28 Nisan 2021 Çarşamba

Banka kredilerinin finansmandaki payı oldukça yüksek

 Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu, "Bundan sonra bizden sık sık ceza almış bir isimle çalışan aracı kurumlar da kusura bakmasınlar onlarla çalışmanın olası bir etkisi varsa piyasaya onlar da o yatırımcılarla beraber karşılığını göreceklerdir." dedi.


Borsaya Kote Ortaklık Yöneticileri Derneği ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Türkiye Sermaye Piyasası Meclisi iş birliğinde "Ekonomik Büyümede Halka Arzların Önemi Gelinen Nokta ve Beklentiler" başlıklı çevrim içi bir seminer düzenlendi.


Taşkesenlioğlu, yaptığı konuşmada, "Piyasadaki getiriyi ve riskleri genele yayan bu özkaynak finansmanı yöntemi, Türkiye ekonomisinin her açıdan uzun vadeli ve sağlıklı bir yapıya kavuşmasına katkı sunmaktadır." ifadesini kullandı.


2019 yılında 6, 2020'de 8 şirketin halka arz olduğunu anımsatan Taşkesenlioğlu, 2021 yılının ilk 4 ayında ise 11 şirketin halka arz izahnamesinin Kurulca onaylandığını aktardı.


Taşkesenlioğlu, Türkiye’de hangi sektör olursa olsun şirket bilançolarına bakıldığında, banka kredilerinin finansmandaki payının oldukça yüksek olduğunu belirterek, şöyle devam etti:


"Bu durum şirketlerimiz için iki temel riski beraberinde getirmektedir. Birincisi, planlarını ve programlarını ancak banka kredilerinin vadesi kadar yapabilmektedirler. Hatta bazı dönemlerde, kredilerin erken çağırılabilme ihtimali, planlarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. İkincisi, ciro ve karlılıkta dalgalanmaların yaşandığı dönemlerde bile, faiz ve anapara ödemelerinin düzenli yapılmak zorunda olması, şirketlerin nakit akışlarını olumsuz etkileyebilmektedir. Halka arz yoluyla finansman, bu iki riski önemli ölçüde azaltmaktadır."


Şirketler için halka arzların temel faydasının bilançoların sağlıklı ve uzun vadeli bir yapıya kavuşması olduğunun altını çizen Taşkesenlioğlu, her şeyden önce, halka arzın tek seferlik bir işlem olmadığını ve doğru bir şekilde değerlendirildiğinde, sermaye piyasalarının parçası olmanın, halka arz ile öz kaynak sağlamanın şirketler için tartışmasız büyük bir imkan olduğunu dile getirdi.


"Şirketlerimizi halka arza hazırlık süreçlerini şimdiden başlatmaya davet ediyorum"


SPK Başkanı Taşkesenlioğlu, özellikle son dönemde halka arzlara olan yoğun yatırımcı talebinden faydalanmak isteyen bazı şirketlerin, kurumsal yapılarını hazırlamadan, acele bir biçimde halka arz yapmak istediklerini gördüklerini bildirdi.


Böylesi halka arzların, uzun vadede hem söz konusu şirketlere hem de sermaye piyasalarına zarar verebileceği için oldukça hassas davrandıklarını ve dikkatli bir biçimde incelediklerini vurgulayan Taşkesenlioğlu, "Bu nedenle, kendilerini yatırımcılara doğru bir biçimde anlatabilmek, kurumsal yapılarını güçlendirmek, eksiklerini tamamlayabilmek için, şirketlerimizi halka arza hazırlık süreçlerini şimdiden başlatmaya davet ediyorum. Bu sayede zamanı geldiğinde, sermaye piyasalarına çok daha güçlü bir biçimde girebilecek ve uzun vadeli fonlara erişebileceklerdir." değerlendirmesinde bulundu.


"Yatırımcı mağduriyetleriyle, manipülasyonlarla mücadele içerisindeyiz"


Taşkesenlioğlu, konuşmasının ardında soruları yanıtladı. SPK'nın öteden beri yatırımcı mağduriyetleriyle, manipülasyonlarla, piyasa bozucu işlemlerle ilgili yoğun bir mücadele içerisinde olduğunu belirten Taşkesenlioğlu, "Biz 2-2,5 yıldır sosyal medya üzerinde de örgütlenerek epeyce bir yaptırımlar uyguladık. Cezalar kestik. Biz bazı bültenlerde ceza kestiğimiz insanların hangi işlemleri nasıl yaptıklarını yazdık, ayrıntılı bir şekilde yatırımcılar okusun aydınlansınlar diye. Yani çok takipçili Twitter hesaplarında, Instagram hesaplarında bir hisseyle ilgili tavsiye verilirken aslında kendinin aynı saatlerde aynı dakikalarda satıcı olduğunu, kendisinin ve kendisiyle ilgili hesapların satıcı olduğunu örnekleriyle ortaya koyduk." diye konuştu.


