinde kapatmasını bekliyorum ki, olması gereken de budur. Öte yandan, 200 baz puan iyi bir adımdı işe yarayıp yaramadığı konusunu sadece Merkez Bankası'na yüklememek lazım.


Alıntı:

https://www.finansgundem.com/haber/agaoglu-tlnin-deger-kaybetmesi-faiz-artisiyla-durdurulabilir/1523899



Bir ekspertiz sorunu var ortada

Yeniden yapılandırma meselesi var. Vergi bacağı ayrı... Bir süredir, bankalarla şirketler arasında kredilerin yeniden yapılandırılması için ciddi bir trafik oluştu. Aslına bakarsanız sessiz sedasız, gürültüsüz patırtısız yürüyor. Bankalarla olan ayrı, bir de şirketlerin kendi içinde yeniden yapılandırmalar da artıyor. Bu konuda yavaş yavaş deyim yerindeyse bir endüstri oluştu. Kreditörlerin güvenini kazanmak için yeniden yapılandırma uzmanları işbaşında. Konkordatolardan da beklenen sonuçlar alınamadı. Sistemin 'zombi' denilen yarı ölü şirketleri kurtarmaya çalışmaktan başka bir işe yaramadığı yönündeki eleştiriler arttı. İflas ertelemeler de de öyle... 'Kaynakları boşa harcıyoruz' diyenler çoğalıyor. Kaynak kısıtı kendini hissettirdikçe, kredi imkanları azaldıkça, teminatlar bittikçe bu sıkıntılar da alevleniyor. Bunun bir bacağını, geçenlerde manşet yaptık gazetemizde. Şirketlerin yeniden yapılandırmalarının hız kazanmaya başladığı süreçte biz de gazetemizde dikkat çektik. Bir ekspertiz sorunu var ortada. Sanayiciler, özellikle OSB'lerdeki sanayici adeta isyan halinde. Çıkan ekspertiz raporlarının fabrikalarının, tesislerinin yarısı hatta bazen üçte biri değerinde olduğunu söylüyorlar. Bir banka genel müdürümüz de benzer bir durumun oteller için geçerli olduğunu söylüyordu. 'Türkiye'nin varlıklarını bu kadar ucuza satmak doğru değil. Kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz' diyordu. Eksperlere sorduğunda da, 'herkesin malı kendine kıymetli' diyorlar. Antalya OSB Başkanı Ali Bahar'la konuştum. OSB'nin belirlediği arsa fiyatı metrekaresi 800 lira ise, ekspertiz 400 diyor. "Üstündeki bina için de öyle. İçindeki makine deseniz hiç hesapta yok. Şimdi arsam değersiz, binam değersiz, makinem yani fabrikam değersizse madem, benden de kimse değerli bir şey talep etmesin. İstihdam, üretim beklemesin. Öyle ya, madem bu kadar değersiz bu sanayiciler, niye değer üretmemiz isteniyor ki?" diye adeta bu isyanı dile getiriyordu...

Ekspertiz kelimesi expert'ten geliyor. İşin uzmanı anlamında... Bu konuda yanlış anlaşılmak istemem. İster kendisine kıymetli olan mal sahibi, isterse alıcı tarafından baksanız, farklı fiyat çıkacağını biliyorum. Ama alıcının fiyatı fiyattır, alıcı ne veriyorsa ancak ona satabilirsin.

'Türkiye’yi bu kadar ucuza satmalı mıyız?'... Ben orasındayım işin. Çünkü bu, birçok alanda geçerli... Varlıklarımızın, dolayısıyla Türkiye’nin değeri birçok alanda düşmüş durumda. Borsaya baktığında bir dönem 5.5 dolara karşılık, tam bugünkünü söyleyeyim; 1.47 dolar seviyesinde. Gerçekten üçte birinin de altına inmiş durumdayız. Borsa çıkıyor, şöyle çıktı, şu arttı, bu yükseldi gibi şeyleri boş geçelim. Endekse bakacağız. Şu andaki TL’nin dolar ve Euro karşısında değer kaybetmesi rekabetçi avantaj olarak değerlendiriliyor ama reel efektif döviz kuruna baktığımızda, biz 2001’in bile altına inmiş durumdayız. Türkiye kur ve borsa bazında değerlendirildiğinde çok ucuz bir hale geldi. Biz kendimizi çok ucuza satıyoruz.

Reel efektif döviz kuru Türk Lirası'nın satın alma gücünü ima eder bir nevi. 2001 krizinin de, 1994'ün de altına geldik. 62.21'deyiz değer olarak...

