20 Haziran 2018 Çarşamba

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bunu değiştireceğiz, lamı cimi yok

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çukurova Bölgesi sanayici ve iş adamlarıyla bir araya geldiği yemekte yüksek faiz oranlarına ilişkin, "Faizin böyle olduğu bir ülkede siz yatırım yapabilir misiniz? Arkadaşlar bunu değiştireceğiz, bu işin lamı cimi yok. Bir anda üç puan, arkadan bir buçuk puan daha. Şimdi bazıları diyor ki 'Başkanım tam seçim arifesinde bunları kullanmayın, konuşmayın.' Neyi konuşmayacağım? Hakikat neyse, doğru neyse biz bunu konuşacağız" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çukurova Bölgesi sanayici ve iş adamlarıyla akşam yemeğinde bir araya geldi. Yüksek faiz oranlarına değinen Erdoğan, "Şu 24'ünü hayırlısıyla bir atlatalım. 24'ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz. Bu toplantıda açıkça söylüyorum yüksek faizle biz ülkemizi ayağa kaldıramayız. Biz eğer yatırımcıyı güçlü kılacaksak burada düşük faizle bu adımı atmak zorundayız. Çünkü girişimci yüksek faizle neyin yatırımını yapacak? 'Efendim işte bankalar da kazanacak.' Tamam da elin bankaları kazanmıyor mu? Japonya eksi faizle çalışıyor. Amerika'ya geliyorsun ikilerde, bilemedin üçte. Avrupa ikilerde. İsrail sıfır-bir buralarda. Onların bankaları böyle çalışıyor da bize ne oluyor? Şu anda 20'lerde, 25'lere kadar çıkıyor. Faizin böyle olduğu bir ülkede siz yatırım yapabilir misiniz? Arkadaşlar bunu değiştireceğiz, bu işin lamı cimi yok. Bir anda üç puan, arkadan bir buçuk puan daha. Şimdi bazıları diyor ki 'Başkanım tam seçim arifesinde bunları kullanmayın, konuşmayın.' Neyi konuşmayacağım? Hakikat neyse, doğru neyse biz bunu konuşacağız. Doğruyu, hakikati konuşacağız ki sonunda ulaşmak istediğimiz yere ulaşalım. Faizi yüzde 63'ten aldık. O zaman enflasyon yüzde 30'du. İndirdik, indirdik, 4,6'ya kadar indi ve Batı çıldırdı. İşte Gezi olayları öyle başladı. Niye? Türkiye faizi buraya düşürdü, enflasyon buralara düştü. Çılgın Türkler bir şeyler yapıyor. Biz de onlara prim vermedik ama istedik ki burayı iyi tutalım" açıklamasında bulundu.

"GEZİ OLAYLARIYLA BİRLİKTE FAİZ VE ENFLASYON BİR ANDA ÇİFT HANELİ RAKAMLARA ÇIKTI"

Gezi olaylarıyla birlikte faiz ve enflasyon oranının bir anda çift haneli rakamlara çıktığını belirten Erdoğan, "Her zaman söylüyorum ama biz tabii birçoklarıyla bu konuda anlaşamıyoruz. İnşallah 24 Haziran ile birlikte bu işin nasıl olacağını yerlisine de yabancısına da gösterme şansını yakalayacağız. Çünkü bizim ekonomi modelimizin merkezinde özel sektörümüz var" dedi.


"BAKTIM, FELAKET BİR ŞEY. NİYE? BANKALAR DA KREDİ VERMİYOR. ÇOK ENTERESAN"

Programa katılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun,Türkiye'de gıda sektöründeki bir firmanın durumunu kendisine anlattığına değinen Erdoğan, "Baktım, felaket bir şey. Niye? Bankalar da kredi vermiyor. Çok enteresan. Adamın kredi alacak hali yok. Niye? O şartlarda kredi alamazsın ki ama öyle bir noktaya gelmiş ki yüzde 20, yüzde 25 ile de olsa gene alacak. Niye? Çünkü devasa fabrikaya kilit vurma noktasına gelmiş. Yani bunlar ölümü gösterip, sıtmaya razı ediyorlar. Böyle şey olabilir mi? Ben haber gönderdim, yardımcı ol ve bu devlet bankası. Özel sektör zaten kıl aldırmıyor. Böyle bir noktada. Ben en sonunda Rifat Bey'e dedim ki arkadaş siz kendi üyeleriniz arasında bir seferberlik yapın da bu adamcağızı kurtarın. Çünkü sıradan bir firma değil, marka bir firma. Şimdi buna yazık değil mi? Onun için ben milli seferberlik diyorum. Onun için bu milli seferberlik noktasında yerli ve bunun yanında da kamu bankalarının bu işe yardımcı olması lazım" diye konuştu.

Mehmet Şimşek'ten önemli kur açıklaması: Bu son dalga küresel

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, döviz kurundaki gelişmelere ilişkin, "Bu son dalga küresel. Türk lirasının başka para birimlerine oranla nispeten dirençli kaldığı bir süreç." dedi.

Şimşek, CNN Türk yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Döviz kurundaki yükselişi değerlendiren Şimşek, Merkez Bankasının para politikasındaki sadeleştirme ve faiz artırımından önce piyasalarda bir endişenin bulunduğunu söyledi.