Ancak hala bu kişilerin peşinden giden yatırımcılar bulunduğuna dikkati çeken Taşkesenlioğlu, şöyle devam etti:


Onların da amacı ben öyle okuyorum, o kişiyle birlikte hareket edip fiyatı yükseltip birlikte götürüp başkalarına yüksek fiyatlardan satma amacıdır diye düşünüyorum. Çünkü defalarca bizim ceza kestiğimiz insanların peşinden hala gidiliyorsa yapacak bir şey yok. Bundan sonra bizden sık sık ceza almış bir isimle çalışan aracı kurumlar da kusura bakmasınlar onlarla çalışmanın olası bir etkisi varsa piyasaya onlar da o yatırımcılarla beraber karşılığını göreceklerdir. Onlarla çalışmanın riskinden kendilerinin de zarar göreceklerini görüyorlar ve göreceklerdir de. Belki bundan sonraki süreçte daha sert olacaktır. Tek amacımız manipülatörlerin piyasa bozucu işlem ve eylemlerde bulunan kişilerin piyasaların şeffaflığını ve güvenliğini olumsuz etkilemelerini önüne geçmek. Bununla ilgili mücadelemiz devam ediyor ve edecektir.

Taşkesenlioğlu ayrıca SPK olarak düzenlemeyi küçük yatırımcıların haklarını koruyacak, aynı zamanda halka arz için gelecek şirketlerin de önünü açacak şekilde yaptıklarını ve bu şekilde devam edeceklerini sözlerine ekledi.


Yatırımcılar işlem gören şirketlere sermayedar olur

Borsaya Kote Ortaklık Yöneticileri Derneği ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Türkiye Sermaye Piyasası Meclisi iş birliğinde "Ekonomik Büyümede Halka Arzların Önemi Gelinen Nokta ve Beklentiler" başlıklı çevrim içi bir seminer düzenlendi.

Ergun, etkinlikte yaptığı konuşmada, yatırımcıların işlem gören şirketlere sermayedar olduklarını ve böylece şirketlerin geleceğinde yer alma isteklerini gösterdiklerini söyledi.

"HALKA ARZLARIN ARTARAK DEVAM ETMESİNİ BEKLİYORUZ"

Borsa İstanbul olarak da bu sürece aracılık ettiklerini aktaran Ergun, "Borsada işlem görmeye başlayan şirketlere değişik teşvikler getirildi. Örneğin, 2 puan kurumlar vergisi indirimi gelmiştir. EPDK'nın tarifelerinde enerji şirketlerinin lehine uygulamalar mevcuttur. Nakit sermaye artırımlarında matrahta yapılan indirimlerde avantajlar sağlanmıştır. Dolayısıyla hem şu anki piyasa koşulları hem de bu teşviklerle 2021 yılında halka arzların artarak devam etmesini bekliyoruz. Borsamızda, senenin başından beri işlem görmeye başlamış olan 11 şirkete 6,6 milyar lira kaynak sağlandı. Başvurusu değerlendirilmeye devam eden şirketlerle, bu sene inşallah 40 şirketi rahatlıkla aşarız." ifadelerini kullandı.

Sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için, her sene belirli sayıda şirketler için kaynak sağlanması gerektiğini dile getiren Ergun, "Şirketlerimizi bankacılık sisteminden biraz daha sermaye piyasalarına doğru yönlendirmemiz, sermaye piyasalarının sunduğu imkanlardan daha fazla faydalandırabiliyor olmamız lazım. Halka arzlardaki bu canlılığı ileriki yıllara da taşımak istiyoruz." dedi.

"PROJELERİMİZİ HAYATA GEÇİRDİKÇE AÇIKLAYACAĞIZ"

Bunun için üzerinde çalıştıkları projeler olduğunu anlatan Ergun, şunları kaydetti: "Bu projelerimizi hayata geçirdikçe açıklayacağız. Bu projelerden bir tanesi aslında şu an uygulanabilir durumda. Örnek olması açısından biraz bahsedeyim. Diyelim ki siz büyüme potansiyeli olan, yatırım yapmak isteyen bir şirketsiniz. Şu an kendinizi halka arza hazır hissetmiyorsunuz ama büyümek için sermayeye bugünden ihtiyacınız var. Bu sermaye ile önce yatırımlarınızı yapmak ve büyümek istiyorsunuz sonra da, daha yüksek bir kıymet haline geldiğinizde halka arzı yapmayı planlıyorsunuz.

Evet, bu mümkün. Önce, paylarınızı büyüme potansiyelinize inanan kurumsal yatırımcılara satın. İhtiyacınız olan sermayeyi elde edin. Sizi hemen borsaya kote edelim. Borsada hemen işlem görmeye başlayın. Daha sonra halka arza hazır olduğunuzda, yani daha yüksek bir kıymet haline geldiğinizde halka arzınızı yapın, sizi o zaman ana pazara alalım. Böylece size daha önce yatırım yapmış olan kurumsal yatırımcılar da bir çıkış imkanına kavuşmuş olur. Bu sistemde nasıl bir avantajınız oldu diye özetlersek, büyümek için ihtiyacınız olan fon girişini başta kurumsal yatırımcılardan elde ettiniz, bu fonu kullanarak yatırım yaptınız ve büyüdünüz, sonra daha yüksek bir kıymet haline geldiğinizde halka arzınızı gerçekleştirdiniz. Özetle diyoruz ki işini iyi yapan ve finansalları düzgün tüm şirketlere borsanın kapıları açık. Biz her türlü destek vermeye hazırız."


