14 Ocak 2019 Pazartesi

Kayyum atanan şirketlerin değeri 56,5 milyar lira

TMSF Başkanı Gülal: Şu an TMSF kayyumluğunda yürütülen 955 şirketimiz var. Bunların aktif büyüklükleri toplam 56,5 milyar lira.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Muhiddin Gülal, TMSF kayyumluğunda idare edilen 955 şirket bulunduğunu belirterek "Bunların aktif büyüklükleri toplam 56,5 milyar lira, öz kaynak rakamı 19,8 milyar lira seviyesinde. Çalışan sayısı da 44 bin 622 kişi. Bu şirketler genel olarak yüzde 27 seviyesinde büyüdü." dedi.

Kayseri Organize Sanayi Bölgesi'nde Boydak Holding merkezinde düzenlenen 2018 değerlendirme toplantısına katılan Gülal, fona devredilen firmaların, başarılı finansal sonuçlarıyla ekonomiye güç katmaya devam ettiklerini söyledi.

Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı'na destek verdiklerini ifade eden Gülal, "Şu an TMSF kayyumluğunda yürütülen 955 şirketimiz var. Bunların aktif büyüklükleri toplam 56,5 milyar lira, öz kaynak rakamı 19,8 milyar lira seviyesinde. Çalışan sayısı da 44 bin 622 kişi. Bu şirketler genel olarak yüzde 27 seviyesinde büyüdü." diye konuştu.

Boydak Holding'in Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Listesi'nde 7 grup şirketinin bulunduğunu anlatan Gülal, holdingin 2018 yılında sahip olduğu güçlü insan kaynağında herhangi bir azalmaya gitmediğini vurguladı.

Gülal, ayrıca İstikbal markasıyla Kayserispor'a, Bellona markası ile de bayan basketbol takımına sponsor olarak spora olan desteklerini sürdürdüklerini bildirdi.

Bağlı firmaların ihtiyaç duyması halinde yatırım yapmaktan da çekinmediklerini dile getiren Gülal, şunları kaydetti:

"Boydak Grubu'nun 2017 yılında 8,6 milyar lira olan cirosu yüzde 14'lük artışla 2018 yılında 9,8 milyar liraya yükselmiştir. Grubun vergi öncesi karı (EBITDA) yüzde 26,5 artışla 1 milyar liradan 1,34 milyar liraya ulaşmıştır. Aynı dönemlerde ödenen vergiler ise yüzde 52'lik artışla 432 milyon liradan 658 milyon liraya ulaşmıştır. 2018'e 372 milyon dolar olan toplam ihracatı yüzde 5,1 artarak 391 milyon dolara yükselmiştir. 2 yılda toplam yatırımlar ise 419 milyon liraya ulaşmıştır. Boydak için bu yıl 500 milyon dolar ihracat hedefimiz olacak. Boydak bin 664 mağaza sayısına ulaştı. Boydak Holding mobilya sektörünün hemen hemen yüzde 60'ına sahip. Biz TMSF kayyumluğundaki şirketlere bir milli servet gözüyle bakıyoruz. Bu şirketlerde bir irtifa kaybı olsun istemiyoruz. Bu şirketlerin katma değer üretmeye devam etmesi lazım. Biz Boydak Holding'i devraldığımızda bu grubun 383 milyon Dolar banka borcu vardı. Bu 2 yıllık süreç içerisinde 245 milyon dolar borç ödemesi gerçekleştirdik. Bugün holdingin toplam borcu 138 milyon dolar seviyesinde."

Gülal, mobilyadan enerjiye, demir-çelikten tekstile kadar 8 farklı sektörde faaliyet gösteren Boydak Holding'in Ar-Ge-Ür-Ge harcamalarının yüzde 14,7 yükselişle 16 milyon liraya ulaştığını ifade etti.

Bir gazetecinin Boydak Holding'e Arap yatırımcıların ilgi gösterdiğini hatırlatması üzerine Gülal, ekonomik durumu iyiye giden firmaların satışını düşünmediklerini, bu kapsamda Boydak Holding'in satışının da gündemlerinde olmadığını söyledi. 