Bu endişenin çok hızlı bir şekilde fiyatlandığını belirten Şimşek, "O kısmen Türkiye kaynaklıydı ama biz onu çözdük. Bu son dalga, küresel. Türk lirasının başka para birimlerine oranla nispeten dirençli kaldığı bir süreç." diye konuştu.

Şimşek, ABD'deki faiz artışının, ülkenin bilanço küçültmesinin, borçlanma ve dolar talebinin artmasının bütün gelişmekte olan ülkeler için olumsuz bir durum olduğuna dikkati çekerek, "Yıl başından bu yana bütün gelişmekte olan para birimleri ortalama yüzde 10'un üzerinde dolara karşı değer kaybetti. Bu bir realite. Bu husus herkesi etkiledi, başlangıçta Türkiye'yi daha fazla etkiledi." ifadesini kullandı.

Söz konusu küresel dalgayla gelişmekte olan ülkelere yönelik beklentilerin bozulduğunu, endişelerin arttığını ve risk iştahının azaldığını dile getiren Şimşek, "Türkiye, eskiden bu tür bir dalgaya karşı az korunaklıydı. Liranın desteği azdı fakat son dönemde parasal sıkılaştırma, faizlerdeki yükselişle birlikte liraya destek var. Dolayısıyla lira eski kırılganlıkta değil." değerlendirmesinde bulundu.

- "Yarı dolu yarı boş bardak hikayesinin ötesine geçtik"

Seçime yönelik vaatlere değinen Şimşek, "Bizim vaatlerimiz mütevazi olsa da şu ortamda hataya, gevşemeye piyasaların toleransı yok. Maksimum 30 milyar lira civarında bir vaadimiz var." dedi.


Şimşek, para politikasında çok güçlü bir tepki verdiklerini ve bu tepkinin etkili olduğunu ifade ederek, atılan adımların olumlu karşılandığını, para politikasındaki duruşun bir temel endişe kaynağı olmaktan çıktığını vurguladı.

Seçim öncesinde vaatlerde bulunulsa bile sonrasında mali disiplini hep sürdürdüklerini ve borcun milli gelire oranını aşağı doğru bir trendde tuttuklarını anlatan Şimşek, "İktidar olan parti bir vaatte bulunursa genelde onu yapar. Mesele konjonktür meselesi. Bardak yarı dolu görünüyordu. Bu son küresel gelişmelerle birlikte acaba gelişmekte olan ülkelerin bardağı kırılır mı diye bakılıyor. Yarı dolu yarı boş bardak hikayesinin ötesine geçtik." diye konuştu.

- Yeniden dengelenme süreci

Yol haritalarının seçimden hemen sonra bütün hedeflerle güncelleneceğini bildiren Şimşek, şöyle devam etti:

"Gerek para politikasındaki sıkılaşma gerek geleneksel maliye politikasındaki duruşumuz gerekse makro ihtiyati yaklaşımımız ki kısmen mayısta devreye girdi haziranda geriye kalanı girecek, bu çerçevede bakarsanız iç talebin yavaşladığı, dolayısıyla enflasyonist baskının azalacağı, cari açıktaki genişlemenin durup daralmaya dönüşeceği nettir. Buna biz yeniden dengelenme diyoruz."


Dengelenme boyutunun dış talepten geldiğini belirten Şimşek, Avrupa Birliği'nde yakalanan ekonomideki ivmenin Türkiye ekonomisini destekleyeceğini, ülkenin çevresindeki petrole dayalı ekonomilerin de artan petrol fiyatlarından olumlu etkileneceğini, bundan Türk firmaları ve turizminin nemalanacağını, turizmde bu sene sayı anlamında bütün dönemlerin rekorunun kırılacağını kaydetti.

- "Enflasyon ikinci yarıdan sonra düşüş trendine girecek"

Şimşek, dış talebin de destekleyici olacağının altını çizerek, "Kur rekabetçi, iç talep yavaşlayacak. Cari açık, altın hariç muhtemelen yüzde 3'e doğru inecek, şu anda altın hariç yüzde 4,5. Enflasyonda kısa vadede, yakın dönemde yaşadığımız liranın değer kaybı nedeniyle 3-4 aylık etki var. Enflasyon yılın ikinci yarısından sonra düşüş trendine girecek." ifadesini kullandı.

Türkiye'nin şu an kısmen dış kaynaklı genel bir şokla karşı karşıya olduğuna dikkati çeken Şimşek, mayıs ayı itibarıyla yaklaşık yüzde 12'lik enflasyonun minimum 4 puanının liranın değer kaybı ve petrol fiyatlarından kaynaklandığını, petrol fiyatları sabit kalsa bile kurun istikrara kavuşmasının 4 puanı çıkaracağını söyledi.


- "İşsizlikte biz hiçbir zaman manşete bakmayız"

Şimşek, işsizlikte de mevsimsel etkilerden arındırılmış oranın yüzde 9,9, manşet işsizlik oranının ise yüzde 10,1 olduğunu hatırlatarak, "Biz eski geleneklerden dolayı hiçbir zaman manşete bakmayız. Mesela ben enflasyonda manşete hiç bakmam, çekirdeğe bakarım yani esas trende." değerlendirmesinde bulundu.