Güney Kore hisse senetlerinde açığa satış yasağını 3 Mayıs'ta sona erdirecek

 Güney Kore, Seul Borsası'nda 16 Mart 2020'de uygulamaya koyduğu açığı satış yasağını kaldırmaya hazırlanıyor.

Verilen bilgiye göre açığa satış yasağı 3 Mayıs'tan itibaren kademeli olarak kaldırılacak.

Açığa satış yasağının uygulandığı dönemde büyük kurumsal yatırımcıların Seul Borsası'na ilgisi azalsa da bireysel yatırımcıların ilgisi arttı ve pandemi döneminde işlem hacminin dörtte üçünü bireysel yatırımcılar gerçekleştirdi.

Seul Borsası'nın ana endeksi Kospi yılbaşından bu yana yüzde 11,9 değer kazandı. Son 1 yıldaki artış ise yüzde 67,23.


23 Nisan 2021 Cuma

Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu'ndan flaş açıklamalar

 Merkez Bankası Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, TRT Haber, A Haber ve CNN Türk ortak yayınında ekonomi gündemi ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Merkez Bankası Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, TRT Haber, A Haber ve CNN Türk ortak yayınında ekonomi gündemi ile ilgili açıklamalarda bulunuyor. Kavcıoğlu, Merkez Bankası'nın rezerv ve 128 milyar dolar tartışmalarıyla ilgili olarak, "MB bireylere döviz satmıyor. İnsanların kafasını karıştırmak için belirli rakamlarla insanları bir yere götürmek için algı operasyonu yapılıyor. Böyle bir şey yoktur" ifadelerini kullandı. Kavcıoğlu, canlı yayında Merkez Bankası'nın altın rezervlerini açıklayarak, "Türkiye'de yıllardır 120 ton altını vardı. 2012'de başlıyor. 2019 ve 2020'de Türkiye 720 ton altına çıkıyor. Türkiye'nin şu an merkez bankası rezervlerinde 720 ton altını var" dedi.


İşte Kavcıoğlu'nun açıklamalarından satır başları:


'VERDİĞİM RAKAMLAR NETTİR VE DOĞRUDUR'


Bugün rezerv konusu tartışılırken o günkü şartları göz önüne getirmemiz gerekir. 2020'ye girdiğimizde dünyada da gelişmiş ülkelerde de doğrudan ve portföy yatırımlarının azaldığını görüyoruz. Türkiye'nin de buradan aldığı pay ister istemez azalmış görünüyor. 2020 pandemi krizi, dünyayı çok kötü şekilde etkileyen bir kriz. Diğerlerinden ayıran en önemli şey şu durum bence. Daha önceki krizlerin bir altyapısı vardı. IMF'ye gidilecek mesajları, IMF'ye gitmek zorunda olduğumuz haberleri hep yapıldı ama Türkiye diğer ülkelerden farklı olarak hem sağlık açısından hem de para ve mali konular açısından çok iyi yönetti. 2019'da biz pozitif cari fazla verdik. Merkez Bankası olarak verdiğim rakamlar nettir ve doğrudur. Pandemi döneminde dünyada yaşananlarla beraber Türkiye'de yaşananlarda bir döviz talebi ya da yabancı insanlar ülkesine dönecek, bu parayı istiyor.


MERKEZ BANKALARI NİÇİN REZERV BİRİKTİRİR VE KULLANIR?


2020 yılında siz bu talepleri bir şekilde karşılamanız lazım. karşılamazsanız oluşacak şeylerle Türkiye yüzleşecekti. 2020 sonunda Türkiye bütün bu taleplere cevap vermiştir. Hem reel sektör yurtdışı borçlarını ödemiştir, bankacılık finansal borçlarını ödemiştir, kendi ithalat borçları dahil varlıklarını artırmıştır. Bunun sağlıklı işlediğini şuradan görebiliriz: Faiz yükseldiğinde yabancılar yeniden gelmiştir. İnsanlar Türkiye'ye parasını getirir, istediği zaman da parasının alıp gideceği bir ortamın olduğunu çok net biliyorlar. Bu taleplerin karşılanması için Merkez Bankası o gün Hazine'yle beraber oluşturulan işlemler var. Rezerv konusuna geldiğimizde, Türkiye'de 83-84'ten sonra rezerv birikmeye başlıyor. 2020'ye geldiğinde 15-20 milyar rezervi var. Daha sonra 30 milyara kadar oluşan rezerv var. Kurun daha sağlıklı bir şekilde yönetilmesi için de yapılan işlemler var. Ama esas onun arkasında oluşan bir talep var. Gerçek kişilerden, reel sektörlerden, bankalardan talep karşılanmıyorsa ya fiyatlar yukarı gidecek, ya faizi yükselteceksiniz. Kendi içerisinde dengeye gelmezse Merkez Bankası orada piyasaya giriyor.