13 Ocak 2019 Pazar

Küreselleşme laneti!

Küreselleşme son otuz yılda bize ne vaat etmişti, ne verdi? Milliyet Ekonomi yazarı Ali Ağaoğlu, bu soruya ne cevap verdi? Yanıtını da, analizini de köşesine taşıdı.İşte o yazı...
Küreselleşme son otuz yılda bize ne vaat etmişti? Mal, hizmet, sermaye ve emek dünyada serbestçe dolaşacak, refah her kesime eşit olmasa da benzer şekilde dağılacaktı. Böyle oldu mu? Hayır!

Mal, hizmet, sermaye serbestçe dolaştı. Lakin emek serbestçe dolaşamadı! Dünya ticaretindeki sınırlar kaldırıldı veya azaltıldı. Bu sayede mal, hizmet (örneğin bankacılık) ve sermaye serbestçe her ülkeye girdi. Buna karşın, emeğin serbestçe dolaşımı önündeki engeller yükseltildikçe yükseltildi! Emek serbestçe dolaşamadı. Bu neye yol açtı? Küresel gelir dağılımı her geçen gün daha da bozuldu ve bozulmaya da devam ediyor.

Müsaadenizle basit bir örnekle açıklayayım. Dünya haritasını önünüze koyun. Doğuda Avustralya ve Çin’den başlayın, ABD’den çıkın. Kolay olsun diye sadece alışveriş merkezlerine baktığınızda, markaların üçte ikisi küresel markalar. Bu durum bankacılık, otomotiv, mühendislik ve hatta yönetim danışmanlık hizmetlerinde de böyle. Geriye kalan üçte bir marka yerel olanlar. Küreselleşme “masalı” dünyaya anlatılmadan önce, bu oran en kötüsünden birçok ülkede tam tersineydi.

Popülist söylemler

Küreselleşmeyle az sayıda firma/marka dünya ticaretinde, tüketiminde önemli bir paya ulaşırken, yerel firma ve markalar ya bu firmalar tarafından “yutuldular” ya da ‘piyasadan çekilmek zorunda bırakıldılar’. Hal böyle olunca da gelir dağılımı önemli ölçüde bozuldu; servet daha önceleri çok sayıda insana dağıtılırken, az sayıda insana/firmaya akar hale geldi. Ekonomik dünyada yaşanan bu değişimin kaçınılmaz bir şekilde sosyolojik bir karşılığı da oldu.

Gelir dağılımındaki bozulma, sebebinin ne olduğunu tam olarak anlaşılamasa da, popülist söylemlerin öne çıkmasına sebep oldu. Fakirleşen insanlara gerçek sebebin küreselleşme olduğundan söz etmeksizin, fakirliklerinin sebebini bir “dış düşman” olarak sunan popülist politikacılara teveccüh arttı. Popülist politikacılar da belki gerçek sebebin ne olduğunu bilmiyorlardı.

Ancak toplumdaki genel rahatsızlığı hızlı teşhis eden kurnaz politikacılar, fakirliğin sebebini şu veya bu gösterdiler, popülist söylemlerle iktidara geldiler.

Asıl sebebin ne olduğunu kendileri de tam olarak teşhis edemediklerinden, elde ettikleri iktidarı koruyabilmek adına bu politikacılar, önce popülist idiler. Sonra otoriter, daha sonra da totaliter oldular.

Haritaya bir bakın

Biraz evvel önünüze koyduğunuz dünya haritasına yeniden bakın. Filipinler’deki Dutarte, Çin’de ömür boyu iktidar şansını elde eden Xi, Orta Asya’dakileri geçiyorum, Rusya’da Putin, G. Afrika’daki Zuma (yerinden olsa da yapıda çok büyük bir değişiklik yok!) Polonya’daki ikizlerden iktidarda olmayan ama iktidar olan Jaroslaw A. Kaczyinski, Macaristan’da Orban, Almanya’da yükselen sağ popülist AfD hareketi, Fransa’da Le Pen’in hareketi, Hollanda ve Avusturya’da kıl payı iktidarı alamayan sağ hareketler ve nihayet Brexit ile Trump...