Son 10 yılda Türkiye istihdamda çok büyük başarı sağladığını anlatan Şimşek, bu dönemde net 8,8 milyon vatandaşa iş bulunduğunu bildirdi.

Türkiye'nin istihdam artışında dünyada ilk 5'te olduğuna dikkati çeken Şimşek, son 1 yılda 1 milyon 22 bin kişiye iş bulduklarını dile getirdi.

Şimşek, "Gelecek açısından baktığımızda, bizim genç nüfusumuz var, çalışma çağındaki nüfus ve iş gücüne katılım hızla artıyor. Bu istihdam artışıyla Türkiye hızla gelişiyor ve eninde sonunda bu bir platoya oturunca işsizlik oranı daha hızlı bir şekilde iner ama kısa vadede değil." dedi.

- Hedef, enflasyonda tek hane

Muhalefetin vaatlerini de değerlendiren Şimşek, kendisinin seçimlerin vizyon, program, Türkiye'nin dönüşümü üzerinden bir yarışa dönüşmesini arzuladığını vurguladı. Şimşek, "Ben olsam yarışı Türkiye'de sanayide dönüşüm, 4. Sanayi Devrimi'ne hazırlık, eğitimde kalite, Ar-Ge, inovasyon, katma değer zincirinde yükselme vesaire üzerine kurgularım. Yoksa imkanları zorlayarak veya muhalefette olduğu gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan vaatlerle ortaya çıkmak sadece geleceğe ilişkin endişeleri, belirsizlikleri, yükleri artırır." diye konuştu.


Orta Vadeli Program'da (OVP) bu yıla ilişkin büyüme hedefinin yüzde 5,5 olduğunu hatırlatan Şimşek, bu rakamın bugünkü şartlarda hala makul olduğunu söyledi.

Şimşek, "Yılın ilk yarısında ciddi bir momentum var, ikinci yarısında bir miktar momentum kaybolsa da bu anlamda makul olacak ama önemli olan orta uzun vadeli bir perspektifle sürdürülebilir yüksek büyüme." değerlendirmesinde bulundu.

Yapısal reformlarla dönüşümü sağladıkları ölçüde, yan etkileri sınırlı yüksek sürdürülebilir büyümenin mümkün olduğunu dile getiren Şimşek, şunları kaydetti:

"Bunun ön koşulu, kararlı bir şekilde enflasyonun belini kırıp, düşük tek haneye inmesini sağlamaktır. Çünkü düşük tek haneye indirirsek firmalarımız tahvil çıkartarak bütün yatırımlarını Türkiye'de ve dünyada finanse ederler. İkinci olarak da öngörülebilirlik artar. O nedenle Merkez Bankasının kredibilitesini, buradaki duruşunu çok önemsedik. Olağanüstü hal kalktığında, ülke normalleştiğinde, bu büyüme potansiyeliyle Türkiye çok rahat bir şekilde uzun vadede milli gelirin yüzde 2'si kadar doğrudan yatırım çeker. Yani bugünkü rakamlarla yaklaşık 16-17 milyar dolar."


14 Haziran 2018 Perşembe

Ferit Şahenk'in 8 milyar doları nereye gitti?

Ünlü iş adamı Ferit Şahenk’in Doğuş Holding’i 5.8 milyar dolarlık yapılandırmaya gittiği yakın zamanda basına yansımıştı.
İş dünyasında işlerin iyiye gitmediğinin göstergesi çok sayıda gelişme oluyor. Ülker’in 6.5 miyar dolar, Doğuş’un 5.8 milyar dolar, Unit’in 700 milyon dolar, Gama’nın 1 milyar dolarlık borçlarının “yapılandırılmasını” istediği medyaya yansımıştı.

Şimdi de iş adamları 'sırtlarına kambur' olan lükslerden bir bir kurtuluyor.

Doğuş Holding'in sahibi ve Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, bu iş adamlarının başını çekiyor.

T24 yazarı Barış Soydan, Doğuş Holding’in 10 yılda Garanti Bankası’ndaki hisselerini elinden çıkardığı,  bu satışlardan sekiz milyar dolar elde ettiğini söylüyor ve “Şahenk Ailesi’nin borcunu ödemekte zorlanmasının sırrı nedir?” sorusunu yöneltiyor.

Barış Soydan'ın "Şahenk'in 8 milyar doları nereye gitti?" yazısı şöyle:

Nereden nereye… Bir zamanlar 'Beyaz Türklüğe' adım atmanın yolu, Doğuş Grubu’nun ürün ve hizmetlerini kullanmaktan geçerdi. Audi kullanmak, NTV, CNBC-E izlemek, Beyaz Türkler kulübüne girmekte kullanılan bir kimlik kartı gibiydi.

