21 Kasım 2020 Cumartesi

Tuzla’da üniversite sanayi iş birliği

  İlçenin yıllar içindeki değişim ve gelişimini ilgiyle izliyorum. Son yıllarda da “Türkiye Temel Bilimler Araştırma Vakfı”nın yürüttüğü bir proje ilgimi çekiyor.


Projenin sahibi Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı’yla geçtiğimiz günlerde ilk kez bir araya geldik. Benim de ülkemizde ihtiyaç duyulduğuna inandığım “temel bilimler”e verdiği önemi konuşmak istedim. Başkan söze “zeki ve gelecek vaat eden gençlerimizin yetişmiş insan gücüne dönüştürülmesi ve onların dünyaya patentli üretim sağlamasını hazırlayan altyapıyı eğitim temeliyle kurmak durumundayız” diye başladı.


“Ekonomik kalkınmanın yaklaşık yüzde 75’i temel bilimlerin ve yeni teknolojilerin üretimine bağlıdır; bir ülkenin gelişmişliğinin; temel bilim araştırmalarının sayısı, niteliği ve verilen önemle yakından ilgilidir; bilimsel gelişmenin temel üreticisi üniversiteler, yeni teknolojilerin ve ekonomik gelişmenin temel aktörleri ise sanayidir” diyerek şöyle devam etti:


“Bu bağlamda üniversite-sanayi işbirliği oluşturulduğu takdirde Ar-Ge inovasyon ekosistemi kurarak ekonomik gelişme ve dünyanın ilk 10 ekonomik gücü için katkı sunmuş oluruz.”


Bu amaçla bölgedeki sanayicilerle birlikte “Türkiye Temel Bilimler Araştırma Vakfı”nı kurmuş. Kurucular arasında ve mütevelli heyetinde sanayiciler ve biliminsanları bulunuyor. Vakfın sitesinde kuruluş nedenleri sıralanırken “vazgeçilmesi mümkün olmayan ürünlerin ortaya çıkması temel bilimlerdeki ilerleme sayesindedir. 1680 yılında Danimarkalı fizikçi Christian Huygens, içten yanmalı motorun tasarımını yapmasaydı, yaklaşık 200 yıl sonra Alman mühendis Karl Benz ilk araba patentini alamayacaktı. Teknik yılları yüzyıla göre değişir ama bilim temel üstüne konarak yükselir büyür” deniliyor.


Kısa bir süre sonra da bir Temel Bilimler Üniversitesi kurmak için kolları sıvamışlar.


Tuzla’da 6 faal üniversite ve birçok özel eğitim kurumu (Sabancı, Piri Reis, Okan, Koç Üniversiteleri, Terakki, Bilfen Okulları gibi), İstanbul’un 8 organize sanayi bölgesinin 5’i yer alıyor. Başkan yeni üniversite için “Türkiye’ye örnek model olarak sunacağımız bu yeni üniversite yüzde 100 burslu olacak, sanayi ve üniversite işbirliği ile de ülkemizde bir ilki gerçekleştireceğiz” diyor.


Bu amaçla 22 üniversite ve 4 kurumdan 52 akademisyenin katılımı ile 6-8 Nisan 2018 tarihleri arasında “Ortak Akıl Gelecek Tasarımı Arama Konferansı” düzenlemişler.


Bu arada vakfın imkânlarıyla parası ödenerek 2017 yılında Tuzla Tepeören mevkiinde bulunan 141 bin 767 metrekare arsa satın alınmış. Türkiye Temel Bilimler Üniversitesi yukarıdan bakıldığında; E = MC2 şeklinde gözükecek. Proje, bu özel mimarisi ile Sign of the City Awards ödülünü kazanmış...


Üniversitede 4 bölümde uygulamalı temel bilimler eğitimi yapılacak: Fizik, kimya biyoloji ve matematik.