'GİZLENEN SAKLANAN BİR ŞEY YOK'


Hazine'nin MB'deki hesaplar kullanılarak döviz alım satımıyla piyasa arzının dengelenmesi 2017'de. Televizyonlarda bu işlemlerin 2019 seçimlerinden önce yapıldığı söyleniyor. Değil. MB dalgalı kura geçtikten sonra döviz alım ihaleleri 2016'ya kadar yapıyor, 2016'dan sonra bunu bırakıyor. Protokolün tamamen hukuki dayanağı var. MB'nda hukuki bir dayanağı olmayan hiçbir işlem yapılmaz. Bugüne kadar yapılmamıştır, bundan sonra da yapılmaz. Bu protokol dahilinde, 2017 Şubatından itibaren yapıldı. 2020'de yapılmasının nedeni de pandemi şartları. Bu işlemler gizli yapıldı, protokol açıklanmadı, rakamlar verilmiyor. Peki siz bu rakamları nereden biliyorsunuz? Biz bu rakamları açıklamadık. Dünyada en şeffaf veri açıklayan merkez bankalarından biri TCMB'dir. Günlük olarak açıklanır. Analitik bilanço okumasını bilen herkes buradan bu rakamları alır. Bizim analitik bilançomuzda o veriler günlük yayınladığı için zaten orada var. Gizlenen saklanan bir şey yok. Bilançodan görüldüğü kabul edildiği zaman bu sefer kimlere satıldı demeye başladılar. Dünyada bu şekilde bir veri açıklama söz konusu değil. MB bireylere döviz satmıyor. İnsanların kafasını karıştırmak için 128, o kur 6.85. Belirli rakamlarla insanları bir yere götürmek için algı operasyonu. Böyle bir şey yoktur.


AYRICALIKLI İŞLEM İDDİASI


Böyle bir şey söz konusu olamaz, yapmak isteseniz de yapamazsınız. Merkez Bankası'nın veri açıklama konusunda şeffaflığı dünyadaki en iyi merkez bankalarından bir tanesiyiz. Bu kadar şeffaf bir bilançomuz var ve günlük oradan her şeyi izleme şansınız var. Biz kimseye 128 rakamını söyledik. Peki bu arkadaşlar bunları nereden buldular? 'Protokolün içeriğini açıklayın.' Böyle bir şey olabilir mi? Avrupa Merkez Bankası 2000 ve 2010 arası Euro'yu baskılayabilmek için yaptıkları işlemleri 10 yıl sonra, 2020'de açıkladı. Japonya Merkez Bankası sadece yıl sonu toplu olarak veriyor rakamları. Siz neden 2017'yi, 2018'i sormuyorsunuz? Daha önce döviz müdahaleleriyle yapılan işlemleri niye sormadınız? Daha önce döviz müdahaleleriyle yapılan işlemleri niye sormadıız? 2013, 2014 gibi dünyada oluşan bir ters gidiş, kuru baskılamak zorunda olduğunuz dönemlerde döviz satım müdahalelerinde bulunursunuz. Dönem dönem Merkez Bankası bunu kuru sağlıklı bir şekilde oynaklığının devam etmesi için müdahaleleri olmuş. 2016'dan sonra başka bir yol denenmiş.


'2020 KRİZİ KİMSENİN BURNU KANAMADAN ATLATILMIŞTIR'


Türkiye o krizi yönetebildiği için vatandaşımız o krizden etkilenmeden çıktı. 2019-2020'de hiçbir şey yapmayabilirdiniz, piyasaya bırakabilirdiniz. 2020 Türkiye dünya buhranından, hatta ondan da daha fazla sıkıntının yaşandığı bir yılı konuşuyoruz. Diğer ülkelerin nasıl destek aldığını biliyoruz. Diğer merkez bankaları yapınca TCMB hiçbir şey yapmadan mı duracaktı? Öyle yapıldı, böyle yapıldı; sonucuna bakalım. Sonucunda Türkiye vatandaşı, reel sektör, kimsenin burnu kanamadan, pandemi krizi atlatılmıştır.


'MERKEZ BANKASI HİÇ OLMADIĞI KADAR İYİ DURUMDA'


Kurun oynaklığının sağlıklı bir şekilde yönetilmesi, dolayısıyla müdahale değil. Ben başkan oldum, atandım. Pazar günü basın bildirisiyle açıkladım. Banka müdürlerine de bir müdahalemiz olmayacağını, herkesin kendi bilançosunu yöneteceği şeklinde mesajlar verdim. Ama gece Asya piyasalarında müthiş bir dalgalanma oluşmaya başladı. 11 milyar dolar o bir haftalık süre içerisinde piyasadan çıktı. Ben MB olarak hiçbir şey yapmadım, piyasa karşıladı. 2020'de dövize dönen bireyler otomatik olarak piyasada o talebi karşıladı. Döviz almak isteyenlere dövizini bozdurarak cevap verdi. O gün ülkemin rezervlerinde yeterli para olduğu için piyasa o 11 milyar dolarlık talebi karşıladı. Bir şeylere ulaşmak için değişik hesaplamalara gitmeye gerek yok. Türkiye Merkez Bankası olarak ve TC Devleti olarak şu an olmadığı kadar iyi durumda. Rezervlerin yapısı değişmiştir Türkiye'de. Yıllardır 120 ton altını vardı. 2012'de başlıyor. 2019 ve 2020'de Türkiye 720 ton altına çıkıyor. Türkiye'nin şu an merkez bankası rezervlerinde 720 ton altını var. Türkiye'nin 120 ton altını yurt dışındayken, 2017-18'den sonra Türkiye'nin tüm altınlarını Türkiye'ye getirmiştir. Türkiye'nin tüm altınları şu an Merkez Bankası'ndadır. Şu an bu yıllık 50 ton 1-2 yıl içerisinde 80 tona çıkacak inşallah. Önümüzdeki hedef, rezervleri daha kalıcı, güçlü şekilde oluşturmak. Türkiye'de hem rezervlerimizi daha kalıcı hale getireceğiz, hem de üretimi, ihracatı finanse ederek daha iyi bir sistem oluşturacağız. 2003'e kadar rezerv yok. Şu an 90 milyar dolar brüt rezervimiz var. Rezervin açılımı da önemli. Yaklaşık %40'ı üzerinde Türkiye'nin kendi altın rezervi. 2003'ten sonra oluşan rezervler nasıl oluşmuş? Portföy girişleriyle, sıcak para girişleriyle. Kur düşük olduğu için döviz alım müdahaleleriyle oluşturulan bir rezerv var, 130 milyar dolara kadar çıkan. Yurt dışından gelen dövizlerin alım ihaleleriyle oluşturuyorsunuz bunu. Türkiye 2020'de de bunu yapmıştır. Şuraya gitmiş, bunun hesabına geçmiş; bu ifadeler doğru değil ve vatandaşımızı da yanlış yönlendiriyorlar.