Bunu en iyi 1990’ların sonunda yayınlanan bir Audi reklamı anlatır:

Aradan geçen 20 yılda her şey nasıl da değişti... Bu reklamda küçümsenen “tespihliler”, siyasi iktidarı ele geçirdiler. Beyaz Türkler, siyasi iktidarı yitirmişti ama ekonomik iktidarı korumak için her şeyi yapmaya hazırdılar. Gerçekten de ekonomik güçlerini uzun süre korumayı başardılar.. Ta ki bu yılın başında para piyasalarında yaşanan fırtınaya kadar. Dolar ve euro’da yaşanan hızlı tırmanış, döviz borcu bulunan grupların belini büktü. Ülker (Yıldız Holding), Doğuş Holding, Unit Investment, Gama Holding gibi devler, borçlarının yeniden yapılandırılması için bankalara başvurdular. Sırada başka hangi şirketler var, Tanrı bilir...

Ülker’in 6.5 miyar dolar, Doğuş’un 5.8 milyar dolar, Unit’in 700 milyon dolar, Gama’nın 1 milyar dolarlık borçlarının “yapılandırılmasını” (Türkçe meali: Vadesinin uzatılması, birkaç yıllık ödemesiz bir dönemin konulması, mümkünse dolar, euro’dan TL’ye çevrilmesi) istediği medyaya yansıdı.

Sözü edilenler büyük, çok büyük rakamlar. Yönetim hatası mı sorunun kaynağı yoksa para birimindeki hızlı değer kaybı mı? Başka bir ülkede olsak, bu kadar büyük borcun nasıl oluştuğu sayfalar dolusu yazılır, çizilirdi. Türkiye’de ise bütün bildiğimiz birkaç bilgi kırıntısından ibaret.

Doğuş Holding’i ele alalım. On yılda Garanti Bankası’ndaki hisselerini peyder pey elinden çıkaran ve bu satışlardan 8 milyar dolar elde eden Şahenk Ailesi’nin borcunu ödemekte zorlanmasının sırrı nedir?

“8 milyar dolar nereden çıktı?” diyeceksiniz. Forbes dergisinin Nisan sayısında yer alan bir haberden öğrendim.

Şahenk Ailesi, Garanti Bankası’ndaki hisselerini, 2005 – 2017 arasında toplam dört işlemle elden çıkardı. Bu satışlardan elde ettiği gelir (2.8 milyar dolar + 2 milyar dolar + 2 milyar Euro + 3.3 milyar lira), Forbes’a göre dönem kurları üzerinden yaklaşık 8 milyar dolara ulaşıyor.

2005’te Garanti Bankası’nın yüzde 25.5’ini 2.8 milyar dolar bedelle Garanti Electric Consumer Finance’a sattı.

Şahenk’in Garanti Bankası’ndaki ortağı General Electric, Kasım 2010’da elindeki hisseleri İspanyol BBVA’ya satmaya karar verdi. Bu dönemde Şahenk Ailesi de Garanti’deki yüzde 6.29 hissesini BBVA’ya 2 milyar dolara verdi. Böylece 2005’teki ilk satışın ardından Ferit Şahenk ve ailesinin Garanti Bankası hissesi satarak elde ettiği gelir 4.8 milyar dolara yükseldi.

2015’te Şahenk Garanti Bankası’nda yeni bir satış yaptı. Bu sefer bankanın yüzde 14.89’unu İspanyol BBVA’ya 2 milyar Euro’ya sattı.

İlk üç satış sonrasında Şahenk Ailesi’nin elinde Garanti Bankası’nın yüzde 10’u kalmıştı. Şubat 2017’de kalan hisseleri 3 milyar 322 milyon lira bedelle yine BBVA’ya satarak Garanti Bankası’ndan tümüyle çıkmış oldu.

Bu satışlardan Şahenk Ailesi’nin eline dönem kurları üzerinden yaklaşık 8 milyar dolar geçti. Şahenk bu paranın bir kısmını yeme içme ve turizm sektörlerine yatırdı.

İlk hamle 2011’de Nusr’et, Kiva ve Lacivert restoranlarının satın alınması oldu.

Şahenk 2012’de Kitchenette, Gina, Da Mario gibi 18 markanın sahibi olan Door’s Grubu’nun yüzde 74.25’ini, Ekim’de ise Go Mango’nun yüzde 60’ını aldı.

2012 Ağustosu’nda bu kez Kahve Dünyası’na yüzde 50 ortak oldu.

Aynı yıl yurtdışına açıldı ve Zuma, Roka lokantalarının sahibi İngiltere merkezli Azumi Group’un yüzde 50’sine yatırım yaptı.

Yurt dışında yaptığı yatırımlarla otel portöyünü de büyüttü. 2012’de İtalya – Capri Adası’nda Capri Palace’ı, 2016’da Yunanistan’da Astir Palace’ı aldı. 2015’te  Hırvatistan’da D-Resort Sibenik’i açtı.
Roma’daki Aldrovandi Palace’a 50 milyon Euro verdi. 2016’da Hotel Villamagna’yı, 2017’de 50 milyon İsviçre Frangı’na Park Weggis Oteli’ni aldı.

Bugün Şahenk’in 12 ülkede, 170’e yakın lokasyonda faaliyet gösteren otelleri, lokantaları, eğlence - turizm şirketleri var. Bu şirketlerden bazıları “d.ream International BV” adlı şirketin çatısı altında toplanmış durumda. Doğuş Holding bankalara olan borçlarını ödemekte zorlanmaya başlayınca bu şirketin yüzde 17’sini, bu yılın Nisan ayında Singapur devlet fonu Temasek ile İngiltere’de bulunan uluslararası sermaye fonu Metric Capital Partners’a 200 milyon dolara sattı. (Böylece şirketin değerinin 1.2 milyar dolar ettiğini öğrenmiş olduk.)