Sohbetimiz ilerledikçe Başkan’ın bir bilim tutkunu, hatta âşığı olduğunu fark ediyorum. Küçük yaşlarından itibaren bilgisayar ve teknolojiye ilgi duymuş. Ortaokuldayken Einstein okuyormuş, lisede ise Hawking... Kitap okumaktan asla vazgeçmemiş, gençlik yıllarında her hafta fasiküller halinde yayınlanan ansiklopedileri bile hatmetmiş. Öğrencilik döneminde katıldığı bir yarışmada geliştirdiği bir yazılım ile ödülü de var. Ayrıca teknolojiye merakı nedeniyle sık sık yenilediği elektronik ürünleri biriktirmiş ve halen Teknolojinin Serüveni ismini verdiği bir sergide izleyicilere sunuluyor. Başkan, fırsat buldukça bilimsel kitaplar okuyor, televizyonda belgeseller izlemeyi ihmal etmiyor.


Tuzla’da belediyenin 9 sosyal tesisi bulunuyor. Tuzla Belediyesi Sosyal Tesisleri, self servis anlayışıyla salabar, sıcak yemekler, ızgara çeşitleri, sıcak soğuk içecekler ve tatlı seçenekleriyle haftanın her günü hizmet veriyor.


Planetaryum, Buz Pateni Pisti ve Bowling Salonu, Holografik Hayvanat Bahçesi, Bilim, Yaşlılar ve Kadın Koordinasyon Merkezleri Tuzlalıların hizmetinde olan mekânlar arasında.


Bir Gönül Elleri Çarşısı oluşturulmuş. Buranın diğer yardım kuruluşlarından ayıran en önemli farkın sadece nakdi ve aynı yardım değil, toplumun dezavantajlı kesimlerinin sosyal hayatın içinde yer almasını sağlayan çalışmalara imza atılması olduğunu söylüyor başkan.


Şehir Hatları gemilerinden Mehmet Akif Ersoy alınarak bir gençlik merkezine dönüştürülmüş; içinde ücretsiz kurslar veriliyor, sosyal ve kültürel etkinlikler düzenleniyor.


Yeniden bir etabı İstanbul’da gerçekleştirilecek olan Formula 1 yarış pisti ve tesisleri de ilçe sınırları içinde.


Başkan, İnsanın Teknolojik Yalnızlığı, Demokrasi’nin Kısa Tarihi ve Demokrasi’nin Çok Kısa Tarihi isimli 3 kitaba da imza atmış.


Tuzla’dan bir kez daha keyifli ayrılıyor, Türkiye Temel Bilimler Üniversitesi’ni merakla bekliyorum.


Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/tuzlada-universite-sanayi-is-birligi/481192




Hırvatistan yeni vizeyle ‘dijital göçebe’ cenneti mi olacak?

 İngilizcede ‘digital nomad’ diyorlar. Türkçesi dijital göçebe. Zamana ya da mekana bağlı olmadan, internetin olduğu her yerde işini yapabilen şanslı insanlar. Son yılların yükselen değeri. Dünya haritasına bakıp yaşamak istedikleri yeri seçiyorlar, çantalarını sırtlarına atıp yola düşüyorlar. Tabii mevcut durumda, pasaportlarının kendilerine sağladığı kolaylık ölçüsünde. Mesela bir ABD’li ya da AB vatandaşı için daha kolay, Türkiye dahil pek çok ülkenin ‘sınırlı etkili’ pasaportları ile daha zor. Ancak şartları herkes için kolaylaştıran ya da eşitleyen ülkelerin sayısı artıyor.