Brexit referandumunda İngiliz halkı, fakirleşmelerinin suçlusu olarak AB’yi gördüler ve çıkalım dediler. Halbuki suçlu AB değil, küreselleşme idi. Anlayamadılar! Küreselleşmenin kalelerinden biri olan Londra kalalım derken, İngiltere’nin Londra dışındakilerinin hepsi çıkalım dedi.

Küreselleşmenin tabutuna çiviyi çakan son isim aslında Trump oldu. Yine küreselleşme nedeniyle, biraz da 2008 krizi sonrası uygulanan mali politikaların da etkisi vardı ya neyse; fakirleşen ya da gelir dağılımı bozulan Amerikalılar Trump’a oy verdiler. O da aslında popülist söylemlerle iktidara geldi. Otoriter olmaya çalışıyor, totaliter liderleri kendine örnek alıyor. O yüzden ne yapacağı bir türlü kestirilemiyor.

Küreselleşmenin laneti de bu: Popülizm güç kazanıyor; otoriterleşmek, fırsat bulursa da totaliterleşmek istiyor! Sonumuz hayır olsun...

Selçuk Bayraktar: Tarihi bir adım

Baykar'ın Makine Teknik Müdürü Selçuk Bayraktar, Ukrayna'nın Türkiye'den İHA alımına ilişkin sosyal medya hesabından, "Ukrayna'ya ihracatı tarihi bir adım" dedi.
İnsansız Hava Aracı(İHA) üreticisi ve geliştiricisi Baykar'ın Makine Teknik Müdürü Selçuk Bayraktar, Ukrayna'nın Türkiye'den İHA alımına ilişkin sosyal medya hesabından, "Milli tasarım İHA'larımızın havacılıkta öncü ülkelerden Ukrayna'ya ihracatı tarihi bir adım" dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko'nun Türkiye ile Bayraktar TB2'nin satın alınması konusunda anlaşma imzaladıklarını sosyal medya hesabından duyurmasının ardından Selçuk Bayraktar da Twitter hesabından açıklama yaptı. Bayraktar Ukrayna'ya İHA satışının tarihi bir adım olduğunu belirterek, "Milli tasarım İHA'larımızın havacılıkta öncü ülkelerden Ukrayna'ya ihracatı tarihi bir adım. Bu adım; ekibimiz, TSK'mız, Savunma Sanayi Başkanlığı, milli ve bağımsız savunma sanayi vizyonunu ortaya koyan, milli irade ve bayrağımızı zirveye çekmek için gönülden destek veren aziz Milletimizin eseri" diye konuştu.

"MİLLETİMİZİN BAŞARISI"

Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar da Poroşenko'nun paylaşımını paylaşarak, "Bu başarı sadece Baykar'ın değil, Türkiye'nin başarısıdır" ifadelerini kullandı.

12 Ocak 2019 Cumartesi

Çimento: Küresel ısınmanın gizli sorumlusu

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46589916

'Tarihin gelmiş geçmiş en zengin insanı' Jakob Fugger'in öyküsü

1459'da doğan ve 1535'te ölen Alman bankacı ve tüccar Jakob Fugger eğer bugün yaşasaydı; serveti Bill Gates, Warren Buffet, Carlos Slim ve Mark Zuckerberg'inkilerin toplamından daha fazla olurdu.

Onun hayat öyküsünü yazan Greg Steinmetz'e göre, "Zengin" lakaplı Fugger'in serveti günümüzün parasıyla 400 milyar doları bulmuştu.

Amerikan Wall Street Journal gazetesinin eski editörlerinden Steinmetz, Fugger'i "tarihin en zengin insanı" olarak görüyor.

Greg Steinmetz, 2 yıl önce çıkan kitabına da bu adı vermiş.

Steinmetz, "Jakob Fugger gelmiş geçmiş en güçlü bankacıydı. Onun döneminde Rönesans yaşanıyor ve dünyayı iki kişi kontrol ediyordu; Roma Germen İmparatoru ve Papa. Her ikisini de Fugger finanse ediyordu" diyor.

Yazar göre tarihte hiçbir bankacı onun kadar güce ve nüfuza sahip olmadı.