TL aşırı değersiz bir durumda. Rekabetçi kurla biz avantaj sağlıyoruz deyince, bunun altını doldurmak pek de mümkün değil. Çünkü 100 dolarlık ihracata karşılık 70 dolarlık ithalat yapıyoruz. O zaman bu, 28-30 dolarlık bir ihracat için ülkedeki tüm kaynakları seferber ediyorsun, insanları ucuza çalıştırıyorsun demektir. Buna layık mıyız? Ben değiliz diye düşünüyorum. Ama 'istikrarlı kur' dediğiniz zaman gelin bunu konuşalım.

Bu ucuzlukla refahımızı artırmamız da mümkün değil. O zaman iç pazar da zayıflayacak demek oluyor. Tamam, Türkiye'de, refah düşse de, işsizlik yüzde 25 olsa da harcamalarını kısmayan yüzde 20'lik bir kesim var. Ama B ve C grubundaki tüketici kitlesi, asıl hayatın var olduğu geniş kesimin harcamaları kısıtlanıyor. Ekonominin çarkları açısından ciddi problem. Bugün vatandaşa aşırı pahalı gelen markalı konutların metrekaresi 1300-1400 dolarda. Hiç bu kadar ucuzlamamıştı...



Alıntı:

https://www.finansgundem.com/haber/agaoglu-tlnin-deger-kaybetmesi-faiz-artisiyla-durdurulabilir/1523899




8 Ekim 2020 Perşembe

Borsaya yeni girenler için yatırım kılavuzu

 "Wall Street'in Yalnız Kurdu" olarak bilinen Bernard Baruch, henüz 30 yaşındayken New York Borsası'nda kendini kanıtladı ve 1910'da ülkenin en tanınmış finansörlerinden biri oldu. Baruch’un mesleğinde uzman haline geldiği dönemde, "Borsanın temel amacı mümkün olduğunca çok insanı aptal yerine koyabilmektir" ifadelerini kullanarak başarılı borsa yatırımlarının zorlukları hakkında hiçbir yanılsaması olmadığını gösteriyor. Yatırım ve kişisel finans konusunda 15 kitabı olan Ken Little ise, “Eğer borsadaki bir bireysel yatırımcıysanız sistemin kartları kendi lehine dağıttığını bilmelisiniz” ifadelerinde bulunuyor.


Aynı zamanda yüz binlerce bireysel yatırımcı kurumsal menkul kıymetleri alıp satarak düzenlenmiş borsalarda ya da Nasdaq’ta sürekli olarak işlem yapıyor ve başarılı oluyorlar. Kârlı sonuçlar şans eseri de değil. Zira sayısız borsa döngüleri üzerinde yatırımcı deneyimlerinden elde edilen birkaç basit ilkenin uygulanması olumlu sonu veriyor.


Zekanın herhangi bir teşebbüs bile için önemli bir kaynak olmasına karşın yüksek IQ yatırımların başarıya ulaşmasında bir ön koşul değil. 1977 – 1990 yılları arasında Magellan Fonu’nun portföy yöneticisi olan ünlü borsa uzmanı Peter Lynch, herkesin borsayı takip etmek için gerekli beyin gücüne sahip olduğunu belirtmek için, “Eğer beşinci sınıf matematiğinin altından kalkabiliyorsanız bunu da yapabilirsiniz” ifadelerini kullanıyor.


Borsa yatırımları için ipuçları


Herkes zenginlik ve mutluluk için hızlı ve kolay bir yol arıyor. Görünüşe bakılarsa insan doğası sürekli olarak gizli bir anahtarı, aniden gökkuşağının sonuna ulaşmayı sağlayacak ezoterik bir bilgiyi ya da kazanan piyango biletini arıyor.


Bazı insanlar kazanan bilet ya da bir yıl içinde dört katına veya daha fazlasına katlanan bir hisse senedi satın alırken, şans sadece aptalların ya da en umutsuzların takip etmek isteyeceği bir yatırım stratejisi olduğundan, kazananların oranı da son derece düşük kalıyor. Money Crashers’ın haberine göre başarı arayışındaki yatırımcılar genellikle elindeki en güçlü araçları ise görmezden geliyor: zaman ve bileşik faizin büyüsü. Düzenli yatırım yapmak; gereksiz finansal riskten kaçınarak ve paranızın sizin için yıllar ve on yıllar boyunca çalışmasına izin vererek önemli varlıkları biriktirmenin belirli bir yoludur.


Yolun başındaki yatırımcılarınsa takip emesi gereken birkaç ipucu bulunuyor.


Uzun vadeli hedefler koyun


Hisse senetlerine neden yatırım yapmak istiyorsunuz? Altı ay, bir yıl, beş yıl veya daha uzun bir süre içinde paranızı geri alacak mısın? Emeklilik, gelecekteki üniversite ödemeleri, ev almak ya da varislerinize bir ev bırakmak içim mi tasarrufta bulunuyorsunuz?