Bazı araştırmalar şu an dünyada 4,8 milyon dijital göçebe olduğunu, 17 milyon kişinin de bu gruba dahil olma hazırlıkları yaptıklarını söylüyor. Özellikle koronavirüs döneminde uzaktan çalışma ve evlere mahkumiyet günlerinde, apartmanlarda beton kafeslerde yaşayanlar, güneşsiz kuzey iklimlerine mahkum olanlar ya da ‘yeni bir hayat’ denemek isteyenler, imkanları varsa göçebe olup yollara düşürüyor. Kaldı ki bu pek çok insan için memleketle ebediyen vedalaşıp ’terk-i diyar eylemek’ değil, bir hava alıp dönmek demek. Bir çevirmen, dijital pazarlama uzmanı ya da tasarımcının Toronto ya da Stockholm’un kışına mahkum olmaktansa Tayland ya da Costa Rica’da sahilde uzanıp işini yapıp, parasını kazanıp çok daha ucuza yaşaması iyi fikir değil mi? Ya da sırf yaşam maliyetlerini düşürmek için bu yolu seçmek makul değil mi?


Dijital göçebeler, artık pek çok küçük ülke için ‘ekonomiye büyük katkı’ aracı olarak da görülüyor. Mesela bu konuda en başarılı olanların başında Estonya geliyor. Aylık gelirinin 3 bin 500 eurodan fazla olduğunu kanıtlayan dijital göçebelere Estonya’nın, onlara da bu yolla AB’nin kapısı açık.


Şimdi, belki de dünyanın en güzel sahillerinin ülkesi Hırvatistan, Avrupa’da bu pastayı Estonya’dan kapmak için kolları sıvadı.


Her şey 14 yıldır Hırvatistan’da, Adriyatik’in incisi Split'te dijital göçebe olarak yaşayan Hollandalı girişimci Jan de Jong’un başlattığı kampanya ile alevlendi. De Jobg, Hırvatistan Başbakanı Adrey Plenkoviç’e sosyal medya üzerinden bir mektup yazdı. Özetle şunu söyledi:


“1991’de SSCB dağıldığında Estonya, ticaretinin yüzde 92’si Rusya’ya bağlı yoksul bir eski Sovyet ülkesiydi. 2020’de Avrupa’nın dijital başkentlerinden biri, dijital göçebe vizesi ile dünyanın en parlak beyinlerini, projelerini çeken, onların varlığından büyük ekonomik kazanç sağlayan bir ülkeye döndü. Estonya gri, soğuk bir Baltık ülkesi. Hırvatistan güneşi, denizi, doğasıyla bir cennet. Benzer vize-oturma izni imkanları sağlansa insanların Estonya’da ne işi var? Binlerce yüksek vasıflı dijital göçebe Hırvatistan’a akın eder. 3-5 ay iş yapan tatil beldelerinde ekonomi canlanır, yazlıklar, evler her ay kiracı bulur, kazandıkları paraları burada harcayacakları için esnaf bayram eder. Gelin bir adım atın ve siz de 1 yıllık dijital göçebe vizesi kolaylığı getirin."


Mektup yankı buldu. Medyada haber oldu. Ve sonunda Başbakan Plenkoviç, Jan de Jong’la Split ziyaretinde buluştu ve ilk ağızdan mevzuyu dinledi. İkna oldu. Görüşmesinin hemen ardından bir tweet attı:


“Hırvatistan dünyanın dijital göçebeler legal statü vereceği ilk ülkelerden biri olacak. Bunun için gerekli yasal değişiklikleri kısa sürede yapacağız.”


Bürokrasinin dişleri hala oldukça sağlam bir canavar olduğu, yabancı yatırımcıların pek çok sıkıntı yaşadığı, gayrimenkul alan yabancılara oturma izni bile verilmeyen Hırvatistan’ın ezber bozup bu radikal kararı alıp almayacağı şimdi merakla bekleniyor. Eğer alırsa, Hırvatistan’ın yakında dünyanın dijital göçebe cenneti olacağından kuşku yok.