Steinmetz, "Fugger İspanya Kralı 1. Carlos'un 5. Şarlken olarak Roma Germen İmparatoru seçilmesi için rüşvet dağıttı. 5. Şarklen Yeni Dünya'yı sömürgeleştirdi. Tahta o geçmeseydi, tarih aynı olmazdı" diye konuşuyor.

Peki, çağdaşları Mediciler, Cesare ve Lucrezia Borgia Kardeşler veya Nicolas Machiavelli'nin tersine, neden çok az kişi Jabob Fugger'i biliyor?

Steinmetz'e göre bunun nedenlerinden biri Fugger'in Alman olması ve İngilizce konuşan dünyada bilinmemesi.

Yazarı, Fugger'in biyografisini yazmaya telvik eden de bu olmuş:

"Berlin'de Wall Street Journal'ın büro şefiyken Fugger'i sık sık duyardım, ama onunla ilgili tek bir İngilizce metin bile bulamadım."

Ne saray yaptırdı ne katedral
Ama belki de, Fugger'in kendi ülkesi dışında pek bilinmemesinin nedeni, döneminin diğer ünlüleri gibi pek renkli bir karakter olmaması.

Papa olmak ya da siyasi bir makama gelmek istemedi.

Rönesansta hiçbir sanatçıya destek olmadığı gibi, saraylar ya da katedraller de yaptırmadı.

Yaptığı en meşhur iş ise Almanya'nın güneyindeki memleketi Augsburg'ta yaptırdığı sosyal konut projesi, Fuggerai. Bu evlerde oturanlar hala yılda sadece 1 ABD doları kira ödüyor.

Steinmetz "Bankacılar perde arkasında çalışmaya alışkındır" diyor.

Ancak bu, Jakob Fugger'in izini bırakmadığı anlamına gelmiyor. Aslında, çoğumuz bilmesek de etkisi bugün hala hissediliyor.

İşte Fugger'a borçlu olduğumuz 5 şey;

1. İlk uluslararası ekonomik faaliyet

Jakob Fugger'in döneminde ekonomik faaliyetler sınırlıydı. Zenginler, köylülerin çalıştığı topraklarında yaşar, köylüler ise karşılığında koruma alırlardı.

Fugger, verdiği krediler karşılığında maden çıkarma hakları elde etti ve bakır ile gümüş ticaretini tamamen eline geçirdi.

Buna ek olarak, baharat ticaretine de girişti. Yani aslında kapitalizmin kurucularından biriydi.

2. İlk haber servisini kurdu

Jakob Fugger bilginin değerli olduğunu biliyordu ve bu yüzden bilgiye rakiplerinden önce erişmek istiyordu.

Bu nedenle, farklı şehirlerdeki siyasi ve ticari faaliyetler hakkında bilgi getiren ulaklara para ödüyordu.

Halefleri bu geleneği yaşattı ve sonunda Fugger Bültenleri kuruldu.

Bazıları bunu dünyanın en eski gazetesi olarak kabul eder.

3. Günümüzdeki anlamıyla ilk tasarruf hesabını açtı

Mediciler gibi diğer ailelerin de bankaları vardı ancak Katolik Kilisesi tefecilik olarak gördüğü faiz ödenmesine izin vermiyordu.

Fugger müşterisi Papa 10. Leo'yu ikna ederek bu yasağı kaldırdı ve Augsburg'daki bankasına parasını yatıran müşterilere yıllık yüzde 5 faiz vadetti.

4. Kaşifleri fonladı

Kristof Kolomb Amerika'yı keşfettiğinde 33 yaşındaydı.

Bu keşiflerin ekonomik potansiyeliyle ilgilenen Fugger Hindistan'a yapılan ilk seyahatin masraflarını karşıladı.

Macellan'ın dünyanın etrafında dolaştığı yolculuğun masraflarını ödeyenlerden biriydi aynı zamanda.

5. Protestan Reformunu kışkırttı

Jakob Fugger'in Vatikan'la ortaklaşa yaptığı işlerden biri günahların affını satmaktı.

Bunu St. Pietro Katedrali'nin inşa masraflarını karşılamanın bir yolu olarak önermişti.