Yatırım yapmadan önce, amacınızı ve gelecekte fona ihtiyacınız olabilecek olası zamanı öngörebilmeniz gerekir. Yatırımlarınızınız birkaç yıl içerisinde karşılık vermesine ihtiyacınız varsa başka yatırımları değerlendirmelisiniz. Hisse senetleri piyasalarındaki oynaklığın (volatilite) sermayeniz üzerinde hiçbir kesinlik sağlamaması nedeniyle ihtiyacınız olduğunda sermayenize ulaşamayabilirsiniz.


Ne kadar sermayeye ihtiyacınız olacağını ve ne zamana ihtiyacınız olacağını bilerek ne kadar yatırım yapmanız gerektiğini ve istenilen sonucu elde etmek için yatırımınızın ne tür bir getirisine ihtiyaç duyulacağını hesaplayabilirsiniz. Emeklilik veya gelecekteki üniversite giderleri için ne kadar sermayeye ihtiyacınız olduğunu tahmin etmek için, Kiplinger, Bankrate, MSN Money gibi internet üzerinden kullanılabilen ücretsiz finansal hesap makinelerinden birini kullanabilirsiniz.


Portföyünüzün büyümesinin birbirine bağlı üç faktörle ilişkili olduğunu unutulmaması gerekiyor. Bu faktörler:


Yatırım yaptığınız sermaye


Sermayenizdeki net yıllık kazanç miktarı


Yatırımınızın yıl veya dönem sayısı


İdeal olarak en kısa sürede tasarruflarınıza başlamalı, kendi risk felsefenizle tutarlı biçimde mümkün olduğunca tasarruf yapmalı ve olabildiğince yüksek getiri almalısınız.


Risk toleransını anlamak


Risk toleransı kalıtsal temellidir; eğitim, gelir ve zenginlikten olumlu etkilenen psikolojik bir özellik olan risk toleransı (Bu göstergelerle, risk toleransı biraz artar gibi görünür) yaşa göre olumsuz bir seviyeye (Yaşlandıkça risk toleransı azalır) doğru evrilir. Risk toleransınız risk hakkında nasıl hissettiğiniz ve risk mevcut olduğunda hissettiğiniz anksiyetenin derecesi olarak özetlenebilir. Psikolojik açıdan, risk toleransı "bir kişinin daha olumlu bir sonuç peşinde daha az olumlu bir sonuç yaşama riski ne ölçüde seçtiği" olarak tanımlanır. Başka bir deyişle, 1000 dolar kazanmak için 100 dolar riske atar mısınız? Ya da 1000 Dolar kazanmak için 1000 doları riske atar mısınız? Tüm insanlar risk toleransı değişir ve hiçbir "doğru" denge yoktur.


Risk toleransı da kişinin riske bakış açısından etkilenir. Örnek vermek gerekirse bir uçakta yolculuk yapmak veya bir araba sürmek 1900’lerin başında çok riskli olarak algılanırdı. Bugün bu risk daha az ve uçuşlar ve otomobil seyahatleri daha yaygın olarak kullanılıyor. Aksine çoğu insanın bugün düşme ihtimalinden veya çeşitli sakatlanma risklerinden dolayı ata binmeyi daha tehlikeli görebileceğini hissedebilirsiniz.


Özellikle yatırımlarda bakış açısı oldukça önemlidir. Yatırımlar hakkında daha fazla bilgi edindikçe, hisse senetlerinin nasıl alınıp satıldığı, genellikle ne kadar volatilite (fiyat değişikliği) bulunduğu ve bir yatırımı tasfiye etme zorluğu veya kolaylığı gibi bilgiler edinildikçe, hisse senedi yatırımlarının ilk satın alma işleminizi yapmadan önce düşündüğünüzden daha az riske sahip olduğunu düşünme olasılığınız yüksektir. Sonuç olarak, yatırım yaparken endişeniz daha az yoğundur, risk toleransınız değişmese bile, risk algınız gelişir.


Risk toleransınızı anlayarak, sizi tedirgin edecek yatırımlardan kaçınabilirsiniz. Yatırımlar hakkında daha fazla bilgi edindikçe, örneğin hisse senetlerinin nasıl alınıp satıldığı, genellikle ne kadar volatilite (fiyat değişikliği) bulunduğu ve bir yatırımı tasfiye etmenin zorluğu veya kolaylığını idrak ettikçe, ilk satın alma işleminizi yapmadan önce olduğunuzdan daha az riske sahip olduğunu düşünme olasılığınız yüksektir.