Sistem net: Hırvatistan’daki şirketlerde çalışıp iş piyasasında haksız rekabet yaratmayacaksınız, milli sağlık sistemine yük olmamak için uluslararası geçerliliği olan sağlam bir sağlık-hayat sigorta poliçesi göstereceksiniz, dijital göçebe olarak bu işlerden aylık belli bir geliriniz olduğunu (muhtemelen 2-3 bin euro arası olacağı tahmin ediliyor) kanıtlayıp bu paranın çoğunu Hırvatistan’da harcayacaksınız. Ve bu düzeni bozmadığınız sürece her yıl yenilenecek vize-oturma izni alacaksınız. Neden olmasın?


Bu aralar dijital göçebelere kapılarını benzer şartlarda açan son ülke Gürcistan oldu. Tiflis, özellikle Batılı dijital göçebelerin yeni cazibe merkezi olma yolunda. Pek çok ülke de pastadan pay almak için rekabette. Türkiye için de düşünmenin vakti gelmedi mi dersiniz?


Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/hirvatistan-yeni-vizeyle-dijital-gocebe-cenneti-mi-olacak/483210



Faiz artışına sevinmek…

 Eğitimde niteliksizlik; eğitim/ sosyal yapı/çevre etkisiyle yaşanan kültürel gerileme; belirsizlik; güvensizlik…


Bu nedenlerle tüketim alışkanlığının, üretim alışkanlığından üstün olduğu;


Bu nedenle tasarruf/sermaye birikiminin düşük olduğu;


Bu nedenle araştırmanın, geliştirmenin, dünya ihtiyacına göre üretimin, yatırımın, ihracatın “ihtiyaç oranında artamadığı”;


Bu nedenle yabancının tasarrufuna ihtiyaç duyan;


Bu nedenle spekülatif hareketlerin, döviz kurunun, enflasyonun, işsizliğin, cari açığın, bütçe açığının arttığı ülkeler…


“Az gelişmiş ülkeler”, “gelişmekte olan ülkeler” diye sıralanıyor…


★ ★ ★


“Reel getiri” yüksekse:


Yabancı, tasarrufunu, bu tür ülkelerde değerlendirebiliyor…


★ ★ ★


“Kronik üretimsizlik hastalığına” sahip bu ülkelerde…


Faizi, enflasyon oranının üzerinde tutmak (Reel getiriyi yükseltmek):


Kur fiyatı/enflasyon oranı gibi parametreleri düşürebilmek için, en etkin araç olarak kullanılıyor…


★ ★ ★


Yani…


“Yüksek faiz”, kuru/faizi/ enflasyonu düşürebilmek için “sebep oluyor”…


Ancak…


Kısa vadede rahatlama sağlayan bu politika, uzun vadede “üretimsizlik hastalığını” kronikleştiriyor ve yabancının tasarrufuna “daha fazla faiz vermenin” önünü açıyor…


★ ★ ★


Merkez Bankası dün önceliğini gördü ve gerekeni yaptı…


“Üretimsizlik hastalığımızı”, dolayısıyla “düşen rezervi”, dolayısıyla “yükselen döviz fiyatını”, dolayısıyla “yükselen işsizliği”, “yükselen faizi” tedavi edecek “eğitimden adalete kadar yapısal reformlar için” hükümete zaman kazandırdı…


VELHASIL…


Önceliklerimizi belirlememiz gerekiyor…


Örneğin: “Gelişmiş ülkeler gibi, uzay araştırmalarına 20-25 milyar dolar kaynak ayırabilecek güce ulaşabilmek için…


Öncelikle, eğitimi evrenselleştirecek kaynağı/ iradeyi bulmak/yaratmak gerekiyor…”


Önceliği gerçekleştirmeden, sonraki adımı düşünmenin/ kaynak ayırmanın maddi/ manevi “israf” olduğunu binlerce deneyimimiz açık açık gösteriyor…


Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/faiz-artisina-sevinmek/600827



20 Kasım 2020 Cuma

Daha fazla küresel uyum

BlackRock’ın CEO’su Larry Fink, yatırımcıların “daha kapsayıcı ve küresel uyum getirebilecek bir liderin seçilmesinden cesaret aldığını” ifade etti. Biden’ın 8 Kasım günü yaptığı zafer konuşmasına değinerek, seçilmiş başkanın, partilileri değil, ABD’yi yöneteceği konusundaki teminatına dikkat çekti. 