Şahenk’in bankalarla yaptığı yeniden yapılandırma görüşmelerinde İspanya ve İtalya’daki oteller ve lokantalarını da teminat olarak gösterdiğine ilişkin haberler, söylentiler, medyaya yansıdı. Bankalardan bu konuda resmi bir açıklama yapılmadığı için bunun doğru olup olmadığını bilemiyoruz...

Mehmet Şimşek'ten Fed faiz kararı değerlendirmesi

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz artırım kararına ilişkin, "Faiz artışı sürpriz değil. Piyasalar bunu büyük oranda fiyatlamıştı, önemli olan geleceğe ilişkin perspektif." dedi.

Şimşek, NTV'de katıldığı programda gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Fed'in faiz artırım kararını değerlendiren Şimşek, bunun sürpriz olmadığını, piyasaların kararı büyük oranda fiyatladığını söyledi.

Şimşek, önemli hususun geleceğe ilişkin perspektif olduğunu belirterek, bu perspektifin beklenenden bir miktar daha aşağı indiğini anlattı.

Fed'in açıklamasında uzun süredir var olan "parasal koşulların destekleyici olduğuna" dair bir ifadenin çıkarıldığına dikkati çeken Şimşek, bundan sonraki yol haritasında faiz artışı beklentilerinin nispeten daha güçlü olduğunu bildirdi.

Şimşek, bunun başlangıçta gelişmekte olan ülkeler için olumsuz bir değerlendirme niteliği taşıdığını ancak Türkiye'nin daha önce bu duruma hazırlandığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Nihayetinde biz zaten uzun bir süredir ABD kaynaklı para politikasındaki normalleşmenin hızlanabileceğini, küresel dolar likiditesindeki bu sıkışıklığın ABD kaynaklı olarak devam edebileceğini önemli ölçüde içselleştirmiştik. Burada iki önemli husus var. Olay sadece Fed'in fiyat istikrarına yönelik bilanço küçültmesi ve para politikasında normalleşme, faiz artışı değil. Bu tabii küresel dolar likiditesini etkiliyor fakat bu aslında bakıldığında uzun zamana yayılmıştı, bilanço küçültme yönetilebilirdi. Burada esas konu ABD'de vergi reformu yapıldı. Bu reformla bütçe açığının ciddi şekilde artırılması gündemdeydi ve bu da başladı. Bütçe açığının artması da Amerikan hazinesinin daha çok borçlanması anlamına geliyor. Dolayısıyla iki yönlü bir etki söz konusu. Bir taraftan Fed faizleri artırarak bilanço küçültürken, bir taraftan da Amerikan hazinesi vergi reformu ile ortaya çıkan ciddi bütçe açığını finanse etmek için dışarıdan daha çok dolar borçlanıp dolar likiditesini kısıyor. Bu etki önemli, bunları birlikte düşündüğümüzde, bu zaten son dalgalanma."

Mayıs ayında gelişmekte olan ülkelerden para çıkışının, bu durumun sadece Türkiye'ye özgü olmadığını gösterdiğine işaret eden Şimşek, küresel risk alma iştahında, risk algısında bir değişim yaşandığını dile getirdi.

Şimşek, mayıs ayında gelişmekte olan ülkelerden gerçekleşen çıkışın Kasım 2016'dan bu yana en yüksek düzeyi bulduğunu anımsatarak, "Bu aslında bizim piyasalardaki dalgalanmayı da önemli ölçüde açıklıyor. Geçmişte para politikasının Türkiye'de yeterince net olmadığına, güçlü tepki veremediğine dair genel bir değerlendirme vardı, bu değerlendirme geride kaldı. Hakkını verelim, Merkez Bankası çok güçlü bir şekilde gereğini yaptı, yapmaya devam etti ve ne gerekiyorsa yapacak. Merkez Bankasının bu anlamda sürekli arkasındayız." diye konuştu.



"GELİŞMELER ENFLASYONUN DÜŞMESİ VE CARİ AÇIĞIN DARALMASI YÖNÜNDE"

Türkiye'nin enflasyonu tekrar aşağı yönlü patikaya koyacağının altını çizen Şimşek, gelişmelerin hızla enflasyonun düşmesi ve cari açığın daralması yönünde olduğunu anlattı.

"Geçmişin rakamlarına bakmayın." diyen Şimşek, geleceğe ilişkin değerlendirmelerde yeniden dengelenme hususunun ancak yılın ikinci yarısında rakamlara yansıyacağını söyledi.

Şimşek, geçen yıldan kalma çok güçlü bir momentum bulunduğunu ifade ederek, "Dolayısıyla yakın geçmişi baz alarak geleceğe bunu taşımayın. Bizim politika setimiz güçlendi. Mesajım piyasaya çok net, para politikası sadece normalleşmedi, sadece güçlü tepki vermedik, sadece vermeye devam etmeyeceğiz, aynı zamanda basitleştirdik, netleştirdik." değerlendirmesinde bulundu.