İşte bu uygulamaya karşı çıkan Martin Luther'in ateşlediği reform hareketinin bu yıl 500. yılı kutlanacak.

Fugger, 1498'de Augsburg'un kurucu ailelerinden birinin üyesi Sybille Arzt ile evlenmişti. Çiftin çocuğu olmadı ve aile işletmesini yeğenleri Anton ve Raymund devraldı.

Kalust Sarkis Gülbenkiyan: Yaşadığı dönemin en zengin insanı, 'Bay yüzde 5' lakaplı Üsküdarlı Ermeni işadamının hikâyesi

Petrol baronu Üsküdar doğumlu Osmanlı Ermenisi Kalust Sarkis Gülbenkiyan, 1955 yılında dünyanın en zengin insanı olarak ölmüştü. Osmanlı topraklarında bulunan petrol yatakları için imzalanan kontratlardan aldığı komisyonlar nedeniyle 'Bay yüzde 5' lakabıyla bilinen Gülbenkiyan'ın hayatı kitap oldu.

Gülbenkiyan'ın hikayesi ve servete kavuşması Jonathan Conlin'in "Bay Yüzde Beş: Dünyanın en zengin adamı Kalust Gülbenkiyan'ın pek çok hayatı" isimli kitabında anlatılıyor.

İstanbul'da doğan Gülbenkiyan öldüğü 1955 yılında modern dönem değerlerine göre 5 milyar sterlinlik servetiyle dünyanın en zengin kişisiydi.

Gülbenkiyan daha 19 yaşındayken hayatının ilk petrol sahasını o zamanlar Rusya İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunan Bakü'de görmüştü. Petrolün büyük bir devrim başlatacağını öngören Gülbenkiyan, Orta Doğu'da geliştirdiği ilişkiler ağı sayesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun Asya kıtasındaki topraklarında bulunan petrol sahaları ile ilgili imzalanan tüm kontratlardan yüzde 5 komisyon alabileceği bir anlaşmaya imza attı.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde imzalanan bu anlaşma o dönemde pek de önemli görünmüyordu. Gülbenkiyan yıllarca bu hisseye sahip olmayı sürdürmek için uğraştı. 1950'lilere geldiğinde dünyanın en zengin petrol sahalarından yüzde 5'lik hisse oldukça büyük bir miktara denk geliyordu.

Gülbenkiyan 1880'li yıllarda şiddet olayları ve Osmanlı içerisindeki karışıklıklar nedeniyle İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalmıştı. Londra'da eğitime başladıktan sonra İngiliz vatandaşlığına geçti ve aile şirketini de yavaş yavaş terk etti.

1914'e yaklaşırken Gülbenkiyan Jön Türkler'e danışmanlık yaptı. Dönemin maliye bakanı Cavid Bey ile yakından çalışarak Türkiye Merkez Bankası'nın ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO) kurulmasında rol oynadı.

Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Osmanlı hükümeti bugünün Irak topraklarındaki petrol sahalarında kontrolü yitirmişti ancak TPAO'nun buradaki varlığı sürdü. Gülbenkiyan'ın şirketteki yüzde 5'lik hissesi onu çok zengin bir kişi haline getirdi.

Jonathan Conlin, kitabında Gülbenkiyan'ın çok da sevilen biri olmadığını yazıyor. Tüccarlık yetenekleri yüzünden pek çok kişiyle anlaşmazlık içine girmiş. Kitap ayrıca Gülbenkiyan'ın aile hayatını da mercek altına alıyor. Orta yaşlarında Ermeni bir doktorun tavsiyesi üzerine Gülbenkiyan, pek çok genç kadınla ilişki yaşarken iddiaya göre sağlığı pek de iyi olmayan eşi bu duruma itiraz etmemiş.

Gülbenkiyan öte yandan Sovyetler Birliği'nin sermaye sıkıntısına düşmesini fırsat bilerek birinci sınıf bir sanat koleksiyonuna sahip olmayı başarmış.