Biden, “Başkan Trump’a oy veren herkesin, bu akşamki hayal kırıklığını anlıyorum” dedi. Konuşmasının devamında, “ben de birkaç kez kaybettim. Ancak şimdi birbirimize bir şans verelim” ifadesini kullandı.

ABD başkanlık seçimlerinin bir hafta öncesinde düşüş yaşamasının ardından, S&P 500 1932’den bu yana en iyi seçim haftası performansını gösterdi. CNN’in haberine göre ralli seçimlerin sakin geçmesinden duyulan rahatlamadan kaynaklandığı kadar, kazananın belirlenmiş olması ve cumhuriyetçilerin senatodaki beklenenden yüksek çoğunluğuyla 2021’de hükümetin bölünmüş olacak olması sayesinde de gerçekleşti.

Washington’da bölünmüş hükümet, Biden’ın vergi arttırımlarını ve iklim politikalarını kolaylıkla gerçekleştiremeyeceği anlamına geliyor.


Fink, “piyasalar bölünmüş hükümeti seviyor” dedi. Açıklamasının devamında, “denge ve fren sisteminin düzgün çalıştığını bilmek istiyorlar” ifadesini kullandı.

Fink daha önce, 2016 yılındaki başarısız başkan adaylığı sürecinde Hillary Clinton’ın kampanyasına bağışta bulunmuştu. O dönemde Fink, Clinton’ın yönetiminde, potansiyel Hazine Bakanı olarak görülüyordu. Ancak Fink aynı zamanda, eski Beyaz Saray Sözcüsü Paul Ryan gibi cumhuriyetçi isimleri de desteklemişti.


Eşitsizlik kötüye gidiyor

Dünyanın en büyük varlık yönetimi şirketi BlackRock, 7,8 trilyon dolarlık bir meblağ yönetiyor. Şirketin iShares ve borsa yatırım fonları oldukça popüler. Fonlar yalnızca üçüncü çeyrekte 41 milyar dolarlık varlık edindi. 


Aslında BlackRock o kadar güçlü ki, hükümet son resesyonların her ikisinde de şirketten yardım istedi. Mart ayında, ABD Merkez Bankası (FED) ilk kez çürük tahviller ve diğer kurumsal borçları almak için özel amaçlı bir araç geliştirerek tarihe geçti. FED programın yönetimi için BlackRock’a başvurdu ve bu da finansal piyasalarda güvenin yeniden tesis edilmesine yardımcı oldu.

Fink, FED’in krizi yönetmedeki başarısını överek, “muhteşemden başka bir şey değil” dedi. Ancak pandeminin toplumun zengin ve yoksul kesimleri arasındaki uçurumu derinleştirmekte olduğu konusunda uyarıda bulundu. BlackRock CEO’su, “gerçekten ekonomimizi yeniden inşa etmeye çalışacaksak, halihazırda işsiz olanları hedef alan özel bir parasal teşvik paketine ihtiyacımız var” dedi.


Eğer Biden fikrini soracak olsaydı, Fink yeni gelecek yönetimi, kötü durumdaki yol ve köprülerin onarımı için uzun vadeli bir altyapı paketiyle istihdam yaratmaya yönlendirirdi. Fink, “şimdi güçlü bir altyapı paketine diğer tüm ülkelerden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz” dedi. Açıklamasının devamında, “2 trilyonluk ertelenmiş bakımlar bulunuyor” ifadesini kullandı.