Betterment gibi bir robo-danışmanlık hizmetiyle yatırım yapmayı seçerseniz, risk toleransınız farklı yatırımların seçilmesinde önemli bir faktör olacaktır.


Yatırımlarınızı çeşitlendirin


Buffett gibi deneyimli yatırımcılar, risklerini belirlemek ve ölçmek için gerekli tüm araştırmaları yaptıklarına dair güven içinde olduklarından hisse senedi çeşitlendirmesinden kaçınırlar. Ayrıca konumlarını tehlikeye atacak potansiyel tehlikeleri tespit edebilecekleri ve yıkıcı bir kayıp almadan önce yatırımlarını tasfiye edebilecekleri konusunda da rahattırlar.


Efsane yatırımcı Andrew Carnegie'nin de dediği gibi, "En güvenli yatırım stratejisi tüm yumurtalarınızı bir sepete koyup sepeti izlemektir." Bu da demek oluyor ki yatırımcıların kendilerini Buffett ya da Carnegie gibi olduğunu düşünerek özellikle ilk yatırım yıllarında hata yapmamaları gerekiyor.


Riskleri yönetmenin popüler yolu, yatırımları çeşitlendirmektir. İhtiyatlı yatırımcılar, tek bir kötü olayın tüm varlıklarını etkilememesi veya farklı derecelerde etkilemesi beklentisiyle, farklı sektörlerde, bazen farklı ülkelerdeki farklı şirketlerin hisse senetlerine sahipler.


Her biri sürekli kâr ve büyüme hedefi gösteren beş farklı şirketlerde hisse senedi sahibi olduğunuzu düşünün. Şartlar kötü yönde de değişiyor. Yılın sonunda sahip olduğunuz iki şirketin (A ve B) iyi performans gösterdiğini ve %25 yükseliş gösterdiğini görebilirsiniz. Farklı bir sektörde seçtiğiniz iki şirketin (C ve D) hisselerinde %10’luk bir artış izleyebilirsiniz. Bu süreçte beşinci (E) hisseniz ise şirketin karşı karşıya kaldığı dev bir dava nedeniyle tasfiye edilmiş olabilir.


Çeşitlendirmeyle toplam yatırımlarınızdaki kaybı (portföyünüzün %20’si), iki en iyi şirketinizden elde ettiğiniz %10 kazanımla (%25 x %40) ve diğer iki şirketinizden elde ettiğiniz %4 kazançla (%10 x %40) telafi edebilirsiniz. Tüm portföyünüz %6 oranında düşse de (%20 kayba karşılık %14 kazanç) sadece E şirketine yatırım yapmaktan çok daha iyi bir durumda olursunuz.


Betterment gibi birçok robo-danışmanlar da yatırım portföylerinin çeşitlendirilmesi ve zamanla dengelenmesi konusunda emin davranmaya çalışırlar. Portföy dengesi bozuldukça Betterment gerekli ayarlamaları yapar.


Duygularınızı kontrol edin


Borsada kâr elde etmenin önündeki en büyük engel, kişinin duygularını kontrol edememesi ve mantıklı kararlar alamamasıdır. Kısa vadede, şirketlerin hisse senedi fiyatları tüm yatırım topluluğunun birleşik duygularını yansıtmaktadır. Yatırımcıların çoğunluğu bir şirket hakkında endişeli olduğunda, hisse senedi fiyatının düşmesi muhtemeldir; çoğunluk şirketin geleceği hakkında olumlu hissettiğinde, Hisse senedi fiyatı yükselme eğilimindedir.

Piyasa hakkında olumsuz hisseden bir kişiye "ayı" denilirken, pozitif karşılığı "boğa" olarak adlandırılır. Piyasa saatlerinde, boğalar ve ayılar arasındaki sürekli savaş menkul kıymetlerin sürekli değişen fiyatına yansır. Bu kısa vadeli hareketler; mantık, şirketin varlıklarının yönetimi ve beklentilerin sistematik analizi yerine söylentiler, spekülasyonlar ve beklentiler yani duygular üzerinden değerlendirilir.


Beklentilerimizin aksine hareket eden hisse senedi fiyatları gerginlik ve güvensizlik yaratır. Yatırımcılarda, “Pozisyonumu satıp bir kayıptan kaçınmalı mıyım? Fiyatın toparlanacağını umarak hisseleri elinde tutayım mı? Daha fazla almalı mıyım?” gibi soru işaretlerine yol açar.


Hisse senedi fiyatı beklendiği gibi performans gösterdiğinde bile, şu sorular ortaya çıkar: Fiyat düşmeden önce şimdi kâr satışı yapmalı mıyım? Fiyatın daha yükseğe çıkması muhtemel olduğu için pozisyonumu korumalı mıyım?