Maliye politikasına ilişkin de kısa vadede gerek imar barışı gerekse vergi yapılandırması yoluyla seçim öncesi milli gelirin en çok yüzde 0,9'una tekabül eden vaatleri karşılayacak bir gelir akışı olduğunu belirten Şimşek, bunun öncesinde de harcama kontrolü ve vergi reformuyla verginin tabana yayılması adımlarıyla kalıcı olarak seçim öncesi vaatleri finanse edecek, kamu maliyesinde ciddi bir kötüleşmeyi engelleyecek tedbirleri ortaya koyduklarını bildirdi.

Şimşek, özellikle firmalarda kur riskinin yönetilmesini, riskin döviz geliri olan firmalarda odaklanmasını sağlayacak düzenlemeyi kısmen mayıs ayında devreye koyduklarını, ikinci kısmını da haziran sonuna kadar şekillendirmiş olacaklarını dile getirdi.

Seçime çok kısa bir süre kaldığına dikkati çeken Şimşek, bu sürenin sonunda belirsizliğin ortadan kalkacağını, 5 yıllık yeni bir perspektif olacağını, bunun da reformlara ciddi bir ivme kazandırmak için alan açacağını vurguladı.



"OHAL'İN KALDIRILMASI TÜRKİYE'YE BAKIŞ AÇISINI OLUMLU YÖNDE DEĞİŞTİRECEK"

Şimşek, fon akışı ve doğrudan yatırımlar anlamında en çok Türkiye algısını bozan hususun olağanüstü hal (OHAL) uygulaması olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

"Çok net bir şekilde, tabiri caizse 'terörün belini kırdık', oyunu Irak'ın içlerine kadar taşıdık, Suriye'de terör koridorunu kırdık. Dolayısıyla terör noktasındaki OHAL'in en önemli gerekçesi buydu ve haklı bir gerekçeydi. Gerçekten Türkiye çok mesafe kazandı. Bu birinci husus, FETÖ tehdidiyle de önemli ölçüde mücadelede sonuç alındı, başarıya ulaşıldı. Cumhurbaşkanımız net bir şekilde ilk işimizin OHAL'i kaldırmak olacağını ifade etti. Bu da dışarıda Türkiye'nin algısını, ülkemize bakış açısını olumlu yönde değiştirecek."

Kısa vadede mevcut değerlendirmelerin geçerli ve etkili olduğunu belirten Şimşek, "Parasal sıkılaştırma her zaman ABD ekonomisinde ciddi bir kaldıraç. Borç düzeyi yüksek olduğu için en ufak faiz ayarlaması bile reel ekonomiyi etkiliyor. Bu para politikasındaki sıkılaşmayla birlikte yapılan vergi reformunun etkisi, en geç gelecek senenin ilk yarısında sonlanmış olacak." ifadesini kullandı.

Şimşek, küresel ekonomide kalıcı, uzun vadeli, yukarı yönlü bir sıkılaştırma trendi öngörmenin çok sağlıklı olmadığını ancak piyasaların çok kısa vadeli bakabildiğini söyledi.



"TÜRK EKONOMİSİ DAYANIKLILIĞINI KANITLADI"

OHAL'in kaldırılmasının ekonomiye etkisine ilişkin soru üzerine Şimşek, "Türkiye'nin gerçekliğiyle algısı arasında ciddi makas, bir fark oluşmuştu. Bu algıyla gerçeklik arasındaki farkı kapatma noktasında önemli bir adım." dedi.

Şimşek, yapısal reformlarla rasyonel, sağlıklı, güçlendirilmiş politika setiyle Türkiye'nin realitesini de ülkenin şoklara karşı kırılganlığını da iyileştireceklerini bildirdi.

Türkiye'nin 2010-2017 döneminde Çin ve Hindistan'dan sonra en hızlı büyüyen ekonomi olduğuna işaret eden Şimşek, istihdam artışında da ülkenin dünyanın en başarılı ilk 5 ülkesinden biri olduğunu aktardı.

Yaşanan iç ve dış şoklar, bunlara verilen tepkiler ve özellikle OHAL gibi hususlar nedeniyle reel ekonominin yeterince takdir edilmediğine dikkati
çeken Şimşek, şunları kaydetti:

"Bu algının bir miktar iyileşmesiyle birlikte Türkiye'ye, reel sektöre yönelik ciddi bir şekilde fon akışının artması ihtimali yüksek. Fizik, kimya, mühendislik olsa dersiniz ki 'Formül şu, 3, 6, 9 ayda olur." ama ekonomi çok daha karmaşık bir model, psikolojisi, işin güven tarafı, küresel ilişki ağı var. Buna karşın güzel gelişmeler oluyor. Avrupa ile eski gerilimler geride kaldı. ABD ile Münbiç konusunda genel bir anlaşma çerçevesi var. Suriye'de DEAŞ önemli ölçüde, Irak'ta neredeyse tamamen çökertildi. Bölücü terör örgütüne karşı biz alan hakimiyeti noktasında hiçbir dönemde olmadığı kadar güçlüyüz. Bunlar önemli konular."

Şimşek, turizmde ciddi bir toparlanma olduğuna işaret ederek, dış talebin de güçlü olduğunu belirtti.