Rubenstein, BlackRock’ın CEO’suna FED Başkanı ya da Hazine Bakanı olmak için şirketini bırakıp bırakmayacağını sordu. Fink cevap vermekte tereddüt etse de, kapıları kapatmadı. Fink, “çalışanlarıma, yönetim kuruluma ve aileme bağlıyım” dedi. Açıklamasının devamında, “şimdilik New York’tayım” ifadesini kullandı.


19 Kasım 2020 Perşembe

Fintek lideri tüm bankaları geride bıraktı

 ABD’li tüketicilerin yalnızca %8’i Chime ya da Varo gibi dijital bankaları birincil bankaları olarak görüyor. Ancak iki hesabı olan kullanıcılar arasında, dijital bankaların pazar payı %14. Üç hesabı olanlar arasındaysa, dijital bankalar %17’lik pazar payına sahip.


Chime geçtiğimiz günlerde 485 milyon dolarlık bir F serisi fon turu açıklamasından bulundu. Bu fonun ardınan şirketin değeri 14,5 milyar dolara yükseldi ve dijital bankalar arasında %35’lik pazar payına sahip oldu. Chime’ın en yakın rakipleri, %9 payla Ally Bank ve %6’lık payla Varo Money.

Chime’ın rekabet silahı özelliklere odaklanması. Tüm bankalar değer vaat ederek rekabet eder. Bunlar arasında, piyasa ortalamasının üzerinde faiz oranı sağlamak ve toplumsal ya da çevresel konuları odak noktasına alarak, pazar bölümleme yoluyla bu müşterilere hitap etmek sayılabilir.


Ancak Chime, özelliklerine odaklanıyor. Şirket kesinlikle iyi bir müşteri deneyimi sağlıyor ve bankacılık hizmetlerinden ücret almadığı için düşük ve orta gelirli müşterileri çekiyor. Ancak şirketin başarısının sırrı olan üç ‘özelliği’ var.


Chime’ın müşterilerinin neredeyse dörtte biri fintek şirketini birincil bankaları olarak seçmelerinin nedeni olarak, bankanın hesaplarına yatacak olan maaşlarına iki gün önceden erişim izni veriyor olması. Aynı zamanda, korona virüs pandemisinin ilk dönemlerinde, ABD’de hükümet desteği olarak yatırılan paraya da erken erişim sağlanmıştı.

Fintek devinin müşterilerine sağladığı bir başka özellik ise, banka kartıyla yapılan alışverişlerde bakiye yetersiz olduğunda ücretsiz olarak, fazla para çekilmesine olanak sağlaması. Chime’ın, hesabına aylık 500 dolar ve üzeri para yatıran müşterilerine tanınan bu olanak, şirkete göre müşterinin “hesap hareketleri ve geçmişi” temel alınarak 20 ila 100 dolar arasında değişebiliyor.


Chime’in büyük oranda düşük ve orta gelirli müşterileri, büyük kredi kartı sağlayıcılarının pazarlama çabalarının yöneldiği bir grup değil. Cornerstone’un araştırmasına göre, Chime’ı birincil bankası olarak tanımlayan müşterilerin %15’i ya Chime’ın kredi kartına sahip ya da kart için bekleme süresinde. Bu süre karta başvurudan itibaren yalnızca altı ay alıyor. Kredi kartını alabilmek için müşterilerin Chime Harcama Hesabı sahibi olması gerekiyor ve şirketle doğrudan mevduat konusunda anlaşmış olma şartı aranıyor.


Chime’ın pazarlama stratejisi

Fintek şirketinin pazarlama çalışmaları oldukça başarılı sonuç verdi. Birçok bankanın internet sitesine bakıldığında, müşterilerin ilk gördüğü şey sunulan ürünler olur. İstediğiniz kategoriyi seçtikten sonra, istediğiniz ürünü seçebilirsiniz.