Bu gibi düşünceler özellikle piyasa fiyatları sürekli olarak izleniyorsa önünde sonunda zihninizde sizi harekete geçirecek bir noktaya ulaşacaktır. Bu noktada duygular söz konusu eylemin birincil dürtüsü olduğundan muhtemelen yanlış bir karar alınacaktır.


Bir hisse senedi satın aldığınızda, bunu yapmak için iyi bir nedeniz olması ve bu neden geçerli ise hisse senedi fiyatın ne olacağı yönünde bir beklentinizin olması gereklidir. Aynı zamanda yatırımlarınızı tasfiye edeceğiniz bir noktayı da mutlaka oluşturmalısınız. Özellikle de yükseliş konusundaki gerekçelerinizin geçersiz olduğu kanıtlanırsa veya beklentilerinizin karşılanmasına rağmen Hisse senetleri beklendiği gibi tepki vermiyorsa tasfiye süreci oldukça önemlidir. Başka bir deyişle bir menkul kıymeti ve bu stratejiyi satın almadan önce duygusal olmayan bir çıkış stratejisine sahip olmanız gerekir.


Önce temellere hakim olun


İlk yatırımınızı yapmadan önce hisse senetleri piyasaları ve borsada bireysel menkul kıymetler yatırımlarının hazırlanmasını öğrenmek için vakit ayırın. Borsada işlem gören bir fon (ETF) satın almadığınız sürece, odak noktanız bir bütün olarak piyasa yerine bireysel menkul kıymetler olacaktır. Tüm hisse senetlerinin aynı yönde hareket ettiği durumlar çok nadirdir. Endeksler 100 puan veya daha fazla düşse bile bazı şirketler Hisse senetleri yükselişe geçecektir.


İlk satın alma işlemini yapmadan önce aşina olmanız gereken alanlar şunlardır:


Finansal ölçümler ve tanımlar: Fiyat kazanç oranı (P/E), hisse başına kazanç (EPS), özkaynak getirisi (ROE) ve bileşik yıllık büyüme oranı (CAGR) gibi ölçümlerin tanımlarını anlamak gerekiyor. Nasıl hesaplandıklarını bilmek ve bu ölçümleri ve diğer göstergeleri kullanarak farklı şirketleri karşılaştırma yeteneğine sahip olmak önemlidir.


Hisse seçimi ve zamanlama konusunda popüler yöntemler: "Temel" ve "teknik" analizlerin nasıl yapıldığını, nasıl farklılık gösterdiğini ve her birinin bir borsa stratejisinizde en uygun olduğu yeri anlamalısınız.


Borsada satın alma türleri: Piyasa emirleri, limit siparişi, piyasa emirlerini durdurma, limit durdurma emirleri, zarar-durdurma emirleri ve yatırımcılar tarafından yaygın olarak kullanılan diğer türler arasındaki farkı bilin.


Farklı yatırım hesapları türleri: Nakit hesapları fazlasıyla yaygın olsa, marj hesapları belirli türde işlemler için düzenlemeler konusunda gereklidir. Marjın nasıl hesaplandığı ve başlangıç ve koruma marjı gereksinimleri arasındaki farkı anlamanız gerekir.


Bilgi ve risk toleransı birbirine bağlıdır. Warren Buffett'ın dediği gibi, "Risk ne yaptığınızı bilmemektir."


Kaldıraçlardan korunun


Kaldıraç sadece borsa stratejisi yürütmek için borç para kullanımı anlamına gelir. Bir marj hesabında, bankalar ve aracı kurumlar hisse senedi satın almak için, genellikle satın alma değerinin %50’sini kredi olarak kullanabilir. Başka bir deyişle, 10 bin dolar toplam maliyetle 100 dolarlık bir hisse senedinden 100 adet satın alma işlemi gerçekleştirildi. Aracı firma satın alma işlemini tamamlamak için 5 bin dolar kredi verebilir.


Kredi kullanımı kaldıraç uygular ve fiyat hareketlerini abartır. Hisse senedinin hisse başına değerlerinin 200 dolara taşındığını ve sizin sattığınızı düşünelim. Eğer sadece kendi paranızı kullanmış olsaydınız bu yatırımda getiriniz %100 olurdu. Hisse senedi almak için 5 bin dolar kredi almış olsaydınız 200 dolarlık satıştan elde ettiğiniz kâr ise komisyon firmasına ödenen faiz hariç olmak üzere %300 olurdu.


Hisseler yükseldiğinde bu durum kulağa harika geliyor fakat bu durumun tersi de mümkün. Hisse senedinin hisse başına 50 dolara düştüğünü varsayalım. Kaybınızın %100 oranında gerçekleşmesi yanında komisyon firmasına da faiz maliyeti ödemek zorunda kalabilirsiniz.