'REZERVLER SADECE YER DEĞİŞTİRDİ'


Bankaların, piyasaların ihtiyacı olan TL'yi MB karşıladı. 'MB'nın kaybolan rezervleri' diyorsunuz ya, o rezervler sadece yer değiştirdi. Benim rezervlerimden çıkıp banka hesaplarına döviz olarak giden parayı ben o parayı tekrar alıyorum döviz olarak, piyasaya TL veriyorum.


19 Nisan 2021 Pazartesi

Satış gücü çalışanlarındaki tutum farklılıkları

 “Hedeflerini değerler üzerine inşa


etmiş olan çalışanlar, sürdürülebilir başarı


elde etmek konusunda her zaman


birkaç adım daha önde olacaklardır.”


 


Genellikle savaşçı bir tutuma sahip olan çalışanların seçtiği bir meslektir satış; içinde mücadeleci tutum, kararlılık, azim ve coşku vardır. Bu özellikler tüm çalışanlarda farklı seviyelerde bulunur tabii ki… Satış mesleğine dahil olan çalışanların zaman içine kendine özgü tarzları oluşur. Ve bu yaklaşımlar, zaman içinde satış gücü çalışanlarının geleceğini belirler. Kimi mesleki ün kazanma konusunda emin adımlarla ilerlerken, kimi sadece günü/ayı yılı kurtarma peşindedir…


Evet, satış mesleğini icra eden çalışanları başlıca iki farklı ana gruba ayırmamız mümkündür; büyük resimleri için çalışanlar, salt hedef peşinde koşanlar.


Büyük resmi için çalışan -vizyon sahibi- satış çalışanlarının bu mesleği icra ederken sahip oldukları başlıca yaklaşımlar:


- Özerk bir tutum benimserler


Profesyonel satış uzmanlarının gücü kendi içlerinden gelir. Özerk bir tutum, içsel motivasyonun en önemli katalizörlerinden biridir. Bu gruba dahil olan çalışanlar, şirketin ilkelerine, değerlerine paralel olarak kendi özel yasalarını oluştururlar. Geliştirdikleri bu kurallar ve değerler hayata dair belirlemiş oldukları büyük resimlerinden kaynaklanır.


- İlk izlenimleri ve son intibaları her zaman iyidir


Hedeflerini değerler üzerine inşa etmiş çalışanlar, hedeflerinden ve primden önce samimi bir iletişime önem verirler. Sürdürülebilir satış başarısı, ancak samimi bir üsluba sahip çalışanlar tarafından geliştirilebilir.


- Satış yaptıktan sonra müşterileriyle görüşmekten imtina etmezler


İletişim ve müşteri odaklı satışın en önemli unsurlarından biri de müşterilerle tekrar iletişim kurmaktan çekinmemektir. “Acaba iptal olur mu, benden bir şey mi ister?” vb. düşünceler, cesur olan temsilcilerin zihninde yer bulamazlar.


- Müşteriye satış hacimlerine göre değer biçmezler


Kimi müşteri vardır, bir birimlik ürün/hizmet alır, kimisi vardır yüz birimlik veya bin birimlik bir alışveriş yapar. Bir birimlik alışveriş yapan, yarın onlarca birimlik ürün/hizmet alırken, önceden satış hacmi yüksek olan müşteri alımlarını azaltabilir. Müşteri müşteridir. Kurulan iletişim kalitesini, müşterinin satın alma davranışındaki oranlar belirleyemez. Bu gruba giren çalışanlar, bunun farkındadır.


- Müşterileriyle dostluk ilişkisi geliştirirler


Müşterilerle dostluk ilişkileri geliştirmek, belirli bir dozda olduğu sürece, hem çalışana hem de firmaya -müşterinin düzenli satın alma davranışı açısından- önemli ölçüde fayda sağlar.


- Büyük resimleri için savaşırlar


Sürdürülebilir içsel motivasyon ve satış gücü başarısı için hayata dair büyük resim belirlemek, olmazsa olmazlar arasındadır. Bu gruba giren çalışanları, diğerlerinden ayıran en büyük sebeplerden biri vizyon sahibi bir tutuma sahip olmalarıdır.