Modern Oligark
Gülbenkiyan sanat koleksiyonunu İngiltere ve Fransa'da korurken İkinci Dünya Savaşı'nda tarafsız bir diktatörlük olan Portekiz'e yerleşti ve savaşı kazanan tarafta olmaya çalıştı.

Gülbenkiyan neredeyse her ülkede üst düzey bağları bulunan bugünün terimiyle modern bir oligark olarak yaşamıştı. Gülbenkiyan'ın sınır tanımayan azmi, İngiliz okullarına giden çocukları ve off-shore ticari çıkarlarıyla aslında geçmiş bir küreselleşme çağının ürünü.

Gülbenkiyan kurumsal yapıları kullanarak mülk sahibi oldu, vergi ödememek için kendisinin ve ailesinin ülkeler arasındaki sermaye hareketlerini idare etti.

1931 yılına gelindiğinde Gülbenkiyan'ın serveti 4,6 milon sterlini aşıyordu. Ancak elindeki hisseleri ve borç senetlerini Liechtenstein'da kurduğu bir şirkette tuttuğundan o yıl sadece 100 İsviçre Frankı vergi ödemişti.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra sermaye kontrolünün gelmesi ve ülkelerin sosyal devlet yapılanmasına geçmesiyle küresel anlamda vergiden kaçanlara hoşgörü gösterilmemeye başlandı. Bu yüzden Gülbenkiyan Portekiz'i faaliyetlerinin merkezi haline getirmeye karar verdi. Vergi düzenlemeleri nedeniyle sanat galerilerini de Londra ya da ABD'ye değil, Portekiz'e taşıdı.

Bugün Gülbenkiyan'ın sanat vakfı Avrupa'da en büyük hayırsever kurumlarının başında geliyor.

Ortadoğu'nun büyük güçleriyle aynı masada oynayan, dünyanın finans mimarisinin boşluklarından faydalanan, servete kavuşan ve lüks içinde yaşayan Bay Yüzde 5, Gülbenkiyan geçmiş zaman için eşsiz bir yetenek olabilir ama onun bugün ekonomik sahnedeki varisleri pek de farklı değil.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46838558

Çin'in parası küresel para birimi olacak İngiltere Merkez Bankası Başkanı açıkladı

İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mark Carney, Çin para birimi yuanın küresel para birimi olarak dolara rakip olacağını söyledi.

İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mark Carney, Çin para birimi yuanın küresel para birimi olarak dolara rakip olacağını söyledi.

Paranın geleceği konusunda bankanın resmi web sayfasına iletilen soruları yanıtlayan Carney, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) para birimine (SDR) ilişkin bir soru üzerine, SDR’nin IMF üyeleri arasında yapılan işlemlerde kullanılmak üzere geliştirildiğini, uluslararası piyasalarda rezerv para olarak kullanılmasının zor olduğunu belirtti ve ekledi:

"Böyle olmakla birlikte, sonuçta ABD doları dışında rezerv para birimleri ortaya çıkması çok olası görünüyor. Küresel finans sisteminin evrimi şu anda global ekonominin gerisinde kaldı. Gelişmiş ülkelerde bazı finansal varlıklarda ekonomik aktiviteye oranla asimetrik birikmeler söz konusu.

"Örneğin gelişmekte olan ülkeler, küresel ekonomik aktiviteler içindeki paylarını yüzde 60'a yükseltirken, finansal varlıkların sahipliği olarak sadece yüzde 30 düzeyine çıkabildiler. Uluslararası ticaretin ise yüzde 50'si dolar ile yapılırken, ABD’nin küresel ticaretteki payı aslında yüzde 10'un çok altında.

"Dünya yeniden şekillenirken, reel ekonomi ve finansal ekonomi arasındaki bu fark azalacaktır. Bu süreçte yeni rezerv para birimleri ortaya çıkabilir. İlk etapta ben bunların mevcut ulusal paralar olmasını beklerim; mesela Çin renminbisi."

Bu tip değişimlerin bir gecede olmadığını da vurgulayan Carney, ABD'nin aslında 19. Yüzyıl'ın ikinci yarısında ekonomik olarak Birleşik Krallık'ı geçtiğini, ancak, doların sterlinin yerini almasının 1920'leri bulduğunu anımsattı.