Özellikle komşu ülkelerinin gelirlerinde petrol fiyatlarındaki yükselmeyle birlikle iyileşme olduğunu vurgulayan Şimşek, bunun Türkiye'nin hem müteahhitlik hem turizm sektörü hem de ihracatı açısından önemli olduğunu söyledi.

Dışarıda genel anlamda kurdukları iletişimin, diyaloğun önemli olduğunu dile getiren Şimşek, "İçeride kısmen de olsa sonuçlara ilişkin belirsizlik etkili oluyor. Büyük oranda Türkiye'nin, önü açık bir döneme girdiğini de zaten bir iki hafta içinde göreceğiz. Türkiye ekonomisi direncini ve dayanıklılığını kanıtladı." diye konuştu.

10 Haziran 2018 Pazar

7 milyar dolarlık borç kapanacak TL'ye dönülecek

Reel sektörün döviz açık pozisyonu 222 milyar dolara çıktı. Dövizle borçlanması sınırlanan 44 bin firmanın toplam borçları 33 milyar dolar. Yıl sonuna kadar TL’ye dönmeleri gereken tutar 6.9 milyar dolar
Reel sektörün Döviz açık pozisyonu 222 milyar dolara çıktı. Dövizle borçlanması sınırlanan 44 bin firmanın toplam borçları 33 milyar dolar. Yıl sonuna kadar TL’ye dönmeleri gereken tutar 6.9 milyar dolar.

Merkez Bankası Finansal İstikrar Raporu Mart 2018 sayısını yayımladı. Raporda son günlerde döviz kurundaki hareket nedeniyle gündeme gelen reel sektör firmalarının döviz cinsi borçlarına yönelik istatistikler dikkat çekti. Raporda reel sektörün döviz varlığı ile döviz borcu arasındaki farkın 222 milyar dolara çıktığı vurgulanarak yüksek miktarda döviz borcu bulunan ve yeterli geliri olmayan firmaların borç ödeme takvimine yaklaşıldığında yüksek montanlı döviz aldığı ve bunun ise kuru yukarı ittiği belirtildi. Rapora göre toplamda 340 milyar dolara ulaşan firma döviz borçlarının 41 milyar dolarının ithalat, geri kalan 290 milyar dolarının ise yabancı para (YP) cinsi kredi borcu olduğu görülüyor.

Rakamlara göre 1 milyar doların üstünde döviz kredisi borcu olan firma sayısı sadece 23 adet. 500 milyon doları üzerinde YP kredi borcu olan 90 firma toplam döviz kredilerinin yüzde 33’üne, 15 milyon doların üzerinde borcu bulunan yaklaşık 2.300 firma toplam kredilerin yüzde 85’ine sahip. 2 Mayıs’ta yürürlüğe giren 32 sayılı kanun ile döviz borçlanmalarına sınır getirilen 15 milyon doların altında kredi borcu olan 44 bin firmanın toplam döviz kredileri içindeki payı yüzde 15 düzeyinde.

İZLEMEYE ALINAN KREDİ

Düzenleme ile 44 bin firma dövize endeksli kredi kullanamayacak aynı zamanda yeterli döviz geliri olmayan firmalar döviz kredisi kullanamayacak. Bu 15 milyon ABD Doları’nın altında döviz kredi borcu olan firmaların kredilerinin yaklaşık yüzde 30’unun orijinal vadesinin 1 yıla kadar olduğu görülüyor. Bu firmaların toplam yurtiçi bankalarca kullandırılan 33 milyar dolar tutarındaki kredilerinin (dolara endeksliler hariç) 6.9 milyar dolarının vadesi 2018 yılı sonuna kadar doluyor. Yani bu firmaların büyük bölümü 6.9 milyar doları yıl sonuna kadar bulup yatıracak sonrasında ise sadece TL kredi alacak.

Raporda son üç ayda yakın izlemedeki kredilerde önemli artış olduğu görüldü. Bu artışın büyük montanlı kurumsal kredilerde yaşanan yapılandırmalar ve 2018 yılı başında bankalarca kullanılan raporlama sisteminin Türkiye Finansal Raporlama Standardı TFRS-9’a geçişiyle bağlantılı olduğu vurgulandı.








PİYASAYI VATANDAŞ DENGELEDİ

Finansal istikrar raporuna göre Türk halkının 1 yıllık finansal varlıkları 191 milyar lira arttı. Buna en büyük katkı ise Türk Lirası mevduattan geldi. Vatandaşın TL mevduatı 104 milyar lira artarak 591 milyar liraya ulaştı. Döviz mevduatı ise 1.7 milyar dolar yükselebildi. Bunun nedeni ise vatandaşın uzman yatırımcı gibi davranması oldu. Vatandaş genel eğilimine uygun olarak TL değer kazandığında döviz alımlarını artırdı, döviz kuru yükseldiğinde ise TL lehine pozisyon alarak döviz kurundaki oynaklığı azaltıcı bir rol üstlendi. YP mevduatta 2018 yılı Mart ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde yüzde 11.8’lik bir artış gerçekleşirken bu oran TL mevduat için yüzde 21.3 oldu. Mevduat faizlerinin yaklaşık 2.5 puan artması bu gelişmede etkili oldu.