Chime’ın internet sitesinde de bir hesaplar menüsü var ancak burada yalnızca üç seçenek sunuluyor: Harcama hesabı, birikim hesabı ve kredi oluşturucu hesap. Fintek şirketi özelliklere odaklanma stratejisine ağırlık veriyor. Müşterilerine ürünlerin özelliklerini gösteriyor çünkü müşteriler fintek şirketini sağladığı özellikler nedeniyle tercih ediyor.

Chime’ın özelliklerini ön plana çıkarak başka bir yönü de arama motoru taktikleri. Chime Google aramalarında ilk sıralarda yer alıyor. “Ücretsiz hesap aşımı” gibi bir arama yapan müşteriler doğrudan Chime’ın ilgili sayfasına yönlendiriliyor.


Intellimize’ın CEO’su Guy Yalif’e göre, Chime hangi pazarlama stratejisini uygulayacağına karar vermek için yapay zeka (AI) kullanıyor. 


Yalif, “Chime’ın pazarlama ekibi 21 farklı fikri ve anasayfaları için 216 farklı alternatifi test etti. AI kullanmamış olsalardı, tüm bu süreç üç ay yerine dokuz yıla yükselecekti” dedi.

Kulaktan kulağa stratejisinin pazar payını arttıracağını düşünen rakiplerinin aksine, Chime  2019’un ilk sekiz ayında televizyon reklamlarına 32 milyon dolar harcadı. Fintek şirketinin yıllık reklam harcaması ise 48 milyon dolar.


Chime’ın tehditleri

Chime için birçok şey yolunda gitse de, halen bazı tehditler var. Chime’ın müşterilerinin üçte ikisi 40 yaşın altında. ABD nüfusunun %44’ü üniversite mezunuyken, Chime’ın müşterilerinin yalnızca %15’i üniversite mezunu. Aynı zamanda müşterilerin yalnızca %12’si yılda 75,000 dolardan fazla kazanıyor. Dolayısıyla Chime’ın düşük ve orta gelirli müşterilerin dışında yeni müşteriler kazanabilmesi için, pazarlama harcamalarını arttırması gerekiyor.


Geleneksel bankalar ve kredi birlikleri ne yapacak?

Chime’ın karşılaştığı zorluklar, bugün orta ölçekli yerel bankalar ve kredi birliklerinin karşılaştığı zorluklarla oldukça büyük benzerlikler taşıyor. Çok genç bir müşteri tabanı yerine, geleneksel bankaların müşterileri oldukça ileri yaşta.


Geleneksel bankalar da bu nedenle gelecekte yeni müşteri kazanmak için artan maliyetlerle yüzleşecek ancak dijitalleşmeyle birlikte fintek şirketleri yarışı önde götürecek. Bu nedenle geleneksel bankalar gelecekte fintek şirketleriyle ortaklık kurmayı düşünebilirler. Aynı zamanda orta ölçekli bankaların dijital dönüşümlerini de gerçekleştirmesi gerekiyor.


18 Kasım 2020 Çarşamba

Sermaye piyasalarında yatırımcı sayısı 18 milyon

 SPK Başkanı Taşkesenlioğlu, "Mevcut durumda hisse senedi, tahvil, bono, yatırım fonu, otomatik BES, gönüllü BES ve benzeri araçlar yoluyla yaklaşık 18 milyon vatandaşımız doğrudan veya dolaylı olarak sermaye piyasalarımız yatırımcısı olmuştur." dedi.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile ilgili ve bağlı kuruluşlarının 2021 yılı bütçesinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşmada, yeni tip korona virüs (Kovid-19) salgını nedeniyle Avrupa da dahil olmak üzere gelişmiş ekonomilerinin alternatif tedarik merkezleri arayışı içerisine girdiklerini belirtti.

Çin'i ilk üç tedarik coğrafyası içinde sayan şirketlerin oranının önemli ölçüde azaldığını, yine ilk üç tedarik coğrafyasında Türkiye'nin yer aldığı AB merkezli şirketlerin oranında ciddi bir artış yaşandığını ifade eden Taşkesenlioğlu, bütün bu veri ve gelişmelerin, Türkiye'nin dinamik üretim yapısı ve avantajlı coğrafi konumunu gözler önüne serdiğini söyledi.