Sadece hedef peşinde koşan ikinci gruba giren satış temsilcileri:

- Sadece satış hedeflerini düşünürler


Özerk bir tutum benimsemekte zorlanırlar. Bu sebepten -gerçekçi bir şekilde belirlenmiş olan- şirket hedefi bu tarz çalışanlarda büyük bir baskı oluşturur. Bu baskı ve stresli ruh hali ise, çoğu zaman motivasyonlarını da öldürür.


- Satış sonrası hizmette yetersiz kalırlar


Günümüzde birçok satış temsilcisi, müşterileriyle tekrar görüşmek konusunda temkinli hareket eder. “Acaba benden tekrar bir şey ister mi?” vb. düşünceler, zaman içinde çalışana ve işletmeye zarar verir. Günümüzdeki müşteri, kendisiyle özel olarak ilgilenilmesini istiyor. Bu yaklaşım satış mesleğindeki sürdürülebilir başarının önündeki en büyük engellerden biridir.


- Değer odaklı olmak yerine prim odaklı çalışırlar


Kapitalist bir sistemde yaşıyoruz, bu yadsınamaz. Fakat para kazanma hırsı, müşteriye verilen değerin önüne geçtiği zaman, müşteriler bunu hemen anlarlar ve işletmeye ve çalışana olan güvenleri sarsılır.


- Satışın anlık bir çabadan ibaret olduğunu düşünürler


Satış mesleği uzun soluklu bir çaba gerektirir. Şu anda satın almayan bir müşteri adayı, bir ay veya bir yıl sonra satın alabilir. Fakat müşterinin satın almama davranışı karşısında, son intiba olumsuz olursa, müşteri adayı bir daha geri dönmeyecektir.


- Müşterilerle daha yüzeysel/yapay bir iletişim kurarlar


Çağımızın hastalıklarından biri de duygu sığlığıdır. Bireysel veya kurumsal bir müşteri adayı olsun fark etmez, kendini değerli hissetmeyen bir kişi veya kuruluş o firmadan veya çalışandan kolay kolay bir şey satın almaz. Günümüzdeki müşteriler/tüketiciler bilinçlidir; kurulan iletişim kalitesini hemen algılarlar.


Yukarıdaki yaklaşımlar çerçevesinde müşteri odaklı iletişimi benimseyen çalışanlar, işle ilgili tatmin duygusunu derinden yaşarken diğer gruba giren çalışanlar, çalışırken içsel huzuru yakalamak konusunda zorlanırlar.


Alıntı:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/satis-gucu-calisanlarindaki-tutum-farkliliklari/617454


Üretimi sevsek mi?

 Trend hizmet sektörü, trend e-ticaret, trend Amazon, trend Etsy, trend Alibaba, trend e-yaşam. İyi güzel de trend olması yetiyor mu, bu işler yeterince bilgi sahibi insanların elinde mi, bunu da gözden geçirmek gerektiğini düşündüm nedense. Ha tabi, bir de herkes ticaret yapmaya heveslendi güzel de, satılacak malı kim üretecek onu da düşünmek gerekiyor.


Bu trende ve değişime karşı olmak elbette mümkün değil. Fakat milletçe hizmet sektörüne böylesine heveslendiğimiz, gençlerimizi de teşvik ettiğimiz dönemde, acaba yeni nesli üretim sektörlerine yeterli derecede özendirmiyor muyuz diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Ülkemizin dinamo sektörlerinden tekstil sektöründe yer alan dostlarımdan, tekstil mühendisi yetişmediğini ve bulmakta zorlandıklarını duyunca tüylerim ürperiyor. Peki, acaba biz nerede yanlış yaptık veya nerede yanlış yapıyoruz.


Öncelikle şu e-ticaret işini bir açalım. Firmaların, üreticilerin veya ticaretle uğraşan girişimcilerin e-ticarete ilgi duyması, hele ki üreticilerin e-ihracata da yönelmesi son derece sevindirici. Ancak e-ticareti tek başına bir iş dalı gibi görüyor olmayı doğru bulmadığımı belirtmem lazım. Bu alanda çalışanlar olacak elbette, ancak satılacak ürünlerin üretilmesi, üretimin geliştirilmesi şart.


Geçtiğimiz gün Toyota, Türkiye’deki fabrikasına 2.500 kişi alacağını açıkladı ve hepimiz bu habere sevindik. İstihdam yaratan tüm sanayicileri başımızın üzerinde taşımamız gerekiyor. Kaldı ki, dövizin artışı ile Türkiye işçilik maliyetleri açısından birçok ülkeden çok daha ucuz hale geldiği için önümüzdeki dönemde pek çok yabancı sermayeli şirketin ülkemize yatırım için geleceğini düşünüyorum ki, bu çok sürpriz bir durum olmayacak.


Sanayi sektörü 2019 yılında, 138,2 milyar dolarla ihracatla Cumhuriyet tarihi rekorunu kırmıştı. 2020 yılı ise bu rakamın 10 milyar dolar altında kaldı. Pandemi sürecinde bu rakam elbette büyük bir kayıp olarak değerlendirilemez. Üretim rakamlarımıza baktığımızda ise orada da aşağı yukarı benzer bir düşüş yaşandı.