BORÇLAR ÇIĞ GİBİ

Vatandaşların borçları ise 1 yılda 74.5 milyar lira tırmandı. Artan borcun yarısı ihtiyaç kredilerinden kaynaklandı. Varlık yönetim şirketlerine devredilen batık borçlarda yüzde 24 gibi önemli bir artış kaydedildi. Bu şirketlere devredilen borçlar 20.8 milyara zıpladı.

25 Mayıs 2018 Cuma

Kamu bankalarından ortak ATM kararı

Kamu bankalarının komisyonsuz ortak ATM kararına bireysel muafiyet çıktı.

Rekabet Kurumu, kamu bankalarının kendi aralarında komisyonsuz ortak ATM kullanımı anlaşmasına bireysel muafiyet tanıdı.

Bu kapsamda T.C. Ziraat Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş., Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O., Vakıf Katılım Bankası A.Ş. ve Ziraat Katılım Bankası A.Ş. aralarında imzaladıkları ikili anlaşmalar yoluyla anılan sahip oldukları ATM'leri müşterilere ilave bir komisyon çıkarmada ortak kullanımı rekabet koşullarına uygun bulundu.

İşlemin, koşulların tamamını sağlaması nedeniyle, bireysel muafiyet tanınmasına karar verildi.

Vakıfbank, Halkbank, Ziraat Bankası, Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım bankalarının ATMlerinden bu bankalardan herhangi birine ait kartlarla para çekme para yatırma ve bakiye sorgulama ile kredi kartı borcu sorgulama ekstre görüntüleme ve kredi kart borcu ödemede komisyon ücret vs adı altında hiçbir masraf alınmıyor. Bankalar arasında Nisan ayında protokol imzalandı.

Erdoğan'ı faiz artırımına Yıldırım ikna etti

Başbakan Yıldırım'ın Merkez'in faiz artırımı konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ikna ettiği öne sürüldü.
Merkez Bankası'nın geç likidite penceresi faizinde 300 puanlık artışla ilgili Reuters ortaya ilginç bir iddia attı.

Ajansın konuya yakın üç kişiye dayandırdığı haberinde, TL'de değer kaybının sürmesinin ardından Başbakan Mehmet Şimşek, Maliye Bakanı Naci Ağbal ve Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, Pazartesi günü olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi.

Orhan Coşkun imzasıyla yayınlanan haberde, bu görüşmede, kurdaki yükselişe karşı atılacak adımların ele alındığı belirtildi. Haberde, "Konuya yakın kaynaklardan biri, bakanların, risk altında olanın yalnızca para birimi olmadığını, aynı zamanda ekonomiye yönelik 'kalıcı hasar' oluşmasının da önüne geçilmesi gerektiğini düşündüklerini söyledi" denildi.

Bu toplantıda, kurdaki yükselişi durdurmak için faiz artırımına gidilmesi gerektiği konusunda mutabakat sağlandı. Ancak Merkez Bankası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan'ın faiz artırımına yönelik duruşu nedeniyle hemen hareket geçmek istemedi.

Erdoğan çarşamba günü ikna oldu

Bunun üzerine, bu toplantının ardından aynı gün içerisinde Başbakan Binali Yıldırım ile bir görüşme gerçekleştirildi ve burada, faiz artırılması gerektiği yönünde bir mutabakatın oluştuğu aktarıldı.

Görüşmeler, salı günü de devam etti ve liradaki düşüşün önlenebilmesi için atılabilecek ek adımlar değerlendirildi. Tüm bu görüşme trafiği devam ederken, liradaki değer kaybı da sürüyordu. Dolar/TL paritesi, haftaya 4.50 düzeyinin üzerinde başlamış ve böylece yıl başından bu yana liranın değer kaybı da yüzde 20 düzeylerine ulaşmıştı.

Ancak Erdoğan'a faiz artırımı konusunun iletilmesi ilk mutabakatın sağlanmasından üç gün sonra, çarşamba günü oldu. Aynı gün içerisinde liraya yönelik yoğun satışlar devam etmiş ve kur 4.92 düzeyini de aşarak tüm zamanların en yüksek düzeyine çıkmıştı. Başbakan Yıldırım, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı olağan görüşmede, liradaki düşüşün durdurulması için faiz artırılması gerektiği görüşünü aktardı.

Yıldırım'ın Erdoğan'ı ikna etmesinin ardından Merkez Bankası Para Politikası Kurulu olağanüstü toplanarak, geç likidite penceresi borç verme faiz oranını 300 baz puan artırdı ve yüzde 13,5'tan yüzde 16,5'a yükseltti.

Reuters, bu durumun "Türk hükümetinin en üst kademelerinde para politikası nedeniyle yaşanan gerilime" işaret ettiği yorumunu yaptı.

"Mehmet Şimşek için bir nevi zafer"

Ajansın haberde görüşlerine yer verdiği Adalet ve Kalkınma Partisi'nden üst düzey bir yetkili, "Bu, geç kalınmış bir karar mıdır? Evet. Eğer artırım daha erken yapılsaydı kur da bu düzeylerde işlem görüyor olmazdı" dedi.

Haberde, artırım kararının Şimşek açısından "bir nevi zafer" anlamına geldiği belirtildi.