Taşkesenlioğlu, SPK olarak dünyanın ve ülkenin geçmekte olduğu bu zorlu ve sıkıntılı süreçte her zamankinden daha fazla sorumluluk almaları gerektiğinin farkında olduklarını dile getirdi.

Bu nedenle kalkınmaya uzun vadeli kaynak sağlayarak katkıda bulunmak gayreti ile var güçleriyle çalıştıklarını anlatan Taşkesenlioğlu, "Mevcut durumda hisse senedi, tahvil, bono, yatırım fonu, otomatik BES, gönüllü BES ve benzeri araçlar yoluyla yaklaşık 18 milyon vatandaşımız doğrudan veya dolaylı olarak sermaye piyasalarımız yatırımcısı olmuştur. 2020 yılında bugüne kadar 6 şirket 389 milyon lira tutarında pay ihracıyla halka açıldı." diye konuştu.

Taşkesenlioğlu, eylül sonu itibarıyla SPK kaydında 509 şirketin bulunduğu, bunların 398'inin borsada işlem gördüğünü, bu şirketlerin piyasa değerinin 1 trilyon 468 milyar liraya ulaştığı bilgisini verdi.

Geçen yıl sonu itibarıyla menkul kıymet yatırım fonları tarafından yönetilen varlık miktarının 114 milyar lira olduğunu hatırlatan Taşkesenlioğlu, içinde bulunan koşullara rağmen ağustos sonu itibarıyla bu rakamın yaklaşık yüzde 20 artışla 137 milyar liraya ulaştığını söyledi.

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu İkinci Başkanı Ali Ersoy ise sigortacılık ve özel emeklilik sektörünün her geçen yıl istekli bir şekilde büyümeye devam ettiğini söyledi.

Gönüllü BES alanında yaklaşık 7 milyon katılımcının bulunduğu bilgisini veren Ersoy, otomatik katılım sisteminde (OKS) ise 6 milyonluk bir katılımın bulunduğunu kaydetti.

Ersoy, gönüllü BES'te 153 milyar liralık ve OKS tarafında da 11 milyar liralık fon birikiminin bulunduğunu sözlerine ekledi.


17 Kasım 2020 Salı

Borsa İstanbul'dan hak ve tedbirler videosu

 Borsa İstanbul yatırımcılarının hak ve menfaatlerini korumak için aldığı tedbirleri içeren bir video yayımladı.

Borsa İstanbul; yatırımcılarının hak ve menfaatlerinin korunması, işlemlerin güvenilir, şeffaf, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir şekilde gerçekleşmesinin sağlanması, usulsüz, hileli eylemler ile ihlallerin önlenmesi, kanuna aykırı olacak şekilde borsada işlem gerçekleştirilmesinin engellenmesi amacıyla aldıkları tedbirleri anlatan bir video hazırladı.

Borsa İstanbul web sitesi ve sosyal medya hesaplarından paylaşılan videoda; alınan tedbirlerin amacı, hangi durumlarda tedbir alınması gerektiği ve bu doğrultuda yapılan uygulamalar hakkında bilgi yer alıyor. Tedbir alınan paylarda işlem yapan yatırımcılara anormal durumların oluşması nedeniyle tedbir alındığını bilerek ve bunu göz önünde bulundurarak yeniden değerlendirme yapmaları, payda görülen fiyat ve miktar hareketlerinin sebebini güvenilir kaynaklardan sorgulamaları, dedikodulara ve sosyal medya mesajlarına itibar etmemeleri uyarısında bulunuluyor. Borsa İstanbul ve Tedbirleri videosunu Borsa İstanbul Youtube kanalından ve sosyal medya hesabından da izleyebilirsiniz.