Kaldıraç bir araçtır ve iyi ya da kötü değildir. Ancak, bu araç en iyi şekilde deneyim ve karar verme yetenekleri konusunda güven kazanıldıktan sonra kullanılması daha doğrudur. Uzun vadede kâr elde edebileceğinizden emin olmak için çıkış stratejinizdeki riskleri sınırlayın.


Borsada koşmadan önce yürümek gerekiyor


Hisse senetleri yatırımları tarihsel olarak diğer yatırım türlerine göre önemli ölçüde daha iyi bir getiri sağlar. Borsa, herkes için eşit bir piyasa ortamı sağlayarak kolay likidite, saydamlık ve aktif düzenlenme süreci sunar. Borsaya yatırım yapmak, tutarlı tasarruf sahibi olmak isteyenler için büyük bir varlık değeri oluşturmak konusunda harika bir fırsattır. Yatırımcıların deneyim kazanması için zaman ve enerjiye gerekli yatırımı yapması gerekir. Risklerini uygun bir şekilde yönetmek ve sabırlı olmak, bileşik faiz büyüsünün onlar için çalışmasına olanak sağlar.


Ne kadar genç yaşlarda hobi olarak yatırım yapmaya başlanırsa o kadar iyi sonuçlar alınabilir. Fakat koşmadan önce yürümeniz gerektiğini unutmayın.


Alıntı:

https://www.borsagundem.com/haber/borsaya-yeni-girenler-icin-yatirim-kilavuzu/1523529


7 Ekim 2020 Çarşamba

Finans teknolojisi geleneksel bankaları geride bıraktı

 Akıllı telefon uygulaması aracılığıyla bankacılık hizmeti sunan Chime, 2020 yılında gelirlerini ve para transferi hareketlerini üçe katladı. Şirket, her ay yüzbinlerce yeni müşteri kabul ediyor ve bu müşterilerin bir kısmı, büyük bankalardaki hesaplarını kapatarak Chime’a geçiyor.


Wells Fargo ve Bank of America gibi büyük bankalar pandemi sırasında piyasa değerlerinde milyarlarca dolarlık kayıp yaşadı. Chime’ın piyasa değeri ise giderek yükseliyor.


Yalnızca 18 aylık bir sürede, Chime’ın piyasa değeri %1,015 artarak 14,5 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu da Chime’ı United Airlines, Tiffany ve Whirlpool gibi köklü şirketlerden daha değerli hale getirdi. Chime, popüler yatırım uygulaması Robinhood’u da satın alarak ABD’deki en değerli finans teknolojisi şirketi oldu.


Chime’ın kurucu ortağı ve CEO’su Chris Britt, Cnn’e yaptığı açıklamada, “hızlı bir büyüme süreci geçirdik. Biz doğru zamanda doğru yerde olan bir şirketiz çünkü birçok Amerikalı paraları söz konusu olduğunda endişeli” dedi.


Chime Amerikan vatandaşlarına, Get Paid Early (Maaşınızı Erken Alın) özelliği aracılığıyla, maaş hesaplarını Chime hesaplarına bağladıklarında, maaşlarına erken erişim olanağı sağlıyor.


Cep dostu, faiz oranlarına dirençli


Chime’ın geleneksel bankalara kıyasla bir avantajı var. Chime bir banka değil. Şirket, yatırım ve tasarruf hesaplarında bankalarla rekabet etse de, kendi FDIC sigortalı hesapları, Stride Bank da dahil olmak üzere, partner bankalarda tutuluyor. Chime gerçekten tüketicilere yönelik bir finans teknolojisi şirketi. Ve kredi veren kurumlardan tamamen farklı bir iş modeli var.


Şirket tüketicilerin hoşlanmadığı türden hesap işletim ücretlerine bağlı değil. Zaten birçok kişi de şu an bu ücretleri ödeyemiyor. Bunun yerine Chime, Visa’dan, müşteriler kartlarını her kullandığında küçük bir miktar kazanıyor.


Britt, “büyük bankalar ABD’de yaşayan insanların en zengin %20 ya da %25’lik kesimine hizmet etme konusunda başarılı. Diğer herkes cebinden fazla para çıktığını düşünüyor” dedi.


Chime’ın bir diğer önemli farkı, şirketin ABD Merkez Bankası’na ve tahvil piyasasına bağlı olmaması. Geleneksel bankalar, kredilerden alınan faizler ve bankaya yatırılan paralara verdikleri faizlerin arasındaki farktan para kazanıyorlar. Şimdilerde bu fark oldukça daraldı ve kredilerden ve hesapta duran paradan gelir elde etmek zorlaştı.