Ancak asıl mesele bence bu değil, dönemsel düşüşler ve konjonktürel değişimler yaşanabilir; fakat bizim yeni nesillere sanayiyi daha çok kanıksamamız ve sevdirmemiz gerekiyor. Teknik liselerin sayısını arttırmalı, üretime insanları özendirmeliyiz. Ülkemizin ekonomik değerlerini pozitife çevirmemizin, siyasi gelişmeleri ve etkileri bir tarafa koyuyorum, çözümü yalnızca katma değerli ürün üretmekten ve üretimimizi değerli hale getirmekten geçiyor. Eğer bir de marka değeri yüksek ürünler üretmeyi başarır ve ülkeye katma değer de yaratırsak tadından yenmez.


Son olarak aile işletmelerine seslenmek istiyorum. Türkiye Aile İşletmeleri Derneği güzel işler yapıyor, yine Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği’de aynı şekilde. Fakat işverenlerin ve aile büyüklerinin mutlak surette çocuklarına sanayiyi sevdirmelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Satmak, e-ticaret yapmak, hizmet sektörleri hepsi çok güzel. Ancak unutmamak lazım ki tüm bu satılacak ürünlerin bir şekilde üretilmesi de gerekiyor. Satmaya heveslenmek kadar üretime de heveslenmemiz ve heveslendirmemiz gerektiğini unutmamak gerekiyor.


https://www.dunya.com/kose-yazisi/uretimi-sevsek-mi/618029


16 Nisan 2021 Cuma

Kavcıoğlu, '128 milyar dolar' iddialarını yanıtladı

 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, 128 milyar dolar tutarındaki rezervin akıbetine ilişkin iddialara yanıt vererek, döviz alım-satımlarının koordinasyon içinde yapılabilmesi için Şubat 2017'de Hazine Müsteşarlığı ile TCMB'nin protokol imzaladığını, protokolle sağlıksız fiyat oluşumunun engellenmesine, döviz piyasalarındaki arz-talep dengesine ve likidite tesisine katkıda bulunulduğunu bildirdi.


Kavcıoğlu, "128 milyar dolarlık rezerv tartışmasına" ilişkin sorulara şu yanıtları verdi:


Sayın Başkan, son zamanlarda gündemde yoğun bir şekilde rezerv satışlarına dair haberler yer almaya başladı. Bu konu hakkında farklı spekülasyonlar yapılıyor, Merkez Bankası olarak sizden bir değerlendirme alabilir miyiz?


Dünyada daha önce görülmeyen bir krize yol açan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, tüm ülkelerde sıra dışı tedbirlerin alınma mecburiyetini doğurmuştur. Bu dönemde IMF çeşitli ülkelere toplam 110 milyar ABD doları acil yardımda bulunurken, ülkelerin salgın karşısında aldıkları mali tedbirlerin toplamı 16 trilyon ABD dolarını, merkez bankalarının bilanço genişlemesi ise 10 trilyon ABD dolarını bulmuştur.


Birçok gelişmekte olan ülkede olduğu gibi, Türkiye'de de son dönemde salgından kaynaklanan olağandışı koşullarda sermaye çıkışının artması, doğrudan yatırımların azalması, altın talebinin hızla artması ve turizm ile ihracat gibi döviz kazandırıcı faaliyetlerimizin de durma noktasına gelmesi, ekonomide yüksek tutarda bir döviz talebi yaratmıştır. Buna son yıllarda Türkiye'ye özgü yüksek seyreden jeopolitik riskler de eklendiğinde, makro finansal istikrarı sağlamak üzere ekonomide döviz likidite ihtiyacının karşılanması gerekmiştir.


Tüm bu gelişmeler ışığında, 2019 ve 2020 yıllarında ülkemiz ekonomisinin içinden geçtiği zorlu süreçler sonucunda oluşan dış açık, turizm gelirlerinde yaşanan belirgin düşüşle beraber 30 milyar ABD doları cari açık, 31 milyar ABD doları tutarında yabancı sermaye çıkışı, 50 milyar ABD doları tutarında reel sektörün yabancı para pozisyon azaltması ve hane halkının 54 milyar ABD doları tutarında döviz ve altına yönelmesi kurlar ve döviz rezervleri üzerinde yoğun baskı yaratmıştır. Özetle, ekonomideki döviz sıkıntısının giderilmesinin zorunlu ve olağanüstü koşullardan kaynaklandığı ortadadır.


Bunun sonucunda, finansal istikrarın korunması, ödemeler dengesi finansmanı ve döviz arz-talep dinamikleri kapsamında işlemler gerçekleştirilmiştir. Bu sayede ülkemiz ekonomisinin üretim, istihdam ve ihracat kapasitesi korunmuş, reel sektörün, finansal kesimin ve kamu kurumlarının döviz likiditesine erişim ve dış ödemeler noktasında herhangi bir sorunla karşılaşmaması için gerekli tedbirler alınmıştır.


Salgınla mücadele sürecinde ülke ekonomisinin korunması öncelikli tercih olmuştur. Alınan tedbirlerle birlikte hem para politikası hem de mali politika tarafında atılan adımlar sayesinde Türkiye, pandeminin tüm olumsuz etkilerine rağmen G20 ülkeleri içinde 2020 yılını pozitif büyümeyle tamamlayan iki ülkeden biri olmuştur. Reel sektörün likidite döngüsü sekteye uğramamış, bankacılık sisteminin güçlü bilanço yapısı korunmuş ve bu sayede makrofinansal istikrar desteklenmiştir.