Chime kredi veren bir işletme değil. Bu da artan iflaslardan ve tarihin en düşük seviyelerindeki faiz oranlarından etkilenmediği anlamına geliyor.


Her şeyden önce, bu trendler Chime’ın menfaatine işliyor. Düşük Faiz oranları tüm dünyada yatırımcıları nakitlerinden sağlıklı getiriler elde etme yollarına yöneltti. Yatırımcılar riskli hisselere yatırım yapmak zorunda kalıyor ya da paralarını Chime gibi hızla büyüyen startup’lara yatırıyorlar.


Britt, “yatırımcılar iş modelimizin öngörülebilirliğini seviyor. Tahmin edilebilir bir modelimiz var ve kredi döngülerinden bağımsız” dedi.


Korona virüs teşviklerine erken erişim


Chime geçtiğimiz hafta 485 milyon dolar fon getirisi elde etti. Şirkete yapılan yatırımlar 1,5 milyar dolara ulaştı.


PitchBook’un Finans Teknolojisi Analisti Robert Le “pandemi tamamen dijital olan Finans hizmetleri için faydalı oldu. Çünkü kullanıcı dostu uygulamalar ve üye olması çok kolay” dedi.


Le diğer dijital finans teknolojisi şirketlerine yapılan yatırımları da değerlendirdi. Aynı zamanda uzaktan çalışma konusunda hizmet veren Zoom ve DocuSign gibi şirketlerin giderek artan hisse fiyatları da dikkat çekiyor.


Chime bu yılın bahar aylarında, 1,200 dolarlık teşvik ödemelerini kullanıcılarına beş gün erken verdiğinde büyük bir popülerlik yakaladı. Toplamda, Chime’ın müşterileri, 1,5 milyar dolar değerindeki hükümet teşviklerine erken erişim sağladı.


Britt, “bu büyük bir heyecan yarattı ve şirketin tarihinde en fazla yeni müşterinin dahil olduğu günlerden biri oldu. ABD’de insanların her gün karşılaştıkları zorluklara empatiyle yaklaşabiliyoruz. Değerlerimizden biri insan olmak ve müşterilerimizin ihtiyaçlarını anlayabilmek” dedi


Chime kredi verecek mi?


Chime’ın karşılaştığı en büyük zorluklardan biri giderek artan piyasa değerine denk bir performans sergileyebilmek.


PitchBook’tan Lee, “şirketin büyüme çizgisini sürdürme konusunda üzerinde büyük bir baskı var” dedi. Bir başka engel de rekabet. Özellikle de Chime, Chase ve diğer geleneksel bankalarda hesabı olan üst gelir grubundan müşterileri de hedeflediği için bu rekabet ortaya çıkıyor. Chime ise mortgage kredisi vermiyor, yatırım danışmanları yok" dedi.


Görünürlüğünü arttırmak adına, Chime bu yılın ilk dönemlerinde sert bir pazarlama kampanyası yürüttü.


Haziran ayında, Chime işletim ücreti gerektirmeyen bir Visa kredi kartı çıkardı ve Amerikalıların kredi notunu yükseltmeyi hedefledi. Kart bir kredi değerlendirmesi gerektirmiyor çünkü önceden para yatırılmış bir hesaba bağlı olarak çalışıyor. Chime bu aylık ödemeleri kredi bürolarına bildirerek, kullanıcılarının kredi notunu yükseltiyor.


Britt’e göre “bu insanların hoşuna gidiyor çünkü başlarının derde girmeyeceğini biliyorlar.”


Chime’ın yeni hamlesi, Britt’e göre kredi alanında daha da ilerleme kaydetmek. Bunu da ilk aşamada şirketin kullanıcılarının harcama ve fatura ödeme alışkanlıklarına yönelik verilerini kullanarak oluşturacağı bir kredi kartıyla yapacak.


Britt aynı zamanda, bir süre sonra otomasyon sistemiyle çalışan, sade bir yatırım platformunun oluşmasının da Chime için “doğal” olacağını söyledi.


Halka arz


Britt uzun vadede, Chime’ın halka arzının gerçekleşeceğini ancak bunun özel amaçlı satın alma şirketleri (SPAC) aracılığıyla olmayacağını söyledi. Son dönemde giderek popülerleşen bu uygulama, Nikola, DraftKings, Virgin Galactic tarafından, halka arz yöntemi olarak kullanıldı.


Britt, SPAC’ın Chime için doğru yaklaşım olmadığını söyledi ve şirketin halka arz aracılığıyla getiri elde etmek için acil bir ihtiyacının olmadığını vurguladı.


Britt, “değer kazanmak için halka arz konusunda aceleci değiliz çünkü tüm endeksler yukarı yönlü ve şirket hisseleri yüksek fiyatlardan satılıyor” dedi.