Peki bu süreçte söz konusu işlemler hangi dayanakla ve nasıl gerçekleştirilmiştir?


Öncelikle bu konuların yanlış ve eksik bilgiye dayalı olarak kamuoyu önünde tartışılmasının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına zarar verdiğini düşünüyorum.


Hazine Müsteşarlığının TCMB nezdindeki hesapları kullanılarak yapılacak döviz alım-satım işlemlerinin para ve kur politikaları çerçevesiyle uyumlu gerçekleştirilmesi için gerekli koordinasyonun sağlanmasına ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla 21 Şubat 2017'de Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı ve TCMB arasında bir protokol tesis edilmiştir. Protokol, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 2'nci maddesinin birinci fıkrası ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'nun 2'nci maddesi, 4'üncü maddesinin 1’inci fıkrasının b bendi ve 41'inci maddesi ile 53'üncü maddesinin birinci fıkrası maddelerine dayanmaktadır.


Protokolün amacı, uygulanmakta olan para ve kur politikasının etkinliğini artırmak ve finansal istikrara katkı sağlamak şeklinde belirlenmiştir. Söz konusu protokol kapsamında 2017 yılından itibaren ihtiyaç görülen durumlarda, kamu bankaları aracılığıyla döviz işlemleri yapılmaya başlanmıştır. Bu sayede sistemde sağlıksız fiyat oluşumlarının engellenmesi ile döviz piyasalarındaki arz-talep dengesi ve likiditenin tesis edilmesine katkıda bulunulmuştur.


Bu döviz satışlarının nasıl bir yöntemle yapıldığı konusunda daha fazla detay verebilir misiniz? Çünkü "Kime satıldı?" diye soranlar oldu.


Piyasanın işleyişini çok iyi bilmelerine rağmen, bazı uzmanların “Kime satıldı“ diye konuşmalar yaptığını görüyoruz.


Söz konusu döviz işlemleri, işlem platformları üzerinden o günkü piyasa koşulları ve piyasa fiyatları çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Alıcı ve satıcı tarafın işlem gerçekleşene kadar bilinemediği otomatik işlem platformlarında, doğrudan bir karşı taraf belirlenmeksizin mevcut Piyasa kotasyonları üzerinden işlemler yapılmıştır. Dolayısıyla herhangi bir kesime, banka veya firmaya ayrıcalıklı döviz işlemi gerçekleştirilmesi söz konusu değildir. Otomatik işlem platformlarında gerçekleşen bu işlemlerin karşı tarafları yurt içi ve yurt dışı piyasa yapıcı bankalardır. Anılan işlem platformlarında piyasa dinamiklerinden bağımsız olarak, piyasa dışı fiyatlardan belirli taraflar seçilerek işlem yapılması teknik olarak mümkün değildir. Bu nedenle sadece Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası değil, dünyanın hiçbir yerinde bu tür karşı taraf ayrıntıları açıklanamaz.


Peki karşılığında aldığınız Türk lirası ne oldu?


Bilindiği üzere döviz işlemleri çift taraflı işlemlerdir. Döviz verilirken Türk lirası alınır ya da tam tersi gerçekleşir. Söz konusu döviz satım işlemleri ile piyasadan Türk lirası likidite çekilmesi nedeniyle bankaların TCMB'den fonlama yaptığı tutarlar aynı miktarda artış göstermiştir. Bu açıdan döviz satım işlemlerinin valör tarihi ile aynı gün olacak şekilde, söz konusu Türk lirası tutarı piyasadan çekilmiştir. Bu işlemler sonucu piyasadan çekilen Türk lirası likidite, TCMB tarafından açık piyasa işlemleri ve swap işlemleri yoluyla piyasaya fonlama olarak sağlanmıştır. Dolayısıyla Merkez Bankasından çıkan ve dolaylı olarak bankacılık sisteminde yabancı para mevduata dönüşen dövizin büyük bir kısmı yine swap işlemleri yoluyla Merkez Bankası bilançosuna geri dönmüştür. Bilanço varlık yükümlülük denkliği açısından bakıldığında ortada kaybolmuş bir varlıktan bahsetmek mümkün değildir.


Bir kez daha vurgulamak isterim ki veri paylaşımı konusunda, TCMB görev ve sorumluluk alanlarındaki bilgi ve verileri uluslararası standartlar dahilinde son derece şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşmaktadır. Bu kapsamda günlük analitik bilanço açıklanmakta olup, TCMB rezerv seviyesinin gelişimine ilişkin piyasa katılımcılarına detaylı şekilde veriler duyurulmaktadır.


Buna rağmen son dönemde kamuoyunda TCMB rezervlerine yönelik Bankamız itibarını sarsıcı, yerli ve uluslararası yatırımcılar üzerinde güven kaybına ve risk primlerinde artışa yol açabilecek açıklamalar yapılmaktadır. TCMB olarak hakkımızda çıkan yanlış ve yanıltıcı haber ve söylemler konusunda yasal haklarımızı saklı tutmaktayız.