Alıntı:
https://www.finansgundem.com/haber/finans-teknolojisi-geleneksel-bankalari-geride-birakti/1523329



Yeterince doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekebiliyormuyuz ?

 Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı UNCTAD’ın her yıl yayınladığı Dünya Yatırım Raporu’ nun 2020 yılı sayısında yer alan verilere göre, Türkiye’ye gelen -gayrimenkul hariç- doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının (FDI) tutarı, 2019 yılında 5,6 milyar dolarla son 15 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşmiş bulunuyor.


2009 yılında 19 milyar 937 milyon dolarla tarihinin en yüksek seviyesine ulaşan doğrudan yabancı sermaye yatırımları, 2015 yılından itibaren ise maalesef kesintisiz bir düşüş grafiği sergiliyor.


Doğrudan yabancı sermaye yatırım girişlerinin hızlandığı 2000 yılından bu yana geçen 20 yılda, toplam yatırım tutarı 165 milyar dolar olarak gerçekleşmiş bulunuyor. Bu tutarın 102,5 milyar dolarlık kısmı ile % 62’lik payı hizmetler sektörüne yönelik yatırımlar oluştururken, sanayi sektörüne yönelik yatırımlar da 62,7 milyar dolarla toplam girişlerin % 38’ini oluşturuyor. Alt sektör kırılımları itibariyle son 20 yılda en fazla yatırım çeken sektör ise 53,3 milyar dolarla finans ve sigorta hizmetleri olurken, imalat sanayiinde en fazla yatırımı 9,2 milyar dolarla gıda, meşrubat ve tütün ürünleri almış görünüyor.


YABANCI YATIRIMCI NASIL ÇEKEBİLİRİZ?


Türkiye’nin dış finansman ihtiyacını karşılamada her zamankinden daha fazla doğrudan yabancı sermaye yatırımına ihtiyaç duyduğu bir konjonktürden geçiyoruz. Özellikle tüm dünya önemli bir teknolojik sıçramanın eşiğindeyken sermayeden de ziyade know how & teknoloji transferi ayıca bir önem arz ediyor. Peki Türkiye olarak doğrudan yabancı sermaye çekmek için neler yapmalıyız? Bunun için, öncelikle yabancı yatırımcı tarafından sorun olarak görülebilen bazı ekonomik kırılganlıklarımıza kısaca baktığımızda;


* Yüksek cari açık


* Ciddi seviyede dolarizasyon


* Yüksek özel sektör borcu ve yabancı para açık pozisyonu


* Yüksek enflasyon


* Düşük katma değerli üretim alt yapısı


* Pahalı enerji


* Orta gelir tuzağı


* Karmaşık bir teşvik ve vergi sistemi


* Eğitim düzeyi ve becerisi görece düşük insan kaynağı


* Dünya genelinde görece düşük rekabetçilik düzeyi


gibi başlıklarla karşılaşıyoruz. Maddeleri artırmak ve detaylandırmak mümkün ama asıl mesele bu sorunların çözümü anlamında nasıl yaklaşmamız gerektiği. Bu konu başlıklarının bir çoğu makro düzeydeki politikalar ile çözümlenmesi gereken unsurlar ancak biz daha çok mikro düzeyde şirketler bazında yabancı sermaye çekmek & ortaklık vb. gibi işbirliklerine gidebilmek anlamında neler yapılabilir diye odaklanacak olur isek;


* En başta şirket misyon ve vizyonu ile uyumlu stratejik yönetim


* Strateji ile uyumlu planlar ve taktikler


* İş süreçlerinin doğru kurgulanması


* Risk yönetimi


* İç kontrol ve iç denetim


* Kurumsallaşma


* Kurumsal finans ve vergi yönetimi


* Teknoloji yatırımı


* En önemlisi kalite insan kaynağı istihdamı

 


gibi eylemleri hayata geçirmek olabilir. Türkiye Doğu Avrupa, Avrasya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgelerinin en sanayileşmiş ülkelerinden birisi. Ciddi anlamda ekonomik potansiyeli olan ve nüfusuna bağlı olarak da yüksek tüketici talebi olan büyük bir pazar. Temennimiz makro ve mikro bazda doğru adımların hızla atılarak, ülkemizin ve şirketlerimizin dünya ticaretinde değer zincirinin vazgeçilmez bir parçası olarak hak ettiği değere ve güce kavuşması ile toplumsal refah düzeyimizin daha da artmasıdır.


Alıntı:

https://www.finansgundem.com/yazarlar/yeterince-dogrudan-yabanci-sermaye-yatirimi-cekebiliyormuyuz-yazisi/1523387